Çarşamba, 18 Nisan 2018 07:34

Uyuşmazlıkların AB Yükümlülükleri Çerçevesinde Çözülmesi Olasılığı

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Uyuşmazlıkların AB Yükümlülükleri Çerçevesinde Çözülmesi Olasılığı


Yunanistan'ın yapmış olduğu resmi nitelikli açıklamalarda diplomatik bir yaklaşımla Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı olmadıklarını ve hatta desteklemiş olduklarını dile getirmekle beraber, bunun gerçekleşebilirliği söz konusu olduğunda ise, Türkiye'nin yapısal özelliklerinin AB kriterlerine uygun olmadığını ileri sürerek üyeliği bu kriterlere uygun gelişmelere bağlamaktadırlar. Gerçekten de, bu durum, 10-11 Aralık 1999 Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin aday ülkeler arasında yer almasına olanak sağlayan görüşmeler sırasında Yunanistan'ın vetosunun aşılıp aşılamayacağı kuşkularını arttırmış, vetonun aşılması ise, iki ülke görüşlerinin ortak bir zeminde buluşturulması ile sağlanabilmiştir. Zirve öncesi yapmış olduğu açıklamada Yunanistan Dışişleri Bakanı G. Papandreu;

"Türkiye'nin adaylığını hemen herkes kabul ediyor, ancak Türkiye çok fazla istekli. Türkiye ile AB konusundaki diyalogumuz son aşamasına geldi. Helsinki'de sonuç ne olursa olsun karşılıklı dostane işbirliğini iki halkın yararına olacak şekilde devam ettirmeliyiz....Türkiye AB konusunda gerekli standartları yerine getirmekle yükümlüdür... Şu ana kadar sorunlarımızı çözemedik. Ancak Türkiye'ye adaylık statüsü verilirse biz bunu hoş karşılayacağız. AB üyeliği Türkiye için hem şans hem de reform niteliğindedir. Helsinki'de olumlu sonuç alınmasını umuyorum. Türkiye aday olursa Kıbrıs ve Ege konularında Kopenhag kriterlerine uymak durumunda kalacaktır" [165]
demiştir.Türkiye Dışişleri Bakanı İ. Cem ise, zirve öncesi yapmış olduğu açıklamada,

"AB, Türkiye'yi dışlayarak Ege'yi ikiye bölerse, Yunanistan ile Türkiye arasında potansiyel bir karşıtlık durumu yaratmış olur. AB karar verirken bunu öncelikle düşünmeli... Kimsenin fazladan bir yakınlık göstermesini beklemiyoruz. Diğer aday ülkelere uygulanan kriterler ne ise onların uygulanmasını istiyoruz. AB bunun kararını almış. Agenda 2000 belgesinde de yazmış. Biz bunları uygularız. Ama eğer AB Helsinki'de başkaları için yapmadığını sırf Türkiye aday oldu diye yapmak isterse, kuralda olamayan fazlalıkları sırf Türkiye geliyor diye ortaya koyarsa... İşte o zaman olmaz" [166]
demiş ve Türkiye'nin kararlılığını dile getirmiştir.Papandreu ve Cem'in yapmış olduğu bu açıklamalar, zirve öncesinde uzlaşma zemininin bulunabileceği ve Türkiye'nin adaylığının Yunanistan tarafından veto edilmeyeceğine ilişkin beklentileri  güçlendirmiştir. Nitekim, 10-11 Aralık tarihleri arasında yapılan görüşmelerde Türkiye'nin adaylığına ilişkin pazarlıklar içerisinde Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkileri ilgilendiren konularda pürüzler giderilmeye gayret edilmiş ve sonuçta Türkiye'nin aday ülkeler arasında yer almasına karar verilmiştir. Bu arada söz konusu kararda Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorunların, Gündem 2000'de de yer aldığı şekliyle, 2004 yılına değin taraflar arasında yürütülecek görüşmelerle çözüme vardırılması gerektiği, çözüme ulaşılamadığı taktirde 2004 yılında konunun Avrupa Konseyi'nde yeniden gözden geçirilmesi kabul edilmiştir. Bu durum ise, farklı yorumlara yol açmıştır. [167]Yunanistan, söz konusu tarihi Türkiye ile olan sorunlarını Uluslararası Adalet Divanı'na götüreceği nihai tarih olarak gördüğünü açıklamıştır. Simitis yaptığı açıklamada,

"Biz Türkiye'yle aramızdaki kıta sahanlığı sorununu çözmek istiyoruz.. Gidişatta başka sorunların olmayacağını sanıyorum. Eğer yeni sorunlar olursa bunu da göz önüne alacağız. Önümüzde 2004'e kadar uzun bir zaman var. Biz bu tarihe kadar olumlu adımlar atılacağına inanıyoruz. Eğer sorunumuz o tarihe kadar çözülmezse, Lahey Adalet Divanı konusundaki kararı gündeme getireceğiz"
demiştir. [168]Dışişleri Bakanı Cem'in yapmış olduğu açıklamaya göre ise;

"Metindeki 2004 tarihi, Lahey'e gitme tarihi değil, AB'nin konuyu tekrar gözden geçirme tarihidir. AB tarafından bu konuya resmen açıklık getirilmiştir... Müzakere yoluyla karşılıklı uyum yollarının tıkanması durumunda meselenin Uluslararası Adalet Divanı'na gidebileceğini biz zaten öteden beri söylüyoruz. Biz Yunanistan ile bir çok sorunların müzakere yoluyla çözümünden yanaydık. Metin, müzakere imkanı getiriyor." [169]

AB'nin genişlemesine ilişkin kuralları düzenleyen ve 15 Temmuz 1997'de kabul edilen Gündem 2000 belgesinde uyum çalışmaları çerçevesinde dile getirilen sınır sorunlarına ilişkin hükümler, üyeliğe aday devletlerin mevcut sorunlarını üyeliklerinden önce çözmelerini gerektirmektedir. Söz konusu metine göre;

"Genişleme sınır çatışmalarının (AB'ne) ithal edilmesi demek değildir. Genişleme anlaşmalarından beklenen devletler için güçlü bir dürtü olarak her türlü sınır çatışmalarını çözmekle ilgilenmektir. Mayıs 1994 ve Mart 1995 arasında Birlik tarafından gerçekleştirilen İstikrar Paktı da bu bakımdan etkilidir. Bugün düşük yoğunluktaki çeşitli sorunlar aday ülkeler arasında çözümlenmeyi beklemektedir.Litvanya ve Latvia arasındaki deniz sınırlarına ilişkin sorun anlaşma aşamasında iken, Macaristan ve Slovakya arasında Danube Barajı üzerindeki ihtilaf Uluslararası Adalet Divanı'nın önündedir. Adaylığa başvuruda bulunan bazı ülkeler de üçüncü ülkelerle çözümlenmemiş sorunlara sahiptirler. Komisyon, uyumdan önce, başvuran ülkelerin kendi aralarında veya üçüncü ülkelerle olan her türlü önemli sınır sorunlarını çözmek için her türlü çabayı göstermesi gerektiğini düşünmektedir. Aksi taktirde taraflar anlaşmazlığın Uluslararası Adalet Divanı'na götürülmesinde anlaşmalıdırlar.

Herhangi bir olayda, tüm aday ülkeler,  bu nedenle, görüşme süreci tamamlanmadan önce, Macaristan ve Slovakya'nın daha önce belirtilen anlaşmazlıkta halihazırda yapmış oldukları gibi, mevcut veya gelecekteki bu nitelikteki herhangi bir sorunda Uluslararası Adalet Divanı'nın zorunlu yargı yetkisini önkoşulsuz olarak peşinen kabul ettiklerini karara bağlamalıdırlar" [170]

Bu çerçevede düşünüldüğünde, Gündem 2000,  Türkiye'ye AB'ne tam üye olabilmesi için öncelikle Yunanistan ile olan her türlü sorununu çözmesi veya çözümsüzlük durumunda da Uluslararası Adalet Divanı'nın yargı yetkisini tanıyarak davadan çıkabilecek sonucu önceden kabullenmesi yükümlülüğünü getirmektedir. AB'ne adaylık söz konusu olduğunda, Yunanistan ile ilgili olarak uyuşmazlıkların keskinleştiği konular ise, Ege Denizi'ne ilişkin uyuşmazlıklar, özellikle kıta sahanlığı sorunu, Kıbrıs'taki Türk askeri varlığının geri çekilmesi ve Kıbrıs'ın AB'ne tam üyeliğine karşı çıkılmamasıdır.G. Papandreu'nun 20 Ocak 2000'de Türkiye'ye yapmış olduğu ziyaret sırasında açıklamış olduğu şekliyle Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasından önce Kıbrıs'ın (Kıbrıs Rum Yönetimi'nin) AB'ye tam üyeliğinin gerçekleştirilmesi düşünülmektedir. Papandreu'ya göre; "Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye üyeliğinin Türkiye için avantajlı olacaktır", "Kıbrıslı Türkler AB'de temsil edilecek. Türkçe resmi dil kabul edilecek. Türkiye AB'ye üye olmadan, AB, Türkiye fikrine alışmış olacak. Bu, Türkiye'yi AB'ye götürecek bir ara yol olacak"tır. [171] Türkiye, özünde Uluslararası Lahey Adalet Divanı'na gidilerek iki ülke arasındaki sorunları çözme yaklaşımına karşı çıkmadığını açıklamıştır. Türkiye'nin görüşüne göre, iki ülke Divan'a başvurmadan önce görüşme sürecini başlatmalı ve bu süreç içerisinde, iki ülke arasındaki sorunların varlığını saptamalı ve daha sonra hangi sorunların Divan'a götürüleceğine karar vermelidirler. Gerçekte, Yunanistan, Türkiye ile arasındaki sorunun sadece Ege Denizi kıta sahanlığının belirlenmesi olduğunu ve Divan'a götürülecek sorununun da kıta sahanlığı sorunu olduğunu dile getirmektedir. Türkiye ise, Ege Denizi'ndeki iki ülke arasındaki tek sorunun kıta sahanlığı olmadığını, karasularının genişletilmesi, FIR sorumluluk bölgeleri, adaların silahlandırılması, statüsü belirlenmemiş ada ve kayalıkların durumu vb. konularda iki ülke arasında görüş ayrılıklarının bulunduğunu ileri sürmektedir.

Bir başka açıdan ele alındığında ise, Türkiye ve Yunanistan arasındaki uyuşmazlığın öngörülen süre içerisinde çözüme kavuşturulup kavuşturulamayacağı, tarafların Lahey Adalet Divanı'na başvuru konusundaki tutumları AB'nin oluşturmaya çalıştığı Ortak Savunma ve Dış Politika'nın da geleceğini, işlerliğini yakından ilgilendirmektedir. Kardak bunalımı sırasında Avrupa Birliği Parlamentosu'nun almış olduğu Yunanistan'ı gözeten kararı ile Türk - Yunan uyuşmazlığı konusundaki tutumunu sürdüreceğinin işaretini vermiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, AB, Türk - Yunan uyuşmazlığında doğrudan taraf olarak davranmaya başlamış bulunmaktadır. Bu da Yunanistan'ın AB sürecinde ağırlığını koruduğunu göstermekte ve AB'nin benzer yaklaşımını sürdürebileceği kuşkusunu arttırmaktadır. [172] 
  
 


165- Murat İlem, "Adaylığı Olumlu Karşılarız", Cumhuriyet, 8 Aralık 1999, s. 9. 
166- "Cem: AB'ye Muhtaç Değiliz", Cumhuriyet, 9 Aralık 1999, s. 9. 
167- "Lipponen'in Ecevit'e Tarihi Mektubu", Hürriyet, 12 Aralık 1999, s. 22. 
168- Murat İlem, "Yunanistan Başbakanı, Barışta Kararlı", Cumhuriyet, 15 Aralık 1999, s. 9. 
169- "Ankara: Geri Adım Atmayız", Cumhuriyet, 12 Aralık 1999, s. 11. 
 AB dönem başkanı Finlandiya Başbakanı Paavo Lipponen'in Başbakan Ecevit'e göndermiş olduğu mektupta, "4. paragrafta 2004 tarihi, Uluslararası Lahey Adalet Divanı nezdinde anlaşmazlıkların çözüleceği son tarih değil, Avrupa Konseyi'nin durumu yeniden gözden geçireceği tarihtir. 
Kıbrıs'a gelince, politik bir çözüm Avrupa Birliği'nin amacıdır. Kıbrıs'ın üyeliğe kabulüne gelince Konsey karar alırken tüm ilgili faktörler göz önüne alınacaktır" denilmektedir. "Lipponen'in Ecevit'e Tarihi Mektubu", Hürriyet, 12 Aralık 1999, s. 22. 
170- "Border Disputes", http://europa.eu.int/comm/enlargement/agenda2000/strong/22.htm  B. Tarihi: 4 Aralık 1999 
171- "Papandreu: Tabuları Yıkalım", Cumhuriyet, 22 Ocak 2000, s. 9. 
172- Bu konuda bkz; Seyfi Taşhan, "A Turkish Perspective on Europe-Turkey Relations on the Eve of the IGC", Foreign Policy, Vol:XX N: 1-2 1996, ss.64-65.; Oya Akgönenç, "E.U. Policies and Turkey's Security Concerns in the Eastern Mediterranean Region", Foreign Policy, Vol: XXII, N. 12,

Okunma 50 kez
Yorum yapmak için oturum açın

Kitap Menu