Çarşamba, 18 Nisan 2018 07:56

1990'lı Yıllar

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

İÇ VE DIŞ POLİTİKA KAYGILARININ ETKİSİ
1990'lı Yıllar


Döneme ilişkin en önemli Türk - Yunan uyuşmazlığı olarak Kardak bunalımı yaşanmıştır. Bu bunalım sırasında sergilemiş olduğu yaklaşımla özellikle Başbakan T. Çiller, ulusal kamuoyunda eleştirilerle karşılaşmıştır. Bunalım sırasında Dışişleri bürokrasisinin görüşlerine karşı duyarsız kalmasının yanı sıra kamuoyu önünde "bu bayrak inecek bu asker gidecek" türünden duygusal söylemlerle olaya bakışı Kardak bunalımı sırasında gerek diplomatik gerekse hukuki/siyasi tezlerin inandırıcılığını azaltmıştır. Örneğin N. Akıman'a göre;

"... Bu kriz [Kardak] sadece birtakım yüksek mevkilerde bulunan politik şahsiyetlerin bundan yararlanmasına yol açmıştır. Hatta buna belki medya da dahildir. Başbakan 'Ben bayrağı indirdim. Askeri oraya çıkardım' gibisinden sözler söylüyor. Peki de sorunu çözebildiniz mi? Yoo... Sadece krizi giderdiniz. O nokta başarılı. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, sanıyorum krizin atlatılmasında ustaca davranmıştır... Ama unutmayalım ki bu, sorunu çözmüş değildir. Yunan tarafı hala 'Ada bizimdir' gibi beyanlarda bulunuyor. Demek ki hala adanın sahibi oldukları iddiası içindeler... Bizim o zaman (1987 krizinde) krizi atlatma teklifimiz sorunun çözülmesi koşuluna bağlıydı. Bugün de bunu yapmaları lazımdı. Mevcut Davos mekanizması da hazır. O mekanizmayı işletebilir, ya da başka bir mekanizma devreye sokulabilirdi. 'Bu şartla oradan çekiliriz. Aksi halde orada kalırız 'denebilirdi. 'Bizim adamız' diyorsunuz; sonra da çekiliyorsunuz. Şimdi girip oraya bayrak çekebiliyor musunuz? Demek ki bundan şüpheniz var. Şüpheniz yoksa bile bu egemenlik hakkını ortaya atamıyorsunuz. Orada egemenlik hakkınız varsa geri çekilmezsiniz". [440]
Gerçekten de, gerginlik sonrasında Yunanistan Savunma Bakanı Arsenis yapmış olduğu bir radyo konuşması sırasında gerginlikten Yunanistan'ın galip çıktığını çünkü Türkiye'nin Yunanistan'ı diyaloga zorlamadığını açıklamıştır. [441] Hükümetin siyasi başarısızlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başarısı ile kapatılmaya çalışılmış, bu durum ise eleştiri konusu olmuştur.Diğer yandan, bunalımın çıktığı ilk anda Türkiye'nin diplomatik tepki vermede yeterince atak davranamadığı ve egemenliğe ilişkin böylesine duyarlı bir konuda tezlerine inandırıcılık kazandıracak açıklamaları yapmakta yetersiz kaldığı eleştirileri yapılmıştır. Başbakan Çiller'in Kardak kayalıklarının hukuki statüsüne ilişkin belgelerin Dışişleri Bakanlığı arşivinde bulunamadığına ilişkin sözleri ise Türk tezlerinin inandırıcılığını ilk başlarda zedelemiştir. Ancak daha sonra Osmanlı tapu kayıtlarının ve 1932 Türk - İtalyan protokollerinin ortaya çıkarılması ile bu durum giderilmeye çalışılmıştır. Hükümetin bunalım sırasında yaptığı açıklamalarla Dışişleri bürokrasisini dışlamış olduğu izlenimi ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte S-300 Füzelerinin Kıbrıs'ta konuşlandırılacağına ilişkin tartışmalar gündeme geldiğinde olayın iç politikadaki boyutları bir an için göz ardı edilirse, askeri ve siyasi yöntemler ve diplomasinin birlikteliği bakımından etkin bir  yol izlendiği görülmüştür. [442]

Türk - Yunan ilişkilerinde Öcalan bunalımı ile başlayan süreçte Hükümetin izlemiş olduğu dış politikanın işleyiş tarzı konusunda zaman zaman eleştiriler yapılmıştır. Bu eleştirilerden bir kısmı hükümetin Yunanistan'ın Öcalan ve PKK terör örgütüne vermiş olduğu desteğin böylesine açığa çıkmış olmasından yeterince yararlanılamamış olmasında odaklanırken iki ülke arasında başlatılan diyalogun da aslında Yunanistan'ın terörü destekleyen ülke imajından kurtulmasını ve uluslararası baskılardan sıyrılmasını sağlayacak önemli bir ödün olduğu ileri sürülmüştür. Yunanistan ile başlatılan ılımlı diyaloğun, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğe aday ülke statüsünün tanınmış olduğu Aralık 2000 Helsinki Zirvesi'nde Yunanistan'ın veto engelinin aşılmasını kolaylaştırdığı görüşüne karşın, aslında, Yunanistan'ın bu durumdan da avantajlı çıktığı söylenmiştir. Nitekim, Helsinki Zirvesi'nde alınan kararlar çerçevesinde Türkiye ve Yunanistan arasındaki uyuşmazlıkların 2004 yılına değin ikili görüşmelerle çözümlenmesi gerektiği karar altına alınarak Türk - Yunan uyuşmazlığı Avrupa Birliği'nin uğraşı alanı içerisine sokulmuştur. [443]

Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkileri etkilemesi bakımından Türkiye'de Silahlı Kuvvetlerin / Milli Güvenlik Kurulu'nun dış politika kararları üzerinde belirgin etkisinden söz etmek mümkündür. Bu durum bir yanıyla ulusal güvenlik boyutu, diğer yanıyla strateji belirleme bakımından söz konusudur. Milli Güvenlik Kurulu'nda ele alınan konular arasında Türkiye'nin ulusal güvenliğini yakından ilgilendiren PKK ve ayrılıkçı terör hareketleri, terör örgütlerine verilen dış destekler, bölge ülkeleriyle ilişkiler, AB ile geliştirilmeye çalışılan ilişkiler bu dönemde sıklıkla gündeme getirilerek gerek hükümetin ve gerekse Türk Silahlı Kuvvetleri'nin stratejik yönelimi belirlenmiştir. Özellikle 1993 seçimleri sonrasında iktidara koalisyon hükümetlerinin hakim oluşu ve bu hükümetlerin ekonomik sorunların anı sıra güvenlik ve dış politikaya ilişkin sorunların çözümünde de gereken başarıyı göstermekten uzak kalmış olmaları dikkate alındığında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin anayasal sorumluluklarını ve haklarını yerine getirmede duyarlı davrandığı görülmüştür. 28 Şubat Kararları olarak anılan MGK kararlarının ardından Türk siyasi yaşamında TSK'nin etkinliğinin arttığına ilişkin yorumlar yapılmaya başlanmıştır. Bunun somut dış politika gelişmeleri üzerindeki etkisi ise DYP / RP Koalisyon hükümetinin dış politikaya ilişkin uygulamaları sırasında daha da belirgin olarak hissedilmiştir. 
  
 


440- Leyla Emeç Tavşanoğlu, Türk - Yunan Sorunları Akiller Tartışıyor, İstanbul: Çağdaş Yayınları, 1998, s.97. 
441- Michael Robert Hickok, "Falling  Toward War in the Aegean: A Case Study of the Imia/Kardak Affair", http://www.dodccrp.org/proceedings/DOCS/wcd00000/wcd00044.htm, B. Tarihi: 23/09/1999. 
442- Bu konuda bkz; Gencer Özcan, "Sonun Başlangıcı", Onbir Aylık Saltanat- Siyaset, Ekonomi ve Dış Politikada Refahyol Dönemi, İstanbul: Boyut Kitapları, 1998, ss..201-216. 
443- Mümtaz Soysal, "Cicim Ayları", Hürriyet, 7 Mayıs 2000, s. 13. "Yunan Dışişleri Bakanı, kendisini ziyaret eden meslekdaşını karşılama nutkunda Kıbrıs'tan söz ettiğinde, Türkiye'nin askeri harekatını nitelemek için yığınla söz varken 'istila' anlamına Yunanca 'izvoli' demişse, bunu sorun yapmayanları kınamaktan uzak durmak, kendi halkının onuruna çıkmak mıdır? 
 Eski Yunan Başbakanı müteveffa Andreas Papandreu, bir yandan halk yığınlarını kendisine kazandıran ekonomik, sosyal ve hukuksal reformları yaparken bir yandan da, biz sevmesek de, ülkesinin onuruna ustaca sahip çıkmayı çok iyi bilirdi. Oğlunun da içinde bulunduğu şimdiki hükümet, kendi halkının onuruna sahip çıkmayı çok değişik ve yumuşak bir üslupla yine becerdi; ... Türkiye'dekiler, yabancıların hoşuna gitmek uğruna ne ülkenin onuruna sahip çıkabildiler, ne halkın çıkarlarına. Bedelini de bir gün ödeyeceklerdir."Mümtaz Soysal, "Bir Parçacık Onur", Hürriyet, 9 Nisan 2000, s. 13.

Okunma 46 kez
Yorum yapmak için oturum açın

Kitap Menu