1974 Sonrası Dönem

 yazyoruktrgr

Çarşamba, 18 Nisan 2018 07:57

1974 Sonrası Dönem

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

İÇ VE DIŞ POLİTİKA KAYGILARININ ETKİSİ
1974 Sonrası Dönem


Yunan iç politikası açısından Türk-Yunan ilişkilerinde yaşanan gerginliğin ve karşılıklı güvensizliğin söz konusu edildiği bir başka dönem ise 1974 Kıbrıs  bunalımı ile ortaya çıkmıştır. Askeri cuntanın Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunmasına yol açan darbe girişiminde bulunmasının ardından yaşanan olaylar Yunan iç politikasında köklü değişikliklere yol açmıştır. Türkiye'nin garantörlük sıfatına dayanarak bir dizi garantörler arası görüşmeden sonra Kıbrıs'taki Türk toplumunun hak ve statülerini korumak amacıyla askeri müdahalede bulunması dolaylı olarak Yunanistan'da askeri cuntanın iktidarı terk etmesine yol açarken Yunan ulusal dayanışmasının yeniden oluşturulması çabalarında sivil iktidarı ele alan yöneticilere büyük bir olanak sağlamıştır. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında bir Türk-Yunan savaşı olasılığının gündemde olması, Yunanistan'da askeri cuntanın iktidardan uzaklaşması ile hükümete gelen Karamanlis'e cuntadan sivil yönetime geçişin sarsıntısız olmasını, iç çatışmaları önleme olanağını vermiştir. Türkiye ile bir savaş olasılığı, sıklıkla vurgulanarak ulusal dayanışma korunmak istenmiştir.

Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalesini izleyen günlerde Yunanistan'da iktidarın Karamanlis'in liderliğinde sivillerin eline geçmiş olmasına karşın, tam anlamıyla bir yönetimsel karmaşa yaşanmıştır. Sivil idarenin ordu üzerindeki denetiminin ne ölçüde sağlanabildiği konusunda derin kuşkular bulunmuştur. Diğer yandan, sivil iktidar, silahlı kuvvetler ve halk birbirine ne ölçüde güvenebileceğini uzun süre kestirememiştir. Bir yandan cunta dönemindeki baskı ve şiddetin ortaya çıkarmış olduğu ordu/cunta karşıtı duygular, diğer yandan cuntanın sebep olduğu Kıbrıs bunalımından doğabilecek olan bir Türk-Yunan savaşı riski, tüm Yunanistan'da şaşkınlık ve endişe dolu bir süreç ortaya çıkarmıştır.

Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalesine olanak verdiği için suçlanan askeri cunta sonrasında iktidara gelen Karamanlis, böylesi bir ortam içerisinde, Yunanistan'da sivil yöneticiler, siyasi partiler, ordu ve halk arasındaki karşıtlıkları ortadan kaldırmak yönünde çaba gösterirken, Türkiye ve Yunanistan arasında bir savaş çıkabileceği olasılığını iç politikada sürekli gündemde tutmuştur.

Bu açıdan bakıldığında, Kıbrıs olayları ve Türkiye'nin askeri müdahalede bulunmasının, Yunanistan'da Karamanlis yönetimine cunta döneminde sarsılan ulusal dayanışmayı yeniden kurma olanağı tanıdığı söylenebilir. Gerçekten de, Türkiye'nin başlangıçtan beri iki aşamalı olarak düşündüğü Kıbrıs'a müdahalesinin ikinci aşamasının Karamanlis'in iktidara geçmesinden sonra, sivil liderlerle yürütülen diplomatik görüşmelerin başarısız kalması sonucunda gerçekleşmiş olması, bir Türk-Yunan savaşı riskinin daha fazla olduğu kanısını uyandırmış, Karamanlis'in bu olasılığı iç politikada gündemde tutarak dayanışmayı sağlamasına olanak vermiştir.

Türk-Yunan ilişkilerinin gerginliğini koruması ve barışçıl görüşmelere rağmen sorunlara her iki tarafı da memnun edecek bir çözümün bulunamaması, Yunan dış politikasında önemli değişikliklere yol açmıştır. Öncelikle, ABD ve NATO'nun Türk-Yunan uzlaşmazlığında Türkiye'ye karşı ılımlı davrandığı ve Kıbrıs olayları sırasında Türkiye'yi engellemediğine olan inançla, Karamanlis yönetimi, ulusal kamuoyunda yoğunlaşan ABD ve NATO karşıtı tepkileri dikkate alarak, Yunanistan'ın NATO askeri kanadından ayrılmasına karar vermiştir. Ancak, Karamanlis'in bu kararı Yunanistan'ın Batı sisteminden kopması şeklinde yorumlanmamış, aksine, Karamanlis, Yunanistan'ın Avrupa'ya, Batı'ya ait olduğu inancını kamuoyuna benimsetmeye özel önem vermiştir. Dolayısıyla, Avrupa Konseyi ve AET çerçevesinde kurulacak ilişkiler, Yunanistan açısından Batı'ya bağlılığın işareti sayılmıştır.

Bir başka açıdan, askeri müdahalenin ikinci aşaması Karamanlis'in yönetime geçmesinden kısa bir süre sonraya rastlarken, Türkiye hakkındaki olumsuz görüşleri artırmıştır. Karamanlis, ikinci müdahalenin kendisini Yunan kamuoyu önünde güç durumda bıraktığını, yeni yönetimin -Kıbrıs Rum toplumunu Türk saldırısı karşısında yalnız bırakmış olduğu için- Yunan kamuoyu önünde saygınlığından kaybettiğini ileri sürmüştür. Bu saygınlık kaybı ise, ancak, Karamanlis'in barışı seçen ve Yunanistan'a demokrasiyi yeniden getiren kişi olarak tanıtılması; Türkiye'nin Kıbrıs ve Yunanistan'a karşı saldırgan ve yayılmacı amaçlar beslediğinin dile getirilmesi ve NATO'dan ayrılmayla dengelenmeye çalışılmıştır.

Yunan kamuoyunun Türkiye karşıtı tepkisi, Karamanlis yönetiminin görüşmeler sırasındaki tutumunu da etkilemiştir. Türk-Yunan savaşı olasılığına karşın Karamanlis yönetiminin  Yunan Silahlı Kuvvetlerinin durumunu göz önünde bulundurarak askeri bir seçeneği kullanılabilir bulmaması, diplomatik girişimlere ağırlık verilmesine yol açmıştır. Diplomatik girişimler sırasında ise, Karamanlis yönetimi, Yunan kamuoyunun aşırı duyarlılığını ileri sürerek kendinden ödün beklenmemesini dile getirmiş, bu durum gerek Kıbrıs sorununa gerekse iki ülkeyi ilgilendiren diğer sorunlara ortak bir çözüm bulunmasını engellemiştir.

Türkiye'nin 20 Temmuz'da başlattığı birinci harekâtın 22 Temmuz'da kabul edilen ateşkesle durmasının ardından, 23 Temmuz'da askeri cunta çökmüş, 24 Temmuz'da Karamanlis Yunanistan'a gelerek Başbakan olmuştur. Ateşkesle birlikte, Yunanistan'da işbaşına gelen Karamanlis yönetimi ve Türkiye arasında diplomatik görüşmelere Cenevre'de başlanmış, ancak 30 Temmuz'da sona eren birinci tur görüşmelerde bir sonuca varılamamıştır. 6 Ağustos'ta başlayan ikinci tur görüşmelerden de bir sonucun elde edilememesi üzerine Türkiye, 14 Ağustos'ta harekâtın ikinci bölümüne başlamıştır.

24 Temmuz ile 14 Ağustos arasında geçen sürede, Yunanistan'da sivil yönetimin, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunabilmesi için gerekli adımları atabilecek olanak ve yapılaşmadan yoksun olduğu anlaşılmıştır. Gerçekten de, birinci ve ikinci Cenevre görüşmeleri sırasında Yunan temsilcileri ne Türkiye'nin çözüm önerilerini mantıklı ve tutarlı bir şekilde değerlendirebilmişler ne de kendileri böyle bir öneri getirebilmişlerdir. Hatta, Türkiye tarafından son bir çözüm umudu olarak önerilen kantonal formül bile dikkate alınmamış, daha sonra Karamanlis'in açıkladığı gibi Türkiye'nin bu önerisi kendisine iletilmemiştir bile. [447]

Bir başka açıdan, Türkiye'nin kararlılığı ve uluslararası koşullar, Karamanlis yönetimi tarafından sağduyu ile ele alınamamıştır. Kıbrıs'ta ateşkes sağlanmış, Türkiye ile diplomatik görüşme süreci açılmış, gerek Makarios gerekse Sampson işbaşından uzaklaştırılmış ve yerine Klerides getirilmiş, ancak, Karamanlis yönetimi bu ortamda, yeniden uluslararası kamuoyunda artmaya başlayan Yunan sempatisinden yararlanarak Türkiye'ye baskı uygulanmasına çalışmış ve baskılar sonucunda Türkiye'nin daha fazla ileri gidemeyeceğini ve Yunanistan'ın görüşlerinin kabul edileceğini sanmıştır.

Türkiye'nin ikinci harekata başvurmak zorunda kalması, Karamanlis yönetimini bir bakıma zor durumda bırakırken, Yunan iç politikasında gerekli olan ulusal dayanışma ve birlikteliği sağlaması bakımından olumlu bir rol oynamıştır. Gerçi askeri cunta dönemi yöneticilerin silahlı kuvvetlerdeki görevlerine devam etmeleri yeni yönetimi tedirgin etmiş ve davranışlarını sınırlandırmıştır; ancak, cunta karşıtı kamuoyunun yoğun tepkisi sivil yönetime belirgin bir serbesti tanımıştır.

Bu ortam içerisinde, yeni Yunan yönetimi, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkileri bozan konularda ve gündemdeki en önemli sorun olan Kıbrıs sorununda cesaretli kararlar alamamış, sorunlara bir çözüm yolu bulunmasını sağlamaktan çok, demokrasiye yeniden geçişin sarsıntısız olmasına çalışmış, Yunan ulusal dayanışmasını sağlama çabası içine girmiştir.

Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerin 1974 Kıbrıs olayları sonrasındaki yönelimine bağlı olarak, Yunan iç politikasında Türkiye'ye daha fazla yer verilmeye başlanmıştır. Özellikle, Ege Denizi kıta sahanlığı konusundaki gelişmelerin iki ülke arasındaki gerginliği tırmandırması, Yunan dış politikasının hareket sahasını kısıtlamıştır. NATO'nun askeri kanadından ayrılmış olduğu için silahlı kuvvetlerin gereksinimlerinin giderek daha fazla oranda Yunan ekonomisi üzerinde ağır bir yük oluşturmaya başlamasının yanı sıra, ulusal güvenlik açısından Türkiye'nin Yunanistan'a yönelik bir tehdit kaynağı oluşturduğuna olan inanç Yunan Silahlı Kuvvetlerinin  yeni bir yapılanmaya kavuşturulmasını gerektirmiştir. 1980'li yılların başına kadar Yunanistan, Türkiye ile ikili ilişkilerinde daha çok diplomatik baskı arayışları içerisinde bulunurken, izlenen bu yaklaşım, Yunanistan'da  Papandreu liderliğindeki PASOK tarafından eleştirilmiş, Türkiye'ye karşı daha sert bir politikanın izlenmesi gerektiği iddia edilmiştir. Bu durum öyle bir hal almıştır ki, 1976 Ağustos ayında Türkiye HORA araştırma gemisini Ege Denizi'nde araştırma yapmakla görevlendirdiğinde, Papandreu, Yunanistan'ın Türkiye'ye karşı sert önlemler almasını, HORA'nın batırılmasını önermiştir.

1974-80 süreci içerisinde Yunanistan'da birbiri ardına iktidara gelen muhafazakar hükümetler, Yunanistan'ın Türkiye ile doğrudan bir savaşın eşiğine gelmesinden özenle kaçınmış ve Türkiye ile olan sorunlar bu ülke üzerinde oluşturulan uluslararası baskıların eşliğinde çözümlenmeye çalışılmıştır. ABD'nin Türkiye'ye uygulamakta olduğu silah ambargosunun Kıbrıs sorununda sağlanacak gelişmelere bağlanmış olması, Avrupa Konseyi, NATO siyasi kanadı çerçevesinde Türkiye'ye uygulanan baskılar bu bağlamda sıralanabilir. Bu dönemde Türkiye'nin ekonomik bakımdan içinde bulunduğu bunalım ve dış yardım, kredi gereksinimi içerisinde olması, uygulanacak baskıları daha da artırmıştır

Diğer yandan, demokratik rejimin yerleşmesine koşut olarak, Yunanistan'ın Batı'ya, Avrupa'ya olan bağlılığı daha da artırılmaya başlanmış, Yunanistan'ın Avrupa Konseyi, AET ile olan ilişkileri yeni bir çizgiye oturtulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, Karamanlis'in ABD karşısında daha bağımsız, ancak Avrupa ile ilişkileri sağlam temellere oturtulmuş bir Yunanistan kurmak arzusu, giderek Yunanistan'ın askeri açıdan da Avrupa ile olan bağlarını kuvvetlendirmesini zorunlu kılmıştır. Sonunda, Yunanistan'ın NATO askeri kanadından çıkmasının yarardan çok zararlı sonuçlar doğurmaya başladığı görülmeye başlanmış ve 1977 yılından itibaren Yunanistan, NATO askeri kanadına geri dönüş yollarını aramaya başlamıştır. Gerek Yunanistan'ın AET'e tam üye olma isteğine diğer üye ülkelerin Türkiye ile olan ikili sorunlarını çözümleme şartı getirmiş olması, gerekse NATO askeri kanadına dönüş için Türkiye'nin vetosunun giderilmesi gereği, Yunanistan'ın dış politikasında Türkiye ile olan ilişkilere belirgin bir öncelik kazandırmıştır.

Bir başka açıdan, 1980'li yıllara değin gerek Karamanlis ve sonra gelen Rallis döneminde izlenen politikalar daha sonra 1981 yılında iktidara gelen Papandreu liderliğindeki PASOK'a avantaj sağlamıştır. 
  
 


447-  Bkz; M. A. Birand, Diyet..; Yalçın Doğan, "10. Yıldönümünde..," ayrıca, Karamanlis'in Yunan basını ile yapmış olduğu görüşme, 20 Temmuz 1975.

Okunma 185 kez
Yorum yapmak için oturum açın

Kitap İçindekiler

GİRİŞ

KAYNAKLAR

I. BÖLÜM İKİLİ İLİŞKİLER

İKİLİ İLİŞKİLERİN GENEL GÖRÜNÜMÜ (devam)

İKİLİ İLİŞKİLERİN GENEL GÖRÜNÜMÜ

İKİ ÜLKE ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ ETKİLEYEN TEMEL FAKTÖRLER

İKİ ÜLKE ARASINDAKİ TEMEL SORUNLAR VE TARAFLARIN YAKLAŞIMLARI

ÖNERİLER

SONUÇ

16 Şubat 1996 Tarihli Yunan Notası

ABD'deki Rum Federasyon ve Dernekleri

29 Ocak 1996 Tarihli Türk Notası

Üye Giriş

üyelik