EGE DENİZİ

  • EGE DENİZİ'NE İLİŞKİN SORUNLAR

    EGE DENİZİ’NE İLİŞKİN SORUNLAR

    1923 Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye ve Yunanistan arasında Ege Denizi’nde karşılıklı dengelerin kurulmuş olmasına karşın, bu denge 1930’ların ikinci yarısından itibaren, özellikle Avrupa ve Balkanlarda bazı ülkelerin revizyonist istemlerle ortaya çıkmalarından sonra, hem Türkiye hem de Yunanistan açısından, bazı değişikliklere uğramıştır.

    Read more...
Pazar, 17 Aralık 2017 08:05

EGE DENİZİ'NE İLİŞKİN SORUNLAR

Yazan
Ögeyi Oylayın
(1 Oylayın)

EGE DENİZİ’NE İLİŞKİN SORUNLAR

1923 Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye ve Yunanistan arasında Ege Denizi’nde karşılıklı dengelerin kurulmuş olmasına karşın, bu denge 1930’ların ikinci yarısından itibaren, özellikle Avrupa ve Balkanlarda bazı ülkelerin revizyonist istemlerle ortaya çıkmalarından sonra, hem Türkiye hem de Yunanistan açısından, bazı değişikliklere uğramıştır.

Yunanistan, ulusal karasuları sınırını 3 milden 6 mile genişleterek İtalya’dan gelebilecek olası bir saldırıya hazırlanırken, Türkiye, Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin Türk Boğazları üzerinde saptamış olduğu statünün yeni gelişmeler çerçevesinde gözden geçirilmesini ve Boğazlar üzerindeki Türk egemenliğinin kesin olarak sağlanmasını istemiştir. Böylece, Montreux Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye, Boğazlar üzerinde egemenliğine yeniden kavuşmuş ve bu bölgelerin silahsızlandırılması yükümlülüğünden kurtularak ulusal güvenliği açısından önemli bir boşluğu kapatmıştır.

Ege Denizi’ndeki bu denge değişikliği, ilk dönemlerde fazla dikkat çekmemiştir; bunda her iki tarafın da ulusal güvenliklerini tehlikede görerek ortak bölgesel bağlantılar içerisinde olmalarının rolü vardır. Ancak, İkinci Dünya Savaşı sonrasında bir yandan uluslararası diğer yandan da bölgesel dengeler oldukça köklü bir değişim geçirmiş ve bu değişiklikler, kaçınılmaz olarak Türk - Yunan ilişkilerini yeni bir boyuta oturtmuştur. Savaş sonrası dönemin içsel - dışsal koşulları gereği, Türkiye ve Yunanistan, aynı askeri, siyasi ittifak sisteminden yana tercihlerini kullanırken, bu bağlantılar içerisinde, iki ülke arasındaki ilişkileri yeniş bir denge çerçevesinde düzenlemek gereği ortaya çıkmıştır. Özellikle NATO sistemi içerisinde, Türkiye ve Yunanistan’ın stratejik konumları ve gizilgüçleri  açısından ittifak stratejileri çerçevesinde üstlenecekleri yükümlülükler belirlenirken, Ege Denizi’ndeki statüyü belirleyen yeni bir denge oluşturulmuştur.

1950’lerin ortalarından itibaren, Türkiye ve Yunanistan arasında Kıbrıs konusunda çıkan görüş ayrılıkları, Ege Denizi’nde iki ülke arasında saptanmış olan statü ve dengeyi tehlikeye düşürecek gerilimleri de beraberinde getirmiştir. İki ülke arasındaki ilişkilerin soğukkanlılıkla bir çözüme kavuşturulamamasıyla, taraflar birbirlerine karşı belirgin bir güvensizlik yaşamaya başlamışlar ve Ege Denizi, bu güvensizlik içerisinde yeniden güç dengeleme mücadelesine sahne olmuştur. Tarafların stratejik üstünlük kazanma istekleri, Ege Denizi’nin coğrafik konumuyla ve Lozan ve diğer antlaşmalarla saptanmış olan dengeye ters yaklaşımların izlenmeye başlanmasıyla, kısır bir döngüyü ortaya çıkarmıştır.

Türkiye ve Yunanistan arasında, Ege Denizi üzerinde yoğunlaşan görüş farklılıklarının giderilmesi çabalarını güçleştiren önemli bir faktör ise, doğrudan doğruya, bu bölgenin hemen her açıdan benzersiz bir görünüm sergileyerek, taraflar arasında çıkan bir dizi yorum farklılığını çözümleyebilecek hukuksal kuralların saptanabilmesini güçleştirdiğidir. Uluslararası Deniz Hukukunun, devletlerin denizlere ilişkin egemenlik haklarına getirmiş olduğu yenilikler, özellikle Ege Denizi’nin coğrafi/jeolojik yapısı dikkate alındığında, Türkiye ve Yunanistan arasında yorum farklılıklarına, giderek uzlaşmazlıklara neden olmaktadır. Ege Denizi’nde adaların yoğun bir dağılım göstermekte oluşu ve Anadolu sahillerinden 3 mil ötedeki adaların bazılarının isimleri belirtilerek antlaşmalarla Yunanistan’a bırakılmış olması, Ege Denizi’nde kıyıdar devletlerden herhangi birinin egemenlik haklarını genişletmek istemesi durumunda, diğer devletin, bu yöndeki bir gelişmeyi kendi egemenlik haklarına yönelik bir tehdit olarak  algılamasına yol açmaktadır.

Karasularının genişletilmesi, kıta sahanlığının saptanması sorunları, Ege Denizi’nin coğrafi yapısının etkisinin yoğun olarak gözlemlendiği uzlaşmazlıklardandır. Uzlaşmazlık noktaları üzerinde hukuksal tartışmaların ortak çözüme ulaşamaması ise, konuya siyasi bir boyut kazandırmaktadır.

Türkiye ve Yunanistan arasında Ege Denizi’ne ilişkin uyuşmazlıklar şu başlıklar altında ele alınabilir;

  • Karasularının genişletilmesi sorunu,
  • Kıta sahanlığının saptanması sorunu,
  • Adaların silahlandırılması sorunu,
  • Hava sahası ve FIR sorumluluklarına ilişkin sorunlar,
  • NATO komuta kontrol sorunları,
  • Egemenliği antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklar sorunu.

 

Okunma 865 kez Son Düzenlenme Perşembe, 05 Nisan 2018 14:49
Yorum yapmak için oturum açın

Kitap Menu