ocalanAtilla, Uğur, Abdullah Öcalan'ı Nasıl Sorguladım:İşte Gerçekler, İstanbul: Kaynak Yayınları, 2011.

Uğur'un kitabında sorgu sırasında Öcalan Yunanistan'ın vermiş olduğu ekonomik, siyasi ve askeri destekler hakkında ayrıntılı açıklamalarda bulunmakta. Ayrıca, Suriye'den ayrılmasından Kenya'da yakalanmasına kadarki evrede Yunanistan'daki siyasiler, sivil toplum kuruluşları ve istihbarat mensupları ile ilişkilerine de açıklık getirmektedir.

1964 KARARNAMESİ

 

{pdf}images/belgeler/64karrnamesi.pdf{/pdf}

1998 Abdullah Öcalan ve PKK Bunalımı

yunanpkk

Türkiye açısından ulusal güvenlik ve toprak bütünlüğüne yönelik tehditlerin doğrudan komşu bir ülkeden kaynaklanması gerekmemektedir. PKK ayrılıkçı terör örgütüne yönelik mücadelesi sırasında ortaya çıkan bulgular ışığında değerlendirildiğinde komşu ülkelerden bu örgütlere önemli ölçüde lojistik ve siyasi destek verilmekte olduğu görülmüştür. Komşu ülkelerin sağlamış olduğu desteklerle gelişen ve uzun yıllar Türkiye’yi maddi ve manevi kayıplara uğratan terör örgütlerinin dış bağlantıları arasında Yunanistan’ın oynamış olduğu rol dikkat çekicidir.

Türkiye’nin elde etmiş olduğu bulgulara dayanarak Yunanistan’a yapmış olduğu uyarılara karşın bu desteğin sürdürülmek istenmesi ve uluslararası kamuoyunda meşrulaştırma çabalarına girişilmesi, Türkiye’nin ulusal güvenliği ve toprak bütünlüğü, çıkarları açısından Yunanistan’ı açık bir tehdit kaynağı olarak kabul etmesine yol açmıştır. Türk siyasi ve askeri kadrolarının bu konudaki bilgilerinin kitle iletişim araçlarında yer alması Yunanistan’a ilişkin kamuoyu yargılarının pekiştirmiştir.

Yunanistan’ın ve Yunanlı politikacıların PKK terör örgütüne vermiş oldukları siyasi destek giderek uluslararası kamuoyu önünde açıktan yürütülmüştür. Yunanlı politikacılar ve askerler PKK örgütünün Suriye, Irak ve Lübnan’daki üslerini ziyaret ederek desteklerini ifade etmişlerdir.

Askeri bakımdan örgüte verilen destekler ise ayrı bir boyutta ele alınmalıdır. Terör örgütünün sürdürdüğü mücadele sırasında gereksinim duymuş olduğu silahları kısmen Irak’taki depolardan kısmen dağılan eski SSCB ülkelerinden ve Afganistan’dan satın almış olduğu biliniyor. Ancak, bu silahların ötesinde özellikle helikopterlere karşı etkili bir mücadele yapabilmek için elde etmeye çalıştıkları füze sistemlerini elde etmelerinde Yunanistan’ın rol oynadığı yakalanan teröristler tarafından doğrulanmıştır.[1]

Yunanistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerde doğrudan bir sorun olarak karşımıza çıkması terör örgütünün bu ülkede açıktan açığa örgütlenmeye başlaması ve Yunan askeri ve siyasi makamlarının örgütün faaliyetlerini kolaylaştırıcı hatta yönlendirici bir politika izlemesiyle olmuştur.

Türkiye’nin 1980’lerin ilk yarısından bugüne güneydoğuda sürdürmekte olduğu ayrılıkçı teröre karşı mücadelede göstermiş olduğu askeri başarının siyasi alanda da etkisini göstermesi 1998 yılında örgüt liderlerinden Şemdin Sakık’ın Irak’ta ve Abdullah Öcalan’ın da Kenya’da, Türk istihbarat timlerinin yürüttükleri birer operasyon sonucunda ele geçirilmesiyle olmuştur.[2]

Bu iki önemli ismin Türk istihbarat timlerince ele geçirilmesi süreci örgütün uluslararası bağlantılarının gün ışığına  çıkmasını sağlamıştır. Sakık’ın yakalanmasının ardından Türkiye’nin örgütün lideri olarak kabul edilen A. Öcalan’ın yerleşmiş olduğu Suriye üzerinde uygulamış olduğu askeri ve siyasi baskı olumlu sonuç vermiş ve Öcalan Suriye’yi terk etmek zorunda kalmıştır.[3] Suriye dışında Öcalan’ın yerleşebileceği ülkeler arasında Rusya, Ermenistan, İran, Yunanistan, İtalya gibi ülkelerin adları gündeme gelirken Türkiye bu ülkelerden Öcalan’a sığınma ve yerleşme hakkı vermemelerini istemiştir. Bu süreç, PKK’nın Türkiye’deki eylemlerinin uluslararası bir nitelik taşıdığının gerek ulusal gerekse uluslararası kamuoyunda açıktan tartışıldığı bir dönem olarak dikkatleri çekmektedir. Türkiye ulusal güvenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik fiili bir tehlike ile yoğun bir mücadele verirken zaman zaman uluslararası baskıları göğüslemek durumunda kalabilmiş ve bu mücadelesinde yalnız bırakılmıştır. Bu durum İran, Suriye, Irak, Ermenistan ve Rusya bakımından kısmen anlaşılır olmakla birlikte, özellikle İtalya, Yunanistan, Hollanda, Belçika  ve Almanya gibi, Türkiye’nin ittifak ilişkileri içerisinde olduğu ülkelerin yaklaşımları bakımından daha önemlidir. Bu ülkeler, Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve ulusal güvenliği için yürütmüş olduğu mücadeleyi desteklemek yerine engellemişlerdir.

Özellikle Yunanistan ile sorunlar çerçevesinde, Türkiye’nin bu ülkeye yönelik tepkisi uzun süre sonuçsuz kalmış ve Yunanistan, PKK’yı bir terör örgütü olarak kabul etmediğini ve bu örgütün yürütmüş olduğu silahlı mücadeleyi de insan hakları ve demokrasi bakımından değerlendirmekte olduğunu ifade etmiştir.[4] Gerçekten de Yunanistan’da siyasiler Yunanistan’ın PKK ve Öcalan ile olan bağlarını gözlerden kaçırmaya çalışmışlardır. Örneğin Konstantin Stefanopoulos (Yunanistan Cumhurbaşkanı), Yunan Paradoksu adlı kitaba yazmış olduğu makalede şu görüşlere yer vermektedir; “Yunanistan Türkiye’ye karşı hiçbir hasmane eylem içerisinde değildir. Ülkemizin Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) üyelerini aktif biçimde desteklediği ve eğittiği iddiası tümüyle yanlıştır ve bu nedenle de Türkiye iddiasını destekleyecek en ufak bir kanıt dahi bulamamıştır.”[5]

Dolayısıyla, Yunanistan’ın terör örgütüne vermiş olduğu desteği protesto eden Türkiye’nin bu protestosu, uzun süre Yunanistan tarafından reddedilmiş, fakat Öcalan’ın  Kenya’da Yunanistan Büyükelçiliği’nde saklandığının açığa çıkması ve yakalanmasının ardından Yunanistan, durumu kabullenmek zorunda kalmıştır.[6]

Cumhurbaşkanı Demirel, Öcalan’ın Yunanistan’ın Kenya Büyükelçiliği konutunda saklandığının ortaya çıkması ve Yunanistan’ın sorumluluğunun belli olmasının ardından, yapmış olduğu bir açıklamada Yunanistan’ı “haydut devlet” olarak nitelendirmiş ve uluslararası hukuka uymadığını, terörü destekleyen ülkeler arasında yer alarak dostluk ve müttefiklik kimliği ile bağdaşmayan bir davranış sergilediğini belirtmiştir. Ayrıca, Yunanistan’ın bu politikasından vazgeçmediği taktirde Türkiye’nin BM ilkeleri doğrultusunda meşru savunma hakkını kullanarak gerekli tepkiyi göstereceğini vurgulamıştır. Cumhurbaşkanı Demirel, Manila’da yapmış olduğu basın açıklamasında; “PKK’nın en büyük destekçileri arasında yer alan ve son olaylarla ‘suçüstü yakalanan’ Yunanistan’ın ‘terörü destekleyen ülkeler’ listesine alınmasını” istemiş ve “Yunanistan’ın yasadışı davranışlarını sürdürmesi durumunda Türkiye’nin ‘uluslararası hukuktan doğan meşru müdafaa hakkını kullanacağını” vurgulamıştır. “Yunanistan, sığınacak yer arayan PKK teröristlerine melce sağlamakta, bunlara eğitim kolaylıkları ve lojistik destek vermektedir. Yunanistan PKK’nin terör eylemlerini hiçbir zaman kınamamıştır. Tersine Yunanistan, kısa bir süre önce bir kez daha PKK terör örgütünü ve onun elebaşı Öcalan’ı terörist olarak görmediğini açıklamıştır. Nihayet son olarak Kenya’da ele geçirilmesinden önce Yunanistan tarafından kendine sağlanan yardım ve bunun bizzat Yunanlı yetkililer tarafından itiraf edilmesi, her şeyi açıkça gözler önüne sermiştir. Bu gelişmeyle birlikte Yunanistan ve suç ortağı Kıbrıs Rumları, terörizmle ilişkilerinde suçüstü yakalanmışlardır.”

“Böyle bir ülke ancak ‘yasadışı bir devlet’ olarak tanımlanabilir. Yine de Yunanistan’a bir şans daha vermek istiyoruz. Bu çerçevede Yunanlı yetkilileri bir kez daha medeni ve hukuka saygılı her ülkenin yapması gerektiği gibi uluslararası hukuk çerçevesinde yükümlülüklerine uymaya davet ediyorum. Bununla birlikte, şayet yasadışı davranışlarını sürdürmeyi tercih ederlerse, uluslararası hukuktan doğan meşru müdafaaya dönük gerekli tedbirleri alma hakkımızı saklı tutuyoruz.”[7]

Demirel’in Yunanistan’a ilişkin konuşmasını değerlendiren Şükrü  Elekdağ’a göre, “Demirel’in Yunanistan’a yönelik sözleri ... mesajın sert bir uyarıdan daha fazla bir ağırlığa sahip olduğu ve bir nevi ültimatom niteliği taşıdığı anlaşılır. Türkiye bu şekilde konuşmakta haklıdır. Çünkü Birleşmiş Milletler’in  (BM) terörle mücadele ve saldırının tarifine ilişkin kararları ve BM Yasası’nın 2/4. Maddesi ışığında, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan bir terörist örgüte destek veren ve onu topraklarında barındıran Yunanistan, bu tutumuyla ülkemiz için bir tehdit oluşturmaktan da öteye fiilen ve hukuken saldırıda bulunmaktadır.”[8]

Sami Kohen’in değerlendirmesine göre ise, Demirel’in konuşmasında dile getirmiş olduğu “Yunanistan’ın terörizme destek veren, yataklık eden  ülkeler listesine dahil edilmesi” ve “uluslararası hukuktan doğan meşru savunma hakkının saklı tutulduğu” ifadeleri “Yunanistan’ın aynı tavrı sürdürmesi halinde, Türkiye'nin bunu bir ‘savaş nedeni’ sayacağı anlamına geliyor.”[9]

Öcalan’ın Yunanistan ile olan bağlantılarının ortaya çıkması, Türkiye’nin bu ülkeye yöneltmiş olduğu suçlamalarının temelsiz olmadığını göstermiştir. Nitekim Öcalan’ın basına yansıyan ifadelerinde ve yargılaması sırasında yapmış olduğu açıklamalarda Suriye’den ayrılmasının ardından sığınmak için ülke arayışlarında Yunanistan’daki örgüt elemanlarından ve Yunan istihbarat örgütü ve siyasilerinden nasıl yardım gördüklerini açıkça sergilenmiştir.   Basında Yunanistan Hükümeti’nin olaydaki sorumluluğuna ilişkin değişik yorumların yer almasına karşın, Yunanistan’da hükümet olayın hükümetin inisiyatifi dışında gelişmiş olduğunu ileri sürerek sorumlular hakkında yargıya başvurmuş ve Dışişleri Bakanı T. Pangalos, İçişleri Bakanı Papadopulos ve Kamu Düzeni Bakanı Peçalnikos istifa etmiştir.[10] Atina Savcılığı’nın Öcalan’ın Yunanistan’a yasadışı biçimde getirilmesi olayını soruştururken hazırlamış olduğu raporda dile getirdiği şekliyle; “Özellikle Öcalan’ın yasadışı biçimde Yunanistan’a getirilmesi ve misafir edilmesi, Türkiye’ye karşı düşmanca bir girişim olarak nitelendirilebilir. Türkiye’nin, bu tür girişimlerin savaş nedeni olacağı yolundaki tezi zaten biliniyor. Bu hareketler, hükümetin onayı ile yapılmamıştır ve hükümetin Öcalan’ın ülkeye gelmesinin milli açıdan zararlı olduğu ve kendisine sığınma hakkı tanınmayacağı yolundaki tezine de aykırıdır. Yunanistan’ın zor durumda kalmasına yol açan bu hareket, Türkiye'nin Yunanistan’a karşı düşmanca bir girişimde bulunmasına da yol açabilir. Türkiye’nin bu konudaki bilinen tezi çerçevesinde, Öcalan’ın ülkeye getirilmesinin, Türk halkının Yunanistan’a karşı düşmanlık duymasına ve iki ülke arasında gerginlik doğmasına yol açması doğaldır.”[11]

Öcalan’ın yakalanmasının ardından Yunanistan’da meydana gelen gelişmelere bakıldığında olaya adları karışanların ifadeleri oldukça ilginçtir, örneğin emekli amiral A. Naksakis, savcılığa vermiş olduğu ifade sonrasında yaptığı açıklamada Simitis hükümetini suçlayarak, “Öcalan’ı ben getirdim ancak, vicdan azabı çekiyorum, tutuklanmasına istemeden neden oldum... Öcalan’ın tutuklanmasına neden olan operasyonu gerçekleştiren hükümet şimdi, sorumluluğu alt düzeyde yetkililere yüklemek istiyor” demiştir.[12] Bu açıklama  Öcalan’a atfedilen ifadelerde dile getirilen görüşlere koşut çıkarsamalar yapılabilmesine olanak vermektedir.  Öcalan ifadesinde  9 Ekim günü yanında Yunanca bilen ve Yunanistan temsilcisi olan Rozerin [Rozalin] kod adlı Ayfer Kaya ile Suriye’yi terk ederek Yunanistan’a gidişini şu şekilde anlatmaktadır; “... Yunanistan’a geldiğimizde o zamana kadar bana büyük ilgi gösteren, PKK’ya dost olduğunu ifade eden Yunanistan, son derece kötü yüzünü gösterdi. Bana 3 saat içinde ‘ya  geldiğin yere geri döneceksin veya istediğin yere gideceksin’ dediler. Bu arada  Rozerin [Rozalin], Yunan servisinden Dimitris ile görüştü....  29 ocak 1999 tarihinde Rusya’dan ayrıldık... Bana Badovas ve Nagazakis [Naksakis] büyük güvence verdiler. Yunanistan’a kabul edileceğimi söylediler. Yunanistan’a geldik,... ancak yetkili  ve sorumlu durumda olan Dimitris beni görünce yeniden hırçınlaştı, derhal gönderileceğimi söyledi.”[13] Uzun yıllar Türkiye’ye yönelik eylemlerine verdikleri her türden desteğin sonucu olarak Öcalan ve PKK’nın Yunanistan’ı doğal müttefik olarak algılamış olduğu görülmektedir. Ancak, PKK’ya verilen desteğin Türkiye ile sıcak bir çatışmaya yol açabilecek olması veya bu ilişkinin bir Türk – Yunan sorunu olarak algılanmaya başlanması tehlikesi, Yunanistan’ın politikasını değiştirmesine neden olmuştur. Bu politika değişikliği ise, doğal olarak, PKK ve Yunanistan’daki destekçileri tarafından davaya ihanet olarak değerlendirilmiştir. Örneğin, Öcalan’a Kenya’da refakat edenlerden Ş. Dilan Kılıç, Atina’da yapmış olduğu basın toplantısında Simitis’i eleştirerek “Öcalan’ın, Türkiye’ye ‘uluslararası ortak bir komplo’ ile teslim edildiğini ve komploya taraf olanların CIA, MOSSAD, Türkiye, Kenya, Rusya ve Yunanistan olduğunu iddia” etmiş... “Yunan tarafında komplonun kahramanlarının, Başbakan Simitis, istifa etmiş üç bakan ve görevden alınmış Yunan Gizli Haberalma Örgütü Şefi olduğunu” belirtmiştir. “Simitis’in ahlak düzeyinden şüpheliyiz, ahlaksız çabalarda bulundu. Simitis ve Pangalos bile bile Öcalan’ı teslim ettiler”.[14]

Bir başka değerlendirmeye göre ise, “Herkes, Öcalan’ı Türkiye’ye teslim ettiğimize ve olayın fiyasko ile sonuçlandığına inanıyor. Ama sakin kafa ile düşünebilenler, hükümetin gizli servisler ve iktidar partisi içindeki ‘aşırı milliyetçi’ gruplara teslim olduğunu ve Öcalan’ın bunlar tarafından emrivaki ile Yunanistan’a getirildiğini  biliyor. PASOK, kuruluş yıllarındaki günahlarının etkisinde hareket etti”.... “1997’de Öcalan’ı Atina’ya  davet eden mektubu, 75 Yeni Demokrasi Partisi (YDP) üyesi de imzalamıştı. Ama artık YDP, sırf Türklere karşı diye Kürtlere destek vermekten yana değil. Öcalan’a sığınma sağlanmasının faturasının da çok ağır olacağını biliyorlar.”[15]

Yunanistan’ın Washington Büyükelçisi  Aleksandros Filon’un ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı M. Grossman ile yapmış olduğu görüşmeyi aktaran Y. Çongar’ın dile getirdiğine göre; “...Filon’un söylediği başka bir şey daha  vardı; o da, Yunanistan’da ‘Kürt davasına yaygın sempati beslendiği’dir. Yunan Büyükelçisi, bu sempati nedeniyledir ki, Öcalan operasyonunun ‘gizli’ yürütüldüğünü savunuyor. Ona göre, Atina’nın niyeti Öcalan’dan kurtulmak, onu üçüncü bir ülkeye göndermekti; Türkiye’ye iadesi ‘idam cezasının varlığı nedeniyle’ mümkün değildi. Ancak eğer Öcalan’ın Yunanistan’a sığınmaya çalıştığı ilan edilseydi, hem Ankara – Atina arasında çok büyük bir gerginlik doğabilirdi, hem de Filon’un sözleriyle, ‘Yunanistan’da bir çok kişi ona sığınma hakkı tanınması yönünde baskı yapardı. Oysa biz bu, hakkı vermemeye kararlıydık”.[16]

Türkiye’de ise, PKK / Öcalan – Yunanistan bağlantısı gelişmelerle gözler önüne serildiğinde kamuoyu Yunanistan’ın ilişkilerde samimi ve inandırıcı olmadığının uluslararası kamuoyuna anlatılması gerektiğini dile getirmiştir. Bu doğrultuda Yunanistan’ın izlemiş olduğu bu politikanın ilişkilere vermiş olduğu zararı ABD, NATO, Avrupa Konseyi gibi uluslararası platformlarda dile getirmiştir. Yunanistan’ın terörizme destek veren bir ülke olduğu ve bunun sakıncaları anlatılmıştır.

Türkiye’de on binlerce can kayıbına neden olan terör hareketine Yunanistan’ın vermiş olduğu desteğin uluslararası kamuoyunun gözü önünde ortaya çıkarılmış olması Türk kamuoyunda Yunanistan’a olan bakışı da etkilemiştir. Yunanistan, özellikle terörden zarar görmüş insanlar bakımından terör örgütü ile özdeş görülmüştür. Dost ve düşman kavramları ülkeler için kullanıldığında Yunanistan’ın düşman olarak görüldüğünü söylemek -bu dönem için en azından- daha kolay ve gerekçelendirilebilir olmuştur.

Yunanistan’da ise, hükümet uluslararası kamuoyu önünde ayrılıkçı terör örgütünü destekleyen bir ülke olarak en az terör örgütü kadar suçlu olma suçlamalarından kurtulabilmek için bunun bir hükümet politikası olmadığını ve olaya karışanların cezalandırılacağını göstermeye çalışmıştır.[17] Ancak hükümetin/devletin kimi birimlerinin bu işin içinde olduğuna dair kanıları değiştirmek mümkün olmamıştır; en azından Türkiye için.

Bununla birlikte, Türkiye, Yunanistan ile diyalog sürecini başlatacak bir adım atmış ve diyaloga açık olduğunu göstermiştir. Başbakan Ecevit, Yunanistan’da yayın yapan Mega TV’de yayınlanan Kara Kutu adlı programda yapmış olduğu konuşmada “Yunanistan, Türkiye’nin hem toprak bütünlüğüne, hem de içişlerine karışmak amacı ile birtakım girişimlerde bulunduğu için bölgede durum gerilmektedir. Agathenisi olayında olduğu gibi sorunlara çözüm gazeteciler tarafından değil politikacılar tarafından bulunabilir. Yunanistan ülkemiz karşıtı terör gruplarını desteklemeyip diyaloğa başlarsa ilişkiler en kısa zamanda düzelebilir. Ancak diyaloğun hemen her konuda olması gerekir. Yunan yetkililer bize anlaşamadığımız konularda Lahey’e gitmemiz konusunda telkinlerde bulunuyorlar. Lahey’e gitmek istesek bile gidemeyiz, çünkü Lahey’den önce oturup sorunlarımızı masada kararlaştırmalıyız,”[18] demiştir. Dışişleri Bakanı İ. Cem 24 Mayıs 1999 tarihinde Yunanistan Dışişleri Bakanı G. Papandreu’ya göndermiş olduğu bir mektupta ikili ilişkilerin iyileştirilmesine ilişkin görüşlerini açıklamış ve “ilk adımımız terörist örgütlerle ve bu örgütlerin sistematik olarak korunmasıyla Yunanistan arasındaki bağa ilişkin olarak Türkiye’de var olan anlayışa neyin yol açtığını belirlemek olmalıdır. Bu bizim için yaşamsal derecede önemli bir konudur ve yakın zamanlardaki olaylar bu konunun kesin bir şekilde ve ülkelerimiz arasında ikili düzeyde  ele alınmasını zorunlu kılmıştır. Bu nedenle, ben, Türkiye ve Yunanistan’ın terörizme mücadele konusunda bir anlaşmaya varmalarını öneriyorum. Bu konunun çözümlenmesi aramızdaki varolan anlaşmazlıklara daha büyük bir güvenle yaklaşmamıza olanak sağlayacaktır. Bu anlaşmanın içeriği, halen diğer komşu ülkelerle imzalamış bulunduğumuz anlaşmalardan esinlenebilir, ancak spesifik olarak, ilişkilerimizi etkileyen sorunların doğasına da uygun olmalıdır.”[19]

G. Papandreu, 25 Haziran 1999 tarihinde yazmış olduğu cevabi mektubunda, ikili ilişkilerin geliştirilmesine ilişkin isteğin Türkiye tarafından dile getirilmiş olmasından duyulan memnuniyet ve bunun Yunanistan’ın da samimi isteği olduğu vurgulanmıştır. Papandreou cevabında Yunanistan’ın uluslararası hukuk ve anlaşmalar çerçevesinde ilişkilerdeki sorunları belirlemek istediğini, bu doğrultuda ortak çıkarların bulunduğu kültür, turizm, çevre, suç, ekonomik işbirliği ve ekolojik sorunlar gibi çeşitli alanlarda işbirliğinin görüşme konuları içerinde yer alabileceğini belirtmiştir.[20]



, 1 Mart 1999, http://hurweb01.hurriyet.com.tr/hur/turk/99/03/01/gundem/02gun.htm

Yunanistan’ın PKK’ya vermiş olduğu desteğe ilişkin olarak Öcalan’ın yargılanması sırasındaki ifadeleri ilginçtir; PKK tarafından kullanılan Strella füzelerinin nasıl temin edildiği sorulduğunda Öcalan, “Yunanistan’da bulunan temsilcimiz Rozalin kod Ayfer Kaya Yunanistan’da bir yardım kampanyası oluşturduğu kiliselerden ve bize yardımcı olan halktan toplanan paralarla alınacak füzelerin finansmanını sağlandı ve Sırbistan bölgesinden tanesi 18.000 dolara alınan 20 adet Strella füzesi tüccar vasıtasıyla yerinde yani Kuzey Irak’ta örgüte teslim edildi. Yine kullanmış olduğumuz SAM6 ve SAM 7 füzeleri ilk etapta Kuzey Irak’taki boşluktan yararlanılarak temin olunduğu, daha sonra bu füzeler Rusya’dan Kafkaslar üzerinden Ermenistan ve Bakü hattıyla Kuzey Irak’a geçirildi. Hatta füzelerin bir kısmı İran servisinin eline geçti. Bu füzeler konusunda Yunan Gizli Servisi’nin yol göstermiş olması mümkündür. Bu füzelerin eğitiminin Kosova bölgesinde yapıldığını zannediyorum.” Tuncay Özkan, Operasyon, İstanbul: Doğan Kitapçılık, 2000, s.224.

[2] Şemdin Sakık, yakalanmasının ardından ifadeleri sırasında Yunanistan’dan almış oldukları desteklerden örnekler de vermiştir. “Biz PKK’ya yardım edenler olarak, Yunanistan’ı biliriz. G. Kıbrıs ayrıntıdır. Yunanistan’dan 80 füze gelmişti...Yunanistan’dan parlamenterler de  geldi. Yunanistan’dan bir de general geldi. Görüntüleri, İran ve Yunanistan TV’lerinden verildi”. Güneri Civaoğlu, “PKK’ya 80 Füze”, Milliyet, 11 Mart 1999, s. 17.

[3] Suriye üzerinde uygulanan askeri güç kullanma tehditinin başarıya ulaşmasını, Türkiye’nin yeni bir aktif dış politika anlayışı içerinde olmasına bağlayan bir değerlendirme için bkz; Alan Makovsky, “The New Activism in Turkish Foreign Policy”, SAIS Review, Winter-Spring 1999, s.94.

[4] Örneğin 1995 yılında basında çıkan yazılarda Yunanistan ile PKK arasındaki ilişkilere dikkat çekilmiş ve Türkiye'nin göstereceği tepkiler vurgulanmıştır. “Çiller Atina’ya Rest Çekti”, Cumhuriyet, 5 Temmuz 1995, s. 10; Lale Sarıibrahimoğlu, “Ankara, Yunanistan’ı Teşhir Edecek” Cumhuriyet, 5 Temmuz 1995, s. 10; İsmail Soysal, “Atina’nın Tutumuna Seyirci Kalınamaz”, Cumhuriyet, 5 Temmuz 1995, s. 10.

[5] Konstantin Stefanopoulos, “Yunan Dış Politika Meseleleri”, Yunan Paradoksu, Der. Graham T. Allison-Kalipso Nikolaydis, İstanbul, Doğan Kitap, 1999, s. 175.

[6] Yunanistan’da Simitis Hükümeti, Öcalan’a verilen desteğin hükümet dışı örgütlenmeler tarafından yapıldığı görüşünü ortaya atarak sorumluların yargılanması için harekete geçmiş, bu arada Dışişleri Bakanı T. Pangalos istifa etmek zorunda kalmıştır.

[7] Mustafa Balbay, “Atina Terör Destekçisi”, Cumhuriyet, 23 Şubat 1999, ss.1-17.Atinaya Savaş Uyarısı,” Milliyet, 23 Şubat 1999, s.16. Demirel bu açıklamasında Yunanistan için “rogue state” sıfatını kullanmıştır. “Yasadışı devlet” veya “haydut devlet” olarak Türkçeye çevrilebilir. Genellikle terörü siyasi amaçlı olarak kullanan ve uluslararası hukuka uygun davranışlar sergilemeyen devletler için kullanılmaya başlanmıştır.

[8] Şükrü Elekdağ, “Yunanistan, Ayağını Denk Al,” Milliyet, 23 Şubat 1999, s. 16.

[9] Sami Kohen, “Dış Politikada Sertleşme,” Milliyet, 23 Şubat 1999, s. 16. Ayrıca bkz; Hasan Cemal, “Demirel’den Yunanistan’a Ağır, Hatta Son Uyarı,” Milliyet, 23 Şubat 1999, s. 17.; Güneri Civaoğlu, “Suç Ortaklığı,” Milliyet, 23 Şubat 1999, s. 17.

[10] 9 Nisan 2000 seçimlerinin ertesinde yeniden hükümeti kurmakla görevlendirilen Simitis, T. Pangalos’u Kültür Bakanı yaparak kabineye dahil etmiştir.

[11] “Türkiye’ye Düşmanca Davranıldı”, Cumhuriyet, 13 Mart 1999, s. 11.

Sözkonusu raporda ayrıca, emekli amiral Naksakis’in Öcalan’ın Yunanistan’a getirilmesi sırasında oyanış olduğu role de değinilmiş ve “Kalenderidis, bu yardım talebini derhal EYP Başkanı Haralambos Stavrakakis’e bildirdi, Stavrakakis de derhal gerekli önlemlerin alınması için Kamu Düzeni Bakanlığı ve polise haber verdi. Ama bundan sonra gerek EYP gerekse polisin, Öcalan’ın ülkeye getirilmesi olasılığından haberdar olmalarına rağmen, gerekli tedbirleri almadıkları anlaşıldı. Bu nedenle ülke açısından olumsuz sonuçlar veren gelişmeler yaşandı” denilmekte.

[12] Taki Berberakis, “Soruşturma Başladı”, Milliyet, 24 Şubat 1999, s. 16.

[13] Tolga Şardan, “Nairobi’de Çatışabilirdik”, Milliyet, 28 Şubat 1999, s. 21.

[14] Taki Berberakis, “Simitis’e Ağır Hakaretler”, Milliyet, 28 Şubat 1999, s. 23.

[15] Zafer Arapkirli, “Apo’ya Destek Atina’yı Böldü”, Milliyet, 28 Şubat 1999, s. 23.

[16] Yasemin Çongar, “ABD Gidişattan Rahatsız”, Milliyet, 8 Mart 1999, s. 17. Vurgular yazara aittir.

[17] Papandreu’nun 20 Ocak 2000 tarihinde Türkiye’ye yapmış olduğu ziyaret sırasında Öcalan krizi ile Kürt sorunu arasında bir bağ kurmamaya çalıştığı gözlenmiştir; “Kürt sorununu Türkiye ve Yunanistan arasında bir konu haline getirmek istemezdik ve bunun Yunanistan’ın politikası olduğuna inanmıyorum. Olaylar bizi zor duruma soktu. Bunu Türkiye ve Yunanistan meselesi yapmıyoruz. AB’nin teröre karşı, insan hakları ve azınlık haklarının korunması konusundaki politikası biliniyor. Bunlar, Türkiye’nin AB adaylığı sürecinde üzerinde durması gereken konular” demiştir. “Papandreu: Tabuları Yıkalım...,” s. 9.

[18] Murat İlem, “Ecevit’ten Atina’ya ‘Dostça’ Uyarı”, Cumhuriyet, 18 Haziran 1999, s. 8.

Mektubun tam metni için bkz; http://www.turinfonet.org.tr/frame/documents/lettercem.html B. Tarihi: 19.02.2000.

Mektubun tam metni için bkz;  http://www.turinfonet.org.tr/frame/documents/letterpapan.html B. Tarihi: 19.02.2000.

Ayrıca bkz; “Atina’dan Olumlu Yanıt”, Cumhuriyet, 27 Haziran 1999, s. 11.; Serpil Çevikcan, “Atina’dan Barış Paketi”, Milliyet, 29 Haziran 1999, s. 16.

ASALApkkgreekYunanistan Tarafından Türkiye Aleyhtarı Terör Örgütlerine Verilen Destekler

Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde terörün uluslararası destek boyutunu dile getirmeye başladığı dönem büyük ölçüde 1980’li yıllar olmuştur. Gerçi uzun yıllar Türkiye’de bir iç terör sorunu yaşanmış ve bu durum can ve mal kayıplarına  ve istikrarsızlıklara neden olmuştur. Bununla birlikte, dış politikasını yürütürken bu durum büyük ölçüde Türkiye’nin “iç sorunu” olarak kabul edilmiştir.

1980 yılların başında ise, Türkiye’ye yönelik terörün farklılaşmaya başladığı görülmektedir. Yıllardır yaşanan iç şiddet olaylarına ek olarak, bu dönemde iki farklı hareket benzer amaçlarla şiddet eylemlerine başvurmaya başlamışlardır. Bunlardan ilki, ASALA terör örgütünün Türkiye topraklarını parçalayarak bir Ermeni devleti kurmaya yönelik hayalleri, diğeri ise, PKK’nın Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda bir Kürt devleti kurma hayalleri olmuştur.[1] Bu iki hareketin de dayandığı nokta, Türkiye tarafından asla kabul edilmeyen Sevr Antlaşması ile kendilerine vaat edilen topraklar olmuştur.

1980’ler bu iki hareketin uluslararası alanda destek, en azından hoşgörü ile karşılandığı yıllar olmakla birlikte, bu durumu kolaylaştıran kimi iç ve dış yapısal faktörlerden de söz etmek mümkündür.

12 Eylül 1980 tarihinde, Türkiye’de Silahlı Kuvvetlerin iktidara el koyması ve yönetimin Milli Güvenlik Konseyi’nin elinde bulunması, Türkiye’nin uluslararası kamuoyu önündeki imajını olumsuz etkilerken bu dönemde yaşanan siyasi baskılar, Türkiye’de demokrasinin ilke ve kurumlarından uzaklaşıldığının göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Büyük ölçüde sol terör örgütlerine karşı olarak yürütülen mücadele bu dönemde çok sayıda insanın yasal/yasal olmayan yollardan Türkiye dışına çıkmasına ve özellikle Almanya, Fransa, Belçika, Yunanistan, Hollanda gibi ülkelerde bir Türk siyasi mülteci grubunun oluşmasına yol açmıştır. Bu gruplar içinde gerçekten siyasi düşüncelerinden dolayı ülkeyi terk etmek zorunda kalan insanlar olmakla birlikte, bu kimliğe bürünerek söz konusu ülkelerde oturma ve çalışma izni almaya çalışan ve terör örgütleri içerisinde yer almış insanlar da bulunmuşlardır. Siyasi mülteci kimliği, bir yandan terör örgütü üyelerinin bu ülkelerdeki konumlarını, varlıklarını Türkiye’nin demokratik bir ülke olmadığı, adil yargılama koşullarının bulunmadığı, siyasi düşüncelerinden ve kimliklerinden dolayı takibata ve baskıya uğradıkları gerekçesini dile getirerek Türkiye’ye yönelik uluslararası baskıların yapılmasını sağlamaya yönelik iken diğer yandan, bu örgütlenmelerin daha serbest bir ortamda Türkiye karşıtı eylemlerini organize edebilme olanağını sağlamıştır.

Bu durum, siyasi mültecilere ev sahipliği yapan ülkelerin Türkiye ile olan ilişkilerine de yansımış ve bu ülkeler Türkiye ile olan ikili ve ittifak ilişkileri çerçevesinde konuyu gündeme getirerek baskı ve pazarlık arayışı içerisinde olmuşlardır. Bu bağlamda, bugün Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde etkisinde kalmış olduğu pek çok sorunun bu dönemdeki uygulamalardan büyük ölçüde etkilendiği söylenebilir. Demokrasinin tüm ilke ve kurumlarıyla siyasi yaşama egemen kılınmasında karşılaşılan güçlükler, ordunun siyasetteki rolünün artmış olması, temel insan hak ve özgürlüklerine yönelik baskılar ve ihlaller, vb gerekçeler bugün Türkiye’nin iç ve dış teröre karşı yürütmekte olduğu haklı mücadelesinde bu ülkeler tarafından dile getirilen gerçeklerdir. Dolayısıyla, Türkiye, bir yandan iç ve dış teröre karşı silahlı mücadele verirken, diğer yandan da, uluslararası alanda yürüttüğü mücadelenin hukuki ve siyasi meşruluğunu kabul ettirmeye çalışmaktadır.

Türkiye’nin iç ve dış teröre karşı yürütmüş olduğu mücadele, pek çok boyutta değerlendirilebilir. Bu mücadelenin oldukça uzun bir süreyi gerektirmiş olması ise, bir yandan Türkiye’nin kendi iç siyasi, ekonomik, sosyal yapısı, diğer yandan da, bölgesel / uluslararası değişikliklere bağlı olmuştur.

1980’li yılların ikinci yarısı, Türkiye’deki teröre ve Avrupa ülkelerinin Türkiye’deki terör olaylarına ilişkin bakışlarına yeni bir boyut kazandırmıştır; farklı siyasi düşüncelerin örgütlenme ve ifade özgürlüklerine yönelik ihlal iddialarına ek olarak, bu kez, etnik/dinsel kimliklerinden dolayı Türkiye’de baskı altında olduklarını dile getiren insanlar ortaya çıkmaya başlamış ve mülteci kavramı siyasi ve etnik boyutu çağrıştırmaya başlamıştır.

Bu durum, Türkiye’deki olayların diğer ülkelerce istismar edilmesine olanak sağlamış ve bazı ülkeler bu mültecilerin haklarının uluslararası kamuoyu önünde savunuculuğunu üstlenmeye başlamışlardır. Dolayısıyla, Türkiye için mücadelenin sahası genişlemiştir.

Bu bağlamda, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerde teröre ilişkin sorunların 1980’lerin başından itibaren yoğun olarak dile getirilmekte olduğu görülmektedir. Başlangıçta siyasi düşünce suçlusu olduğu ve Türkiye’deki baskı ve ihlallerden dolayı kaçmak zorunda kaldıklarına inanılan terör örgütü üyelerine gösterilen ilgi ve desteğin sınırlı olduğunu, fakat ilerleyen dönemde bu desteğin giderek arttığı görülmüştür. Bu destek, önceleri mülteci kampları oluşturmak yönünde iken, sonra bu kampların birer teorik ve askeri eğitim kamplarına dönüşmesine, ülke genelinde örgütlenme ve eylem hazırlıkları için gerekli lojistik, finansal, siyasal desteğin sağlanmasına değin genişlediği görülmüştür. Özellikle sol siyasi örgütlenmelere verilen desteğin ilerleyen dönemlerde PKK terör örgütüne de sağlanmış olduğu görülmektedir.

Türkiye’nin son kırk yılına şekil veren değişikliklerden biri uzun yıllar etkisinde kalmış olduğu terör hareketleri olmuştur. Birbiriyle ilintili pek çok etkene bağlı olarak değerlendirilebilecek olan terör hareketlerinin konumuz bakımından bizi ilgilendiren boyutu, Türk dış politikasını ilgilendiren yönüdür. Bu bakımdan ele alındığında ise, özellikle Türkiye’nin Yunanistan ile olan ilişkilerinde göz önünde bulundurmak zorunda olduğu terör örgütlerine verilen destekler ön plana çıkmaktadır.

Türkiye 1970-80 sürecinde yoğunlukla iç siyasasında karşılaşmış olduğu terör hareketleriyle mücadelesini sürdürürken 1980’lerin ilk yıllarından itibaren  bunların yanı sıra Türkiye’den toprak talebinde bulunan ayrılıkçı örgütlerin şiddet eylemleriyle karşılaşmaya başlamıştır. Önce ASALA ve daha sonra PKK terör örgütleri, Türkiye içinde oldukları kadar Türkiye dışında da Türkiye karşıtı şiddet eylemlerini yürütmüşlerdir.

Türkiye’ye yönelik terör eylemleri dikkatle incelendiğinde, bu örgütlerin eylemlerini herhangi bir dış desteğe bağlı olmaksızın sürdürebilmelerinin mümkün olmadığı görülmektedir. 1970’li yıllar ve sonrasında Türkiye’deki çeşitli siyasal görüşlere sahip olmakla birlikte eylem biçimi olarak silahlı mücadeleyi seçmiş olan örgütlerin  bu eylemleri gerçekleştirmek için gereksinim duydukları insan faktörü bir yana bırakılırsa silah, mühimmat, eğitim, para ve diğer kaynaklarını bir dış destek olmaksızın kolaylıkla elde edebilmeleri mümkün değildir. Nitekim uzun yıllar terörün iç desteklerine yönelik olarak yürütülen mücadeleler dış bağlantıların da ele alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.

Türk – Yunan ilişkilerinde terör ve terör örgütlerine sağlanan kolaylıklar özellikle önemlidir. Bu durum Türkiye ve Yunanistan arasında hem kara hem de deniz sınırlarının bulunmasından dolayı terör örgütlerinin bu coğrafi kolaylıklardan Türkiye karşıtı eylemlerde yararlanmalarına olanak sağlamaktadır. Nitekim daha 1980’lerde Ermeni ve Kürt terör örgütlerinin Yunanistan’da örgütlenmeye ve burada temsilcilikler kurmaya başladıkları görülmüş ve bu durum iki ülke yetkilileri arasında bu dönemde sürdürülen görüşmeler sırasında dile getirilmiştir. Gürün’ün aktardığına göre 4 – 5 Aralık 1980 tarihlerinde Atina’da yapılan görüşmeler sırasında karşılıklı güven yaratma konularına değinilmiş ve “kısa süre önce Kıbrıs’dan Atina’ya geçen iki sendikacı Türkiye’deki rejim aleyhinde ağır eleştirilerde bulunmuşlardır. En azından, bunların basın toplantısı yapmaları önlenebilirdi. Biz Ankara’da yabancı temsilciliklere bir sirküler yollayarak, dost ülkeler aleyhine beyanat yapılmamasını istedik. Bunu Yunanistan’da yapabilir sanıyorum. Gene kısa süre önce Roma’da bir Ermeni örgütü, yaptığı basın toplantısında, Ermenilerin New York, Beyrut, Paris ve Atina’da merkezler kurduklarını açıkladı. Zikredilen ilk üç merkezi biz de biliyorduk. Ama Atina için şaşırdık. En azından tarafınızdan bir tekzip beklerdik” denilmiştir.  Büyükelçi Theodoropoulos ise cevabında, “sizinle yüzde yüz mutabıkım. Bu tür faaliyetleri desteklememiz kesinlikle söz konusu değil. Türkiye’deki yeni rejime karşı resmi makamlarımızın reaksiyonu son derece ölçülü oldu... Basındaki tepkilere gelince, bu alanda sorunlarımız çok büyük. Aslında Hükümet yanlısı tek bir gazete bile yok. Eldeki tek imkan onları az çok etkileyebilmek. ... Ermeni ve Kürtlerin burada merkezler kurmaları konusuna gelince, çok sayıda cemiyeti ortadan kaldırdık. Bilhassa Beyrut’dan son zamanlarda çok gelenler oldu. Bütün konsolosluklarımıza talimat verdik ve önceden müsaade alınmadan bunlara vize verilmemesini tenbih ettik. Gizlemiyorum, Ermeni ve Kürtlere yardım etmekle milli davaya yardımcı olduklarına inanalar mevcuttur. Ama onları caydırmak için elden gelen  her şeyi yapıyoruz. İnanın bu konularda her türlü işbirliğine hazırız” demiştir.[2] Ancak süreç, Yunanistan’ın bu içtenliğini sürdüremediğini ve terör örgütlerini destekleyenlerin Yunanistan’ın Türkiye karşısındaki tutumunu güçlendirdiğine inananların kolaylıkla denetim altına alınamadığını göstermiştir. Önce ASALA ve daha sonra PKK ve diğer sol terör örgütleri, Yunanistan’da, Türkiye karşıtı faaliyetlerini kolaylıkla sürdürebilme olanağı bulmuşlardır.

PKK terör örgütünün bir yandan güneydoğuda silahlı eylemlerde bulunurken diğer yandan komşu ülkelerde lojistik ve siyasi örgütlenmeler içerisine girerek destek arayışlarını sürdürmesinin açık örneklerine sıklıkla rastlamak mümkün; örneğin 1 Mayıs 1998 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yer alan bir habere göre PKK Atina’da resmi bürosunu açmış ve açılışa Yunan Parlamentosu’ndan da temsilciler katılmıştır. “PKK’nın Atina’daki ilk resmi basın toplantısına Yunan parlamentosundan 8 milletvekili de katıldı. Katılanlar arasında Yunan Parlamentosu Başkan Yardımcısı Panayotis Krikitos’la birlikte PASOK ve Yeni Demokrasi partili 3’er milletvekiliyle, bir sol ittifak ve bir bağımsız milletvekili de bulunuyor... Toplantıda konuşan Sosyalist milletvekili Costas Vadubas, Atina’nın geçen yıl ‘parlamentoyu temsilen’ giden üç milletvekilinin Apo’ya ilettikleri ‘Yunanistan daveti’ni de yineledi” [3]

PKK’ya verilen destek konusunda Başbakan Mesut Yılmaz yapmış olduğu açıklamada; “Yunanistan Hükümeti’nin güttüğü belli olan stratejik amaç, Türkiye’yle ilişkileri üstünlük konumundan yürütebilmek hevesiyle, bir yandan Türkiye’nin çok yönlü kalkınma hamlelerine sekte vurmak; diğer yandan da AB’den başlayarak ülkemizin Batı ile ilişkilerini onarılması güç olacak şekilde zedelemek ve mesafelendirmektir. Bu çerçevede kullanılan başlıca yöntemler, bir taraftan Türkiye’nin toprak bütünlüğüne, istikrarına ve huzuruna kasteden PKK terörüne verilen destekte; diğer taraftan da, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde özellikle Ege sorunlarından kaynaklanan gergin ortamın canlılığını koruyabilmesi için harcanan çabalarda somutlaşmaktadır.”[4]

Öcalan’ın yargılanması sırasında vermiş olduğu ifadelerden de Yunanistan’ın PKK ile ilişkileri açıkça görülmüştür; “1994 senesinde Yunanistan’da PKK kampları açıldı. Lavrion Kampı’nda PKK’lı gençlere daha çok ideolojik eğitim veriliyordu. Ayrıca Yunanistan’da küçük gruplarımızın yerleşmesi için evler de vardır. Tahmin ediyorum kiradır. Lavrion Kampı’ndan başka bir de bomba eğitimi veren Dimitri Elen kampımız vardır. Bomba eğitimini, kamp eğitimini ve küçük grupları barındırmak hususunda organizede bizim dost tabir ettiğimiz Yunan Gizli Servisi’nin yardımı olmaktadır. Yunanistan’dan para yardımı da almaktayız. Bu para yardımını daha ziyade sivil kurumlardan almaktayız. Kiliselerden almaktayız, sendikalardan almaktayız. Bir de bize ait dergiler etrafında aldığımız bağışlar vardır. Bu bağışlar mesela 100 liralık derginin 1000 liraya satılması gibi alınmaktadır.”[5]

Terör hareketleri çerçevesinde değerlendirilebilecek bir başka konu ise, Yunanistan’da Türk diplomat ve temsilcilerine, Türk kökenlilere yönelik Yunanistan kaynaklı şiddet hareketleridir. 1980’lerden günümüze Türk diplomat ve temsilciliklerine yönelik bu tür saldırılarda çok sayıda diplomat ve Yunan yurttaşı Türk yaşamlarını kaybetmiş ve yaralanmışlardır. 1991 yılında Atina Basın Ataşesi Çetin Görgü ile 1994 yılında müsteşar Haluk Sipahioğlu, Yunanistan’da 17 Kasım terör örgütünün silahlı saldırıları sonucu yaşamlarını yitirmişlerdir. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu 1999 yılı Global Terörizm Raporu’nda da Yunanistan’daki terörist hareketler çerçevesinde bu ülkedeki PKK terör örgütü faaliyetleri dile getirilmiş, 17 Kasım örgütünün ABD ve diğer ülkelere ait hedeflere yönelik saldırılarına dikkat çekilerek, Yunanistan, Avrupa’da terörizme karşı mücadelede en zayıf bağlantı noktası olarak değerlendirilmiştir.[6]



İstanbul: Bağlam Yayınları, 1997. PKK’nın Yunanistan ile olan bağlantılarına ilişkin olarak bkz; “Greece and PKK Terrorism”, http://www.mfa.gov.tr/grupe/eh/terror/greecebk/epilogue.htm

[2] K. Gürün, Fırtınalı..., s. 212. Görüşme sırasında Gürün’ün sadece Ermenilerden söz etmesine karşılık Büyükelçi Theodoropoulos’un Kürtlerden de söz etmesi ilginç bir değerlendirmedir.

[3] Türkiye’de eylem yaparken yakalanan pek çok terör örgütü üyesi  itiraflarında Yunanistan’da yürüttükleri eğitim ve lojistik faaliyetlerinin ayrıntılarını vererek bu ülke ile PKK arasındaki bağın açığa çıkmasına katkıda bulunmuşlardır. Taki Berberakis, “PKK, Atina’da Resmen Büro Açtı,” Milliyet, 1 Mayıs 1998, s.17.

[4] “Yunanistan’a Yılmaz’dan Sert Uyarı”,Milliyet, 1 Mayıs 1998, s.17.

[5] Enis Berberoğlu, “PKK’nın Paraları Atina Bankalarında”, Hürriyet, 30 Mayıs 1999, s. 12.

“Patterns of Global Terrorism: 1999 /Europe Overview”, http://www.state.gov/www/global/terrorism/1999report/europe.htm B. Tarihi: 19/10/2000

BSECKEİÖ ve Türk – Yunan İlişkileri

Karadeniz’de bölge ülkeleri arasında ekonomik, kültürel, ticari ve siyasi işbirliğini sağlayacak ve bölge ülkelerinin uluslararası sisteme entegrasyonunu kolaylaştıracak bir girişim olarak düşünülen Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü kurulurken bu örgütün AB gibi bölgesel ve çok uluslu entegrasyonlara bir alternatif olmadığı, aksine, bu entegrasyonların işlevselliğine katkıda bulunacak bir örgütlenme olduğu düşüncesi hakim kılınmıştır. Dolayısıyla Karadeniz’e kıyısı bulunmamakla birlikte, Yunanistan’ın bu örgütlenme içerisinde yer almasında bir sakınca görülmemiştir. Bu durum, Türkiye ve Yunanistan arasındaki pek çok uyuşmazlık dikkate alındığında, bir tür çelişki olarak değerlendirilmiştir.

Yunanistan’ın Karadeniz bölgesine olan duyarlılığı ekonomik, siyasi ve güvenlik boyutlarıyla değerlendirilebilecek niteliktedir. Azerbaycan ve Kazakistan petrollerinin Türk Boğazları yoluyla taşınmasının gerçekleşmeyeceği anlaşılmasıyla Bakü/Ceyhan Petrol boru hattı projesine alternatif olarak Rusya, Bulgaristan ve Yunanistan üzerinden Akdeniz’e ulaştırılmasına ilişkin projelendirme çalışmaları yapılmıştır. Bu proje çerçevesinde Yunanistan’ın Bulgaristan, Rusya ve Ermenistan ile olan ilişkilerini güçlendirmek istemesi, doğaldır ki, Türkiye’nin desteklemiş olduğu Bakü/Ceyhan projesine ilişkin rekabet ortamı yaratmıştır. Bu durumda Türkiye ve Yunanistan’ın bölgedeki çıkarlarının çatıştığı görülmektedir. Diğer yandan, Yunanistan, Ermenistan, Gürcistan ve diğer Orta Asya ülkeleri ile olan ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerini güçlendirerek bölgesel etkinliğini arttırma çabası içerisine girmiştir.[1] Özellikle Rusya, Ermenistan ve Gürcistan ile kurmuş olduğu ilişkiler çerçevesinde Türkiye’nin kuzey ve doğusunun Yunanistan ile çıkar birlikteliği içinde olan ülkelerce çevrelenmiş olması Türkiye’nin bu işbirliğini dikkatle izlemesine neden olmuştur. [2]

Yunanistan’ın Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’ne[3] katılmasını bu ülkenin Kafkaslar ve Ortaasya’da yaşamakta olan Yunan asıllılar ile ilişkilerini güçlendirme politikası çerçevesinde de değerlendirmek mümkündür. Nitekim, 1996 yılında Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Alexanderos Philon tarafından yazılan bir makalede şu görüşlere yer verilmektedir; “Yunanistan’ın Kafkaslar ve Ortaasya bölgesindeki dış politikasına ilişkin tüm yaklaşımları içerisinde yaklaşık yarım milyonu Yunan kökenli halkın varlığı önemli bir yer tutmaktadır. Bunların önemli bir bölümü Karadeniz bölgesinde ve Rus Kafkaslarının güney bölümünde yaşamaktadırlar. 125.000’den fazla Yunan kökenli insan doğu ve güney Ukrayna’da  Maripul ve Donetsk bölgelerinde, tarihi Odessa kenti ve Kırım yarımadası’nda olduğu kadar Azak Denizi çevresinde yaşarken, 120.000’den fazla Yunan kökenli ve Krasnodar Yönetim Bölgelerinde, özellikle Anapa, Vody, Vladikavkaz (Kuzey Osetya’da), Machachkala (Dağıstan) vb ve Stavropol’un köy ve  şehirlerinde yaşamaktadır.

Bunlara ek olarak, çok sayıda Yunan kökenli Pontus halkı (80.000 civarında) Gürcistan’da (Tiflis, Rustavi, Kutaisi ve Tsalka köylerinin dağlarında) ve komşu Ermenistan’da (5.000 Erivan, Allahverdi vd) yaşamaktadır.

Ortaasya’da ise Yunan kökenlilerin önemli bir bölümü Kazakistan’da (40.000 kişi Almaty’da), Özbekistan’da (yaklaşık 5000 kişi Taşkent’te) ve daha az oranda Kırgızistan’da (600 kişi Bişkek’te) yaşamaktadır.

Yunanistan için temel  dış politika önceliği, bu insanların ilgili ülkelerle aramızdaki daimi bir dostluk ve işbirliği bağı olarak etkin bir rol üstlenmeleri için onların varlığını korumak ve anavatanla olan ekonomik, dilsel ve kültürel bağlarını daha fazla geliştirmektir.“[4]

Dolayısıyla, Yunanistan’ın KEİÖ çerçevesinde yürütmekte olduğu girişimlerinin bu ülkenin Türkiye ile olan ilişkilerinde bir tür lobi faaliyetine dönüşüp dönüşmeyeceği olasılığı göz önünde bulundurulmak zorundadır. Bu bakımdan Türkiye ve Yunanistan  arasında çatışmacı ilişkiler sürdüğü taktirde KEİB bu ülkelerin mücadele ve üstünlük arayışlarına sahne olabilecek bir yapısal nitelik taşımaktadır.



[1] 1993 yılında Ermenistan ve Azerbaycan’da, 1995 yılında da Gürcistan’da büyükelçilik kuran Yunanistan, bu ülkelerdeki ekonomik, ticari, siyasi ve kültürel etkinliklerini arttırmaya başlamıştır. Bu bağlamda, 1995 yılından itibaren bu politikalarını “ekonomik diplomasi” olarak adlandırarak Yunan Dış Politikası’nda yeni düzenlemeler yapmış, diplomatik misyonlarının bulundukları ülkelerde Yunan işadamları ve yatırımcılarına destek olmaları sağlanmaya çalışılmıştır. Yunan Dışişleri Bakanlığı bünyesinde İkili Ekonomik İşbirliği Koordinasyon Bürosu oluşturulmuş; büro, ekonomik önceliklerin yoğunlaştığı alanları enerji, telekomünikasyon, taşımacılık, altyapı /inşaat ve gemicilik olarak belirlemiştir. Bu tarihten sonra Yunanistan’ın Karadeniz bölgesi ve Orta Asya ülkelerindeki ilişkilerinin hızla arttığı ve Yunan işadamlarının bu ülkelerde ortak yatırımlarını hızlandırdığı görülmüştür. Yunanistan’ın, Ermenistan’a bu bağlamda yapmış olduğu insani yardımlar ve Karadeniz Fiber Optik Kablo Sistemi’ne ilişkin yatırımları dikkat çekicidir.

[2] Bu konuda bkz; Alan Makovsky, “The New Activism in Turkish Foreign Policy” SAIS Review, Winter-Spring 1999, s.107.

[3] Örgütün merkezi İstanbul’da ve bankası ise Selanik’te bulunmaktadır.

[4] Alexandros Philon, “Greek Foreign Policy Perspectives in the Caucasus, Black Sea and Central Asia”, Thesis, Spring 1997, Vol. I, Issue, 1, Hellenic Ministery of Foreign Affairs, Athens.

BOĞAZLAR REJİMİNE İLİŞKİN OLARAK, MONTREUX'DE 20 TEMMUZ 1936 DA İMZALANAN SÖZLEŞME

MAJESTE BULGARLAR KRALI, FRANSA CUMHURIYETI BASKANI, MAJESTE BÜYÜK BRITANYA, IRLANDA VE DENIZLER ÖTESI BRITANYA ÜLKELERI KRALI, HINDISTAN IMPARATORU, MAJESTE ELENLER KRALI, MAJESTE JAPONYA IMPARATORU, MAJESTE ROMANYA KRALI, TÜRKIYE CUMHURIYETI BASKANI, SOVYET SOSYALIST CUMHURIYETLERI BİRLİĞİ MERKEZI YÜRÜTME KOMITESI VE MAJESTE YUGOSLAVYA KRALI;

"Boğazlar" genel deyimiyle belirtilen Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve Karadeniz Boğazı’ndan geçişi ve gemilerin-gidiş gelişini (ulaşımı), Lozan'da, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanmış olan Barış Antlaşması’nın 23. maddesiyle saptanmış ilkeyi(1), Türkiye'nin güvenliği ve Karadeniz'de, kıyıdaş Devletlerin güvenliği çerçevesinde koruyacak biçimde, düzenlemek isteğiyle duygulu olarak;

İşbu Sözleşmeyi, 24 Temmuz 1923 de Lozan'da imzalanmış olan Sözleşmenin(2) yerine koymağı kararlaştırmışlar ve Tamyetkili Temsilcilerini aşağıda belirtildiği üzere atamışlardır:

MAJESTE BULGARLAR KRALI:

Doktor Nicolas P.NICOLAEV, Tamyetkili Ortaelçi, Dışişleri ve Mezhepler Bakanlığı Genel Sekreteri;

B.Pierre NEICOV, Tamyetkili Ortaelçi, Dışişleri ve Mezhepler Bakanlığı Siyasal İşler Müdürü.

FRANSA CUMHURIYETI BASKANI:

B.PAUL-BONCOUR, Senatör, Milletler Cemiyeti'nde Fransa’nın Sürekli Temsilcisi, eski Başbakan, eski Dışişleri Bakanı, Légion d'honneur nişanının Chevalier rütbesi, Savaş Haçı nişanı;

B.HENRI PONSOT, Fransa Cumhuriyeti'nin Ankara'da Olağanüstü ve Tamyetkili Büyükelçisi, Légion d'honneur nişanının Grand Officier rütbesi.

MAJESTE BÜYÜK-BRITANYA, IRLANDA VE DENIZLER ÖTESI BRITANYA ÜLKELERI KRALI, HINDISTAN IMPARATORU:

BÜYÜK BRITANYA, KUZEY IRLANDA VE BRITANYA IMPARATORLUGUNUN BIREYSEL OLARAK MILLETLER CEMIYETI'NE ÜYE OLMAYAN BÜTÜN PARÇALARI IÇIN:

Çok Sayın Lord STANLEY, P.C., M.C., M.P., Amirallik Dairesinde Parlamento Üyesi Müsteşar;

AVUSTRALYA COMMONWEALTHI'I IÇIN:

Çok Sayin Stanley Melbroune BRUCE, C.H., M.C., Avustralya Commenwealth'inin Londra'da Yüksek Komiseri.

MAJESTE ELENLER KRALI:

B.Nicolas POLITIS, Yunanistan’ın Paris'de Olağanüstü Temsilcisi ve Tamyetkili Ortaelçisi, eski Dışişleri Bakanı;

B.Raoul BIBICA-ROSETTI, Yunanistan’ın Milletler Cemiyeti'nde Sürekli Temsilcisi.

MAJESTE JAPONYA IMPARATORU:

B.Naotake SATO, Judammi, Doğan-Güney nişanının Büyük-Kordan rütbesi, Paris'de Olağanüstü Temsilci ve Tamyetkili Büyükelçi;

B.Massa-aki HOTTA, Jushii, Doğan-Güney nişanının İkinci Sınıf rütbesi, Bern'de Olağanüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi.

MAJESTE ROMANYA KRALI:

B.Nicolas TITULESCO, Dışişleri Bakanı;

B.Constantin CONTZESCO, Tamyetkili Ortaelçi, Tuna ve Avrupa Uluslararası Komisyonlarında Romanya Temsilcisi;

B.Vespasien PELLA, La Haye'de Olağanüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi,

TÜRKIYE CUMHURIYETI Başkanı:

Dr.Tevfik Rüştü ARAS, Dışişleri Bakanı, İzmir Milletvekili;

B.Suad DAVAZ, Türkiye Cumhuriyeti'nin Paris'de Olağanüstü ve Tamyetkili Büyükelçisi;

B.Numan MENEMENCIOGLU, Türkiye Büyükelçisi, Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri;

B.Asim GÜNDÜZ, Korgeneral, Genelkurmay İkinci Başkanı;

B.Necmeddin SADAK, Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'nde Sürekli Temsilcisi, Sivas Milletvekili, Dışişleri Komisyonu Raportörü.

SOVYET SOSYALIST CUMHURIYETLERI BİRLİĞİ MERKEZI YÜRÜTME KOMITESI:

B.Maxime LITVINOFF, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Merkezi Yürütme Komitesi Üyesi, Dışişleri Halk Komiseri.

MAJESTE YUGOSLAVYA KRALI:

B.Ivan SOUBBOTITCH, Yugoslavya’nın Milletler Cemiyeti'nde Sürekli Temsilcisi.

BU TEMSILCILER, yetki belgelerini gösterdikten ve bu belgeler usulüne uygun ve geçerli kabul edildikten sonra, aşağıdaki hükümetler üzerinde anlaşmaya varmışlardır:

 

Madde 1.

Bağıtlı Yüksek Taraflar, Boğazlar’da denizden geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesini kabul ederler ve doğrularlar.

Bu özgürlüğün kullanılışı bundan böyle işbu Sözleşme hükümleriyle düzenlenmiştir.

KESIM I. TICARET GEMILERI

MADDE 2.

Barış zamanında, ticaret gemileri, gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun, aşağıdaki 3. madde hükümleri saklı kalmak üzere, hiçbir işlem (formalite) olmaksızın, Boğazlar’dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır. Bu gemiler, Boğazlar’ın bir limanına uğramaksızın transit geçerlerken, Türk makamlarınca, alınması işbu Sözleşmesinin I sayılı Ek'inde öngörülen vergilerden ve harçlardan başka, bu gemilerden hiçbir vergi ya da harç alınmayacaktır.

Bu vergilerin ya da harçların alınmasını kolaylaştırmak üzere, Boğazlar’dan geçecek ticaret gemileri, 3. maddede belirtilen istasyonun görevlilerine adlarını, uyrukluklarını, tonajlarını, gidecekleri yer ve nereden geldiklerini bildireceklerdir.

Kılavuzluk ve yemekçilik (römorkörçülük) isteğe bağlı kalmaktadır.

MADDE 3.

Ege Denizi'nde ya da Karadeniz'den Boğazlar’a giren her gemi, uluslararası sağlık kuralları çerçevesinde Türk yasalarıyla konulmuş olan sağlık denetimi için, Boğazlar’ın girişine yakın bir sağlık istasyonunda duracaktır. Bu denetim, bir temiz sağlık belgesi (patentesi) ya da işbu maddenin 2. fıkrasındaki hükümlerin kapsamına girmediklerini doğrulayan bir sağlık bildirisi gösteren gemiler için, gündüz ve gece, olabilen en büyük hızla yapılacak ve bu gemiler Boğazlar’dan geçişleri sırasında başka hiçbir duruş zorunda bırakılmayacaklardır.

İçinde veba, kolera, sarı humma, lekeli humma (typhus exanthématique) ya da çiçek hastalığı olayları bulunan ya da yedi günden az bir süre önce bu hastalıklar bulunmuş olan gemilerle, bulaşık bir limandan beş kez yirmi-dört saatten az bir süreden beri ayrılmış olan gemiler, Türk makamlarının gösterebilecekleri sağlık koruma görevlilerini gemiye almak üzere, sağlık istasyonunda duracaklardır. Bu yüzden, hiçbir vergi ya da harç alınmayacaktır; sağlık koruma görevlileri Boğazlar’ın çıkışında bir sağlık istasyonunda gemiden indirileceklerdir.

MADDE 4.

Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, ticaret gemileri, bayrak ve yük ne olursa olsun, 2. ve 3. maddelerde öngörülen koşullar içinde Boğazlar’dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Kılavuzluk ve yedekçilik (römorkörcülük) isteğe bağlı kalmaktadır.

MADDE 5.

Savaş zamanında, Türkiye savaşansa, Türkiye ile Savaşta olan bir ülkeye bağlı olmayan ticaret gemileri, düşmana hiçbir biçimde yardım etmemek koşuluyla, Boğazlar’da geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Bu gemiler Boğazlar’a gündüz girecekler ve geçiş, her seferinde, Türk makamlarınca gösterilecek yoldan yapılacaktır.

MADDE 6.

Türkiye'nin kendisini pek yakın bir Savaş tehlikesi tehdidi karsısında sayması durumunda, 2. madde hükümlerinin uygulanması yine de sürdürülecektir; ancak, gemilerin Boğazlar’a gündüz girmeleri ve geçişin, her seferinde, Türk makamlarınca gösterilen yoldan yapılması gerekecektir.

Kılavuzluk, bir durumda, zorunlu kılınabilecek, ancak ücrete bağlı olmayacaktır.

MADDE 7.

"Ticaret gemileri" terimi, işbu Sözleşmenin II. Kesiminin kapsamına girmeyen bütün gemilere uygulanır.

KESIM II. SAVAŞ GEMILERI

MADDE 8.

İşbu Sözleşme bakımından, Savaş gemilerine ve bu gemilerin nitelikleriyle tonajlarının hesabi için uygulanacak tanımlama, işbu Sözleşmenin II sayılı Ek'inde yer alan tanımlamadır.

MADDE 9.

Deniz kuvvetlerinin, sıvı olsun ya da olmasın, yakıt taşımak için özellikle yapılmış olan yardımcı gemileri, 13. maddede belirtilen ön-bildirim koşuluna bağlı tutulmayacaklar ve, Boğazlar’ı tek başlarına geçmek koşuluyla, 14. ve 18. maddeler gereğince tanımlama sınırlamaya bağlı tonajlar hesabına katılmayacaklardır. Bununla birlikte, bu gemilerin, öteki geçiş koşulları bakımından, Savaş gemileriyle bir tutulmaları süregidecektir.

Bir önceki fıkrada belirtilen yardımcı gemiler, öngörülen kural dışılıktan, ancak silahları: yüzer hedeflere karşı en çok 105 milimetre çapında iki toptan, hava hedeflerine karşı en çok 75 milimetre çapında iki silahtan çok değilse yararlanabileceklerdir.

MADDE 10.

Barış zamanında, hafif su üstü gemileri, küçük Savaş gemileri ve yardımcı gemiler, ister Karadeniz'e kıyıdaş olan ister olmayan Devletlere bağlı bulunsunlar, bayrakları ne olursa olsun, Boğazlar’a gündüz ve aşağıdaki 13. ve sonraki maddelerde öngörülen koşullar içinde girerlerse, hiçbir vergi ya da harç ödemeksizin, Boğazlar’dan geçiş özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen sınıflara giren gemiler dışında kalan Savaş gemilerinin ancak 11. ve 12. maddelerde öngörülen özel koşullar içinde geçiş hakları olacaktır.

MADDE 11.

Karadeniz'e kıyıdaş Devletler, 14. maddenin 1. fıkrasında öngörülen tonajdan yüksek bir tonajda bulunan hattıharp gemilerinin (1) Boğazlar’dan geçirebilirler; şu koşulla ki, bu gemiler Boğazlar’ı ancak tek başlarına ve en çok iki torpido (2) eşliğinde geçerler.

MADDE 12.

Karadeniz'e kıyıdaş Devletler, bu deniz dışında yaptırdıkları ya da satın aldıkları denizaltılarını, tezgâha koyuştan ya da satın alıştan Türkiye'ye vaktinde haber verilmişse, deniz üslerine katılmak üzere Boğazlar’dan geçirme hakkına sahip olacaklardır.

Sözü edilen Devletlerin denizaltıları, bu konuda Türkiye'ye ayrıntılı bilgiler vaktinde verilmek koşuluyla, bu deniz dışındaki tezgâhlarda onarılmak üzere de Boğazlar’dan geçebileceklerdir.

Gerek birinci gerek ikinci durumda, denizaltıların gündüz ve su üstünden gitmeleri ve Boğazlar’dan tek başlarına geçmeleri gerekecektir.

MADDE 13.

Savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçmesi için, Türk Hükümetine diplomasi yoluyla bir ön-bildirimde bulunulması gerekecektir. Bu ön-bildirimin olağan süresi sekiz gün olacaktır; ancak, Karadeniz kıyıdaşı olmayan Devletler için bu sürenin on beş güne çıkartılması istenmeğe değer sayılmaktadır. Bu ön-bildirimde gemilerin gidecekleri yer, adi, tipi, sayısı ile gidiş için ve, gerekirse, dönüş için geçiş tarihleri belirtilecektir. Her tarih değişikliğinin üç günlük bir ön-bildirim konusu olması gerekecektir.

Gidiş için geçişte Boğazlar’a girişin, ilk ön-bildirimde belirtilen tarihten başlayarak beş günlük bir süre içinde yapılması gerekecektir. Bu sürenin bitiminden sonra, ilk ön bildirim için olan ayni koşullar içinde yeni bir ön-bildirimde bulunulması gerekecektir.

Geçiş sırasında, deniz kuvvetinin komutanı, durmak zorunda olmaksızın, Çanakkale Boğazı’nın ve Karadeniz Boğazı’nın girişindeki bir işaret istasyonuna, komutası altında bulunan kuvvetin tam kurulusunu bildirecektir.

MADDE 14.

İşbu Sözleşme'nin 11. maddesinde ve III sayılı Ek'inde öngörülen koşullar dışında,

Boğazlar’da transit geçişti bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek (tavan) toplam tonajı 15.000 tonu asmayacaktır.

Bununla birlikte, bir önceki fıkrada belirtilen kuvvetler dokuz gemiden çok gemi içermeyeceklerdir.

Karadeniz'e kıyıdaş olan ya da olmayan Devletlerin, 17. madde hükümleri uyarınca Boğazlar’daki bir limanı ziyaret eden gemileri bu tonaja katılmayacaktır.

Geçiş sırasında bir avaryaya uğramış olan Savaş gemileri de bu tonaja katılmayacaktır; bu gemiler, onarım sırasında, Türkiye'ce yayımlanan özel güvenlik hükümlerine bağlı tutulacaklardır.

MADDE 15.

Boğazlar’da transit olarak bulunan Savaş gemileri taşımakta olabilecekleri uçakları (1); hiçbir durumda, kullanamayacaklardır.

MADDE 16.

Boğazlar’da transit olarak bulunan Savaş gemileri, avarya (2) ya da geminin teknik yönetimine bağlı olmayan bir aksaklık (3) durumları dışında, geçişleri için gerekli süreden daha uzun süre Boğazlar’dan kalamayacaklardır.

MADDE 17.

Yukarıdaki maddelerin hükümleri, herhangi bir tonajda ya da kuruluşta olan bir deniz kuvvetinin, Türk Hükümetinin çağrısı üzerine, Boğazlar’daki bir limana sinirli bir süre için bir nezaket ziyaretinde bulunmasına hiçbir biçimde engel olmayacaktır. Bu kuvvet, 10., 14. ve 18. maddeler hükümleri uyarınca, Boğazlar’dan transit olarak geçmek için istenilen koşullar içinde bulunmuyorsa, Boğazlar’dan, giriş için izlediği yoldan ayrılacaktır.

MADDE 18.

  1. Karadeniz kıyıdaşı olmayan Devletlerin barış zamanında bu denizde bulundurabilecekleri toplam tonaj aşağıdaki gibi sınırlandırılmıştır.
  2. a) Aşağıda b) paragrafında öngörülen durum dışında, sözü geçen Devletlerin toplam tonajı 30.000 tonu aşmayacaktır;
  3. b) Herhangi bir anda, Karadeniz'in en güçlü donanmasının (filosunun) tonajı işbu Sözleşmenin imzalanması tarihinde bu denizde en güçlü olan donanmanın (filonun) tonajını en az 10.000 ton asarsa, a) paragrafında belirtilmiş olan 30.000 tonluk toplam tonaj ayni ölçüde ve en çok 45.000 tona varıncaya değin arttırılacaktır. Bu amaçla, kıyıdaş her Devlet, işbu Sözleşmenin IV sayılı Ek’i uyarınca, Türk Hükümetine, her yılın 1 Ocak ve 1 Temmuz tarihlerinde, Karadeniz'deki donanmasının (filosunun) toplam tonajını bildirecektir; Türk Hükümeti de, bu bilgiyi, öteki Bağıtlı Yüksek Taraflara ve Milletler Cemiyeti Genel Sekreterine ulaştıracaktır.
  4. c) Karadeniz'e kıyıdaş olmayan Devletlerden herhangi birinin bu denizde bulundurabileceği tonaj, yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen toplam tonajın üçte ikisiyle sınırlandırılmış olacaktır.
  5. d) Bununla birlikte, Karadeniz kıyıdaşı olmayan bir ya da birkaç Devlet, bu denize, insancıl bir amaçla deniz kuvvetleri göndermek isterlerse, toplamı hiçbir varsayımda 8.000 tonu aşmaması gerekecek olan bu kuvvetler, işbu Sözleşmenin 13. maddesinde öngörülen ön-bildirime gerek duyulmaksızın, aşağıdaki koşullar içinde Türk Hükümetinden alacakları izin üzerine, Karadeniz'e girebileceklerdir: Yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen toplam tonaj dolmamışsa ve gönderilmesi istenilen kuvvetlerle bu toplam tonaj aşılmayacaksa, Türk Hükümeti, kendisine yapılmış olan istemi aldıktan sonra en kısa süre içinde bu izni verecektir; sözü geçen toplam tonaj daha önce kullanılmış bulunuyorsa ya da gönderilmesi istenilen kuvvetlerle bu toplam tonaj aşılacaksa, Türk Hükümeti, bu izin isteminden, Karadeniz kıyıdaşı Devletleri hemen haberli kılacak ve bu Devletler, haberli kılındıklarından yirmi-dört saat sonra bir karşı görüş öne sürmezlerse, ilgili Devletlere istemlerine ilişkin olarak verdiği kararı en geç kırk-sekiz saat içinde bildirecektir.

[Karadeniz'e] kıyıdaş olmayan Devletler deniz kuvvetlerinin, Karadeniz'e bundan sonraki her girişi ancak yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen kullanılabilir toplam tonajın sınırları içinde yapılacaktır.

2.Karadeniz'de bulunmalarının amacı ne olursa olsun, kıyıdaş olmayan Devletlerin Savaş gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaklardır.

MADDE 19.

Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, Savaş gemileri 10. maddeden 18. maddeye kadar olan maddelerde belirtilen koşullarla ayni koşullar içinde, Boğazlar’da tam bir geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Bununla birlikte, savaşan herhangi bir Devletin Savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçmesi yasak olacaktır; su kadar ki, işbu Sözleşmenin 25. maddesinin uygulama alanına giren durumlarla, saldırıya uğramış bir Devlete, Milletler Cemiyeti Misakı çerçevesi içinde yapılmış, bu Misak'in 18. maddesi hükümleri uyarınca kütüğe yazılmış (tescil edilmiş) ve yayımlanmış, Türkiye'yi bağlayan bir karşılıklı yardım antlaşması gereğince tanımlama yapılan yardım durumları bunun dışında kalmaktadır.

Yukarıdaki fıkrada öngörülen kuraldışı durumlarda, 10. maddeden 18. maddeye kadar olan maddelerde belirtilen kısıtlamalar uygulanamayacaktır.

Yukarıdaki 2. fıkrada konulmuş geçiş yasağına karşın, Karadeniz'e kıyıdaş olan ya da olmayan Savaş Devletlere ait olup da bağlama limanlarından ayrılmış bulunan Savaş gemileri, bu limanlara dönebilirler.

Savaşan Devletlerin Savaş gemilerinin Boğazlar’da herhangi bir el koymaya (1) girişmeleri, denetleme (ziyaret) hakki (2) uygulamaları ve başka herhangi bir düşmanca eylemde bulunmaları yasaktır.

MADDE 20.

Savaş zamanında, Türkiye savaşan ise, 10. maddeden 18. maddeye kadar olan maddelerin hükümleri uygulanamayacaktır; Savaş gemilerinin geçişi konusunda Türk Hükümeti tümüyle dilediği gibi davranabilecektir.

MADDE 21.

Türkiye kendisini pek yakın bir Savaş tehlikesi tehdidi karşısında sayarsa, Türkiye'nin, işbu Sözleşmenin 20. maddesi hükümlerini uygulamağa hakki olacaktır.

Yukarıdaki fıkranın Türkiye'ye tanıdığı yetkinin Türkiye'ce kullanılmasından önce Boğazlar’dan geçmiş olan, böylece bağlama limanlarından ayrılmış bulunan Savaş gemileri, bu limanlara dönebileceklerdir. Bununla birlikte, su da kararlaştırılmıştır ki, Türkiye, davranışıyla işbu maddenin uygulanmasına yol açmış olabilecek Devletin gemilerini bu haktan yararlandırmayabilecektir.

Türk Hükümeti, yukarıdaki birinci fıkranın kendisine verdiği yetkiyi kullanırsa, Bağıtlı Yüksek Taraflara ve Milletler Cemiyeti Genel Sekreterine bu konuyla ilgili bir bildiri gönderecektir.

Milletler Cemiyeti Konseyi, üçte iki çoğunlukla, Türkiye'nin böylece almış olduğu önlemlerin hâkli olmadığına karar verirse, ve işbu Sözleşmenin imzacıları Bağıtlı Yüksek Tarafların çoğunluğu da ayni görüşte olursa, Türk Hükümeti, söz konusu önlemlerle, işbu Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca alinmiş olabilecek önlemleri kaldırmayı yükümlenir.

MADDE 22.

İçinde veba, kolera, sari humma, lekeli humma (typhus exanthématique) ya da çiçek hastalığı olayları bulunan, ya da yedi günden az bir süre önce bu hastalıklar bulunmuş olan Savaş gemileriyle, bulaşık bir limandan beş kez yirmi dört saatten az bir süreden beri ayrılmış olan Savaş gemileri, Boğazlar’ı karantina altında geçecekler ve Boğazlar’ın bulaştırılmasına hiçbir olanak bırakmamak için gerekli korunma önlemlerini gemideki araçlarla uygulamak zorunda olacaklardır.

KESIM III. UÇAKLAR

MADDE 23.

Sivil Uçakların Akdeniz ile Karadeniz arasında geçişini sağlamak amacıyla, Türk Hükümeti, Boğazlar’ın yasak bölgeleri dışında, bu geçişe ayrılmış hava yollarını gösterecektir; sivil uçaklar, Türk Hükümetine, ara sıra (tarifesiz) yapılan uçuşlar için üç gün öncesinden bir ön-bildirim ile, düzenli (tarifeli) servis uçuşları için geçiş tarihlerini belirten genel bir ön-bildirimde bulunarak, bu yolları kullanabileceklerdir.

Öte yandan, Boğazlar’ın yeniden askerleştirilmiş olmasına bakılmaksızın, Türk Hükümeti, yine de Türkiye'de yürürlükte olan hava ulaşımı yönetim kuralları uyarınca, Avrupa ile Asya arasında Türk ülkesi üzerinden uçmalarına izin verilmiş olan sivil uçaklara, tam bir güvenlik içinde geçmeleri için gerekli kolaylıkları sağlayacaktır. Bir uçuş izninin verilmiş olduğu durumlarda, Boğazlar bölgesinde izlenecek yol belirli dönemlerde gösterilecektir.

KESIM IV. GENEL HÜKÜMLER

MADDE 24.

Boğazlar rejimine ilişkin 24 Temmuz 1923 tarihli Sözleşme tanımlama gereğince kurulmuş olan Uluslararası Komisyonun yetkileri Türk Hükümetine aktarılmıştır.

Türk Hükümeti, 11., 12., 14. ve 18. maddelerin uygulanmasına ilişkin istatistikleri toplamağı ve gerekli bilgileri vermeği yükümlenir.

Türk Hükümeti, işbu Sözleşmenin, Savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçişine ilişkin her hükmünün yürütülmesine göz kulak olacaktır.

Türk Hükümeti, yabancı bir deniz kuvvetinin yakında Boğazlar’dan geçeceği kendisine bildirilir bildirilmez, bu kuvvetin kurulusunu, tonajını, Boğazlar’a giriş için öngörülen tarihi ve, gerekirse, olası dönüş tarihini, Bağıtlı Yüksek Tarafların Ankara'daki temsilcilerine bildirecektir.

Türk Hükümeti, Boğazlar’da yabancı Savaş gemilerinin gidiş-gelişini gösteren, ayrıca ticarete ve işbu Sözleşme’de öngörülen deniz ve hava ulaşımına yararlı bütün bilgileri kapsayan yıllık bir raporu Milletler Cemiyeti Genel Sekreterine ve Bağıtlı Yüksek Taraflara sunacaktır.

MADDE 25.

İşbu Sözleşmenin hiçbir hükmü, Türkiye için ya da Milletler Cemiyeti'ne üye herhangi bir başka Bağıtlı Yüksek Taraf için, Milletler Cemiyeti Misakından doğan haklara ve yükümlülüklere halel vermemektedir.

KESIM V. SON HÜKÜMLER

MADDE 26.

İşbu Sözleşme olabilen en kısa süre içinde onaylanacaktır.

Onama belgeleri, Paris'te Fransa Cumhuriyeti Hükümetinin arşivlerine konulacaktır.

Japon Hükümeti, onamanın yapılmış olduğu, Paris'deki diplomatik temsilcisi aracılığıyla, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine bildirmekle yetinebilecek ve, bu durumda, onama belgesini olabilen en kısa süre içinde gönderecektir.

Türkiye'nin onama belgesini de içermek üzere, altı onama belgesi sunulur sunulmaz, bir sunuş tutanağı (procès-verbal de dépot) düzenlenecektir. Bundan önceki fıkrada öngörülen bildiri, bu bakımdan, onama belgesi sunusu ile eşdeğerde olacaktır.

İşbu Sözleşme, bu tutmak tarihinden başlayarak yürürlüğe girecektir.

Fransız Hükümeti, bundan önceki fıkrada öngörülen tutanakla, sonradan sunulacak onama belgelerinin sunuş tutanaklarının doğruluğu onaylanmış birer örneğini bütün Bağıtlı Yüksek Taraflara verecektir.

MADDE 27.

İşbu Sözleşme, yürürlüğe girişinden başlayarak, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Andlaşmasını imzalamış her Devletin katılmasına açık olacaktır.

Her katılma, diplomasi yoluyla Fransa Cumhuriyeti Hükümetine, onun araciligiyla da, bütün Bagitli Yüksek Taraflara bildirilecektir.

Katılma, Fransız Hükümetine yapılan bildiri tarihinden başlayarak geçerli olacaktır.

MADDE 28.

İşbu Sözleşmenin süresi, yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, yirmi yıl olacaktır.

Bununla birlikte, işbu Sözleşmenin 1. maddesinde doğrulanan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesinin sonsuz bir süresi olacaktır.

Sözü edilen yirmi yıllık sürenin bitiminden iki yıl önce, hiçbir Bağıtlı Yüksek Taraf, Fransız Hükümetine Sözleşmeyi sona erdirme ön-bildirimi vermemişse, işbu Sözleşme, bir sona erdirme ön-bildirimin gönderilmesinden başlayarak, iki yil geçinceye kadar yürürlükte kalacaktır. Bu ön-bildirim, Fransız Hükümetince, Bağıtlı Yüksek Taraflara iletilecektir.

İşbu Sözleşme, işbu madde hükümlerine uygun olarak sona erdirilmiş olursa, Bağıtlı Yüksek Taraflar, yeni bir Sözleşmenin hükümlerini saptamak üzere kendilerini bir konferansta temsil ettirmeği kabul etmektedirler.

MADDE 29.

İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden başlayarak her beş yıllık dönemin sona ermesinde, Bağıtlı Yüksek Taraflardan her biri, işbu Sözleşmenin bir ya da birkaç hükmünün değiştirilmesini önerme girişiminde bulunabilecektir.

Bağıtlı Yüksek Taraflardan birinci yapılacak değiştirme isteminin kabul edilebilmesi için, bu istem 14. ya da 18. maddelerin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka bir Bağıtlı Yüksek Tarafça; başka herhangi bir maddenin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka iki Bağıtlı Yüksek Tarafça desteklenmesi gerekir.

Böylece desteklenmiş değişiklik istemi, içinde bulunulan beş yıllık dönemin sona ermesinden üç ay önce, Bagitli Yüksek Taraflardan her birine bildirilecektir. Bu bildiri, önerilen değişikliğin niteliğini ve gerekçesini kapsayacaktır.

Bu öneriler üzerinde diplomasi yoluyla bir sonuca varmak olanağı bulunamazsa, Bağıtlı Yüksek Taraflar, bu konuda toplanacak bir konferansta kendilerini temsil ettireceklerdir.

Bu konferans, ancak oybirliğiyle karar alabilecektir; 14. ve 18. maddelere ilişkin değişiklik durumları bu hükmün dışında kalmaktadır; bu durumlar için Bağıtlı Yüksek Tarafların dörtte üçünden oluşan bir çoğunluk yeterli olacaktır.

Bu çoğunluk, Türkiye'yi de içine alarak Karadeniz kıyıdaşı Bağıtlı Yüksek Tarafların dörtte üçüncü kapsamak üzere hesaplanacaktır.

BU HÜKÜMLERE OLAN İNANÇLA, aşağıda adları yazılı Tamyetkili Temsilciler, işbu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

MONTREUX'de, yirmi Temmuz bin dokuz yüz otuz altı tarihinde on bir nüsha olarak düzenlenmiştir; bu nüshalardan, Temsilcilerce mühürlenmiş olan birincisi, Fransa Cumhuriyeti Hükümeti arşivlerine konulacak, öteki nüshalar da imzaca Devletlere teslim olunacaktır.

N.P.NICOLAEV

Pierre NEICOV

J.PAUL-BONCOUR

H.PONSOT

STANLEY

S.M.BRUCE

N.POLITIS

Raoul BIBICA-ROSETTI

Aşağıda imzaları bulunan Japonya Temsilcileri, işbu Sözleşme hükümlerinin, Milletler Cemiyeti üyesi olmayan bir Devlet sıfatıyla, Japonya’nın durumunu, gerek Milletler Cemiyeti Misakına göre, gerek bu Misak çerçevesi içinde yapılmış karşılıklı yardım antlaşmalarına göre, hiçbir biçimde değiştirmediğini ve Japonya’nın özellikle 19. ve 25. maddeler hükümleri içinde bu Misak ve bu antlaşmalar konusunda tam bir değerlendirme özgürlüğünü elinde tuttuğunu, Hükümetleri adına bildirirler.

N.SATO

Massa-aki HOTTA

N.TITULESCO

Cons.CONTZESCO

V.V.PELLA

Dr.R.ARAS

Suad DAVAZ

N.MENEMENCIOGLU

Asim GÜNDÜZ

N.SADAK

Maxime LITVINOFF

Dr.I.V.SOUBBOTITCH.

EK I.

  1. İşbu Sözleşmenin 2. maddesi uyarınca alınabilecek olan vergiler ve harçlar aşağıdaki çizelgede gösterilenler olacaktır. Türk Hükümetinin bu vergilerde ve harçlarda kabul edebileceği indirimler, bayrak ayirimi gözetilmeksizin uygulanacaktır.

Kütüğe yazılı darasız tonajın

Yapılan hizmetin niteliği (jauge nette, net register tonnage) her bir tonu üzerinden alınacak vergi ya da harçlar

tutarı

Altın-Frank(1)

a)Sağlık denetimi ............... 0.075

b)Fenerler, ışıklı şamandıralar ve geçit şamandıraları, ya da başka şamandıralar:

800 tona kadar ................... 0.42

800 tonun üstünde ............. 0.21

c)Kurtarma hizmeti: Kurtarma sandallarını, palamar taşıyan füze istasyonlarını, sis düdüklerini, radyofarları ve b) paragrafına girmeyen ışıklı şamandıralarla, ayni türden başka döşemeleri (tesisleri) kapsamak üzere ... 0.10

  1. İşbu Ek'in, 1. paragrafına ekli çizelgede belirtilen vergiler ve harçlar, Boğazlar’dan bir gidiş-dönüş geçişine uygulanacaktır (başka bir deyimle, Ege Denizi'nden Karadeniz'e bir geçiş ve Ege Denizi'ne doğru dönüş yolculuğu ya da Karadeniz'den Ege Denizi'ne Boğazlar’dan bir geçiş, bunun ardından da Karadeniz'e dönüş); bununla birlikte, bir ticaret gemisi, gidiş yolculuğu için Boğazlar’a girdiği tarihten başlayarak altı aydan çok bir süre sonra, duruma göre, Ege Denizi'ne ya da Karadeniz'e dönmek üzere Boğazlar’dan yeniden geçerse, bu gemi, bayrak ayırımı yapılmaksızın, bu vergileri ve harçları ikinci kez ödemekle yükümlü tutulabilecektir.
  2. Bir ticaret gemisi, gidiş geçişinde, dönmeyeceğini bildirirse, işbu Ek'in birinci paragrafının b) ve c) fıkralarında öngörülen vergiler ve harçlar bakımından yalnız tarifenin yarısını ödemesi gerekecektir.
  3. İşbu Ek'in birinci paragrafına ekli çizelgede tanımlanan ve söz konusu hizmetlerin gerektirdiği giderlerin karşılanmasına ve yedek akçe ya da aşırı olmayan bir döner sermaye fonu elde etmek için gerekli miktardan yüksek olmayacak olan vergiler ve harçlar, ancak işbu Sözleşmenin 29. maddesi hükümleri uygulanarak arttırılabilecek ya da tamamlanabilecektir. Bunlar altın-Frank ya da ödeme tarihindeki kambiyo değerine göre Türk parası olarak ödenecektir.
  4. Ticaret gemileri, Kılavuzluk ve yedekçilik (römorkörcülük) gibi isteğe bağlı hizmetler karşılığı vergileri ve harçları, böyle bir hizmet, söz konusu geminin acentesinin ya da kaptanının istemesi üzerine, Türk makamlarınca gereği gibi yerine getirilmişse, ödemek zorunda tutulabileceklerdir. Türk Hükümeti, istege bağlı bu hizmetler için alınacak vergilerin ve harçların tarifesini vakit vakit yayınlayacaktır.
  5. Bu tarifeler, söz konusu hizmetler 5. maddenin uygulanmasıyla zorunlu kılındığı durumlarda arttırılmayacaktır.

EK II (1)

A.STANDARD SUTAŞIRIMI (MAIMAHREC) (2)

  1. Bir su üstü gemisinin standart sutaşırımı [maimahreci], bütün gemi adamlarıyla, makineleri ve kazanlarıyla, denize açılmağa hazır olan ve -makinelerinin ve kazanlarının beslenmesine özgü yakıtla yedek yakıt dışında- bütün silahlarını ve her türlü cephanesini, döşemelerini [tesisatını], donatımını, gemi adamlarının kumanyasını, tatlı suyunu, çeşitli yiyeceklerini ve Savaş sırasında taşıyacağı her çeşit araç ve gereçlerini ve yedek parçalarını bulunduran, yapımı tamamlanmış bir geminin sutasırımıdır.
  2. Bir denizaltının standart sutasırımı, bütün gemi adamlarıyla, yürütücü makineleriyle, denize açılmağa hazır olan ve -yakıtı, yağlama yağı, tatli suyu ve her çeşit balast suyu dışında- bütün silahlarını, her türlü cephanesini, döşemelerini [tesisatını], donatımını, gemi adamlarının kumanyasını ve Savaş sırasında taşıyacağı çeşitli araç ve gereçleri ve her çeşit yedek parçalarını taşıyan (dalma sarnıçlarının suyu dışında) yapımı tamamlanmış geminin su üstündeki sutaşırımıdır.
  3. "Ton" (tonne) sözcüğü, "metrik ton" (tonnes metriques) teriminde kullanılışı dışında, 1.016 kilogramlık (2.240 litrelik) bir ton anlamına gelmektedir.

B.SINIFLAR

  1. Hattiharp gemileri(3), aşağıdaki iki alt-sınıftan birine giren su üstü Savaş gemileridir:

a)Uçak-gemileri, yardımcı gemiler ya da b) alt-sınıfına giren hattiharp gemileri dışında, standart sutaşırımı [maimahreci] 10.000 tonun (10.160 metrik tonun) üstünde olan ya da 203 milimetre (8 pus) çapından büyük çaplı bir top taşıyan, su üstü gemileri;

b)Uçak-gemileri dışında, standart sutaşırımı [maimahreci] 8.000 tonun (8.128 metrik tonun) üstünde olmayan ve 203 milimetre (8 pus) çapından büyük çaplı bir top taşıyan su üstü Savaş gemileri.

  1. Uçak-gemileri(1), sutaşırımı [maimahreci] ne olursa olsun, başlıca uçak taşımak ve bu uçakları denizde harekete getirmek için yapılmış ya da buna göre düzenlenmiş su üstü Savaş gemileridir. Bir Savaş gemisi başlıca uçak taşımak ve bunları denizde harekete getirmek için yapılmamışsa ya da buna göre düzenlenmemişse, bu gemiye bir inme ya da havalanma güvertesinin konulması, bu geminin, uçak-gemisi sınıfına sokulması sonucunu vermez.

Uçak-gemileri sınıfı iki alt-sınıfa ayrılır; şöylece:

a)Uçakların havalanabilecekleri ya da konabilecekleri bir güverte ile donatılmış olan gemiler;

b)Yukarıda a)paragrafında tanımlanan bir güverteyle donatılmamış olan gemiler.

  1. Hafif su üstü gemileri(2), uçak-gemileri, küçük Savaş gemileri ya da yardımcı gemiler dışında, standart sutaşırımı [maimahreci] 10.000 tonu (10.160 metrik tonu) geçmemek üzere 100 tonun (102 metrik tonun) üstünde olan ve 203 milimetre (8 pus) çapından büyük çaplı top taşımayan su üstü Savaş gemileridir.

Hafif su üstü Savaş gemileri üç alt-sınıfa ayrılır; şöylece:

a)155 milimetre (6.1 pus) çapından büyük çaplı bir top taşıyan gemiler;

b)155 milimetre (6.1 pus) çapında büyük çaplı top taşımayan ve standart sutaşırımı [maimahreci] 3.000 tonun (3.048 metrik tonun) üstünde olan gemiler;

c)155 milimetre (6.1 pus) çapından büyük çaplı top taşımayan ve standart sutaşırımı [maimahreci] 3.000 tonun (3.048 metrik tonun) üstünde olmayan gemiler.

  1. Denizaltılar (3), denizin yüzeyi altında gidip-gelmek üzere yapılmış bütün gemilerdir.
  2. Küçük Savaş gemileri (4), yardımcı gemiler dışında, standart sutaşırımı [maimahreci] 2.000 tonu (2.023 metrik tonu) geçmemek üzere, 100 tondan (102 metrik tondan) büyük olan, ancak aşağıdaki niteliklerden hiçbirini kendilerinde bulundurmayan su üstü Savaş gemilerdir:

a)155 milimetre (6.1 pus) çapında büyük çaplı bir topla donatışmış olmak;

b)Torpil atmak için yapılmış ya da donatışmış bulunmak;

c)20 milden çok hız sağlamak üzere yapılmış olmak;

  1. Yardımcı gemiler(1), askeri donanmaya bağlı olup, standart sutaşırımı [maimahreci] 100 tondan (102 metrik tondan) büyük olan, olağanlıkla donanma hizmetinden ya da asker taşıma ya da savaşan gemilerin kullanıldıkları hizmetten başka herhangi bir hizmette kullanılan, savaşan gemi olmak üzere yapılmamış olan ve aşağıdaki niteliklerden hiçbirini kendinde bulundurmayan su üstü gemileridir;

a)155 milimetre (6.1 pus) çapından büyük çaplı bir topla donatışmış olmak;

b)76 milimetreden (3 pustan) büyük çapta sekiz toptan çok topla donatışmış olmak;

c)Torpil atmak üzere yapılmış ya da donatışmış olmak;

d)Zırhlı kaplamalarla korunmak üzere yapılmış olmak;

e)28 mili asan bir hiza erişmek üzere yapılmış olmak;

f)Uçakları denizde harekete geçirmek üzere özellikle yapılmış ya da düzenlenmiş olmak;

g)Uçak fırlatmak için, ikiden çok araçla donatışmış bulunmak.

C.YAŞINI DOLDURMUŞ GEMILER

Aşağıdaki sınıflara ve alt-sınıflara giren gemiler, yapımlarından başlayarak, aşağıda sayıları gösterilen yıllar geçince, "yaşını doldurmuş"(2) sayılacaklardır:

a)Bir hattiharp gemisi için .......... 26 yil;

b)Bir uçak-gemisi için................. 20 yıl;

c)a) ve b) alt-sınıflarından bir hafif

su üstü gemisi için:

(i)1 Ocak 1920 den önce kızağa konulmuşsa 16 yıl

(ii)31 Aralık 1919 dan sonra kızağa

konulmuşsa....................................... 20 yıl

d)c) alt-sınıfından bir hafif su üstü gemisi

için .................................... 16 yıl

e)Bir denizaltı için ...................... 13 yıl

EK III.

Japon donanmasının aşağıda belirtilen, yaşını doldurmuş üç okul gemisinden ikisinin Boğazlar’daki limanları birlikte ziyaretine izin verilmesi kararlaştırılmıştır.

Bu iki geminin toplam tonajı, bu durumda, 15.000 tona eşdeğerde sayılacaktır.

Asama 20-X-1896 18-III-1899 9.240 IVx200mm

XIIx150mm

Yakumo 1-XI-1898 20-VI-1900 9.010 IVx200mm

XIIx150mm

Iwate 11-X-1898 18-III-1901 9.180 IVx200mm

XIVx150mm.

EK IV.

  1. İşbu Sözleşmenin 18. maddesine öngörülen, Karadeniz kıyıdaşı Devletlere bağlı donanmaların toplam tonajı hesabına katılacak gemilerin sınıfları ve alt-sınıfları şunlardır:

Hattiharp gemileri:

Alt-sınıf a);

Alt-sınıf b);

Uçak-gemileri:

Alt-sınıf a);

Alt-sınıf b);

Hafif su üstü gemileri:

Alt-sınıf a);

Alt-sınıf b);

Alt-sınıf c);

Denizaltılar:

İşbu Sözleşmenin II sayılı Eki’ndeki tanımlamalara göre.

Tonaj toplamının hesaplanmasında göz önünde tutulması gereken sutaşırımı [maimahreç], III sayılı Ek'de tanımlanan standart sutaşırımıdır. Sözü edilen Ek'te tanımlanmış oldukları biçimde, ancak "yaşını doldurmuş" olmayan gemiler göz önünde tutulacaktır.

  1. 18. maddenin b) fıkrasında öngörülen bildirinin ayrica işbu Ek'in birinci paragrafında belirtilen sınıflarla alt-sınıflardaki gemilerin tonaj toplamını kapsaması gerekir.

PROTOKOL

 Bugünkü tarihli Sözleşmeyi imza ettikleri sirada, asagida imzalari bulunan Tamyetkili Temsilciler, herbiri kendi hükümetlerini bağlamak üzere, aşağıdaki hükümleri kabul ettiklerini bildirirler:

  1. Türkiye, işbu Sözleşmenin Başlangıç (Préambule) kesiminde tanımlandığı biçimde Boğazlar bölgesini hemen yeniden askerileştirebilecektir.
  2. Türk Hükümeti, 15 Ağustos 1936 tarihinden başlayarak işbu Sözleşmede belirlenen rejimi geçici olarak uygulayacaktır.
  3. İşbu Protokol bugünkü tarihten başlayarak geçerli olacaktır.

MONTREUX'de, yirmi Temmuz bin dokuz yüz otuz altı tarihinde düzenlenmiştir.

N.B.NICOLAEV

Pierre NEICOV

J.PAUL-BONCOUR

H.PONSOT

STANLEY

S.M.BRUCE

N.POLITIS

Raoul BIBICA-ROSETTI

N.SATO (ad referendum)

Massa-aki HOTTA (ad referendum)

N.TITULESCO

Cons.CONTZESCO

V.V.PELLA

Dr.R.ARAS

Suad DAVAZ

N.MENEMENCIOGLU

Asim GÜNDÜZ

N.SADAK

Maxime LITVINOFF

Dr.I.V.SOUBBOTITCH

DIPNOTLAR

Lozan Barış Antlaşmasının 23. maddesi şöyledir: "Bağıtlı Yüksek Taraflar, Boğazlar rejimine ilişkin bugünkü tarihli yapılmış olan Sözleşmede öngörüldüğü üzere, Çanakkale Boğazı’nda, Marmara Denizi'nde ve Karadeniz Boğazı’nda, denizden ve havadan, barış zamanında olduğu gibi Savaş zamanında da, geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) serbestliği ilkesini kabul ve ilan etmekte görüş Birliğine varmışlardır. Bu Sözleşme, Yüksek Taraflar bakımından, sanki bu Antlaşmanın içindeymiş gibi, ayni güç ve değerde olacaktır." Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar-Belgeler (çeviren Seha L.MERAY), Takım II, cilt 2, Ankara, 1973, s.8

  1. Boğazlar Rejimine İlişkin Lozan Sözleşmesi için bakiniz: Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar-Belgeler (çeviren Seha L.MERAY), Takım II, cilt 2, Ankara, 9973, ss.54-64.
  2. Fransızca metinde "batiments de ligne", İngilizce metinde "Capital Ships", 1936 Türkçe çevirisinde "hattiharp gemileri". (Çevirenler)
  3. Fransızca metinde "torpilleurs", İngilizce metinde "destroyers", 1936 Türkçe çevirisinde "torpido". (Çevirenler)
  4. Fransızca metinde "aéronefs", İngilizce metinde "aircrafts", 1936 Türkçe çevirisinde "hava sefineleri". (Çevirenler)
  5. Fransızca metinde "avarie", İngilizce metinde "damage", 1936 Türkçe çevirisinde "hasar". (Çevirenler)
  6. Fransızca metinde "fortune de mer", İngilizce metinde "peril of the sea" 1936 Türkçe çevirisinde "deniz arızası". (Çevirenler)
  7. Fransızca ve İngilizce metinlerde "capture", 1936 Türkçe çevirisinde "zapt ve müsadere". (Çevirenler)
  8. Fransızca metinde "droit de visite", İngilizce metinde "right of visit and search", 1936 Türkçe çevirisinde "muayene hakki". (Çevirenler)
  9. Fransızca metinde "Aéronefs", İngilizce metinde "Aircrafts", 1936 Türkçe çevirisinde "Hava sefineleri". (Çevirenler)
  10. Şimdiki durumda, 100 kurus, yaklasik olarak 2 altin-Frans 20 santim değerindedir.

 

  1. İşbu Ek'in metinleri, 25 Mart 1936 tarihli Londra Deniz Kuvvetleri Andlasmasindan alinmistir.
  2. Fransızca metinde "déplacement-type", İngilizce metinde "standard displacement", 1936 Türkçe çevirisinde "maimahreç esasi". (Çevirenler)
  3. Fransızca metinde "Batiments de ligne", İngilizce metinde "Capital Ships", 1936 Türkçe çevirisinde "Hattiharp gemileri". (Çevirenler)

 

  1. Fransızca metinde "batiments porte-aéronefs", İngilizce metinde "Aircraft-Carriers", 1936 Türkçe çevirisinde "Tayyare ana gemileri". (Çevirenler)
  2. Fransızca metinde "batiments légers de surface", İngilizce metinde "Light Surface Vessels", 1936 Türkçe çevirisinde "hafif su üstü gemileri". (Çevirenler).
  3. Fransızca metinde "sous-marins", İngilizce metinde "Submarines", 1936 Türkçe çevirisinde "denizaltı gemileri". (Çevirenler)
  4. Fransızca metinde "petis navires de combat", İngilizce metinde "Minor War Vessels", 1936 Türkçe çevirisinde "küçük muharebe gemileri". (Çevirenler)

 

  1. Fransızca metinde "batiments auxilliaires", İngilizce metinde "Auxilary Vessels", 1936 Türkçe çevirisinde "Muavin gemiler". (Çevirenler)
  2. Fransızca metinde "hors d'age", İngilizce metinde "over-age" 1936 Türkçe çevirisinde "yaşını doldurmuş". (Çevirenler)

Hukuki Mütaala, PROF. MENDELSON

 

GİRİŞ

 

/KIBRIS’IN AB’NE GİRİŞİ NEDEN HUKUKA AYKIRI OLACAKTIR

 

Değerli İngiliz Uluslararası Hukukçu, Londra Üniversitesi öğretim üyesi Prof. M.H. Mendelson, uluslararası hukuki meseleler üzerinde kapsamlı araştırmalar yapmış ve 1960 Kıbrıs Garanti Andlaşması ile Garantör Ülkeler olarak kabul edilen İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın onayı olmaksızın Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne girmesinin hukuka aykırı olacağı sonucuna varmıştır.

 

Prof. Mendelson, 12 Eylül 2001 tarihli yazılı Mütalaasında, Haziran ve Temmuz 1997 tarihli Mütalaalarını yeniden değerlendirmekte ve Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından Prof. James Crawford, Prof. Gerhard Hafner ve Prof. Alain Pellet’ye müştereken hazırlattırılan yazılı Mütalaa’da ileri sürülen karşı mülahazaları ayrıntılı olarak ele almaktadır. Bu çalışmanın ardından, Prof.Mendelson, Garanti Andlaşmasının tüm tarafları onay vermeden ve bu suretle ihlali ortadan kaldırmadan, Kıbrıs’ın Avrupa Birliğine katılmasının Garanti Andlaşmasının I. Maddesinin ihlali olduğu görüşünü muhafaza etmektedir.

 

Prof. Mendelson, 1960 Garanti Andlaşması ve yazım sürecini, 1960 Kıbrıs Anayasası ve 1960 Kuruluş Andlaşması ile birlikte değerlendirmekte ve özellikle Garanti Andlaşmasının I. ve II. maddelerine dikkat çekmektedir. I. madde özellikle, Kıbrıs Cumhuriyeti “ herhangi bir devletle hiçbir şekilde kısmen veya bir bütün olarak siyasi ve ekonomik birliğe girmeyeceğini taahhüt eder. Kıbrıs Cumhuriyeti, bununla bağlantılı olarak Ada’nın......herhangi bir diğer devletle birleşmesini...........doğrudan veya dolaylı olarak gerçekleştirmeyi teşvik etmesi muhtemel her türlü faaliyeti yasaklar.” hükmünü öngörmektedir.

 

Prof Mendelson, AB’ne üyeliğin, Birliğin diğer üyeleriyle bir bütün olarak veya kısmen siyasi ve ekonomik bir bütünleşmeyi içereceği, bunun yanısıra doğrudan veya dolaylı olarak diğer üyelerle birleşmeyi teşvik eden bir faaliyet olacağının açık olduğu görüşündedir. Böylelikle, Andlaşma ihlal edilmiş olacaktır. Prof Mendelson, sadece Yunanistan ve Türkiye’nin kastedildiği ileri sürülen Ortak Mütalaa’daki görüşün aksine, normal yorum ilkelerine göre, “herhangi bir devlet” ve “hiçbir devlet” ifadelerinin çoğul anlamda devletleri de içerdiğini düşünmektedir. Fakat her hal ve karda, Prof Mendelson’un mütalaasına göre, Birliğe özellikle Türkiye’nin katılımı olmaksızın üyeliğin muhtemel sonucu bilhassa, Yunanistan ile doğrudan veya dolaylı daha yakın siyasi ve ekonomik bir birliğin gerçekleşmesinin teşviki olacak, böylelikle dar yorumla bile Andlaşmanın ihlali anlamına gelecektir. (Ortak Mütalaa’da diğer bazı “sözde görüş”lerin yanısıra, AB’nin, birliğin yasaklandığı bir tür devlet olduğu görüşüne de karşı çıkılmaktadır. Ancak bu “sözde görüş”, hiçbir zaman Prof . Mendelson’un tezi olmamıştır.)

 

Ortak Mütalaa, Garanti Andlaşmasının yazım sürecine istinaden AB gibi uluslararası kuruluşlara üyeliğin, bu yasağın kapsamı dışında tutulduğu hususunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte, yazım sürecinin kapsamlı bir değerlendirmesiyle Prof. Mendelson, tam tersine, uluslararası kuruluşların I. Madde ile kapsanmış olduğunu göstermektedir. Bu durumun, Yunanistan ve Türkiye’nin her ikisinin de üye oldukları kuruluşlar için geçerli olmayacağı, üzerinde mutabakata varılmış bir istisnanın konusu olmuştur. Ancak, Türkiye üyesi olmadığı için AB böyle bir kuruluş niteliğinde değildir. Her iki toplumun temsilcilerinin (Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı ve Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı) onay vermeleri halinde, Yunanistan ve Türkiye’nin her ikisi de üye olmasalar dahi, Kıbrıs’ın bir kuruluşa üye olabileceği de üzerinde mutabakata varılan ikinci istisna olmuştur. Ancak (şartları burada gerçekleşmemiş olan) bu istisnalar, AB gibi uluslararası kuruluşların Garanti Andlaşmasındaki yasakların kapsamına girdiğini ispatlamaktadır. Bu iki (birbiri ile bağlantılı) istisna ayrıca, Kıbrıs Anayasasının 50’inci maddesi ile de açıkça öngörülmüştür. Ortak Mütalaa, iki toplum arasındaki ilişkilerin kopmuş olmasından dolayı, halihazırda, Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısının bulunmaması nedeniyle, Cumhurbaşkanı Yardımcısının muvafakatının gerekmediğini ispat etmeye çabalamaktadır. Bununla birlikte, Prof. Mendelson, 50’nci maddenin, 1960 Anayasasının değiştirilemez “Temel Maddeleri”’nden birisi olduğunun açıkça beyan edilmiş olduğuna ve Kıbrıslı Rumların dahi Anayasayı resmen değiştirme iddiasında olmadıklarına işaret etmektedir. Bunlara ilaveten, (bu bağlamda daha da önemlisi), Prof Mendelson, ilk olarak, Garanti Andlaşmasının I. Maddesinin taslağı hazırlandığı zaman istisnaların sınırlı kapsamı üzerinde de mutabık kalınmış olunduğunu, ikinci olarak da, aynı maddede, Kıbrıs’ın açıkça “Anayasaya saygıyı güven altına almayı” taahhüt etmiş olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, II’nci maddede, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu taahhüdü dikkate almışlar ve “Anayasanın Temel Maddeleri ile tesis edilen düzeni (state of affairs) garanti etmişlerdir.” Böylelikle burada, “sadece” bir anayasa hukuku sorunu değil, istisnaen uluslararası hukuk ile garanti edilmiş düzenlemeler ele alınmaktadır.

 

Ortak Mütalaa, Kıbrıs Garanti Andlaşmasının ilgili hükümlerini Avusturya Devlet Andlaşmasında yer alan benzer ifadeler ile karşılaştırmakta ve Prof. Mendelson’un yorumu şayet doğru ise, bu yorumun Avusturya’nın AB üyeliğinin mümkün olmamasını gerektirdiğini iddia etmektedir. Ancak, Prof Mendelson’un görüşüne göre Avusturya “örneği” konuyla ilgisizdir. Zira, Avusturya, Sovyetler Birliği dahil Andlaşmanın tüm taraflarının mutabakatı ile ve böylelikle Andlaşmanın ihlali ortadan kaldırılarak, AB’ne girmiştir.Kıbrıs konusunda ise henüz böyle bir anlaşmaya varılmamıştır. Diğer taraftan, Prof Mendelson, Ortak Mütalaada iddia edilenin aksine, Avusturya’nın, Almanya ile, teklif edilen gümrük birliğine girmesi halinde, bunun o dönemdeki Andlaşma yükümlülüklerine aykırı olarak, Avusturya’nın bağımsızlığını ve özellikle ekonomik bağımsızlığını tehlikeye atabileceği yönündeki Uluslararası Adalet Divanı’nın 1931 tarihli kararında bazı ilgili hususları ortaya koymaktadır.

 

Ayrıca, 1960 Kuruluş Andlaşmasının F Ekinin II. Bölümü (bunun yanısıra Kıbrıs Anayasasının bir diğer değiştirilemez Temel Maddesi), Kıbrıs’ın, Garantör Ülkelere en ziyade müsaadeye mazhar ülke şartını tanıyacak “uygun şartlardaki” anlaşmaları yapması koşulunu getirmiştir. Prof Mendelson, görüşünün yanlış tanımlanmasını çürüterek, Kıbrıs’ın AB’ne girmesi halinde AB üyesi olmayan Türkiye’ye karşı bu yükümlülüğünü yerine getirmesinin mümkün olamayacağına işaret etmektedir.

 

Prof Mendelson bu ( ve diğer bazı ilave) sebeplerden dolayı, Kıbrıs’ın AB’ne katılımının uluslararası hukuka aykırı olacağı sonucuna varmaktadır. Prof. Mendelson, ayrıca, 1960 Garanti Andlaşmasının, üç Garantör ülkenin “kendilerini ilgilendirdiği ölçüde, doğrudan veya dolaylı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin herhangi bir devlet ile birleşmesini...... amaçlayan her türlü faaliyeti yasaklamayı” taahhüt ettikleri II’inci Maddesine atıfta bulunarak, her üç Garantör de onay verene kadar, Yunanistan ve İngiltere’nin, Kıbrıs’ın, AB’ne katılımını önlemek üzere veto haklarını kullanmakla hukuki açıdan yükümlü oldukları sonucuna varmaktadır.

 

 

 

PROF DR. M.H. MENDELSON’UN KIBRIS CUMHURİYETİ’NİN AVRUPA BİRLİĞİNE ÜYELİK İÇİN YAPTIĞI MÜRACAATA İLİŞKİN İLAVE MÜTALAASI

 

1. Türkiye Hükümetinin talebi üzerine, Kıbrıs Rum makamlarının Avrupa Birliği’ne üyelik için yaptıkları müracaata ilişkin olarak 1997 yılının Haziran ayında bir Mütalaa kaleme almıştım.[1] Üyeliğin, Kıbrıs’ın uluslararası yükümlülüklerine ve böyle bir üyeliğin alınmasına yardım edilmesinin de Yunanistan ve İngiltere’nin Andlaşmadan kaynaklanan yükümlülüklerine aykırı olacağı sonucuna varmıştım. Temmuz 1997’de, Avusturya’nın Avrupa Birliğine üyeliğinin buna karşı bir örnek olduğuna dair bazı çevrelerce ortaya atılan iddiaları çürütmek amacıyla, Tamamlayıcı Mütalaa’yı kaleme almıştım.[2] Aynı yılın Ekim ayında, Kıbrıs Rum Hükümeti, başka amaçlar yanında benim görüşlerimi tartışmayı amaçlamış olan ve benim görüşümün aksine bir sonuca ulaşmış olan Prof James Crawford, Prof Gerhard Hafner ve Prof Alain Pellet tarafından hazırlanan Ortak Mütalaa’yı dağıtıma tabi tutmuştur.[3]

 

2. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümetleri şimdi de benden Ortak Mütalaa’ya olan tepkilerimi sormuş bulunmaktadırlar. Bu yanıt bu kadar uzun bir zaman sonra verilmekte ise, bunun Ortak Mütalaa’da ileri sürülen görüşlerin karşı tezlerini oluşturmanın güçlüğünden değil, bugüne kadar bunun talep edilmesini engelleyen gelişmelerden kaynaklandığını belirtmem gerekmektedir. Aşağıda belirtilen sebeplerden dolayı, Ortak Mütalaa’da ortaya konulan iddiaların hiçbiri, beni vardığım sonuçları değiştirmeye sevk etmemiştir.

 

3. Özünde Mütalaama bir yanıt niteliği taşımasına rağmen, Ortak Mütalaa’nın aldığı biçim bu değildir. Daha ziyade, konunun benim görüşlerimle “ilgili olduğu bölümlerinin” ele alındığı genel bir inceleme olma iddiasındadır. Hiç şüphesiz yazarlar, kendi seçtikleri sunuş şeklini uygulamakta özgür olmuşlardır ve bu konuda herhangi bir eleştiri yapmamaktayım. Buna rağmen, bu yaklaşımın aşağıda gösterileceği üzere iki talihsiz sonuca yol açtığını kısaca belirtmek istiyorum. İlk olarak, yazarların Mütalaam hakkında yorumda bulunmaktan imtina etmiş olmaları, benim tezlerimin bazılarının yanlış tanımlanmasına, önemsiz gösterilmesine veya atlanmasına fırsat vermektedir. İkinci olarak, bu yaklaşım yazarların, kolaylıkla ortadan kaldırabilecekleri, kendi görüşlerine karşıt ancak, benim tarafımdan ortaya konmamış iddialar yaratabilmelerini mümkün kılmaktadır.

 

4. Okuyucuya kolaylık sağlamak amacı ile, Ortak Mütalaa’nın her bir paragrafı üzerinde yorumda bulunmak yerine incelememin ana noktalarını ortaya koyacak, Ortak Mütalaa’da yapılan yorumları dikkate alacak ve uygun yerlerde bunlar üzerinde yorum yapacağım. İlk Mütalaamı ve Avusturya’nın AB’ne katılımı hususundaki Tamamlayıcı Notumu yapılan atıfların kolayca takibi için ekte sunmaktayım.[4]

 

5. Başlangıçta belirtmem gereken bir husus bulunmaktadır. Kıbrıs Türk tutumunun bir bölümü, Kıbrıs Rum makamlarının tüm Ada adına söz sahibi olmadıkları ve özellikle şimdi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin (KKTC) kurulmuş olduğu şeklindedir. Kıbrıs Rumlarının tutumu ise, şaşırtıcı olmayacak bir şekilde, KKTC’nin yasal bir varlığı bulunmadığı ve kendilerinin (İngiliz Egemen Üs Bölgeleri hariç) AB üyeliği için başvuruda bulunma dahil, tüm adayı temsilen söz hakları olduğu şeklindedir. Ne ilk Mütalaam ne de bu Mütalaa bu ihtilafa karışmaktadır. Benim görüşüme göre, tartışma amaçları bakımından, Kıbrıs’ın güneyindeki rejimin adadaki tek egemen güç olduğu varsayımı kabul edilse dahi, Garanti Andlaşması, bu Andlaşmanın Türkiye dahil tüm tarafları onay vermedikçe, Kıbrıs’ın AB’ne üye olmasını özellikle yasaklamaktadır.[5]

 

GARANTİ ANDLAŞMASI

 

6. Bir tarafta Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer tarafta Yunanistan, İngiltere ve Türkiye’nin bulunduğu Garanti Andlaşması’nın hükümleri üzerinde 1959 Londra Konferansı’nda mutabakata varılmıştır.[6] Andlaşma Lefkoşa’da imzalanmış ve Kıbrıs’ın bağımsızlık tarihi olan 16 Ağustos 1960 tarihinde yürürlüğe girmiştir.[7] Andlaşma, her ikisi de eşit derecede geçerli olmak üzere İngilizce ve Fransızca dillerinde hazırlanmış olup, halen yürürlüktedir[8]. Bu husus Ortak Mütalaa’da tartışılmamaktadır. Temel hükümler şunlardır.[9]

 

Madde I

 

Kıbrıs Cumhuriyeti, bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini muhafazayı ve anayasasına saygıyı güvence altına almayı taahhüt eder.

 

Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir devletle hiçbir şekilde kısmen veya bir bütün olarak siyasi ve ekonomik birliğe girmeyeceğini taahhüt eder. Kıbrıs Cumhuriyeti, bununla bağlantılı olarak Adanın gerek herhangi bir diğer devletle birleşmesini gerekse taksimini doğrudan veya dolaylı olarak gerçekleştirmeyi teşvik etmesi muhtemel her türlü faaliyeti yasaklar.

 

Madde II

 

Yunanistan, Türkiye ve İngiltere, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu Andlaşma’nın I’inci Maddesinde belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini ve aynı zamanda Anayasa’nın Temel Maddeleriyle kurulan düzeni (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler.

 

Benzer şekilde, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere, kendilerini ilgilendirdiği ölçüde, doğrudan veya dolaylı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin herhangi bir devlet ile birleşmesini veya Ada’nın taksimini sağlamayı amaçlayan bütün faaliyetleri yasaklamayı taahhüt ederler.

 

Bu iki maddenin ikinci paragraflarının ve özellikle II’inci maddenin ikinci paragrafının doğru yorumu, tartışmanın temel çıkış noktasını oluşturmaktadır.

 

7. 1969 Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesinin 31 ve 32’nci maddelerinin, geriye dönük olmasa bile, mevcut amaçlar için Andlaşmaların yorumu ile ilgili uluslararası örfi hukuk kurallarını ortaya koyduğu yönündeki Ortak Mütalaanın yazarlarının görüşlerine (paragraf 9) katılmaktayım. Bu maddeler şunları öngörmektedir:

 

Madde 31 – Genel Yorum Kuralı

 

1. Bir Andlaşma, Andlaşmanın içeriği ile bağlantılı olarak, konu ve amacının ışığında, terimlerin olağan anlamına uygun biçimde ve iyi niyetle yorumlanmalıdır.

 

2. Bir Andlaşmanın yorumlanması bakımından, Andlaşmanın içeriği, Andlaşmanın girişi ve eklerini kapsayan Andlaşma metnine ilaveten, aşağıdakileri kapsar:

 

a) Andlaşmanın akdedilmesiyle bağlantılı olarak bütün taraflar arasında yapılmış olan Andlaşmayla ilgili herhangi bir anlaşma;

 

b) Andlaşmanın akdedilmesiyle bağlantılı olarak bir veya daha fazla tarafça yapılan ve diğer taraflarca Andlaşmayla ilgili bir belge olarak kabul edilen herhangi bir belge.

 

3. Andlaşmanın içeriği ile birlikte aşağıdakiler de dikkate alınır:

 

a) Andlaşmanın yorumu veya hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili olarak taraflar arasında sonradan yapılan herhangi bir anlaşma,

 

b) Tarafların Andlaşmanın yorumu konusundaki mutabakatını tespit eden Andlaşmanın uygulanmasıyla ilgili daha sonraki herhangi bir uygulama,

 

c) Taraflar arasındaki ilişkilerde uluslararası hukukun tatbiki kabil herhangi bir kuralı.

 

4. Tarafların bir terime özel bir anlam vermek istedikleri tespit edilirse, o terime o anlam verilir.

 

Madde 32 – Tamamlayıcı yorum araçları

 

31. Maddenin uygulanmasından doğan anlamı teyit etmek için veya 31. Maddeye göre yapılan yorumun,

 

(a) anlamı muğlak veya anlaşılmaz bırakması veya,

 

(b) çok açık bir şekilde saçma olan veya makul olmayan bir sonuca götürmesi hallerinde,

 

anlamı tespit etmek için Andlaşmanın hazırlık çalışmaları ve andlaşmanın yapıldığı koşullarda dahil olmak üzere tamamlayıcı yorum araçlarına başvurulabilir.

 

8. Bu yorum kurallarının Garanti Andlaşmasının metnine uygulanması konusunda Ortak Mütaala’nın yazarları ile aramda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Bununla birlikte, Ortak Mütaala’nın yazarları dahi, başlangıç noktasının Andlaşmanın lafzının olağan anlamı olması gerektiğini kabul etmektedirler. Bu nedenle, Ortak Mütalaa’nın yazarlarının bu olağan anlamı saptırma çabalarında kullandıkları yöntemlerle ilgili ayrıntılara girmeden önce, bazı temel terimleri özet olarak incelemekle başlayacağım.

 

9. “herhangi bir siyasi veya ekonomik birlik”. Bu ifade Garanti Andlaşması’nın I’inci Maddesi’nin ikinci paragrafında yer almaktadır. Bu paragrafın ikinci cümlesinde ve II’inci Maddenin ikinci paragrafında yer alan “birlik” kelimesinin aynı anlama geldiğine hiçbir tereddüt yoktur. Zira, bir paragraftaki ifade, diğerinin içeriğinin bir parçasıdır. Ayrıca, noscitur a sociis (bir kelimenin anlamı, içinde bulunduğu metinden belli olur) yorum ilkesini de ortaya koymak gerekir. İfade, “siyasi veya ekonomik birlik”tir. Ekonomik birlik genelde, siyasi birliğe oranla daha gevşek bir yakınlığı öngören bir birlik şeklidir. AB, tartışmasız olarak bir ekonomik birlik ve (giderek artan biçimde) siyasi bir birlik şeklidir.

 

10.“Kıbrıs, tamamen veya kısmen herhangi bir siyasal veya ekonomik birliğe girmeyeceğini taahhüt eder”. I.’inci Madde’nin ikinci paragrafında yer alan, bir birlik “oluşturmak” değil, bir birliğe “girme” ifadesi, olağan anlamıyla, ekonomik veya siyasi olarak tam birleşmenin daha azını öngören bir kavramı içermektedir. Bu husus, “tamamen veya kısmen” ibaresiyle yeterince teyit edilmektedir. Bu husus kısmi birliğin dahi yasaklanmakta olduğunu açığa çıkarmaktadır.

 

11. “doğrudan veya dolaylı olarak, gerçekleştirmeye teşvik etmesi muhtemel”. Bu ibare, (ilgisiz şekillerle) I’inci Maddenin ikinci paragrafı ve II’inci Maddenin ikinci paragraflarında bulunmaktadır. Bu ifadeyle, sadece (tamamen veya kısmen) ekonomik veya siyasi birliğin gerçekleştirilmesinin değil, doğrudan veya dolaylı olarak her iki şekildeki birliğin gerçekleşmesini amaçlayan veya buna yol açması muhtemel olan bütün faaliyetlerin de yasaklandığı açıklığa kavuşmaktadır. Bu husus tam bir birlik için geçerli olduğu gibi, kısmi birlikler için de geçerlidir.

 

12. “herhangi bir Devletle hiçbir şekilde.” I’inci Maddenin ikinci paragrafında bulunan bu ibarenin anlamı, açıkça, aynı paragrafta ve II’inci Maddenin ikinci paragrafında yer alan “herhangi bir diğer Devlet” ibaresini de kapsamına almaktadır. Ortak Mütalaa, (ileride göreceğimiz gibi) bu ifadeyi “Yunanistan veya Türkiye” olarak ve sadece biri veya diğeri şeklinde yorumlamaya çalışmaktadır. Ancak Andlaşma’da söylenen bu değildir. Elbette ki, bu ve diğer hükümlerle (taksimden ayrı olarak), Kıbrıs’ın Yunanistan veya Türkiye’yle birleşmesinin önlenmesinin amaçlanmış olduğu tartışılamaz. Fakat, ister istemez, tek amaç bu değildir, aksi takdirde Andlaşma’da rahatlıkla şu ifade kullanılabilirdi: “Kıbrıs, Yunanistan veya Türkiye ile herhangi bir ekonomik veya siyasi birliğe girmemeyi taahhüt eder”. Ancak bunun yerine Andlaşma’da, “herhangi bir diğer Devletle” denilmiştir. Metnin açık anlamına göre öyleyse, herhangi diğer bir Devletle birlik yasaklanmaktadır. Örneğin, İngiltere’yle (bir önceki sömürgeci güç) veya İtalya’yla (Venedik, çok önceleri Kıbrıs’ı yönetmişti) birlik de aynı şekilde yasaklanmış olmalıydı. Aynı ifade taslak Garanti Andlaşması’nda da kullanılmıştı ve Türk Dışişleri Bakanı, bu ifadenin, “Yunanistan’la veya herhangi diğer bir ülkeyle” enosisi dışlamak maksadıyla tasarlandığını vurgulamıştı. Yunanistan Dışişleri Bakanı da Türk meslektaşıyla aynı görüşü paylaşıyordu.[10]

 

13. Ortak Mütalaa, bu ibarede tekil bir “Devlet” ifadesi kullanıldığını ortaya koymakta ve AB’ne üye on beş ülkenin bulunduğuna işaret etmektedir. Ancak, bu iddianın ikna edici gözükmemesine ilişkin olarak üç sebep bulunmaktadır. Birincisi, çoğul ifadeyi de kullanmak gereksiz olurdu. İngilizce hukuki yazılımda, aksi belirtilmemiş veya açıkça ima edilmemiş ise, “herhangi bir Devletle hiçbir şekilde” veya “herhangi diğer Devlet” ifadesi otomatik olarak çoğulu da kapsamaktadır.[11] Aynı şekilde, Garanti Andlaşması’nın Zürih’te hazırlanmış ve “eşit derecede geçerli” olan Fransızca nüshasında kullanılan “avec quelque Etat que ce soit/ hangi devletle olursa olsun” ifadesi kesinlikle birden fazla sayıdaki Devletle birlik kurulması olasılığını da içine almaktadır. İkinci olarak, bir üslup olarak, “herhangi diğer Devletle veya Devletlerle hiçbir şekilde” anlamına gelecek İngilizce “any other State or States whatsoever” demek, en basit ifadeyle, yakışıksız olacaktı. Diğer yandan Fransızca dilinde de, “avec un ou d’autres Etats quels qu’ils soient/ Hangi devlet veya diğer devletlerle olursa olsun” veya buna benzer şekildeki bir ifade daha da yakışıksız olacaktı. Üçüncü sebep ise, Garanti Anlaşması’nın metninde veya hedef ve amacında, sadece bir Devletle birliğin yasaklanmasının planlanmış olduğunu gösterebilecek hiçbir unsurun bulunmamasıdır. Kıbrıs’ın, Yunanistan ve Malta ile üçlü bir birlik kurmak istediği varsayılırsa, bunun anlaşmanın hazırlayıcıları tarafından sözkonusu yasağa aykırı kabul edilmiş olacağı açıktır, çünkü sonuçta Malta’yla olduğu kadar Yunanistan’la da birlik kurulmuş olacaktır. Buna benzer olarak, üçüncü Devlet olarak Yunanistan’dan (veya Türkiye’den) daha güçlü bir Devletin dikkate alınması halinde, Kıbrıs, Yunanistan ve Fransa arasında kurulacak üç taraflı yarı siyasi veya Kıbrıs, Fransa ve Türkiye arasında kurulacak üç taraflı ekonomik birlik benzeri bir ilişkiye gösterilecek tepkinin ne olacağını hayal etmek için fazla çaba sarfetmeye gerek yoktur. Kısaca, Garanti Andlaşması’ndaki tekil “Devlet”in çoğulu kapsamadığını düşünmek için bir neden bulunmamaktadır.

 

14.Bu itibarla, Garanti Andlaşmasında kullanılan kelimelerin olağan anlamları, lafzi olarak veya kapsam, hedef ve amaçlarının ışığında, AB üyeliğinin bu Andlaşmaya aykırı olacağı ve bunu engelleyebilecek olan Garantörlerin (Yunanistan ve İngiltere), bu üyeliğin gerçekleşmesini kolaylaştırmamakla yükümlü oldukları görüşünü desteklemektedir. Bu sonucu saptırmak amacıyla Ortak Mütalaa’da ortaya konulan iddialara ayrıntılı bir şekilde bakmalıyız.

 

15.Ortak Mütalaa’da, Garanti Andlaşmasının açık lisanını saptırmak amacıyla, uluslararası örgütlere üyeliğin yasağın kapsamına girmediği öne sürülerek, herhangi diğer bir Devletle… veya, yukarıda açıklanan sebeplerle, Devletler de diyebilirim…, tamamen veya kısmen birleşmeye yol açabilecek faaliyetler ile uluslararası bir kuruluşa, özellikle AB’ne üyelik arasında yanıltıcı bir ayrım yapılmaktadır.

 

16.Birincisi, Kıbrıs Anayasasının belirli hükümlerini ihtiva eden sözkonusu yanlış kullanım, Mütalaamda bu konuda ortaya koyduğum bazı noktaları kasıtlı olarak yanlış yorumlamakta veya yanlış anlamaktadır. Ortak Mütalaa’nın 11. paragrafında, kapsam dışına çıkılarak, Garanti Andlaşmasının I (2). maddesinde kullanılan lisan ile Kıbrıs Anayasası’nın 50 ve 169. maddelerinde kullanılan lisan arasındaki karşıtlığa dikkat çekilmektedir. Doğru yorumlandıkları ve anlaşıldıkları zaman bu hükümler, Prof. Crawford, Hafner ve Pellet’in görüşlerini desteklemekten uzak kalmakta ve tezlerini zayıflatmakta ve görüşümü desteklemektedir.

 

17.Başlangıçta, I (1). maddesi de dahil, Garanti Andlaşmasının birçok maddesinde atıfta bulunulan ve Garanti Andlaşmasıyla aynı zamanda aktedilen Anayasanın, Andlaşmanın I (2). ve diğer ilgili maddelerinin içeriğinin bir parçası olduğunu kabul ediyorum. Fakat bu ilgili hükümler gerçekte ne ifade etmektedirler? Orijinal Mütalaamda bahsettiğim gibi,12 50. madde, Anayasanın “Temel Maddelerinden” biridir ve 182. maddede bu maddenin değiştirilemeyeceği belirtilmiştir. 50. madde, (Kıbrıslı Rum) Cumhurbaşkanına ve (Kıbrıslı Türk) Cumhurbaşkanı Yardımcısına, dış ilişkiler, savunma ve güvenliğe ilişkin çeşitli konularda, ortaklaşa veya tek başlarına kullanabilecekleri nihai veto yetkisi vermiştir. Bu vetonun kullanılabileceği konular arasında, 1 (a). paragrafta görüldüğü üzere, “Cumhuriyet’in, Yunanistan ve Türkiye’nin birlikte üyesi olduğu uluslararası kuruluşlara veya ittifaklara katılımı hariç, dış ilişkilere” yer verilmektedir. Diğer bir ifadeyle, Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’nin birlikte üye olduğu bir uluslararası kuruluşa fazla bir tartışma gerektirmeden üye olabilecek, ancak Yunanistan ve Türkiye’nin üye olmadığı uluslararası kuruluşlara ise Cumhurbaşkanı veya Cumhurbaşkanı Yardımcısının veto etmemesi halinde üye olabilecekti.13 Bu hükümden, uluslararası kuruluşlara üyeliğin Garanti Andlaşmasının kapsamına girdiği, anılan iki devletin üye olmaması halinde, sözkonusu üyeliğin veto edilebileceği açıkça anlaşılmaktadır. Madde 169, ( 50. maddeye tabi olduğu açıkça vurgulanmaktadır) anlaşmaları kimin aktedeceğine ve bunların iç hukuktaki etkilerine ilişkindir. Konumuzla ilgisi yoktur ve şu iki anlaşma türü arasında bir ayrım yapar: (1) Aktedilmesi Bakanlar Kurulu kararı gerektiren “ticari konular ve ekonomik işbirliği (ödemeler ve kredi dahil) ve modus vivendi ile ilgili olarak, herhangi bir Uluslararası Kuruluş veya Devlet ile yapılacak uluslararası anlaşma[lar], (2) Bakanlar Kurulu kararıyla birlikte Parlamento onayı gerektiren “diğer bir Andlaşma, sözleşme veya uluslararası anlaşma”. Bu durumda, 1. paragraf, parlamento onayından vazgeçerek, ekonomik nitelikli anlaşmalar için daha süratli bir yöntem belirleme amacını gütmekte ve Garanti Andlaşması’nın I (2). maddesinde yer alan temel kavramların anlamına hiçbir ışık tutmamaktadır.

 

18.Anayasanın, konumuzla ilgili hükmü olan 50. maddesine dönecek olursak, bu maddenin menşei, Mütalaamın 7, 14 ve 34. paragraflarında açıklanmış bulunmaktadır. İngiliz, Türk ve Yunan Dışişleri Bakanlarının katılımıyla İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nda 12 Şubat 1959 tarihinde yapılan bir toplantıda,14 Garanti Andlaşması’nın I (2). maddesinin taslağıyla ilgili olarak birçok soru sorulmuştu. Bu çerçevede İngiltere Dışişleri Bakanı, “1. maddenin ikinci paragrafının, Kıbrıs’ın tüm uluslararası kuruluşlara, örneğin ileride kurulacak olursa, [Avrupa] Serbest Ticaret Bölgesi’ne üyeliğini engellemek amacını taşıyıp taşımadığını” sormuştu. Türk ve Yunan Dışişleri Bakanları cevaben, “Kıbrıs’ın, Türkiye ile Yunanistan’ın birlikte üye oldukları uluslararası kuruluşlara, örneğin [Evrensel] Posta Birliği’ne ve herhangi bir Serbest Ticaret Bölgesi’ne üyeliğine karşı herhangi bir itirazın sözkonusu olmayacağını açıklıkla belirtmişlerdir. Aynı şartların Kıbrıs’ın Commonwealth’e veya Sterlin Bölgesine üyeliği konusunda da geçerli olduğunu kaydettiler.”15 Fakat aynı zamanda, Türkiye ve/veya Yunanistan’ın üye olmadıkları hallerde, Cumhuriyet’in bu uluslararası kuruluşlara ancak her iki toplum liderinin de onay vermesi halinde üye olabileceğine açıklık getirilmiştir.

 

19.İçeriğinden de görüldüğü üzere Ortak Mütalaa’nın 11. paragrafında, Garanti Andlaşmasındaki yasağın kapsamından uluslararası kuruluşların çıkartılması amacıyla Anayasanın 50. maddesinin kullanılması girişimi tamamıyla yanıltıcıdır. Çünkü, Garanti Andlaşmasının (taslak) yazımının “gerçekten gevşek veya sıkı tüm uluslararası kuruluşları kapsama eğiliminde olduğu” gözönüne alınmış ve ancak 50. maddedeki şartların yerine getirilmesi koşuluyla üyeliğin engellenmeyeceği hususu sorgulanmış ve ancak bu şartlarda mümkün olabileceği dikkate alınmıştır. Diğer bir ifadeyle, istisna, kuralı tam anlamıyla haklı çıkarmaktadır ve hazırlık çalışmalarından (travaux préparatoire) yapılan bu alıntı, I (2). maddede kastedilen anlam konusunda Ortak Mütalaa’nın yazarlarının değil, benim görüşümü desteklemektedir.

 

20. Kıbrıs’ın çeşitli uluslararası kuruluşlara olası üyeliği konusunda siyasetçiler ve bürokratlar arasında birbirini izleyen tartışmalar yapılmıştır. Bu tartışmalar, şu veya bu kuruluşa (örneğin, NATO) üyeliğin siyasi açıdan arzu edilebilir olup olmadığı ve sözkonusu kuruluşun Kıbrıs’ı kabul edip etmeyeceği üzerinde odaklanmıştır. Fakat bu tartışmalar sırasında Kıbrıs’ın çeşitli örgütlere üye olabileceği öngörülmüşken, böyle bir katılım, ancak 50 ve 169. maddelerde kayda geçirilen usul dahilinde… ve özellikle, Cumhurbaşkanı veya Cumhurbaşkanı Yardımcısının veto yetkisini kullanmaktan imtina etmesi halinde… tutarlı olabilirdi ve sonuç olarak iki toplum liderinin onayının alınmaması halinde Garanti Andlaşmasının I (2). maddesinin uluslararası kuruluş üyeliğine uygulanmayacağı anlamına gelmezdi. Örneğin, İngiliz Bakanlar Kurulu Kıbrıs Özel Komitesi için, yukarıda bahsekonu toplantılardan iki hafta sonra hazırlanan bir taslak notta, Kıbrıs’ın Ortak Pazar’a üyeliğinin artıları ve eksileri tartışılıyordu ve analiz şu cümleyle bitiyordu: “Kıbrıs’ın Ortak Pazar’a üyeliğini engelleyen son ve muhtemel nihai görüş, Yunanistan ve Türkiye’nin Ortak Pazar’a üye olmadığı ve ileride üye olmalarının da muhtemel gözükmemesidir”.16 İlgililerin Garanti Andlaşmasının uygulanmasına karşı oldukları gibi, içeriğini de yeterli ölçü de inceledikleri şüpheli olduğu için gözlemlere daha fazla ağırlık vermek istemiyorum. Ancak aynı husus, adil olmak adına, Londra Kıbrıs Ortak Komitesi Milletvekilleri Komisyonunun 19 Ekim 1959 tarihinde yapılan 26’ncı toplantısının Tutanakları17 için de dile getirilmelidir. Tutanakların bir kısmı, Ortak Mütalaa’nın 19. paragrafında yer almaktadır. Yunanistan ve Türkiye temsilcilerinin Kıbrıs Rum Delegasyonu Başkanına, Kıbrıs’ın Serbest Ticaret Alanı, Gıda ve Tarım Örgütü, GATT gibi ya da diğer çok taraflı örgütlerin dışında kalmasının öngörülmediği konusunda güvence veren ifadeleri, benim yorumumla tamamıyla tutarlıdır.

 

21.Ortak Mütalaa’nın yazarlarının, Cumhurbaşkanı Yardımcısının şu anda mevcut olmaması nedeniyle, Anayasa’nın 50. maddesinin uygulanmasının imkansız olduğu konusundaki iddialarına aşağıda (36-38. paragraflar) yeniden döneceğim. Ancak şu an için (farzedelim ki), Kıbrıs Anayasası açısından haklı olsalar bile, bu, benim dile getirdiğim noktayı etkilemez. Çünkü benim belirttiğim ana nokta, AB’ne katılmak amacıyla yapılan müracaatın anayasal olmadığı değil, bu kuruluşa müracaat etmenin veya katılmanın, Garanti Andlaşmasının, herhangi bir Devletle, tamamen veya kısmen, siyasi veya ekonomik birleşmeyi ve böyle bir birliğe doğrudan veya dolaylı olarak yol açabilecek herhangi bir faaliyeti yasaklayan hükmüne aykırı olacağıdır.

 

22.Kesinlikle ifade ediyorum ki, meşru istisnalara saygı gösterilmediği takdirde, Garanti Andlaşmasının I (2). maddesi, uluslararası kuruluşlara üyeliği engellemektedir. Fakat bu husus herhangi bir nedenle reddedilse ve uluslararası kuruluşlara üyeliğin Garanti Andlaşmasının hükümlerine genel olarak aykırı olmadığı kabul edilse bile, benim görüşüme göre, AB’nin kendine has ve istisnai yapısı dikkate alındığında, üyelik, yasağın kapsamına girecektir. Ortak Mütalaa’nın 12-16. paragrafları bu konuda yanlış gerekçeler oluşturan bazı örnekleri kapsamaktadır.

 

23.Mütalaamın 106. paragrafında “Kuruluşun isminin, yani Avrupa Birliği ibaresinin üyeler arasında bir birliği teyit ettiğini ifade etmiştim.” Ortak Mütalaa’nın yazarları bu görüşe “birlik” kavramının özellikle geçmişte, oldukça “sıradan” uluslararası kuruluşları bile tanımlamada kullanıldığı yolundaki çok bilinen hususu işaret ederek karşı çıkmaya çalışmaktadırlar. Bu çerçevede verilen örnekler Evrensel Posta Birliği18 ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliğidir. Fakat bu yaklaşım, sözkonusu terimin Avrupa Birliği tarihindeki özel yerini yanlış tasvir etmektedir. Hatırlanacağı üzere, başlangıçta sadece Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (1952) mevcut bulunmaktaydı. Daha sonra ise bu kuruluşu, 1958 yılında kurulan Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu ve Avrupa Ekonomik Topluluğu takip etmiştir. Bu üç Topluluk başlangıçta bazı ulusüstü yetkilerle donatılmış olsalar da, gerek içerdikleri alanlar, gerek ulusal hukuka etkileri itibarıyla kapsamları çok sınırlı kalmıştır. Fakat bu kapsam, aşama aşama genişlemiş, özellikle Avrupa Ekonomik Topluluğu örneğinde olduğu gibi çok geniş çeşitlilikte konuları ve çok ileri boyutta yetkileri ihtiva eder hale gelmiştir. 1965 Birleşme Andlaşması ve bunu takip eden diğer belgeler bu üç Topluluğu, sadece bir Komisyonu, Bakanlar Konseyi ve Parlamentosu olan tek bir kuruluş haline getirmiştir. Müteakip gelişmeler ve özellikle Avrupa Birliği Maastricht Andlaşması, sadece ekonomik değil, siyasi olarak da artan ölçüde bütünleşmeye yol açmıştır. Bu amaçla örneğin, büyük ölçüde güçlendirilmiş AET’na, “ikinci” olarak Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ve “üçüncü” olarak “Özgürlük, Güvenlik ve Adalet” boyutları eklenmiştir. Ekonomik ve Parasal Birlik’in sözünü bile etmiyorum. Sonuç olarak, bütün yorumcuların hemfikir olduğu gibi, AB üyeleri arasında emsali görülmemiş derecede bütünleşmenin sözkonusu olduğu bir kuruluştur. Hiç şüphesiz, AB’nin bir “ekonomik birlik” olarak tanımlanabileceği gibi, “siyasi bir birlik” olarak da tanımlanması mantıksız olmayacaktır. Gerçekten, Avrupa Birliği Andlaşmasının [aynen alınmıştır] “Avrupa halkları arasında birbirine gittikçe yakınlaşan bir birlik yaratılması sürecinde yeni bir adımı” oluşturduğu açıkça ilan edilmiştir.19 Bu, üyeler arasındaki birliğin tam olduğu anlamına gelmemektedir; ancak Garanti Andlaşması, gördüğümüz gibi, sadece tam birliği değil, siyasi ve ekonomik birliği de yasaklamaktadır. Kısmi ya da tam da olsa ekonomik veya siyasi birlik yasaklanmaktadır. Dahası, bu niteliklerden birini haiz olan bir birliğe “doğrudan veya dolaylı olarak yol açabilecek” faaliyetler bile yasaklanmaktadır. Öyleyse, örneğin Birleşmiş Milletler’e üyelik, anılan yasak kapsamına girmeyecek kadar gevşek bir ortaklık olduğu söylenebilse dahi, aynı durumun AB için geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir.20

 

24. Bu açık noktayı etkisiz hale getirebilmek için Ortak Mütalaa’nın 13-16. maddelerinde yeni sözde iddialar ortaya atılmakta ve oldukça suni bir bakış açısı benimsemektedir. Sözde iddialar konuya yüzeysel şekilde değinmekte ve bu çerçevede, devlet olma yolunda ilerlemesine rağmen, AB’nin bir devlet olmadığı ileri sürülmektedir. Ben AB’nin devlet olduğunu hiçbir zaman söylemedim, AB’yle bir birlik kurulması Garanti Andlaşmasıyla yasaklanmıştır. Ancak ifade etmeye devam ettiğim husus şudur ki, Avrupa Birliği, adından da anlaşılacağı gibi ortak yasama süreci, ortak kurumları, ortak bir hukuku, ortak para birimi (bir çoğunun) v.s. olan Devletler Birliğidir. Ortak Mütalaa’nın yaptığı gibi, metinden çeşitli alıntılar yaparak bunlar üzerinde konuşmak, “üye ülkelerin her birinin ekonomik ya da siyasi olarak bir diğer ülkeyle birlik kurduğunu söylemek yanlıştır” çünkü “hiçbir üye ülke bir başka üye ülkenin kurumsal düzeninin bir parçası değildir” demek bir bakıma hakikatten ve hatta hukuki gerçeklerden kaçmaktır. Çünkü, her bir üye ülkede uygulanan ve hukuki olarak üye ülkelerin yasalarının üstünde olan Birlik/Topluluk Yasası, üye ülkelerin kendi yasaları değildir ve bu yasaların ortak pazar, ortak bir para birimi, ortak dış ve güvenlik politikası gibi ortak kurumlar tarafından teklif edildiği, aktedildiği, uygulandığı, denetlendiği gerçeğini gizleyemez. Aksi takdirde, Amerika Birleşik Devletleri’nin her bir eyaletinin kendi hukuk sistemini muhafaza etmiş ve bu hukuk sitemlerine federal yasalar ve federal mahkemelerce sınırlı olarak hükmedilmesi nedeniyle, birbirleriyle birlik oluşturmadığı gibi saçma bir sonuca ulaşılır. Bu, Kıbrıs ve Yunanistan’ın, görünüşte kendi egemenliklerini muhafaza ederken, ulusüstü ortak bir yasama organı oluşturmaları ve bunun içinde Yunanistan’ın Kıbrıs’tan daha büyük bir veto hakkına sahip olması halinde, Yunanistan hukukunun resmen Kıbrıs’ta uygulanmadığı veya tam tersi olduğu gerekçesiyle, bu birliğin gerçek anlamda bir birlik olmadığı anlamına gelir. Benzer mülahazalar Yunan Kralı yönetimindeki birlik için de geçerlidir, bu Andlaşmanın kesin bir şekilde yasaklamaya çalıştığı bir durumdur.

 

25.Sonuç olarak, daha önce de ifade ettiğim gibi, Kıbrıs için AB’ye katılmak, açıkça, siyasi ve ekonomik olarak diğer üye ülkelerle bir birliğe girmek anlamını taşır. Ancak bundan fazlası da sözkonusudur. Bunun için bir kez daha hatırlanmalıdır ki, Garanti Andlaşmasının yasakladığı yalnızca ekonomik ve siyasi bir birlik değildir, kısmi bir birlik ve hatta böyle bir birliğe “doğrudan ya da dolaylı olarak yol açabilecek herhangi bir faaliyet” de yasaklanmıştır. Ortak Mütalaa “2. paragrafta yasaklayıcı her iki cümlenin tek sonucunun herhangi bir ülkeyle birlik oluşturmak ya da Ada’nın taksimini” yasaklamak olduğunu söyleyerek bu güçlüğü atlatmaya çalışmıştır. Bu, Garanti Andlaşmasında “herhangi bir devlet” ibaresiyle sadece tek bir devletin kastedildiğini haklı çıkarmaz (Ben bu noktanın sorgulanabilir olduğuna ilk Mütalaamda da yer vermiştim); bu, aynı zamanda I (2). maddenin içeriğinin de açıkça iki şekilde yanlış sunulmasıdır. İlk olarak, her iki cümlenin de yalnızca sonuçla ilgilendiği belirtilmektedir, oysa ikinci cümle açıkça “doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir ülkeyle birliğe yol açabilecek bir faaliyetin sonucuyla” ilgilidir. İkinci olarak, Ortak Mütalaa’da yasaklanmış sonuçtan doğru bir şekilde bahsedilmemektedir. Bu “herhangi bir başka ülkeyle birlik oluşturmak ya da Ada’nın taksimi”ni sağlamak değil, tümüyle ya da kısmi olarak, siyasi veya ekonomik birlik anlamındadır. Ortak Mütalaa, paragrafın lafzını yanlış bir şekilde yorumlayarak AB üyeliğinin en azından bir diğer ülke ya da ülkelerle birliğe yol açacağı gibi kaçınılmaz sonuçtan nafile şekilde kaçmaya çalışmaktadır.

 

26. Her ne kadar yüzölçümü küçük ve nüfusu az olsa da, 15 veya 21 üyeli bir Avrupa Birliği üyesi olarak Kıbrıs’ın daha büyük başka bir devletin (özellikle Yunanistan’ın) tahakkümü altında kalmayacağını söylemek de anlamlı değildir.21 Andlaşmayı hazırlayanların esas endişeleri ne olursa olsun, Garanti Andlaşmasının lisanında tahakkümü içeren bir üsluba yer verilmemiştir. Kıbrıs, daha küçük bir devlet olan Malta ile birleşse ve hakim olan taraf Kıbrıs olsa bile, Andlaşma lisanında bu husus aynı şekilde yasaklanabilirdi. Yasaklanan husus, kısmen ya da tamamen birleşme ve bu yönde eğilim gösteren doğrudan veya dolaylı adımlardır. Genel olarak AB üyelerinin diğer devletlere nazaran birbirlerine yakın oldukları tartışılmaz; ve eğer Kıbrıs ve Yunanistan AB üyesi olurlarsa, halklarının çoğunluğu din, dil, tarih ve benzeri bağlarla bağlı olan bu devletlerin bundan daha da yakınlaşmayacaklarını düşünmek gerçekçi değildir.

 

27. Ortak Mütalaa’nın reddetmesine karşın22, Uluslararası Daimi Adalet Divanı’nın Avusturya-Almanya Gümrük Rejimi davasına (1931 Ser. A/B 41) ilişkin hükmü olaylar aynı olmasa da bu konuyla ilgilidir. 1919 tarihli Saint-Germain Andlaşmasının 88. Maddesi ile Avusturya, Milletler Cemiyeti Konseyi’nin rızası olmadan bağımsızlığından feragat etmemeyi ve özellikle başka bir devlete katılarak, bağımsızlığını doğrudan ya da dolaylı olarak veya herhangi bir şekilde tehlikeye atacak her türlü hareketten kaçınmayı taahhüt etmiştir. 1922 Protokolu, ekonomik bağımsızlığın da buna dahil olduğunu ve Avusturya’nın herhangi bir devlete, bağımsızlığını tehdit etmeye yönelik özel bir rejim veya menfaat sağlayarak ekonomik bağımsızlığına zarar veremeyeceğini açıkça belirtmiştir. Avusturya 1931 yılında Almanya ile aralarındaki gümrük tarifelerini kaldırarak ve dışarıya karşı ortak gümrük vergisi uygulayarak gümrük birliği oluşturacak şekilde bir Andlaşma imzalamıştır. Bu Andlaşmalarla yasaklanan hususların bedeli şimdiki durumdan daha yüksekti… Siyasi veya ekonomik birleşmedense bağımsızlığın kaybı sözkonusuydu… ve öngörülen gümrük birliği Ortak Pazar veya AB’ye göre çok daha mütevaziydi. Bununla beraber, Uluslararası Mahkeme, Avusturya’nın bu düzenlemelere dahil olmakla Andlaşmalardan doğan yükümlülüklerini ihlal ettiğine karar vermiştir. Çoğunluktaki 8 Yargıçtan biri olan Yargıç Anzilotti, ayrı görüşünde Saint-Germain Andlaşmasının 88. maddesindeki (ekonomik bağımsızlığa veya bununla ilgili özel sorumluluklara açıkça atıfta bulunmayan) genel yükümlülüklerin bile bu tür bir düzenlemeyle ihlal edildiğini belirtmiştir. Ortak Mütalaa’nın gözlemlediği gibi, Yargıç Anzilotti’nin görüşü Avusturya ile Almanya arasındaki ekonomik gücün eşitsizliğine dair olduğu halde, bu, çoğunluktaki diğer üyelerin görüşlerinin arasında yer almamaktadır. Garanti Andlaşmasını hazırlayanlar, bu emsalden muhakkak ki haberdardılar.23

 

28.Devam eden bu analizin ışığında, Ortak Mütalaa’nın 17. paragrafında atıfta bulunulduğu gibi, tarafların müteakip uygulamalarının zayıf ve tek bir örnekle reddedilemeyeceği açıkça ortaya çıkmıştır. Burada vurgulanan nokta ne İngiltere ne de Türkiye’nin Kıbrıs’ın AET ile 1972 tarihli Ortaklık Anlaşmasına taraf olmaması amacıyla Garanti Andlaşmasına değinmemiş olmaları, dolayısıyla Kıbrıs’ın AB’ye tam üyeliğinin Garanti Andlaşmasına aykırı olmayacağı anlamına gelmediğidir.(Türkiye aslında bu Andlaşma’ya farklı platformlarda itiraz etmiştir.) Yine de, bunun üzerinde fazlasıyla durmak yanlış olacaktır. Bir ilk oluşturan sözkonusu Ortaklık Anlaşması, nispeten derin bir ilişki öngörmeyen ve tercihli ticaret anlaşmasından biraz daha kapsamlı bir düzenlemeydi. Bu tür anlaşmalar her şekilde mutlaka AET’na tam üyelik sonucunu doğurmamıştır, ayrıca Türkiye o zaman protesto etmemek için her türlü sebebe sahip bulunmaktaydı. (İngiltere’den bahsedilmiyor, çünkü o günlerde İngiltere kendisi de AET’na girmek üzereydi). SS Lotus Davası24 varsayımların muğlak olması nedeniyle, diğer kanıtların bulunmaması halinde, varsayımlardan hareketle ilgili devletin itiraz etmeye ya da protesto etmekten kaçınmaya hukuki olarak zorunlu olduğunu değerlendirmenin güvenilir olmadığını öğretmiştir.25

 

29. Ortak Mütalaa, 21 ve 23. paragraflarda, AB’nin ve daha az da olsa Güvenlik Konseyi’nin uygulama yönündeki olumlu tavırlarını hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, Mütalaamın26 vakıalarla ilgili kısmında atıfta bulunduğum üzere, 1993 tarihli Avrupa Komisyonu görüşünün dayanağı, AB’nin KKTC’nin tanınmayacağına ilişkin kararıdır, bu nedenle, Kıbrıs Türklerinin Güney’deki Hükümetin bütün Kıbrıs’ı temsil etmediği ve bu itibarla sözkonusu başvurunun kabul edilemeyeceği yolundaki itirazı reddedilmiştir. Bununla birlikte, benim ilk mütalaamdan da görüldüğü ve yukarıda 5. paragrafta açıklandığı üzere, KKTC’nin egemenlik ve temsille ilgili tezleri benim buradaki görüşlerimin temeli değildir.27 Komisyon Görüşü, tahminen, daha önce bahsedilen genel politikayla tutarlı olabilmek için, Garanti Andlaşmasına ve Kıbrıs Anayasasına dayanan tezleri ciddi olarak değerlendirmemiştir.

 

30. Ortak Mütalaanın 22. paragrafında yer alan iddianın tersine, AT Anlaşması’nın 234. (şimdi 307) maddesinin bu tartışmayla gerçekten bir ilgisi yoktur. Bu maddenin işlevi, üyelerin Birliğe dahil olmayan ülkelere karşı daha önceden mevcut olan uluslararası yükümlülüklerini korumaktır. Kıbrıs AB üyesi değildir. Yunanistan ve İngiltere ise AB üyesi ülkelerdir. Fakat böyle bir koruma, normal olarak, başka türlü olması halinde bir ihtilafa sürüklenebilecek olan üye Devletin isteği üzerine gerçekleşir,28 ve eğer ne İngiltere ne de Yunanistan gündeme getirmezse, Komisyon’un bu konuyu gündeme getirmesi ihtimal dahilinde değildir.29 Herşeyden önemlisi, Viyana Konvansiyonu’nun (veya uluslararası örfi hukukun) Andlaşmaların yorumlanmasıyla ilgili hükümlerinde, bir Andlaşmaya taraf olmayanların (bu olayda, AB) sonraki fiillerinin Andlaşmanın yorumuyla ilgili olduğunu söyleyen hiç şey yoktur. Esasen, Uluslararası Hukuk Komisyonu, Andlaşmalar Hukuku’yla ilgili çalışmaların nihai taslak maddeleri arasında yer alan ve Viyana Konvansiyonu’nun 31. maddesine de temel olan 27. maddeye ilişkin yorumunda; “tarafların Andlaşmanın yorumlanmasına ilişkin mutabakatlarını ortaya koyan ve anlaşmanın uygulanmasıyla ilgili sonraki fiillerinin” dikkate alınması gerektiğini belirten paragraf 3(b)’deki, “taraflar”ın Andlaşmaya taraf olan devletlerin tamamı olduğunu açıklığa kavuşturmuştur.30 Türkiye Garanti Andlaşması’na taraf olan diğer devletlerin yorumunu kabul etmemektedir ve bu şekilde, Viyana Konvansiyonu’na göre de, Andlaşma’nın diğer taraflarının yoruma ilişkin mutabakatlarının dikkate alınması gerekli değildir. AB gibi, taraf olmayanların uygulamalarının dikkate alınması da gerekmez.

 

31. Benzer mülahazalar, Güvenlik Konseyi’nin AB ile Kıbrıs Rum yönetimi, ve sadece onlarla, katılım müzakerelerinin başlamasına destek verme kararına da mümkün mertebe uygulanabilir.31 Şu da unutulmamalıdır ki, Güvenlik Konseyi esasen bir siyasi organdır ve aynı şey yeni üyelerin kabulü hakkında karar verirken AB için de geçerlidir.

 

32. Ortak Mütalaanın 24. ve 27. paragrafları Avusturya’nın AB’ye katılımının ele aldığımız konuyla kıyaslanabilir olduğunu ileri sürmektedir. Ben bu iddiayı halihazırda 21 Temmuz 1997’deki tamamlayıcı notum ile cevaplamış bulunmaktayım (Bu Mütalaanın 2.Eki) ve ilave etmem gereken çok az şey bulunmaktadır. Ortak Mütalaa’nın çürütemediği temel düşüncem, mevcut durumun aksine, 1955 tarihli Avusturya Devlet Andlaşması’na taraf olan devletlerden hiçbirinin, neticede Avusturya’nın AET’ne katılma yönündeki güçlü isteğine itiraz etmemiş olmamasıdır. Başlangıçta kuşkularını ifade eden Sovyetler Birliği, daha sonra karşı çıkmamaya karar vermiştir.32 Eğer bir Andlaşmaya taraf olanların hepsi muhtemel bir ihlala muvafakat verirler veya haklarından feragat ederlerse konu kapanır. Burada, çok önemli bir fark bulunmaktadır, çünkü Türkiye açık bir şekilde Kıbrıs’ın AB’ye katılmasına karşı çıkmakta ve her düzeyde bunu tekrarlamaktadır.

 

33. Bu noktada, Ortak Mütalaa’da yer alan bir başka hususa değinmek istiyorum.33 Burada şöyle deniliyor: “Eğer (Garanti Andlaşması’nın) I. Madde’sinin 2. Paragrafı, Kıbrıs’ın AB’ye üye olmasını yasaklıyor şeklinde yorumlanırsa, bu yasak daimi ve koşulsuz olmalıdır. Türkiye’nin AB’ye üye olup olmaması veya üyeliğin ne zaman olacağı meselesiyle bir ilgisi yoktur.” Kelime anlamıyla bakıldığında, yasağın koşulsuz olduğu doğrudur ve sadece Türkiye’nin AB’ye kabul edilmesi, otomatik olarak Kıbrıs’ın üyeliği önündeki hukuki engeli kaldırmaz. Bu görüşe verilecek cevap, önceki paragrafta verilen ile aynıdır- feragat etmek. Bir çok kişinin itirazından vazgeçeceğine dair spekülasyon yapmasına rağmen, Türkiye’nin Birliğe kabul edilmesi halinde, Kıbrıs’ın üyeliğine ilişkin itirazından vazgeçmeye niyetli olup olmadığı konusunda bilgi sahibi değilim. Kesin olan şey, Türkiye bu itirazından vazgeçerse, Garanti Andlaşması’nda yer alan yasaklama “daimi” olmayacaktır.34

 

34. Yukarıda yer alan bütün bu sebeplerle, Ortak Mütalaa’da Garanti Andlaşması’nın yorumuna ilişkin görüşümü değiştirmeme yol açacak hiç bir şey bulunmamaktadır. Özellikle, Kıbrıs’ın AB’ne katılımı (hatta katılmak için müracaat etmesi) I. Madde’nin ihlali olacaktır. Ayrıca, Yunanistan ve İngiltere II. Madde uyarınca, Kıbrıs’ın bağımsızlığını I. Madde’de tanımlandığı şekilde garanti etmek ve “kendilerini ilgilendirdiği ölçüde” doğrudan ya da dolaylı olarak bu yasak birleşmeyi teşvik etmeyi amaçlayan bir faaliyeti engellemek yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülüğün, Yunanistan ve İngiltere’nin üyelik için başvuruyu herhangi bir şekilde teşvik etmekten kaçınmalarını gerektirdiği hususu son derece tartışmalı olsa da, AB içinde kullanacakları basit bir veto yoluyla üyeliği engelleme imkanına sahip oldukları kesindir.

 

KIBRIS ANAYASASI: BAZI İLAVE NOKTALAR

 

35. Şimdi Ortak Mütalaa’da vurgulanan başka iki konuya değineceğim: Kıbrıs Anayasası’nın 50. Maddesi ve “en ziyade müsaadeye mazhar devlet” muamelesi.

 

36. Anayasa’nın 50. Maddesi’ni ilk mütalaamın (özellikle) 14, 34,38, 47, 48 ve 109. Paragrafları’nda ve bu mütalaamın 15-20. Paragraflarında ele almıştım. Hatırlanacağı üzere, Anayasa’nın bu hükmü, hem (Kıbrıslı Rum) Cumhurbaşkanına hem de (Kıbrıslı Türk) Cumhurbaşkanı Yardımcısına, uluslararası örgütlere (Yunanistan ve Türkiye birlikte üye olmadıkça) üyelik dahil olmak üzere, dış ilişkiler konusunda veto yetkisi vermiştir. Ortak Mütalaa’nın 28-34. Paragraflarında, 1959’dan beri Cumhurbaşkanı Yardımcılığı için bir seçim yapılmamış olması ve bu görevi üstlenen son kişinin ölmüş bulunması nedeniyle bu hükmün uygulanamayacağı, ancak bu durumun, Kıbrıs’ın uluslararası örgütlere üyelik dahil uluslararası ilişkiler kurmasını engelleyemeyeceği ileri sürülmektedir.

 

37. Bu iddia karşısında gerçekleri ve hukuku ilgilendiren meseleler hakkında pek çok soru ortaya konulabilir. Örneğin, Cumhurbaşkanı Yardımcısının mevcut olmayışının sebebinin tamamen veya büyük ölçüde Kıbrıs Rum çoğunluğunun hatası olması hiçbir fark yaratmayacak mıdır?, Zaruret Hali Doktrini, Anglosakson hukuk sisteminin uygulandığı ülkelerin anayasa hukuklarında geçerli bir yere (son derece tartışmalı bir konudur) sahip midir? Ancak daha temel bir biçimde, Ortak Mütalaa iki önemli noktayı gözden kaçırmaktadır. Birincisi, 50. Madde, Kıbrıs Anayasası öngörülen sonuçlarından ayrı olarak, Garanti Andlaşması’daki doğrudan ya da dolaylı olarak herhangi bir devletle, tamamen ya da kısmen, ekonomik veya siyasi bir birliğe yol açabilecek fiillerin yasaklanması konusunu açıklığa kavuşturmaktadır. Daha önce (yukarıda, özellikle 19. Paragrafta) belirttiğim üzere, her iki toplumun temsilcilerine uluslararası örgütlere üyelik konusunda veto hakkı verilmesi ve sonra Yunanistan ve Türkiye’nin halihazırda birlikte üye oldukları uluslararası kuruluşların bu vetonun kapsamından çıkarılması, uluslararası örgütlere üyeliğin, (bu garantiler olmaksızın) siyasi ve ekonomik bağımsızlığı tehlikeye düşürme potansiyeline sahip olduğunun düşünüldüğünü göstermektedir. Uluslararası örgütlere üyelik konusunda veto hakkı verilmesinin (ve buna istisna getirilmesinin) Garanti Andlaşması’nın yazımı aşamasında, I(2). Madde çerçevesinde, tartışılmış olması gerçeği, bunu teyit etmektedir. Ayrıca, bu sadece Anayasa ve Garanti Andlaşması gibi iki ayrı belgenin tesadüfen bir araya gelmesi de değildir. Bu belgelerden ilki, sıradan bir anayasa değil, son derece alışılmadık bir şekilde, Garanti Andlaşması gibi uluslararası bir anlaşmayla garanti altına alınmış bir anayasadır. Garanti Andlaşması’nın I. Maddesi uyarınca, Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer şeyler meyanında “Anayasası’na saygı gösterilmesini” sağlama taahhüdü üstlenirken, diğer üç Devlet (garantör devletler) II. Madde uyarınca, diğer şeyler meyanında, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın Temel Maddeleri ile kurulan düzeni (state of affairs) “tanımayı ve garanti etmeyi” taahhüt etmişlerdir.

 

38. Ortak Mütalaa’da gözardı edilen ikinci önemli husus şudur: Hatırlanacağı üzere (yukarıdaki 17. Paragrafa bakınız) 50. Madde, Anayasa’nın açık bir şekilde değiştirilemez hale getirilen “ Temel Maddelerinden” birisidir. Kıbrıs Rum yönetimi Anayasa’nın bazı bölümlerini “etkisiz” ilan etmesine rağmen, esasen Anayasa’yı bilfiil değiştirme iddiasında olmamıştır. Ancak, böyle davranmış olsaydı bile, Kıbrıs’ın uluslararası yükümlülükler çerçevesinde saygı göstermesi gereken, orijinal “Anayasa” ve temel özelliği, diğer üç devlet tarafından garanti altına alınan yetki paylaşımını da içeren, “(orijinal)Temel Maddeler tarafından kurulan Düzen (state of affairs)”dir. ( Garanti Andlaşmasının II.(1) Madde’sine bakınız). Bu, Garanti Anlaşması’nın lafzı, yazım süreci (Bu hususa, özellikle ilk mütalaamda değinilmiştir.) ve giriş bölümüyle yeterince açık hale getirilmiştir. Giriş bölümü, “Dört devlet;

 

a) Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin Anayasa’nın Temel Maddeleri tarafından tesis edildiği ve düzenlendiği biçimde muhafazasının kabul edilmesinin ortak çıkarları olduğunu gözönünde tutarak,

 

b) Anayasa tarafından kurulan düzene saygı gösterilmesini sağlamak için işbirliğini arzu ederek,

 

şu konularda mutabık kalmışlardır:” şeklindedir.

 

Böylece, uluslararası hukuk bakımından devletlerin çoğu anayasalarını, mevcut iç hukuklarına uyarak veya uymaksızın35, istedikleri biçimde değiştirebilirken, bu özel temel yasa farklıdır. Kıbrıs, Andlaşma ile Anayasası’na saygı göstermeyi kabul etmiş, diğer üç devlet de Temel Maddeler tarafından tesis edilen düzeni (state of affairs) tanımış ve garanti etmişlerdir. Bu, garantörlerin sadece vazifesi değildir. Bunun yanısıra, Kıbrıs’ın bu Andlaşma’ya uymasında garantörlerin birlikte veya ayrı ayrı, uluslararası yasal çıkarları mevcuttur. Bu normal bir durum değildir. Böylece, büyük ölçüde standart bir durum üzerine odaklanarak Ortak Mütalaa, bu konunun özelliklerine adil bir şekilde yaklaşmakta başarısız kalmıştır.

 

39. İlk Mütalaamın 109. Paragrafının bir bölümünde, Anayasanın 170.(1) Maddesi’ndeki en ziyade müsaadeye mazhar devlet muamelesine ilişkin hüküm hakkında ilave bir açıklama yapmıştım. Ortak Mütalaa’nın 35-37. paragrafları bu konuya ayrılmıştır. Ortak Mütalaa’nın yazarları, değinmediğim konulara ya da bahsettiğim, ancak en azından bir ölçüde yanlış anladıkları hususlara saldırmışlardır. Madde 170(1), “Cumhuriyet, mahiyetleri ne olursa olsun, bütün anlaşmalar bakımından, Yunanistan Krallığına, Türkiye Cumhuriyetine ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığına, uygun koşullar içeren anlaşmayla, en ziyade müsaadeye mazhar devlet muamelesi uygular” hükmünü getirmiştir. Madde 182 ve EK:III’den de görüleceği üzere, bu Anayasa’nın değiştirilemez Temel Maddelerinden birisidir. Dört taraf devlet arasındaki Kuruluş Andlaşması’nın F Ekinin İkinci Bölümü’nde de bu durum, neredeyse aynı terimlerle ifade bulmuştur. Bunun Türkiye’ye (veya diğer iki garantör devlete) müktesep bir hak verdiğini söylemedim; kullanılan ifadenin (“anlaşmayla” ve “uygun şartlarda”), bu muamelenin ileriye yönelik bir taahhüt (pactum de contrahendo) olduğunu açıklığa kavuşturduğuna katılıyorum. Sonuç olarak, Kıbrıs’ın Türkiye olmadan AB’ye girişinin, en ziyade müsaadeye mazhar devlet olma konusunda Türkiye’nin mevcut bir hakkını ihlal edeceğini iddia etmedim. Aksine, Ortak Mütalaa’nın vurguladığım iki hususu layıkıyla ele almamış olduğu düşüncesindeyim.

 

40. İlk olarak Madde 170(1), 1959’da mutabık kalınan Temel Yapı’nın 23.(1) Maddesini kelime kelime tekrarlamaktadır. 12 Şubat 1959’da üç Dışişleri Bakanı’nın36 Londra’daki Toplantısı’nda bunun yorumunun tartışıldığını vurgulamıştım. Lord Perth’in sorusuna cevaben Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanları, “Amacın Kıbrıs ile üç (garantör) devlet dışındaki ülkelerin daha elverişli ikili anlaşmalar yapmasını engellemek” ve ayrıca ne Yunanistan’ın ne de Türkiye’nin Kıbrıs’ta birbirlerinden daha elverişli bir konum elde etmeleri ihtimaliden kaçınmak -örneğin, Yunanistan’ın bir çeşit ekonomik enosis kurması” (vurgu eklenmiştir) olduğunu belirtmişlerdir. Ortak Mütalaa,37 vurgunun Yunanistan ya da üçüncü devletler ile yapılacak ikili anlaşmalar üzerinde olduğunu iddia etmektedir. Ancak, Madde 170(1)ve daha önce kabul edilen Temel Yapı’nın çerçevesi ikili anlaşmalarla sınırlandırılmamıştır ve en geniş şekilde “mahiyeti ne olursa olsun bütün anlaşmaları” kapsayacak şekilde kaleme alınmıştır. Amaç, a) Üç garantörün herhangi bir diğer devletten daha az elverişli muameleye tabi olmamalarının sağlanması; ve en az onun kadar önemli, b) Kıbrıs’ın, Yunanistan’a veya Türkiye’ye, burada Türkiye’yi de söylemek lazım, özel ekonomik avantajlar sağlayarak, tarafların önlenmesi konusunda çok istekli oldukları, ekonomik birlik (tam veya kısmi, doğrudan ya da dolaylı) sonucunu yaratabilecek veya ekonomik birliğe doğru gidebilecek bir durumdan kaçınılmasıdır. Ortak Mütalaa’nın inkar etmediği ve edemeyeceği şey, Kıbrıs’ın Ortak Pazar’a Türkiye üye olmadan girmesinin, bu ülkenin Yunanistan’a Türkiye’ye göre daha elverişli muamele etmesine imkan tanıyacak olması ve aslında bunu zorunlu kılmasıdır. Bu durumun tam tersi de geçerlidir. Bu ise, Garanti Anlaşması’nın ihtiyatlı bir şekilde engel olmaya çalıştığı ekonomik birliği (“tam veya kısmi”) teşvik (“doğrudan veya dolaylı”) edebilecek ve böylece Garanti Anlaşması’nın en önemli amaçlarından birine aykırı olacaktır. İkinci olarak, yasaklanmış birliğe yönelik adımlar konusunu bir kenara bıraksak bile, Kıbrıs’ın Türkiye olmadan AB’ye katılması halinde, Türkiye’nin bu ülkeyle ilişkilerinde en ziyade müsaadeye mazhar devlet statüsüne sahip olamayacağı oldukça açıktır. Bu husus Ortak Mütalaanın yazarları tarafından da inkar edilmemektedir. Aslında, farklı bir amaçla olsa bile, onlar da bu hususu vurgulamaktadırlar. Gümrükler ve Tarifeler Genel Anlaşması’nda ve diğer belgelerde istisna getirilen “gümrük birliği” uygulaması yüzünden, yapılması öngörülen en ziyade müsaadeye mazhar devlet anlaşması imzalanmış olsaydı bile, eşitsiz bir muamelenin ortaya çıkması ihtimali bulunabileceği doğru olabilir. Ancak bu, böyle bir anlaşmanın içeriğiyle ilgili spekülasyon yapmak olacaktır.38

 

DİĞER HUSUSLAR:

 

41.Ortak Mütalaa’nın 37. Paragrafı ayrıca şunu ileri sürmektedir. “Kıbrıs ile Türkiye arasındaki 1963 tarihli Ticaret Anlaşması’nın 1. Maddesi’nin, açık bir şekilde, Kıbrıs’ın AET gibi bir ekonomik topluluğa gireceğini veya girebileceğini öngördüğü unutulmamalıdır. Bu durum, Garanti Andlaşması’nın I. Madde’sinin 2. Paragrafı'nın böyle bir katılımı daimi olarak engellediği tezi ile çelişmektedir” Ancak, Ortak Mütalaa’da atıfta bulunan hüküm şu şekildedir:

 

“Yukarıda bahsolunan en ziyade müsaadeye mazhar devlet muamelesi;

 

(c) Taraflardan her birinin, gümrük birliği, serbest ticaret bölgesi veya bir ekonomik topluluğa şimdiki veya gelecekteki katılımı, girişi veya ortaklığı çerçevesinde, diğer ülkelere verdiği veya gelecekte vereceği ayrıcalıklara, vergi(ücret) muafiyetine, tercihlere veya imtiyazlara uygulanamaz.”

 

İfadenin son derece genel ve hatta kuramsal olduğuna dikkat edilecektir. Bu ifade kesinlikle, Türkiye’nin Garanti Andlaşması dolayısıyla sahip olduğu AB üyeliğine itiraz etme hakkından feragat etmesi ile aynı manaya gelmez. Zaten bu konuya da değinmiyor ve sadece Kıbrıs’ın hukuka uygun bir şekilde bu tür ekonomik gruplardan birine katılımı veya ortaklığı halinde en ziyade müsaadeye mazhar ülke statüsünün sonuçlarının ne olacağını ele alıyor.39 Ortak Mütalaa’nın bu paragrafı da, mütalaanın yazarlarının, söylemediğim sözleri söylemişim gibi sunmalarına bir başka örnektir. Garanti Andlaşmasının I(2) Maddesi’nin AB’ye girişi daimi bir şekilde yasakladığını söylemedim, gerek bu mütalaamda, gerek ilk mütalaamda tekrar tekrar ifade ettiğim gibi, Garanti Andlaşması’nın bütün tarafları üyelik konusunda mutabık kaldıkları takdirde, ortada bir engel bulunmamaktadır.40

 

42. Mütalaamın 112-119. Paragraflarında, Komisyon’un ve Avrupa Adalet Divanı’nın da kabul ettiği gibi, Kıbrıs Rum yönetimi Ada’nın KKTC tarafından kontrol edilen kesiminde etkin bir otorite kurmaya muktedir olmadıkça, AB hukukunun Kıbrıs’ın tamamında uygulanmasının pratik zorluğuna dikkat çekmiştim. Bu durum Kıbrıs Cumhuriyeti adına aktedilen yükümlülüklerin diğer üyelere karşı tam olarak yerine getirilmesine ve diğer üyelerin Kıbrıs’a karşı yükümlülüklerine bir engel teşkil edecektir. Bu hususa Ortak Mütalaa’da değinilmemektedir. Muhtemelen başvurunun görüşülmesine teknik bir engel teşkil etmeyecek olan bu gerçek, katılım gerçekleşirse, örneği görülmemiş bir temel pratik sorun olacaktır. AB, Kıbrıs’taki çatışan toplumlara bir çözüme ulaşmaları konusunda baskı yapmak için bu hususu görmezlikten gelmeye karar vermiştir. Ancak böyle bir çözüme gerçekten ulaşılmadıkça, fiiliyattaki sorunlar var olmaya devam edecektir.

 

43. İlk Mütalaamın 78-94. Paragraflarında, sözkonusu Andlaşmaların, ve özellikle Garanti Andlaşması’nın, geçerli olup olmadığını ve geçerli iseler sona erdirilip erdirilmediklerini değerlendirmiştim. Bu konuda, özellikle taraflar Andlaşmaların yürürlükte olduğu konusunda mutabık gözüktüklerinden, bir sıkıntı bulunmadığı sonucuna varmıştım. Ortak Mütalaa bunu reddetmiyor,41 ancak, bu mütalaada değinmemem gereken bir ifade kullanılmıştır. 38. Paragrafta şöyle denilmektedir:

 

“Bu Mütalaada, Garanti Andlaşması’nın I. Maddesi, veya Anayasa’nın 50. veya 170 Maddelerinin, Kıbrıs’ın AB’ye katılımını engelleyeceği şeklinde yorumlanması halinde ortaya çıkabilecek meseleleri ele almak gerekli görülmemiştir. Bu varsayımda bile, Türkiye’nin Garanti Andlaşması’na yönelik kendi ihlallerinden dolayı, herhangi bir itirazda bulunabileceği son derece şüpheli olacaktı. Ancak bizim düşüncemize göre, bu üç maddenin manası çok açıktır. Böylece, bir tarafın kendi hareketlerinin teşkil ettiği hukuki mani (estoppel), veya ihlal ettiği bir Andlaşmanın hükümlerine kendisinin dayanamayacağı ilkesinin uygulanması hususu sözkonusu olmayacaktır.”

 

Ortak Mütalaa’nın yazarları Türkiye’nin ihlal ettiğini iddia ettikleri Garanti Andlaşmasına dayanamayacağı savlarına herhangi bir sebep göstermemektedirler. Böyle bir şeye teşebbüs etmiş olsalardı, vakıa ve hukuka ilişkin sayısız meseleyle uğraşmak zorunda olacaklardı. Bu hususlar arasında aşağıdakiler de yer almaktadır: 1960’larda toplumlararası ilişkilerin bozulmasının ardındaki gerçekler nelerdi, kim suçluydu, ve hukuki sonuçları nelerdi? Zaruret hali doktrini veya bir başka doktrin değiştirilemez ve yerleşmiş anayasal hükümlere uymamayı meşrulaştırır mı? Yunan cuntasının destekleyicileri tarafından yapılan 1974 askeri darbesinde tam olarak ne oldu, kimler sorumluydu ve ne tür hukuki etkileri oldu? Bu darbe Türkiye’nin müdahalesini haklı kıldı mı? IV. Maddedeki müdahale hakkı daha önceden var olan kurallar ya da daha sonra ortaya çıkan uluslararası hukukun buyruk kuralı (ius cogens) veya BM Şartının 103. Maddesi ile geçersiz mi olmuştur? Müdahale hukuka uygun ise, Türkiye’ye Kıbrıs’ta kalma hakkını verdi mi, öyle ise hangi şartlar altında? KKTC’nin kuruluşunun hukuki sonuçları neydi? Güvenlik Konseyi’nin konuya ilişkin çeşitli kararlarının anlamı ve etkisi nedir? gibi. Bu sorular ilk mütalaamın kapsamı dışındaydı ve özellikle Ortak Mütalaa’nın yazarları hiç bir ayrıntılı sebep göstermeyip sadece desteksiz iddialarda bulundukları için, bu konuları burada da incelemek gereksiz görünmektedir. Keza, hem Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi, hem de uluslararası örfi hukuk uyarınca, Andlaşmanın askıya alınmasını veya bir Andlaşmayı uygulamayı reddetme hakkını ileri süren tarafın, Andlaşma yükümlülüğünü üstlenmiş olmanın yasal sonuçlarını gözardı etme yönündeki talebini ortaya atması ve yerine getirmesi gerekir.

 

SONUÇ:

 

44. Bu nedenlere, sonuç olarak ilk mütalaamda belirtmiş olduğum görüşlerimi muhafaza etmekteyim. Bu çerçevede bilhassa, (1) AB’ye katılma müracaatında bulunmanın ya da katılmanın, Kıbrıs’ın uluslararası yasal yükümlülüklerinin ve özellikle Garanti Andlaşması’nın I. Maddesi ile uluslararası garanti altına alınmış Anayasası’nın ihlali olacağı; (2) Bu başvuruya destek olan Garantörlerden her birinin, birbirlerine karşı ve bir bütün olarak Kıbrıs’ta yaşayanlara karşı uluslararası yasal yükümlülüklerini ihlal etmiş olacağı; (3) Yunanistan ve İngiltere’nin bu tür girişimleri engellemek üzere, Garanti Andlaşması’nın özellikle II. Maddesi uyarınca, sahip oldukları yasal gücü kullanmak ve katılımı özellikle veto etmekle yükümlü bulundukları; (4) Eğer Kıbrıs, siyasi sorun çözülmeden AB’ye kabul edilecekse, bunun fiiliyattaki etkilerinin, Birliğe kabul edilen varlığın, diğer üyelere karşı tüm yükümlülüklerini gerçekleştirememesi ve muhtemelen diğer üyelerin de, Kıbrıs’ın bütününe ve Ada’da yaşayanlara olan sorumluluklarını tam olarak yerine getirememesi olacağı görüşündeyim.

 

 

 

Maurice Mendelson, QC Blackstone Chambers

 

 

 

12 Eylül 2001 Temple,

 

 

 

Londra, EC4Y 9BW

 

 

 

 

 

EK- I

 

 

 

KIBRIS CUMHURİYETİNİN AVRUPA BİRLİĞİNE KATILMAK İÇİN YAPTIĞI MÜRACAAT HAKKINDA PROF. M.H. MENDELSON’UN, Q.C. MÜTALAASI

 

 

 

(6/6/1997)

 

 

 

1. Kıbrıs’taki Kıbrıs Rum makamlarının Avrupa Birliğine üyelik için yaptıkları müracaatla ilgili olarak mütalaam istenmiştir.

 

2. Özetle, mevcut anlaşmalar ve ilgili belgeler uygun olarak yorumlandığında, Kıbrıs Rum Yönetiminin uluslararası hukuk bakımından Türkiye’nin üyesi olmadığı Avrupa Birliğine katılmak için müracaat etmeye veya başvuruda bulunmuşsa katılmaya hakkı bulunmadığı görüşündeyim. Ayrıca, AB üyesi ve sözkonusu Anlaşmalara taraf olarak Yunanistan ve İngiltere bu katılımı engellemekle yükümlü bulunmaktadırlar. Binaenaleyh, Avrupa Birliği hukuku açısından da bu katılımla ilgili ciddi yasal engeller bulunmaktadır.

 

DURUM-VAK’ALAR

 

3. Daha sonra belirgin hale gelecek sebeplerden dolayı, gerçeklerin biraz ayrıntılı olarak ortaya konulması arzu edilmektedir.

 

4. 5 Şubat 1959 tarihinde Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması amacıyla Yunan ve Türk Hükümetleri arasında Zürih’te müzakerelere başlandı.1 Gördüğüm belgelerin metinlerinde yer almamasına rağmen, Kıbrıs Rum ve Türk toplumlarının liderleri arasında da istişareler de bulunulduğu anlaşılmaktadır.2 Bağımsız bir devletin kurulması hususunda 11 Şubat 1959 tarihinde anlaşmaya varıldı. Başbakanlar Karamanlis ve Menderes “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Temel Yapısı”’nın taslağını, bir tarafta Kıbrıs Cumhuriyeti ile diğer tarafta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasındaki Garanti Andlaşması taslağını ve Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arasındaki İttifak Andlaşması taslağını parafe ettiler. Bu belgeler Fransızca olarak hazırlandı ve “Zürih Anlaşması” olarak tanındı. Zürih Anlaşması Yunanistan ile birlik veya “enosis” için baskı yapan Kıbrıs Rum toplumu ile Ada’nın paylaşılması için (“taksim”) bastıran Kıbrıs Türk tarafı arasında bir uzlaşmayı temsil etti.3

 

5. 11 Şubat 1959 tarihinde ayrıca, Yunanistan Dışişleri Bakanı Averoff ve Türkiye Dışişleri Bakanı Zorlu, İngiltere Dışişleri Bakanı ile istişarelerde bulunmak üzere Londra’ya gittiler. Bu istişareler sırasında Kıbrıs’ın belirli bölgelerinin İngiltere’nin egemenliği altında bırakılacağı hususunda görüş birliğine varıldı.12 Şubat 1959 tarihinde İngiltere, Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanlarının İngiltere Dışişleri Bakanlığında yaptıkları toplantının tutanaklarına başvurdum. İngiltere Dışişleri Bakanının üç ülke arasında anlaşmaya varılacak olması halinde Kıbrıs Rum ve Türk heyetlerinin konferans için Londra’ya davet edilebileceklerini belirttiği bu tutanaklarda yer almaktadır. Averoff, Başbakanının Zürih Anlaşmasını Başpiskopos Makarios’a açıkladığı, Makarios’un tepkisinin olumlu olduğu ve asıl belgeleri o akşam göreceği, Kıbrıs Rum toplumunun Başpiskopos’un mutabık kalacağı herhangi bir şeyi kabul edeceği bilgisini vermiştir.

 

6. İngiltere Dışişleri Bakanı ardından Zürih Anlaşması’nın belgeleriyle ilgili bazı sorular sormuştur. İlk soru Garanti Anlaşmasının birinci maddesinin ikinci paragrafı hakkındadır. Birinci madde şöyledir;

 

“Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini muhafazayı ve anayasasına saygıyı güven altına almayı taahhüt eder.

 

Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir devletle herhangi bir şekilde kısmen veya bir bütün olarak siyasi ve ekonomik birliğe girmeyeceğini taahhüt eder. Kıbrıs Cumhuriyeti, bu amaçla, adanın gerek birleşmesini, gerekse taksimini doğrudan veya dolaylı olarak gerçekleştirmeyi teşvik etmeye vesile olan her türlü hareketi yasaklar.”4

 

7. İkinci paragrafla, Kıbrıs’ın, örneğin (şayet kurulduğu takdirde) (Avrupa) Serbest Ticaret Bölgesi gibi, tüm uluslararası birliklere mi üyeliğinin engellemesinin kastedildiği sorusu da görüşmede sorulmuştu. Zorlu, paragrafın “taksimin ve (Yunanistan ile veya bir başka ülkeyle) Enosis’in yasaklanmasını kastettiğini” açıkladı. Averoff mutabık kaldı – “ yazım özellikle Enosis yönündeki, örneğin Kıbrıs ve Yunanistan’ın Yunan Hükümdarlığı altında birleşmesi gibi, muhtemel Yunan tertiplerinin engellemesi amacıyla belirlendi.” “Zorlu ve Averoff, örneğin Dünya Posta Birliği veya herhangi bir Serbest Ticaret Sahası gibi Türkiye ve Yunanistan’ın her ikisinin üyesi oldukları uluslararası kuruluşlara Kıbrıs’ın üyeliğine herhangi bir itirazın olmayacağını açıklıkla kaydetmişlerdir.”

 

8. Temel Yapının 23’üncü maddesiyle ilgili olarak da bir soru gündeme geldi. Sözkonusu madde şunu öngörmekteydi.

 

Kıbrıs Cumhuriyeti, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’ye, niteliği ne olursa olsun, yapacağı her türlü anlaşma için en ziyade müsaadeye mazhar ülke koşulunu tanıyacaktır.

 

Bu hüküm, İngiltere’ye tanınacak askeri üs ve kolaylıklarla ilgili olarak Kıbrıs Cumhuriyeti ile İngiltere arasında imzalanan Andlaşma uygulanmayacaktır.

 

Lord Perth, bunun kaleme alındığı hali ile Kıbrıs’a ekonomik zararları olabileceğini belirtti. Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanları, buna, İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwealth) tercihinin muhafazasına engel olunmayacağı ve “Amacın Kıbrıs ile üç ülkenin dışındaki ülkeler arasında daha elverişli ikili anlaşmalar yapılmasının engellenmesi ve ayrıca, Yunanistan veya Türkiye’nin Kıbrıs’ta diğerine karşı ekonomik açıdan daha elverişli bir konumu, Yunanistan için örneğin bir ekonomik enosis tesis edilmesi gibi, elde etmesinin önlenmesi”(italikle yazılanlar bana aittir) olduğu cevabını verdiler.

 

9. 17 Şubat 1959 tarihinde, İngiltere Hükümeti Zürih Anlaşmasını incelediğini ve “Yunanistan, Türkiye ve İngiltere Dışişleri Bakanları arasında 11-16 Şubat 1959 tarihleri arasında gerçekleştirilen istişareleri dikkate alarak”, özellikle iki egemen üs bölgesinin İngiltere’nin elinde tutulması ve “Kıbrıs’taki çeşitli toplumların temel insan haklarının korunması” amacıyla anlaşmaya varılacak olması hükmü saklı kalmak şartıyla bu belgeleri Kıbrıs sorununun nihai çözümü için üzerinde mutabakata varılmış temel olarak kabul ettiğini açıkladı.5

 

10. 17 ve 19 Şubat 1959 tarihlerinde, Londra’da “Lancaster House”’da İngiltere, Türkiye ve Yunanistan Başbakanları tarafından bir muhtıra imzalandı.6 Bu muhtıra’da; Başbakanlar 1) Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumlarının temsilcilerinin Zapta ekli belgeleri “Kıbrıs sorununun nihai çözümü için üzerinde mutabakata varılmış bir temel” olarak kabul ettiklerini belirten beyanlarının not edildiğini; 2) buna bağlı olarak, sözkonusu belgelerin üzerinde mutabakata varılmış temel olduklarının kabul edildiğini belirttiler. Buna uygun olarak, aşağıda incelenen tüm belgelerin sadece üç ülkenin değil, sırasıyla Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumunun temsilcileri tarafından da imzalandığının veya parafe edildiğinin belirtilmesi gerekmektedir.

 

11. Muhtıra ekli belgeler şöyle sıralanmaktadır;

 

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Temel Yapısı

 

Kıbrıs Cumhuriyeti ile Yunanistan, İngiltere ve Türkiye arasında Garanti Andlaşması

 

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye arasında İttifak Andlaşması

 

- Bu üç belge temel Zürih Anlaşması belgeleridir –

 

İngiltere Hükümeti tarafından 17 Şubat 1959 tarihinde yapılan Beyan (yukarıda 9 uncu paragrafta belirtilen)

 

Garanti Andlaşmasına konulacak Ek İlave Madde

 

Yunan ve Türk Dışişleri Bakanları tarafından 17 Şubat 1959 tarihinde yapılan Beyan

 

Kıbrıs Rum Toplumu temsilcisi tarafından 19 Şubat 1959 tarihinde yapılan Beyan

 

Kıbrıs Türk Toplumu temsilcisi tarafından 19 Şubat 1959 tarihinde yapılan Beyan

 

Kıbrıs’ta yeni düzenlemelerin hazırlanması için üzerinde Mutabık Kalınan Tedbirler

 

12. Tüm bu belgeler duruma göre, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan temsilcileri ile iki toplumun temsilcileri tarafından imzalandı veya parafe edildiler. Mutabık Kalınan Tedbirler ise sadece üç garantör devlet temsilcisi tarafından parafe edildi. Bu belgeleri daha ayrıntılı olarak aşağıda incelemekteyim.7

 

A- KIBRIS CUMHURİYETİ’NİN TEMEL YAPISI

 

13. Bu belge, müstakbel Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (KC) gelecekteki anayasasının çerçevesini öngörmektedir. Birinci madde, Cumhurbaşkanının Rum, Cumhurbaşkanı Yardımcısının Türk olmasını ve her birinin genel oy hakkı yöntemiyle kendi toplumları tarafından seçilmesini şart koşmaktadır.

 

14. Sekizinci madde “Cumhurbaşkanı ve Yardımcısı, gerek ayrı ayrı ve gerek birlikte, Türkiye ile Yunanistan’ın birlikte katıldığı ittifaklara ve uluslararası kuruluşlara Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de katılması hariç, dış işleri veya Ek 1 ‘de tanımlanan savunma ve güvenlik konularına ilişkin herhangi bir kanunu veya kararı nihai veto hakkına sahip olacaklardır” hükmünü içermektedir. Bu maddenin İngilizce gramatikal yapısı tam olarak alışılmamış olup, Zürih Anlaşmasındaki taslak Temel Yapının Fransızca metni ile karşılaştırılması halinde, biraz açıklığa kavuşturulabilecektir: “Cumhurbaşkanı ve Yardımcısı ayrı ayrı ve birlikte, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Ek I’de tanımlanan ve Yunanistan ile Türkiye’nin taraf olduğu savunma ve güvenlikle ilgili uluslararası kuruluşlara ve ittifaklara katılması hariç, dışişlerine ilişkin her türlü yasa ve karara karşı nihai veto hakkına sahip olacaklardır.” Bu, Cumhurbaşkanı Yardımcısının (Cumhurbaşkanı ile birlikte) Kıbrıs’in Türkiye ile Yunanistan’ın her ikisinin de üye oldukları uluslararası kuruluşlara katılımı hariç dışişleri ile ilgili tüm kararları veto etme hakkı bulunduğunu teyit etmektedir. Bir başka ifadeyle, Cumhurbaşkanı Yardımcısı, iki ülkeden birinin üye olduğu bir kuruluşa, hiç şüphesiz Avrupa Birliği de dahil, üyeliği veto etme hakkına sahiptir.

 

15. Madde 21 şunu öngörmektedir:

 

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, İngiltere ve Türkiye arasında yeni Kıbrıs Devletinin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve anayasasını garanti altına alan bir andlaşma yapılacaktır. Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye arasında bir askeri ittifak andlaşması da akdedilecektir.

 

Bu iki belge anayasa hükmünde olacaktır. (Bu sonuncu fıkra anayasaya temel maddelerden biri olarak geçirilecektir.)

 

16. Madde 22 ise şöyledir: “Kıbrıs’ın herhangi bir devlet ile tamamen veya kısmen birleşmesinin veya Kıbrıs için ayrıklıkçı bir bağımsızlığın (örneğin Kıbrıs’ın iki ayrı devlet olarak taksiminin) yasaklanacağı kabul edilmektedir.”

 

17. Madde 23 şunu belirlemektedir:

 

Kıbrıs Cumhuriyeti, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’ye niteliği ne olursa olsun, her türlü anlaşma için en ziyade müsaadeye mazhar ülke statüsü tanıyacaktır.

 

Bu hüküm, İngiltere’ye tanınacak askeri üs ve kolaylıklarla ilgili olarak Kıbrıs Cumhuriyeti ile İngiltere arasında imzalanan Andlaşmalara uygulanmayacaktır.

 

18. Madde 27 Temel Yapıdaki tüm maddelerin “ Kıbrıs Anayasasının temel maddeleri olacağını” öngörmektedir.

 

B- GARANTİ ANDLAŞMASI

 

19. 1959 Londra Konferansında şartları üzerinde mutabakata varılan ikinci belge bir tarafını Kıbrıs Cumhuriyetinin, diğer tarafını Yunanistan, İngiltere ve Türkiye’nin oluşturduğu Garanti Andlaşması idi. Ayrıca, asıl Andlaşmanın Lefkoşa’da imzalandığının ve bağımsızlık günü olan 16 Ağustos 1960 tarihinde yürürlüğe girdiğinin de belirtilmesi gerekmektedir.8 Andlaşma, Fransızca ve İngilizce düzenlenmiş olup, her iki metin de aynı şekilde geçerlidir. Bazı açılardan, Fransızca metin İngilizce metnin anlaşılmasına yardımcı olduğundan, bu durumlarda her iki metne de atıfta bulunacağım.

 

20. Madde I

 

Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini muhafazayı ve anayasasına saygıyı güven altına almayı taahhüt eder.

 

Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir devletle hiçbir şekilde kısmen veya bir bütün olarak siyasi ve ekonomik birliğe girmemeyi taahhüt eder. Kıbrıs Cumhuriyeti, bununla bağlantılı olarak adanın gerek herhangi bir diğer devletle9 birleşmesini gerekse taksimini doğrudan veya dolaylı olarak gerçekleştirebilecek10 her türlü faaliyeti yasaklar.11 (Fransızca’dan tercümesi şöyledir: Hangi devletle birlikte olursa olsun, hiçbir siyasi veya ekonomik birliğe tamamen veya kısmen üye olmama yükümlülüğünü taahhüt eder. Bu doğrultuda, doğrudan veya dolaylı olarak başka herhangi bir devletle birliği veya Ada’nın taksimine yol açabilecek her türlü faaliyeti yasaklar.)

 

21. Madde II

 

Yunanistan, Türkiye ve İngiltere, Kıbrıs Cumhuriyetinin işbu andlaşmanın birinci maddesinde belirtilen taahhütlerini dikkate alarak, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini ve aynı zamanda Anayasasının temel maddeleri ile oluşan düzeni (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler. 12

 

Yunanistan, Türkiye ve İngiltere, aynı şekilde, kendileriyle ilgili olduğu ölçüde13 doğrudan veya dolaylı olarak Kıbrıs’ın bir diğer devletle birleşmesini veya adanın taksimini amaçlayan her türlü hareketi yasaklamayı taahhüt ederler.

 

22. Garanti Andlaşmasının orijinal Zürih metninde yer almayan, ancak 1960 yılında kabul edilen nihai metninde yer alan üçüncü madde ise Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye’nin İngiltere’nin egemen olduğu üs sahalarına saygı göstermeleri taahhüdünü ve bir tarafını İngiltere’nin, diğer tarafını Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye’nin oluşturduğu taraflar arasında aynı tarihte imzalanan Kuruluş Andlaşması ile güvence altına alınan hakların İngiltere tarafından kullanılmasını garanti ettikleri hükmünü içermektedir.14

 

23. Garanti Andlaşmasının dördüncü maddesi şunu öngörmektedir:

 

İşbu andlaşma hükümlerinin ihlali halinde, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu hükümlere uyulmasını sağlamak için gerekli girişimlerin yapılması veya tedbirlerin alınması için istişarelerde bulunmayı taahhüt ederler.

 

Ortak veya birlikte bir eylem mümkün olmadığı takdirde, üç garantör devletten her biri bu Andlaşma ile kurulan düzeni (state of affairs) tekrar kurmak amacı ile hareket etmek hakkını saklı tutarlar.15

 

C- İTTİFAK ANDLAŞMASI

 

24. Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye ve Yunanistan arasındaki bu anlaşma mevcut sorunla çok yakından alakadar görünmemektedir. Bununla birlikte, ikinci maddede, tarafların “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne karşı yöneltilecek doğrudan veya dolaylı her türlü saldırı veya tecavüze karşı koymayı taahhüt ettikleri” belirtilebilir.

 

D- İNGİLİZ HÜKÜMETİNİN BEYANI

 

25. Bu beyan, özellikle İngiltere’nin egemen olduğu üs sahalarının ve diğer belirli hususların elde tutulması ile ilgili olup, esasen yukarıdaki 9 uncu fıkrada ana hatları izah edilmiştir.

 

E- GARANTİ ANDLAŞMASINA KONULACAK EK MADDE

 

26. Bu madde İngiltere’nin egemenliği altındaki iki üs sahasını elinde tutması ile ilgili olup, esasen Garanti Andlaşması ile bağlantılı olarak incelenmiştir.

 

F- YUNAN VE TÜRK DIŞİŞLERİ BAKANLARI TARAFINDAN YAPILAN BEYAN

 

27. Bu beyan ile, “Kıbrıs sorununun nihai çözümü için üzerinde mutabakata varılan temeli” oluşturan Zürih Anlaşması ile İngiliz Hükümetinin Beyanı (Yukarıdaki D maddesi) kabul edilmektedir.

 

G- KIBRIS RUM TOPLUMU TEMSİLCİSİNİN BEYANI

 

28. Bu beyanla, Başpiskopos Makarios Zürih Anlaşmasını ve üç Garantör Devlet tarafından yapılan 17 Şubat 1959 tarihli beyanları incelediğini ifade etmekte ve bu belgeleri Kıbrıs sorununun çözümü için üzerinde mutabık kalınan temel olarak kabul etmektedir. Bu belge üç Garantör Devletin temsilcileri ve Kıbrıs Türk toplumu adına Dr. Küçük tarafından parafe edilmiştir

 

H- KIBRIS TÜRK TOPLUMU TEMSİLCİSİNİN BEYANI

 

29. Teferruat halin icabına göre değiştirildikten sonra, (Mutatis mutandis), yukarıdaki G maddesi ile benzerdir.

 

I-KIBRIS’TA YENİ DÜZENLEMELERİN HAZIRLANMASI İÇİN ÜZERİNDE MUTABIK KALINAN ÖNLEMLER

 

30. Bu önlemler belirli geçiş dönemi önlemlerinin yanısıra, Zürih Konferansında üzerinde mutabakata varılan Temel Yapının derc edildiği ve genel olarak Zürih Anlaşmalarını “titizlikle gözeten” bir anayasa taslağının sonuçlandırılması için Kıbrıs’ta bir Ortak Komisyon kurulmasını içermekteydi. (Bu Komisyon Kıbrıs’taki her iki toplumdan birer temsilci ve Yunanistan ile Türkiye’den birer temsilciden oluşacaktı.)

 

* * *

 

31. 1960 yılının Temmuz ayında, ilgili İngiliz Bakanları Londra Konferansının sonuçlarının uygulanması için alınan önlemlerin gelişimi hakkında Parlamentoya bir raporla bilgi verdiler.16 Ortak Komisyonun taslak Anayasanın Lefkoşa’da imzalandığı tarih olan 6 Nisan 1960 tarihinde çalışmalarını tamamladığını, İngiliz Hükümeti Komisyonda temsil edilmese dahi taslağın görüldüğünü ve herhangi bir görüş bildirilmediğini belirttiler. İngiliz Hükümetinin, taslağı raporun ekinde sunulan Anayasanın Temel Maddelerinin garantörü olduğuna dikkat çektiler. Seçimlerin 1959 yılı Aralık ayında gerçekleştirildiğini ve Başpiskopos Makarios ile Dr. Küçük’ün Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak seçildiklerini eklediler. Ayrıca, Ortak Komitenin, Kıbrıs ve Londra’daki oldukça kapsamlı müzakerelerin ardından, 1 Temmuz 1960 tarihinde ilgili Andlaşmaların yazımı hususunda mutabakata vardıklarını belirttiler. Üzerinde mutabakata varılan taslak Andlaşmalar raporun ekinde yer almaktadır.

 

32. Ardından İngiliz Parlamentosu, Cumhuriyete bağımsızlık verilmesini sağlayan Kıbrıs Yasasını kabul etti. Bu yasa uyarınca, Kıbrıs Cumhuriyeti Konsey Kararı (Order in Council) 10 Ağustos 1960 tarihinde yürürlüğe girdi.17 Bununla, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının Rumca ve Türkçe metinleri olarak, beş tarafın temsilcilerinin 28 Temmuz 1960 tarihinde Ankara’da parafe ettikleri Rumca ve Türkçe dillerindeki belgelerde belirlenen yapının 16 Ağustos 1960 tarihinde yürürlüğe girmesi gerektiği öngörülmekteydi.

 

33. 16 Ağustos 1960 tarihinde Lefkoşa’da Garanti, İttifak ve Kuruluş Andlaşmaları taraflarca imzalandı ve bağımsızlık ilan edildi. İlk iki anlaşma hakkında esasen izahatta bulunulmuştur. Kuruluş Andlaşması ise,18 Londra Konferansı sırasında İngiliz Hükümeti tarafından yapılan beyanın ve diğer dört tarafın bunun ardından yaptıkları beyanların (yukarıdaki D, F, G ve H) uygulanması ile ilgili olarak bir tarafta Kıbrıs Cumhuriyeti ile diğer tarafta üç Garantör Devlet arasında tanzim edilmiştir. Esas itibarıyla İngiltere egemenliğindeki üs sahaları, devletin halefiyeti ve benzeri hususlarla ilgilidir.19

 

ANAYASA20

 

34. Tanzim edilen Anayasa, Zürih ve Londra Anlaşmalarını ve özellikle Temel Yapıyı yansıtmakta ve genişletmektedir. Birinci Madde,Cumhurbaşkanın Rum tarafından, Cumhurbaşkanı Yardımcısının Türk tarafından olacağını öngörerek, Temel Yapıdaki mukabil maddeyi yansıtmakta, aynı zamanda 50’inci madde (ilgili bölümlerinde) “Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısının, Temsilciler Meclisinin aşağıdaki konulara ilişkin herhangi bir yasa ve kararına veya bunların ilgili herhangi bir kısmına karşı nihai veto hakkına ayrı ayrı veya birlikte sahiptirler; a) Yunanistan Krallığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ikisinin birden katıldığı uluslararası kurumlar ve ittifak anlaşmalarına Cumhuriyetin katılması haricindeki dışişleri”21 hükmü ile Temel Yapıdaki 8 inci maddenin gereğini yerine getirmektedir. Bu durum, Bakanlar Kurulunun (bazı durumlarda Temsilciler Meclisinin mutabakatına bağlı olmak üzere) uluslararası anlaşmalar yapmakla sorumlu olduğunu öngören 269’uncu madde ile tamamlanmaktadır. Ancak, Bakanlar Kurulunun herhangi bir kararı 50 inci maddede belirtilen türden ise, Cumhurbaşkanı ve/veya Cumhurbaşkanı Yardımcısının, kararın kendilerine iletilmesinden itibaren dört gün içerisinde kullanılmak üzere veto haklarının olduğunu öngören 57’inci maddenin üçüncü fıkrası ile buna sınırlama getirilmektedir.

 

35. 170 inci madde Temel Yapının 23 üncü maddesini uygulamaktadır. İlgili bölümü şöyledir. “ (1) Cumhuriyet, mahiyetleri ne olursa olsun, bütün anlaşmalar bakımından, Yunanistan Krallığına, Türkiye Cumhuriyetine ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığına, uygun koşullar içeren anlaşmalarla, en ziyade müsaadeye mazhar ülke statüsü tanıyacaktır.”

 

36. 179 uncu madde Anayasanın Cumhuriyetin en üstün yasası olduğunu ve Temsilciler Meclisinin, Cemaat Meclislerinin veya herhangi bir makamın hiçbir yasa ve kararının bu anayasa hükümlerinden herhangi birine aykırı veya onunla uyumsuz olamayacağını öngörmekte olup, 180 inci madde de Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından anayasal sorunların hükme bağlanmasını düzenlemektedir. 180’nci madde, her iki resmi dildeki metinler arasındaki ihtilafların çözümü ile ilgili olarak, şunu öngörmektedir: “Belirsizlik halinde, Anayasanın yorumu Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından Zürih Anlaşması ve Londra Anlaşmasının lafzı ve ruhu önemle dikkate alınarak yapılacaktır.”

 

37. 181’inci madde, Garanti ve İttifak Andlaşmalarının anayasal güce sahip olacağını belirterek Temel Yapının 21 inci maddesini uygulamaktadır.

 

38. 182’inci maddenin 2 ve 3’üncü fıkraları, Rum toplumuna mensup temsilcilerin sayısı toplamının en az üçte ikisi ve Türk toplumuna mensup temsilcilerinin de benzer sayıda çoğunluk oyu ile (esasen bu başlı başına değişiklik için önemli bir engeldir) Anayasanın birçok hükmünün değiştirilebileceğini veya iptal edilebileceğini öngörmekte ise de, aynı maddenin 1 inci fıkrası ile önemli bir istisna getirilmektedir. Bu madde, Temel Yapının 7 inci maddesini uygulamakta ve (Anayasanın Üçüncü Ekinde belirtilen) “Zürih Anlaşmasından derc edilmiş olan temel maddelerin bu Anayasanın temel maddeleri olduğunu, hiçbir suretle değiştirme, ekleme veya iptal etme yöntemi ile tadil edilemeyeceğini öngörmektedir”. 169 ve 179 uncu maddeler haricinde, Anayasanın bu mülahazasında belirtilen tüm maddeler anılan Ekte yer almaktadır.

 

39. 185’inci madde, Cumhuriyetin topraklarının “bütün ve bölünmez” olduğunu belirtmekte ve ikinci fıkrada “Kıbrıs’ın tamamen veya kısmen bir diğer devletle birleşmesi veya ayrılıkçı bir bağımsızlık sözkonusu olamaz” ifadesini içermektedir. Bu madde, Temel Yapının “ayrılıkçı bağımsızlığı” “Kıbrıs’ın iki bağımsız devlete ayrılması” olarak tanımlayan 22’inci maddesinin gereğini yerine getirmektedir.

 

* * *

 

40. Kıbrıs Türk toplumunun Cumhuriyetin her alanında yetki paylaşımını ayrıntılı bir şekilde düzenleyen Anayasayı kabul etmesine rağmen, Kıbrıslı Rumlar, böyle bir yetki paylaşımına karşı olduklarından, daha önce kabul ettikleri Anayasaya karşı çıktılar. Her iki toplum arasında önemli anayasal farklılıklar ortaya çıktı. Rumlar karma, Türkler ise ayrı birer birim istediklerinden, ordunun kurulması hususunda mutabakata varılamadı. Ayrı belediyelerin kurulması hususunda da mutabık kalınamadı. Türkler ayrıca, kamu hizmetlerinin yüzde 30’unun Kıbrıslı Türklere verilmesi yönündeki anayasal yükümlülüğe uyulmadığı yönünde şikayette bulundular. 1961 yılının Aralık ayında, Temsilciler Meclisindeki Kıbrıslı Türkler, Hükümetin Anayasanın uygulanmasında gösterdiği başarısızlık nedeniyle, vergi kanunun yasalaşmasını desteklemeyi reddettiler.22

 

41. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bağımsız bir Başkan olan Heidelberg Üniversitesinden Profesör Ernst Forsthoff ile Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarından iki hakimden oluşmakta idi. Mahkeme Başkanı, Başpiskopos Makarios’un Yüksek Anayasa Mahkemesinin belediyelerle ilgili kararına uymayacağını açıklaması üzerine 15 Temmuz 1963 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere istifa etti.23

 

42. 12 Eylül 1963 tarihinde, Türkiye ve Avrupa Birliği 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren bir ortaklık anlaşması imzaladılar.

 

43. 3 Aralık 1963 tarihinde, anayasal düzenlemelerle ilgili olarak memnuniyetsizliğini sık sık beyan eden (bu düzenlemelere taraf olmasına rağmen) Başpiskopos Makarios, 13 maddelik anayasa değişikliği teklifini kamuoyuna açıkladı ve teklif hakkında Garantör Devletlere bilgi verdi. Bu tekliflerin bazıları, örneğin veto hakkının kaldırılması gibi, Anayasanın değiştirilemez maddelerini değiştirecekti. Türkiye ve Kıbrıslı Türkler Başpiskoposun teklifini 16 Aralık 1963 tarihinde reddettiler. 21 Aralık 1963 tarihinde toplumlar arası şiddet başladı.24

 

44. İngiliz Avam Kamarası Dışişleri Komitesi, 1987 tarihli Raporunda şu hususları belirtmektedir; “ Kıbrıslı Türklerin 103 köyün kısmen veya tamamen yıkılmasına ve Kıbrıs Türk nüfusunun yaklaşık dörtte birinin yerlerinden edilmesine neden olduğunu iddia ettikleri şiddetin büyük ölçüde, Kıbrıs Rum liderliği tarafından doğrudan telkin edildiği veya kesinlikle bana göz yumulduğu hususunda çok az şüphe bulunmaktadır.”25 Komite ayrıca şu yorumda bulunmaktadır:

 

Özetle, 1963 krizinin sonucu 1960 çözümü ile tesis edilen hükümet sisteminin çöküşü olmuştur. Kıbrıs Hükümetinin, şimdi “şartların gerektirdiği ölçüde değiştirilmiş 1960 Anayasasını yürütmeyi” amaçladığını iddia etmesine rağmen, bu iddia, 1963 Aralık olayları öncesi ve sonrasında Cumhurbaşkanı Makarios Hükümetinin Enosis hedefini savunmaya devam ettiğini ve bu nihai amaca ulaşmayı kolaylaştırmak için Anayasayı ve ilgili Andlaşmaları değiştirmeye aktif olarak gayret gösterdiği gerçeğini göz ardı etmektedir.26

 

45. 25 Aralık 1963 tarihinde Türk savaş uçakları ada üzerinde uçtular. Bu, İttifak Andlaşması hükümleri uyarınca yerleştirilmiş Türk ordu birliklerinin Lefkoşa-Girne yolundaki Yunan birliklerinden uzakta bir kampa nakledilmelerine imkan sağladı. 1 Ocak 1964 tarihinde Başpiskopos Makarios’un Garanti ve İttifak Andlaşmalarının feshine ilişkin kararını açıkladığı, ancak İngiliz temsilcilerle müzakerelerin ardından, yeni bir açıklama yaparak Hükümetinin sadece “sözkonusu Andlaşmaların uygun yöntemlerle feshini sağlamayı” amaçladığını belirttiği anlaşılmaktadır.27

 

46. 1964 yılı Mart ayında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi adaya barış gücü gönderilmesine karar vermiştir.28 (Cumhuriyet Eylül 1960 ayında Birleşmiş Milletlere katılmıştı.)

 

47. Toplumlararası şiddetin başlamasının ardından, Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Bakanlar ile Temsilciler Meclisinin Kıbrıs Türk üyelerinin Bakanlıklara girişi ve toplantılara katılımı engellendi. Kıbrıs Rum Hükümeti Dr. Küçük’ü artık Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak tanımadığını ilan etti. Birleşmiş Milletler Barış Gücü Kıbrıs Türk üyelerin Meclise dönme talebini Rum tarafına ilettiler ve onların yokluğunda Rum üyeler tarafından gerçekleştirilen anayasal değişikliklerin Türk üyelerce kabul edilmesi halinde geri dönüşlerine izin verilebileceği yanıtını aldı.29 Kıbrıslı Türk hakimlerin Rum kontrolünde bulunan bölgelerdeki mahkemelere, mahkemelerin yakınlarında kurulan kontrol noktalarında durduruldukları ve duruşmalara katılımlarının engellendiği tarih olan 2 Haziran 1966 tarihine kadar iştirak ettikleri anlaşılmaktadır.30

 

48. Temel Maddeleri de kapsayacak şekilde Anayasa’yı tadil etmek üzere bir dizi yasa geçirilmiştir. Örneğin, 1965 sayılı Seçim Kanunu (Geçici Hükümler) Anayasa’nın 1. Maddesini ( Temel Madde’dir) ve 63. Madde’yi ihlal edecek şekilde, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların ayrı seçim listeleri düzenlemelerini iptal etmiştir. Diğer sonuçlarının yanısıra, bu durum Türk toplumunun bir Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı seçmesini engellemiştir. Garantör devletlerden Türkiye ve İngiltere’nin protesto Notalarının konusu budur.31

 

49. 1963 ve sonrasında, iki yönetim ortaya çıkmıştır; Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti adı altında işleyen Kıbrıs Rum Yönetimi ve zaman içerisinde “Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi” adını alan bir Kıbrıs Türk idaresi.

 

50. 1968-1974 yılları arasında toplumlararası görüşmeler yapılmış, ancak bu görüşmeler sorunun çözümünü sağlamamıştır.

 

51. 21 Mayıs 1973’de Avrupa Toplulukları ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında bir ortaklık anlaşması imzalanmıştır.

 

52. 2 Temmuz 1974’te Başpiskopos Makarios Yunanistan Cumhurbaşkanına yazarak, kendisini öldürmeyi ve Cumhuriyeti ilga ederek Enosis’i gerçekleştirmeyi hedefledikleri konusunda deliller ele geçirdiği askeri cunta subaylarını Kıbrıs’tan çekmesini istemiştir.32

 

53. 15 Temmuz 1974’te Ulusal Muhafız Ordusu’nun Yunan subayları tarafından anavatan Yunanistan’daki cuntanın işbirliğiyle, Makarios’u devirmek ve Ada’nın bir kısmının Türkiye’ye verilmesi suretiyle Kıbrıs’ı Yunanistan’la birleştirecek bir Hükümet kurmak niyetiyle Başpiskopos Makarios Hükümeti’ne karşı bir darbe gerçekleştirilmiştir. Eski bir EOKA üyesi olan Nicos Sampson kasıtlı olarak Cumhurbaşkanlığı makamına getirilmiştir. Bununla beraber, Başpiskopos Ada’dan kaçmış ve direniş çağrısında bulunmuştur. Cumhurbaşkanlığı sarayı harabe haline gelmiş, sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve katliamlar yapıldığı haberleri duyulmuştur. Başpiskopos Londra’ya gitmiş ve her iki toplumun da darbe nedeniyle acı çektiklerini kaydetmiştir.33 Makarios, 18 Temmuz’da Güvenlik Konseyi’nde yeniden Yunan işgali hakkında ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğinin ve bağımsızlığının ihlal edildiği yönünde şikayette bulunmuştur.34

 

54. 17 Temmuz 1974’te Türkiye Başbakanı, Garanti Andlaşması çerçevesinde İngiltere’yle ortak hareket konusunu istişare etmek üzere Londra’ya gitmiş, İngiltere harekete geçmeyi reddetmiştir.35

 

55. 20 Temmuz 1974’te Türkiye, Garantör ülke olarak, Kıbrıs’ın bağımsızlığını ve anayasal düzenini yeniden oluşturmak ve saldırıya son vermek niyetini beyan ederek Kıbrıs’a havadan ve denizden askeri müdahalede bulunmuştur. 36

 

56. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, aynı gün aldığı 353 sayılı Kararda, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası anlaşmayla kurulan ve garanti altına alınan Anayasal düzeninin yeniden tesis edilmesi ihtiyacını” belirterek uluslararası anlaşma çerçevesinde bulunanlar dışındaki tüm askeri personelin çekilmesi çağrısında bulunmuş ve Garantör ülkeleri “...bölgedeki barışın ve Anayasal Hükümetin yeniden tesisi için gecikmeksizin görüşmelere başlamaya...” çağırmıştır.

 

57. 23 Temmuz 1974’te Yunan askeri cuntası ateşkes çağrısında bulunmuş ve ertesi gün yönetimi sivil hükümete devretmiştir.37

 

58. Bu sıralarda, yabancı gazeteler Türk köylerinin yıkıldığı, Kıbrıslı Türklerin katliama uğradıkları ve her iki taraftan ölümler olduğu haberlerini vermişlerdir. Herald Tribune 1750 Türk erkeğinin bir futbol stadyumunda dikenli teller arkasında tutulduklarını bildirmiştir. Gazimagosa havan topu kuşatması altında kalmıştır.38

 

59.30 Temmuz 1974’te Garantör ülkelerin Dışişleri Bakanları Cenevre Deklarasyonu’nu yayınlamışlar39 ve Kıbrıs’ta Anayasal Hükümetin yeniden tesis edilmesi gerektiği konusunda anlaşmışlardır. “Anayasal meşruiyete derhal dönüş, Cumhurbaşkanı Yardımcısının 1960 Anayasasıyla sağlanan görevlerini üstlenmesi”-ki bu 1963’ten beri mevcut olan düzenin Anayasal olmadığının kabul edilmesidir- tartışılacak konular arasında olmalıdır. Bakanlar, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nde fiilen Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarına ait iki otonom idarenin varlığını” da kaydetmişlerdir. Bakanlar ayrıca, imzaladıkları bir “Özet Bildiri”yle sözkonusu Deklarasyona bağlılıklarının “hiçbir şekilde 1960 Garanti Andlaşması’nın yorumuna ve uygulanmasına ilişkin kendi görüşlerine ve bu Andlaşma çerçevesindeki hak ve yükümlülüklerine halel getirmeyeceğini” açıklığa kavuşturmuşlardır Sonraki görüşmelerin 8 Ağustos 1974 tarihinde başlaması konusunda mutabık kalınmıştır, ancak bu görüşmeler 14 Ağustos 1974’te kesilmiştir.

 

60. Görüşmelerin kesilmesinin ardından yapılan askeri harekat Ada’nın Kuzeyindeki toprakların Kıbrıs Türklerinin yönetimi altına alınması sonucunu getirmiştir.

 

61. Aralık 1974’te, Başpiskopos Makarios Kıbrıs’a dönerek Cumhurbaşkanlığı görevine yeniden başlamıştır.

 

62. 12 Ocak 1975’te, Yunanistan Avrupa Topluluğu’na tam üyelik başvurusunda bulunmuştur.40

 

63. 13 Şubat 1975’te, Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edilmiştir. Güvenlik Konseyi 12 Mart tarihinde aldığı 367 sayılı kararla, diğer şeyler meyanında, bütün devletleri ve ilgili tarafları “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne ve bağlantısızlık statüsüne halel getirecek her türlü hareketten, ayrıca adanın bölünmesine veya bir başka devletle birleşmesine yönelik her türlü girişimden kaçınmaya” çağırmış; devlet ilanını esefle karşılamakla beraber, bu ilanın Kıbrıs sorununun nihai siyasi çözümüne engel olmadığını teyit etmiş ve ilanın bu niyetle yapılmadığını kaydetmiştir.

 

64. Ağustos 1975’te, her iki taraf Viyana’da yapılan toplumlararası görüşmelerde, Kıbrıs Türklerinin Ada’nın kuzeyinde, Kıbrıs Rumlarının da Ada’nın güneyinde gönüllü olarak toplanmaları hususunda mutabık kalmışlardır.41

 

65. 3 Ağustos 1977’de, Başpiskopos Makarios vefat etmiştir.

 

66. 1981’de, Yunanistan Avrupa Topluluğu’na katılmıştır. Daha önce, 5 Şubat 1980’de, Avrupa Topululuğu Yunanistan’ın üyeliğinin Topluluğun Türkiye ile ilişkilerini etkilemeyeceği hususunda Türkiye’ye teminat vermiştir.42 Ancak, gerçekte, Yunanistan Türkiye’nin şimdi Avrupa Birliği olan Topluluğa girme çabalarını bloke etmiştir.43

 

67. 15 Kasım 1983’te, Kıbrıs Türk Federe Devleti Yasama Meclisi tarafından bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (“KKTC”) ilan edilmiştir. Türkiye KKTC’yi aynı gün tanımıştır. Bu devlet şimdiye kadar Türkiye dışında başka bir devlet tarafından tanınmamıştır.

 

68. 18 Kasım 1983’te, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 541 sayılı kararı kabul etmiştir. Güvenlik Konseyi bu kararda “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ilişkin 1960 Andlaşması ve 1960 tarihli Garanti Andlaşması’na” aykırı ve geçersiz olduğu değerlendirilen devlet ilanını “kınamıştır”. Ayrıca, bütün devletleri “Kıbrıs Cumhuriyeti dışında hiçbir Kıbrıs devletini tanımamaya” davet etmiştir.

 

69. 7 Mayıs 1985’te ,KKTC Anayasası yürürlüğe girmiştir.

 

70. 4 Temmuz 1990’da, Lefkoşa yönetimi AET Andlaşması’nın 237., Euratom Andlaşması’nın 205. ve Avrupa Kömür ve Çelik Birliği Andlaşması’nın 98. maddeleri uyarınca Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Topluluklarına üyeliği için başvuruda bulunmuştur.

 

71. 12 Temmuz 1990’da, KKTC Cumhurbaşkanı Bakanlar Konseyi’ne, Lefkoşa yönetimi tarafından yapılan üyelik müracaatına ilişkin itirazlarını ortaya koyan ve sorunun çözümüyle iki toplumun üyeliğinden memnuniyet duyulacağını bildiren bir memorandum göndermiştir. Bu memoranduma 3 Eylül 1990 tarihli Ek Nota ilave edilmiştir.

 

72. 30 Haziran 1993’te, AB Komisyonu Lefkoşa’nın müracaatına ilişkin olumlu görüş vermiştir.44 Komisyonun kısmen, bu sürecin hızlandırılmasının Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulmaya yardımcı olacağı inancıyla bu kararı almaya teşvik edildiği açıktır. 4 Ekim 1993’te, AB Konseyi Komisyonun yaklaşımını desteklediğini bildirmiştir.

 

73. 19 Aralık 1994’te, Yunanistan Türkiye’yle Gümrük Birliği’ni veto etmiştir.45

 

74. 6 Mart 1995’te, Avrupa Birliği Genel İşler Konseyi, Kıbrıs’la ilişkilerin geliştirilmesi için genel siyaset çerçevesi üzerinde anlaşmıştır. 16 Temmuz 1996’da, Avrupa Birliği Ortaklık Konseyi, Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne katılımı konusunu görüşmek üzere toplanmıştır. 12 Temmuz 1995’te, Avrupa Parlamentosu Komisyonun görüşünü ve Konsey’in kararını onaylayan bir karar benimsemiştir. 17 Temmuz 1995’te Konsey, Kıbrıs’ı Avrupa Birliği’ne daha da yakınlaştıracak yapısal diyalog kararı almış ve 21 Kasım 1995’te Konsey ve Lefkoşa’daki yetkililer Mali ve Teknik İşbirliği Protokolü’nü imzalamışlardır. Üyelikle ilgili ayrıntılı müzakereler AB Hükümetlerarası Konferansı’nın sonuçlanmasının ardından başlayacaktır.

 

75. 13 Aralık 1995’te, Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’ne katılmasını onaylamıştır.46

 

76. 26 Kasım 1996’da, İngiltere Dışişleri Bakanı Malcom Rifkind Avam Kamarası’nda bölünmüş bir Kıbrıs’ın AB’ye kabul edilmesinin “çok zor” olacağını bildirmiştir.47 Yeni İşçi Partisi Hükümeti’nin resmi tutumu ise hala bilinmemektedir.

 

***

 

HUKUK

 

İlgili Uluslararası ve Ulusal Hukuk

 

77. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ve Garantör Devletlerin yükümlülükleri, Kıbrıs Anayasası’yla (orijinal hali) beraber Londra Anlaşmaları’nın (Londra Anlaşmaları deyimine, Şubat 1959’da Londra mutabakatını temel alarak-ki bu da büyük ölçüde Zürih Anlaşmalarını temel alır- Lefkoşa’da resmi olarak imzalanan Andlaşmaları dahil ediyorum) tam anlamıyla yorumunu kapsar. Anlaşmaların tek tek maddelerine atıfta bulunmadan önce, bu Anlaşmaların başlangıçtaki geçerlilikleri ve yürürlüklerinin daha sonra sona erme ihtimalleriyle ilgili bir dizi ön sorunun incelenmesi gereklidir.

 

Andlaşmalar uluslararası hukukta geçerli midir?

 

78. Kıbrıs Rumlarının görüşlerine yakın bazı yorumcular, Zürih-Londra Anlaşmalarının ve 1960 Andlaşmalarının uluslararası hukuk bakımından geçerli olmayabileceklerini, çünkü kendi temsilcilerinin müzakere etme şansı bulamadığı bu Andlaşmaların Ada’da yaşayanlara empoze edildiğini öne sürmektedirler.48

 

79. Bununla birlikte, yukarıda belirtilen olaylar Kıbrıs Rum tarafının Zürih Anlaşması’nın detayları hakkında başlangıçtan itibaren bilgilendirildiklerini ve daha önemlisi Londra Anlaşması ve 1960 Andlaşmalarının müzakerelerine dahil olduklarını göstermektedir. Örneğin, Dışişleri Bakanlığı toplantısı tutanaklarında, Yunanistan Dışişleri Bakanının Başpiskopos Makarios’un Zürih Anlaşması hakkında bilgilendirilmiş olduğunu, ayrıca Başpiskopos’un Zürih Anlaşması’nı 12 Şubat akşamı gözden geçirme imkanına sahip olduğu şeklinde bilgi verdiği kayıtlıdır. Makarios’un ya Zürih Anlaşmasının imzalandığı gün ya da ertesi gün bilgilendirildiği anlaşılmaktadır.

 

80. 17 Şubat 1959 tarihinde toplanan Londra Konferansı’na Kıbrıslı Rumları temsilen Başpiskopos Makarios, Kıbrıslı Türkleri temsilen ise Dr. Fazıl Küçük katıldılar. Ayrıca, Londra Anlaşması, “Kıbrıs Rum Toplumu Temsilcisinin 19 Şubat 1959 tarihli Beyanı”nı da içeren bir dizi belgeyi kapsamaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere, Başpiskopos Makarios bu beyanıyla Zürih Anlaşması’nı ve 17 Şubat 1959 Beyanlarını incelediğini ve bunları Kıbrıs sorununun nihai çözümü için mutabık kalınmış temeller olarak kabul ettiğini açıklamıştır. Başpiskopos Makarios ayrıca, İttifak ve Garanti Andlaşması dahil olmak üzere Londra Anlaşmasını oluşturan bütün belgeleri, Konferans Zaptı ( Yalnızca Garantör Ülkelerin Başbakanları tarafından imzalanmıştır) ve Mutabık Kalınan Önlemler (Yalnızca Garantör Ülkelerin Dışişleri Bakanları tarafından parafe edilmiştir) dışında imzalamış veya parafe etmiştir.

 

81. Mutabık kalınan önlemlere göre, “Londra Konferansı’nın sonuçlarına hayatiyet kazandırmak” üzere Londra’da bir Ortak Komite nihai Andlaşmaları hazırlayacaktı. Bu Komite, Kıbrıs Rum toplumu da dahil olmak üzere tüm tarafların birer temsilcisinden oluşacaktı (Kıbrıs Türk toplumunun bir temsilcisi de yer alacaktı). Londra’da ve Kıbrıs’ta bir araya gelen Ortak Komite müzakereleri on beş ayda tamamlandı. Bu, Kıbrıs Rum tarafının bu Andlaşmaları tam anlamıyla müzakere etme imkanına sahip olduğunu kuvvetli bir şekilde göstermektedir. Sonuçta, Garanti ve İttifak Andlaşmaları’nda kullanılan ifadelerde küçük değişiklikler yapıldı (Kuruluş Andlaşması’nın önceden mevcut bir taslağı bulunmamaktaydı).

 

82. 16 Ağustos 1960’da Garanti ve İttifak ile Kuruluş Andlaşmaları Lefkoşa’da imzalandı; bu tarihten önce Cumhurbaşkanı olarak seçilmiş bulunan Başpiskopos Makarios da imzacılar arasında bulunuyordu.

 

83. Bana göre yukarıdaki bilgiler, Andlaşmaların Kıbrıs Rumlarına, rızaları olmaksızın empoze edildiği görüşünün savunulabilir olmadığını göstermektedir. İtiraf etmek gerekir ki, bu rıza gönülsüzce verilmiş olabilir, çünkü Başpiskopos Makarios o zamanlar güçlü bir şekilde “Enosis” yanlısıydı. Kıbrıs Rum Basın ve Enformasyon Dairesi’ne göre, “Kıbrıs halkının temsilcilerinin bu Andlaşmaları imzalamalarının sebebi yalnızca, tek alternatifinin bağımsızlık ve özgürlüğün inkar edilmeye devam edilmesi, kan dökülmesinin sürmesi ve muhtemelen Kıbrıs’ın zorla bölünmesiydi.”49 Fakat, Rum toplumunun arzu ettiğinden daha azına razı olması, Rum toplumu veya temsilcilerinin, örneğin Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 51. ve 52. maddelerinde yer aldığı gibi, baskı kelimesinin dar anlamıyla baskı gördükleri anlamına gelmez. Bildiğim kadarıyla, şimdiye kadar Başpiskopos Makarios’un şahsına yönelik herhangi bir hareket veya tehdidin olduğu, ya da Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı güç kullanma tehdidi bulunduğuna dair herhangi bir şey öne sürülmemiştir. Pazarlık güçlerinin eşitsizliği baskı anlamına gelmez.

 

84. Kıbrıs’ta statükoyu korumak için tek taraflı güç kullanımına izin veren IV. Madde’nin ius cogens kuralıyla (uluslararası hukukta mutlak bir norm) çatışması nedeniyle Garanti Andlaşması’nın geçersiz olduğu da tartışılmaktadır. Bu, uluslararası topluluğu oluşturan devletlerin tümü tarafından, hiç bir şekilde taviz verilmeyecek bir ilke olarak kabul edilen ve benimsenen bir normdur. Burada, uluslararası toplum içinde hangi normların bu kategoriye dahil edileceği konusunda ciddi bir tartışma olduğunu belirtmek gerekir. Ancak, bir devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanımının yasaklanmasının kesinlikle bu kategoride yer alan bir kural olduğunun kabul edilmesi gerekir. 50

 

85. Fakat Viyana Sözleşmesi geriye dönük değildir51 ve uluslararası hukukta 1969’dan önce ius cogens’in varlığı konusu çok fazla tartışmalıdır. Bu nedenle, müdahaleye izin veren hükümlerin bugünkü hukuk çerçevesinde bir ius cogens normuyla çatıştığını kabul etsek bile, bu hiçbir şekilde Andlaşmanın IV. Maddesinin- hele tümünün- ab initio geçersiz olduğu anlamında değildir. Viyana Sözleşmesi’nin 64. Maddesi’nin “ genel uluslararası hukukta yeni bir mutlak normun ortaya çıkması halinde, bu normla çelişen mevcut herhangi bir anlaşma geçersiz hale gelir ve sona erer” hükmünü getirdiği doğrudur. Fakat ilk olarak, bu hüküm, anlaşmanın geriye doğru geçerliliğini etkilemez; ikinci olarak, Garanti Andlaşması’nın IV. Maddesi, yeni bir ius cogens kuralı neticesinde geçersiz hale gelse bile, bu Madde’nin Andlaşma’nın geri kalanından ayrılması pekala mümkündür, ayrıca burada esasen Andlaşma’nın I. ve II. Maddeleri konu edilmektedir.52

 

86. Çok önemli bir başka husus da, Viyana Sözleşmesi’nin53 Andlaşmanın taraflarından birinin bu Andlaşmanın geçerliliğini sorgulayacak bir gerekçeye dayanması halinde izlenecek resmi usulü belirlemesidir. Bu usul, Andlaşmanın diğer taraflarına yazılı resmi bildirimde bulunulmasını gerektirir. Kıbrıs Rum yönetimi zaman zaman Londra Anlaşmalarına özellikle de Garanti Andlaşması’na suçlamalar getirse de, bilebildiğim kadarıyla, hiçbir taraf bu resmi usule ya da diğer resmi yöntemlere başvurmamıştır. Gerçekten de, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nda görülen Kıbrıs v. Türkiye davasında, Kıbrıs Rum yönetimi Türkiye’nin 1974 müdahalesinin Garanti Andlaşması’na aykırı olduğunu iddia ederken bu Andlaşma’nın geçerliliğini olduğu gibi kabul etmiş gözükmektedir.54 Rum yönetiminin Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluşunun “Kıbrıs Anayasası’nın öngördüğü şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal yapısına uymadığı ve Kuruluş ve Garanti Andlaşmalarına aykırı olduğu...” iddiası da bu görüşü doğrulamaktadır.55 Kıbrıs Türk Parlamentosu tarafından 15 Kasım 1983 tarihinde benimsenen Beyanname açık bir şekilde KKTC’nin “Kuruluş, Garanti ve İttifak Andlaşmalarına bağlı kalmaya devam edeceğini” bildirmektedir.56

 

87. Garantör Devletlerin kendileri de hiçbir şekilde Londra Anlaşmalarını geçersiz kabul etmiş görünmemektedirler. Türkiye kesinlikle bu Anlaşmaları geçersiz kabul etmemektedir ve 1974 müdahalesini haklı kılmak için Garanti Andlaşması’na dayanmaktadır. Yunanistan’a bakıldığında, Anayasa’nın çalışamaz hale geldiğini iddia etmesine rağmen, bildiğim kadarıyla, Londra Anlaşmalarının geçersiz olduklarına ya da yürürlükte olmadıklarına dair bir tutum benimsememiştir. Gerçekte, KKTC’nin kuruluşunun 1960 Anlaşmalarını ihlal ettiğini ileri sürmekle ve “garantör bir devlet olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yönelik özel yasal sorumluluğu olduğunu” vurgulamakla Yunanistan açık bir şekilde bu Anlaşmalara dayanmaktadır.57

 

88. Görünüşe göre İngiltere de Andlaşmaların geçerliliğini sorgulamamaktadır. 1979’da Hükümet Sözcüsü Kıbrıs’ta neden sadece bir Hükümetin tanındığını açıklarken, açıkça 1960 anlaşmalarına dayanmıştır.58 1987’de Dışişleri Bakanlığında Bakan Barones Young, “Garantör Devlet olarak yer aldığımız ve bu rolü oynamaya devam edeceğimiz 1960 Garanti Andlaşması’nın hala geçerli olduğuna inanıyoruz...”59 diyerek Avam Kamarası Dış İlişkiler Komitesi’ne bu durumu teyit etmiştir. Daha yakın geçmişte, Dışişleri Bakanlığı Güneydoğu Avrupa Bölümü Başkan Vekili, R.v. The Commissioners for the Inland Revenue, ex parte Reşat Çağlar davasında 25 Nisan 1994’te verdiği yeminli yazılı ifadesinde, mahkemeden “İngiltere’nin Garanti Andlaşması çerçevesindeki yükümlülüklerini” gözönüne almasını istemiştir.60

 

89. Güvenlik Konseyi de bu anlaşmaların geçerliliğini birçok defa kabul etmiştir. Örneğin, 353(1974) sayılı Kararla “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası anlaşmalarla kurulan ve garanti altına alınan anayasal yapısının yeniden tesis edilmesi ihtiyacını” dile getirmiş, 541 (1983) sayılı Kararla KKTC’nin bağımsızlık ilanının “ Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla ilgili 1960 Andlaşması’na ve 1960 Garanti Andlaşması’na aykırı olduğunu” söylemiştir. 61 Güvenlik Konseyi 26 Ağustos 1992 tarihli 774 sayılı Kararıyla, Genel Sekreterin diğer şeyler yanında 1960 Garanti ve İttifak Andlaşmalarının yürürlükte kalmaya devam edeceğini teyit eden, “Kıbrıs’ta Kapsamlı bir Çerçeve Anlaşma Konusunda Fikirler Dizisi”ni “kapsamlı bir anlaşmaya ulaşmak için temel” olarak uygun bulmuştur.62

 

90. Sonuç olarak, Londra Anlaşmalarının ve Garanti ve İttifak Andlaşmalarının, bunlardan kaynaklanan bir şekilde, geçersiz olduklarına dayanan bir görüşün temelsiz olduğu ortaya çıkmaktadır.

 

Bu Anlaşmalar sona erdi mi?

 

91. Andlaşmalar tarafların rızası ya da Andlaşmaların sona ermesine izin veren bir hukuk kuralı yoluyla sona erebilir.63 Sözkonusu Anlaşmaların sona erdirilmesi konusunda bütün tarafların mutabakatı sözkonusu olmadığından, olabilecek tek soru böyle bir sona ermeye izin veren bir hukuk kuralı bulunup bulunmadığıdır.

 

92. Sona erdirme ile ilgili üç gerekçenin teorik olarak incelenmesi mümkündür : (1) taraflardan birinin maddi ihlali; (2) uygulamanın imkansızlığının ortaya çıkması; (3) koşulların köklü değişimi.64 Ancak, ele aldığımız meselenin koşullarında bu gerekçelerden herhangi birinin mevcudiyetinin daha fazla araştırılması gereksiz görünmektedir. Zira, Andlaşmaların sözde başlangıçtaki geçersizliklerine ilişkin olarak belirtildiği üzere, taraflardan hiçbiri, Kıbrıs Rum yönetimi bile, bu Andlaşmaları sona erdirmeyi ya da bu gerekçelerden herhangi birine dayanarak Andlaşmalardan çekilmeyi resmen istememiştir. 65 Kıbrıs Rum Yönetiminin tutumu hakkında yanılıyor olsam bile, üç Garantör Devlet bu tutumu sergilememiş ve fakat gördüğümüz üzere, değişik nedenlerle Anlaşmalara dayanmaya devam etmişlerdir. Aynı şey Güvenlik Konseyi için de doğrudur.

 

93. İngiltere gözönüne alındığında ise şimdiye kadar resmi tutum yukarıda tanımladığım gibi kalmıştır. Gerçekten, hukuki mülahazalar dışında, İngiltere Hükümetinin bu yaklaşımını değiştirmesinin, bir politika meselesi olsa bile, en azından Avam Kamarası Dışilişkiler Komitesi’nde 1987 yılında açıklanan nedenlerle, çıkarına olacağını değerlendirmesi çok şaşırtıcı olacaktır:

 

Kıbrıs Cumhuriyeti kurucu Andlaşmalarının birbirine bağlı tabiatı nedeniyle bütün bir yapının çökmesi sözkonusu olduğundan (İngiliz Egemen Üsler Bölgesindeki İngiliz egemenliği dahil olmak üzere)66, bu durum İngiltere Hükümetini Garanti Andlaşması’na bağlı kalmaya etkin bir biçimde mecbur etmektedir. Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı’nın pek güzel bir şekilde ifade ettiği gibi ‘İngiltere’nin yapamayacağı tek şey, Andlaşmaların yalnızca bazı kısımlarını a la carte uygulatmaktır’. 67

 

1960 Anayasası

 

94. Kıbrıs’ın gelecekteki anayasasının ana hatları, 1959 Londra Konferansı’nda yapılan ilavelerle Zürih’te mutabık kalınan Temel Yapı’yı içermektedir.68 Evvelce belirtildiği üzere, sözkonusu Konferans ayrıca “ Mutabık Kalınan Önlemler”i kabul etmiştir. Bu belge, (diğer şeyler yanında) bu maddeleri ve Zürih ve Londra’da yapılan diğer anlaşmaların ilgili hükümlerini içeren bir Anayasa taslağının Ortak Komisyon tarafından sonuçlandırılmasını da öngörmektedir. Ortak Komisyon Londra Anlaşması’nın taraflarından her birinin (İngiltere dışında) birer temsilcisinden oluşacaktı. Ortak Komite taslak Anayasayı on dört ayda müzakere etti ve Londra Konferansı’nda mutabık kalınan hususlara bazı değişikler getirdi. Taslak metin 6 Nisan 1960’da Lefkoşa’da imzalandı.

 

95. Anayasa, Kıbrıs Rum temsilcisi Başpiskopos Makarios’un “Kıbrıs sorununa nihai çözümü için mutabık kalınan temel” olarak kabul ettiğini bildirdiği Zürih ve Londra Anlaşmaları ve özellikle Garanti Andlaşmasıyla uluslararası nitelik kazanmıştır. Gelecek bölümde ilgili Andlaşma hükümlerini inceliyorum ancak önce, Anayasa’nın kendisinin, kurduğu düzen için ne garanti ettiğini ele alıyorum.

 

96. Anayasa, Kıbrıs Rumlarının sayısal üstünlüğüne bakmaksızın, iki toplum arasında siyasi eşitlik öngörür. Aynı şekilde, bu status quo’yu korumak için pek çok kontrol ve denge mekanizmaları içerir ve yeni bağımsız devletlerin anayasalarından daha karmaşık ve ayrıntılıdır. Gördüğümüz üzere 1963’te Başpiskopos Makarios Anayasa’yı değiştirmeye çalışmış, Türk toplumu (gerekli olan) onayını vermediğinde, Makarios yine de Anayasa ile açıkça çelişen ve Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerini de içeren bazı kanunları geçirmiştir.

 

97. Ulusal anayasalar sık sık yalnızca anayasaların öngördüğü kurallar çerçevesinde tadil edilmez, aynı zamanda kansız veya kanlı darbelerle de değiştirilebilir. Bir darbe sonucu değiştirilirlerse “eski” anayasa çerçevesindeki meşruiyet ne olursa olsun, eğer darbe başarılı ise uygulamada yeni anayasa yürürlüğe girer. Uluslararası hukuk da genellikle böyle hareketleri yasaklamaz.69 Ancak Kıbrıs’ta durum farklıdır. Gördüğümüz üzere, anayasanın temel yapısı Garanti Andlaşması’nda ve özellikle Mutabık Kalınan Önlemler belgesinde garanti altına alınmıştır. (Yalnızca üç garantör devlet tarafından değil, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından da ) Ayrıca, Anayasanın 182. maddesi ve III. Ek’i iki toplumlu düzenlemeleri korumaya alan, Garanti ve İttifak Andlaşmalarına70 anayasal güç veren belirli maddeleri değiştirilemez “Temel Maddeler”71 haline getirmiştir. Kısaca, Kıbrıs’ın iki toplumlu yapısı “özel” uluslararası hukuk tarafından, çeşitli tarafları bağlayarak dokunulmaz kılınmıştır. Ancak, bu düzenlemelerin genel uluslararası hukukun parçası haline geldiği tartışılabilir. Burada sürekli tarafsızlığı “Avrupa Kamu Hukuku”72 nun genel bir parçası olarak uzun zamandır kabul edilen İsviçre’nin statüsüyle benzerlikler de olabilir. Gerçekten de, benzerlik sadece başlangıçta bu statünün sınırlı sayıdaki Avrupa devletlerinin Andlaşmasıyla garanti edilmesi değildir; sürekli tarafsızlığın nedenine kadar gider ki; bu büyük ölçüde, değişik kantonların farklı etnik yapıları nedeniyledir, eğer İsviçre Konfedarasyonu, Fransa, İngiltere ya da Almanya arasındaki veya bu ülkelerin dahil olduğu savaşlarda tarafsızlığını korumasaydı, Konfederasyonun dağılması riski ortaya çıkardı.

 

98. 1963 Anayasa krizine ilişkin olarak Kıbrıs Rum yönetiminin resmi tutumu, Anayasa’nın “hükümlerinin pek çoğunun çalışamaz olduğunun ispat edildiği ve bu durumun Anayasa’nın rahatlıkla uygulanmasını imkansız hale getirdiği” şeklindedir.73 1960 Anayasa’sını, zaruret hali doktrini çerçevesinde uyguladıkları iddiasını sürdürmektedirler. Cyprus-v-Turkey74 davasında bu konuyu şöyle ortaya koymuşlardır: “Cumhuriyetin Anayasası yürürlüktedir ve Kıbrıs Hükümeti tarafından, kesin bir şekilde tanımlanmış olan zaruret hali doktrinine göre uygulanır. Yani, Kıbrıs Türklerinin katılımını öngören bazı hükümlerine uymanın mümkün olmadığı durumlarda, Hükümet Anayasanın lafzına dar anlamıyla uygun olmamasına rağmen, normal koşullara dönülünceye kadar devletin temel görevlerini yerine getirebilmesi ve devletin çöküşünün önlenmesi için gerekli olan istisnai tedbirleri almak zorundadır.”

 

99. Ancak bu açıklama sorulara açıktır. İlk önce, zaruret hali büyük ölçüde sübjektif bir değerlendirme gibi gözükmektedir.. İkinci olarak, Anayasa hukuku meselesi olarak Anglosakson hukuk sisteminin uygulandığı ülkelerde, zaruret halinin anayasanın hükümlerinin ihlali için gerçekte haklı bir sebep olup olmadığı çok tartışmalıdır. Ayrıca, bu sadece bir iç hukuk sorunu değildir, görüldüğü üzere, Kıbrıs’taki anayasal düzenleme geçerli ve mevcut uluslararası taahhütlerle desteklenmiştir.

 

Andlaşmaların ve Anayasanın İlgili Hükümlerinin Uygulanması

 

100. 4 Temmuz 1990’da Lefkoşa yönetimi (o zamanki) Avrupa Topluluklarına katılım müracaatında bulunmuştur. KKTC, Bakanlar Konseyi’ne 12 Temmuz 1990’da bir Memorandum ve 3 Eylül 1990 tarihinde Tamamlayıcı Nota göndererek bu müracaata ilişkin itirazlarını ortaya koymuştur.

 

101. Avrupa Komisyonu 30 Haziran 1993’te olumlu görüş bildirmiştir. Komisyon raporunda, adanın kuzey kısmındaki “fiili” yönetimin sözkonusu başvuruya itirazına atıfta bulunmuş ve şöyle devam etmiştir:

 

anılan yönetim Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümetinin böyle bir yaklaşımla tüm Kıbrıs adına konuşma hakkına itiraz etmiştir. Pozisyonunu, Garanti Andlaşmasına ve dış politika kararları üzerinde ve özellikle Türkiye ve Yunanistan’ın üye bulunmadığı bir uluslararası kuruluş veya ittifaka katılmaya ilişkin kararlar üzerinde Cumhurbaşkanına ve Cumhurbaşkanı Yardımcısına (Kıbrıslı Türk) veto hakkı tanıyan, 1960 Anayasasına dayandırmaktadır. Bu itibarla, mevcut şartlar altında, Avrupa Topluluğunun sözkonusu başvuruyu kabul etmemesi gerektiğine inanmaktadır.

 

Komisyon, “Topluluğun yerleşmiş pozisyonunun, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümetinin meşruiyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmaması mantığına dayandıran Birleşmiş Milletlerin pozisyonu ile tutarlı olduğunu belirterek, sözkonusu argümanları reddetmiş ve başvurunun kabul edilebilir olduğunu” belirtmiştir.75

 

102. KKTC’nin argümanlarının yeterli incelemesi yapılmadığı için, Topluluğun yerleşmiş pozisyonunun ne olduğu açık değildir. Komisyonun bu tutumu, KKTC’nin tanınmaması politikasının benimsenerek, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tek temsilcisi olarak Rum Yönetiminin tanındığı anlamına geliyordu. Bu dönemde Komisyonun ana endişesi, Kıbrıs’ın üyeliğine bizzat Cumhuriyeti kuran Andlaşmalar veya Cumhuriyetin kendi Anayasası çerçevesinde bir engel bulunup bulunmadığı değil, Kıbrıs’ın Avrupa Topluluğu’na üyeliğin gereklerini yerine getirip getiremeyeceğiydi.

 

103. Sözkonusu hukuki argümanlara, ne Komisyonun görüşünü destekleyen 4 Ekim 1993 tarihli Konsey Sonuçlarında ne de Komisyon görüşünü ve Konsey Sonuçlarını onaylayan 12 Temmuz 1995 tarihli Avrupa Parlamentosu kararında başka bir atıfta bulunulmamıştır.

 

104. Bununla birlikte, Avrupa Birliği’ne katılım başvurusuna ilişkin Londra, Zürih ve Lefkoşa Anlaşmalarına dayanan şimdi bahsedeceğim geçerli itirazlar bulunmaktadır.

 

105. Bu çerçevede çok önemli bir madde Garanti Andlaşmasının I(2). maddesidir. Bu maddeyi kabul etmekle “[Kıbrıs Cumhuriyeti], kısmen veya bir bütün olarak herhangi bir devlet ile siyasi veya ekonomik bir birliğe katılmayacağı yükümlülüğünü üstlenmiştir. Bu itibarla, adanın doğrudan veya dolaylı olarak bir başka devletle birleşmesi veya taksimine yol açan tüm faaliyetler yasaklanmıştır.” Bu lisan kesinlikle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ne katılmasını da kapsayacak kadar geniştir.

 

Üyelik ekonomik birliğe bir bütün olarak katılmak anlamındadır.76

AB’nin aynı zamanda siyasi birlik de oluşturması üstlenilen yükümlülüğün ihlalidir.

Üyelik muhtemelen “doğrudan ya da dolaylı olarak Yunanistan’la birleşmeye” yol açacaktır. Avrupa Birliği ismi de üyeler arasında böyle bir birleşmeyi teyit etmektedir.

106. Metnin iki yerde “herhangi bir devlet”ten bahsetmesine karşılık, sözkonusu birliğin devletlerle olabileceği öne sürülerek itirazda bulunulabilir. Ancak, bu itiraz temelsizdir. Malum olduğu üzere, metnin çerçevesini çizenler özellikle Yunanistan veya Türkiye ile yani bir devlet ile birlikten endişe etmişlerdir. Bununla birlikte, bir taslak metnin hazırlanmasında ve İngilizce’nin (ve Fransızca’nın) günlük kullanımında tekil kelimeler çoğul anlamları da içerir ve “herhangi bir devlet”77 kelimesi “devletler” anlamını kapsayacak kadar geniştir. Bu yorum aklıselim ile de uyuşmaktadır. Farzedelim ki Kıbrıs Yunanistan ve Malta ile siyasi veya ekonomik birliğe girdi. Bunun enosise yol açmayacağına inanmak oldukça güçtür. Metni hazırlayanlar böyle bir durumu yasaklamak niyetini taşımışlardır. Burada sözkonusu olan 15 ülkeyle birleşmektir. Kıbrıs siyasi, askeri, ekonomik, etnik ve coğrafi olarak diğer ülkelere nazaran Yunanistan ile çok yakın bir ilişki içindedir, bu ilişki, hiç şüphesiz, katılım sonrasında da devam edecektir. Üstelik, iyice anlaşılmalıdır ki, Garanti Andlaşmasının I(2). maddesinde KC sadece herhangi bir siyasi veya ekonomik birliğe katılmaktan kaçınma yükümlülüğünü üstlenmemiş, doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir devletle birleşmeye yol açacak faaliyetlerden bile kaçınacağını da taahhüt etmiştir.

 

107. Bu yükümlülükleri üstlenen yalnızca KC değildir. Üç Garantör Devlet de benzer yükümlülükleri üstlenmişlerdir. KC’nin yükümlülüklerini dikkate alarak, Garantör Devletler de kendilerini ilgilendiren (pour ce qui releve d’eux), Kıbrıs’ın doğrudan ya da dolaylı olarak …herhangi bir devletle birleşmesine yol açacak faaliyetleri yasaklamayı üstlenmişlerdir. Görüşüme göre, İngiltere ve Yunanistan, iki garantör devlet olarak Kıbrıs’ın AB üyeliğini desteklememek yükümlülüğü altındadır ve bunu önlemek için veto haklarını kullanmalıdırlar.

 

108. Kıbrıs Anayasasının çeşitli maddeleri bu yorumu teyit etmektedir.78 Hatırlanacağı gibi, Garanti Andlaşmasının I. maddesinde KC Anayasaya saygı gösterilmesini sağlamayı üstlenmiş ve II.maddede ise üç garantör devlet Anayasanın temel maddeleri çerçevesinde kurulmuş “düzen”i garanti etmişlerdir. Bu maddeler büyük ölçüde KC’nin, üç garantör devletin ve Kıbrıs’taki iki toplumun Londra ve Zürih’te kabul ettiği Temel Yapının sonucudur.

 

· Madde 185 (2)’ye göre “Kıbrıs’ın herhangi bir devletle bütünsel veya kısmi olarak birleşmesi engellenmiştir.”

 

Madde 170’e göre “KC Yunanistan, Türkiye ve İngiltere’ye içeriği ne olursa olsun akdettiği tüm anlaşmalar için en fazla müsaadeye mazhar ulus muamelesi gösterecektir.” Bu Temel Yapının 23. Maddesine göre uygulanır. Hatırlanacağı üzere, üç Dışişleri Bakanının katılımıyla yapılan 12 Şubat 1959 toplantısında bunun anlamı tartışılmıştı.79 Lord Perth’in sorusuna cevaben Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanları, burada niyetin Kıbrıs’ın üç garantör devlet dışındaki ülkelerle ikili en fazla müsaadeye mazhar ulus anlaşması yapmasının önlenmesi, örneğin Yunanistan’ın ekonomik enosis kurması gibi, Türkiye ve Yunanistan’ın bir diğerine nazaran adada daha avantajlı bir konuma sahip olması olasılığının bertaraf edilmesi olduğunu belirtmişlerdi. KC’nin AB’ne girişi şüphesiz bu maddenin sözüne ve ruhuna bir ihlal teşkil edecektir. Bu, evvelemirde, Londra ve Zürih Anlaşmalarını yapanların yasaklamak istedikleri, Yunanistan ile ekonomik enosis benzeri bir gelişmeye yol açabilecektir. İkinci olarak, Kıbrıs’ın AB’ye katılması, şüphe yoktur ki, AB üyesi olmayan Türkiye’ye göre, Yunanistan ve İngiltere için Kıbrıs’ta daha avantajlı bir durum yaratacaktır.

· 50. madde Temel Yapının 8. Maddesini hayata geçirir. Buna göre, “KC’nin Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı, birlikte veya ayrı ayrı, Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte üye olduğu ittifak anlaşmaları ve uluslararası kuruluşlara üyelikle ilgili olanlar hariç, dış ilişkilerde, Temsilciler Meclisinin kabul ettiği yasaları ve kararları veto etme hakkına sahip olacaktır.”80 Bu mesele, o aşamada Garanti Andlaşmasının önerilen I(2). maddesiyle ilişkili olarak, 12 Şubat 1959 tarihli Dışişleri Bakanları toplantısında gündeme gelmiştir.81 İngiliz Dışişleri Bakanının bu maddenin Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi gibi hükümetlerarası ve uluslararası kuruluşlara üyeliği engelleyip engellemeyeceği sorusuna cevaben Zorlu ve Averof, Kıbrıs’ın Türkiye ve Yunanistan’ın üye olduğu Posta Birliği ve Serbest Ticaret Bölgeleri gibi uluslararası kuruluşlara üye olmasına itirazları olmayacağını açıklamışlardır. Bunun doğal sonucu olarak, KC’nin sözkonusu iki ülkeden birinin üye olduğu bir kuruluşa üyeliğine haklı olarak itiraz edilebilir.

 

KC’nin sözkonusu üyeliğini engellemek için öngörülen daha ileri bir mekanizmanın ise Cumhurbaşkanı Yardımcısının (Türk) vetosu olduğu, ancak bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı bulunmadığı cihetle bu maddenin geçersiz bulunduğu yolunda bir itiraz gelebilir. Ancak görüşüme göre, böyle bir itiraz geçerli değildir. Cumhurbaşkanı Yardımcısının bulunmamasının ardında yatan ana sebebin, 1963/64 yıllarından itibaren bu görevi ifa etmesinin Kıbrıslı Rumlarca engellenmesi olduğu anlaşılmaktadır. Her hal ve karda, Cumhurbaşkanı Yardımcısının vetosu, Türk toplumu açısından, Yunanistan’ın tek başına üye olduğu veya Türkiye’nin tek başına üye olduğu bir kuruluşa KC’nin katılamamasını garanti altına alan bir mekanizmaydı. Diğer bir değişle, niyet, açıkça, iki toplum da kabul etmedikçe böyle bir kısmi üyeliği engellemekti. AB’ne muhatap mezkur KKTC Memorandumundan ve ekli nottan da açıklıkla anlaşılacağı gibi, Türk toplumu gerçekten itiraz etmiştir.

Dışişleri toplantısındaki görüş alışverişi, Garanti Andlaşmasını yapanların ”herhangi bir devletle birlik” ibaresini, devletleri (çoğul) kapsayacak şekilde, özellikle bu çerçevede çok iyi bir örnek oluşturan AB gibi uluslararası kuruluşları içerecek şekilde algıladıklarına açık bir kanıttır. Sözkonusu fikir teatisinin Garanti Andlaşmasının önerilen I(2). maddesi çerçevesinde yapıldığı not edilmelidir.

109. Bu itibarla, sonuç olarak, Kıbrıs Rum Yönetiminin AB’ne üyelik başvurusu Andlaşma yükümlülüklerinin ihlalidir, iç hukuki yükümlülüklerin öne sürülmesi kabul edilemez, ayrıca, sözkonusu başvurunun Yunanistan veya İngiltere tarafından desteklenmesi ya da bu devletlerin başvuruyu engellemek için veto veya diğer gerekli araçları kullanmaması, anılan iki devletin birbirine, Türkiye’ye ve bir bütün olarak Kıbrıs halkına karşı Andlaşma yükümlülüklerini ihlal ettikleri anlamını taşımaktadır.

 

Avrupa Birliği Anayasası benzer başvuruları öngörebilir veya kabul edebilir mi?

 

110. Avrupa Birliği Andlaşmasının ilgili maddesi (madde O) şöyledir:

 

Her Avrupalı Devlet Birliğe üye olmak için başvurabilir. İlgili ülke başvurusunu Konseye yapar, Konsey Komisyona danışarak ve üyelerinin mutlak çoğunluğuyla hareket eden Avrupa Parlamentosunun onayını alarak oybirliğiyle karar verir.

 

Kabul edilmenin gerektirdiği koşullar ve Birliği kuran Andlaşmalara uyum üye devletlerle başvuran devlet arasındaki anlaşmaya tabi olacaktır. Bu anlaşma, tüm üye devletlerce kendi anayasa usullerine göre onaya tabi tutulacaktır.

 

111. “Avrupalı” kelimesi Avrupa Birliği’nin sınırlarını kısıtlamamak için kasten tanımlanmamıştır.82 Komisyon, görüşünde, Kıbrıs’ın her türlü şüphenin ötesinde Avrupalı kimliğe ve karaktere sahip olduğunu belirtmiştir. Lefkoşa yönetiminin tüm Kıbrıs halkı ve Kıbrıs Devleti adına hareket etmesi ve onlar adına yükümlülükleri üstlenmesi pek fazla ikna edici değildir. Komisyon bir taraftan, Kıbrıs halkını temsil eden tek meşru hükümet olarak Lefkoşa Hükümetinin tanınmasını AB üyesi devletlere tavsiye ederken, diğer taraftan, adanın fiili bölünmesini ve toplumların ayrılmasını kabul etmiştir. Bunun sonucu olarak:

 

Andlaşma tarafından getirilen temel özgürlükler, özellikle sermayenin, kişilerin, malların ve hizmetin serbest dolaşımı, yerleşme hakkı, uluslararası olarak tanınan siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel haklar tüm ada üzerinde uygulanamamaktadır. Bu özgürlükler, tüm Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kapsayan anayasal düzenlemeleri yeniden hayata geçiren kapsamlı bir çözümün parçası olarak garanti edilmelidir.83

 

112. Avrupa Adalet Divanı Komisyonun atıfta bulunduğu ilkelere ilişkin mevcut fiili zorlukların altını çizmiştir. R.v. Minister of Agriculture, Fisheries & Food Ex Parte S. P. Anastassiou (Pissouri) Ltd. 84 İngiliz Yüksek Mahkemesinden ön karar talebi üzerine ortaya çıkmıştır. Bu konu AET-Kıbrıs Ortaklık Anlaşması çerçevesinde Kıbrıs tarımsal ürünlerinin sertifikasyonu ile ilgilidir. Sözkonusu mallar KKTC menşeli mallardır, İngiltere ve Komisyon, Kuzey Kıbrıs’ta hüküm süren koşullar altında, Kıbrıs şirketleri ve vatandaşları arasında ayrımcılığı önlemek için, Üye Devletlerce, fiili yönetim tarafından verilen menşe ve sağlık sertifikalarının kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Divan fiili zorlukları kabul etmiş, ancak Kararında85, bunun, toplum ve üyelerinin ve Lefkoşa yönetiminin KKTC’yi tanımadığı sürece, malların menşei ve idari işbirliği konusundaki 1977 Protokolünün açık hükümlerinin ihlalini haklı çıkarmayacağına karar vermiştir.

 

113. KKTC Kıbrıs Rum Hükümeti’nin tüm adayı ya da adanın Kuzeyini temsil etme yetkisi bulunmadığını ileri sürmüştür. Fakat her şeyin ötesinde, Anastassiou davası KC’nin AB’ye kabul edilmesi halinde ortaya çıkabilecek fiili ve hukuki sorunlar açısından belirleyici olmuştur. Lefkoşa Hükümeti bir çok açıdan diğer üyelere karşı yükümlülüklerini karşılayamayacaktır; diğer üyeler de bir bütün olarak Kıbrıs’a karşı yükümlülüklerini yerine getirmekte önemli fiili zorluklarla karşılaşabilecektir.86

 

Üstelik, AB sadece Devletlerin karşılıklı hak ve görevleriyle ilgili değil, aynı zamanda Birlik vatandaşlarının bireysel haklarıyla da ilgilidir. Bu açıdan çok ciddi sorunlar ortaya çıkabilir.

 

114. Şimdiye kadar ülkesi üzerinde tamamıyla otorite kuramayan hiç bir ülke AB’ne kabul edilmemiştir. Ancak Kıbrıs Rum Yönetimi temsil ettiğini ileri sürdüğü ülkesinin üçte biri üzerinde otorite kuramamaktadır. Bu durum Birlik tarihinde rastlanmayan zorluklara yol açabilecektir.

 

115. Komisyon görüşünde samimiyetle bu zorlukları kabul etmiş,87 ancak öngördüğü çözüm bu sorunu gözardı etmek şeklinde tecelli etmiştir. Aynı zamanda, Kıbrıs Rum Yönetiminin üye olabileceğini belirterek, Güvenlik Konseyine yardım edeceğini ya da Kıbrıs sorununun siyasi çözümüne katkıda bulunacağını ümit eder gibi gözükmektedir. AB’nin izlediği tutumun soruna olumlu bir katkı sağlayıp sağlamayacağına ilişkin görüşler farklılık arzetmektedir. Ancak sonuçta bu tutumun olumsuz katkı yapabileceği de ihtimal dahilindedir. Fakat bizim için önemli olan sorunun hukuki boyutudur. Kesin olan husus şudur ki, AB, siyasi çözüme ulaşılmasından önce KC’ni üyeliğe kabul ederse gerçekten önemli teknik zorluklarla karşılaşacaktır.

 

ÖZET VE SONUÇLAR

 

116. 1960 tarihli Garanti Andlaşması, ilgili mekanizmalarıyla birlikte, Kıbrıs’ta iki toplumun çıkarları ve hatta Kıbrıs’a özel ilgi duyan üç devlet, yani Yunanistan, Türkiye ve İngiltere arasında dikkatli bir denge kurmuştur. Bu Kıbrıs’ın bağımsızlığının, Garantör Devletlerin özel hak ve sorumluluklarının ve adada devam eden İngiliz askeri varlığının temelini oluşturur. Yukarıda belirtildiği gibi88, Andlaşmanın ilgili hükümlerinin başlangıçtaki geçerliliğini ya da yürürlüğünü tekzip eden ikna edici bir zemin bulunmamaktadır. Garantörler, İngiltere, Türkiye ve görüldüğü kadarıyla Yunanistan Andlaşmanın geçerliliğini tanımaya devam etmektedir. BM Güvenlik Konseyinin tutumu da bu yöndedir.

 

117. Tekrar konuya dönersek, görüyoruz ki89, Garanti Andlaşmasının I(2). maddesiyle KC “bir bütün olarak ya da kısmen, herhangi bir devlet ile siyasi veya ekonomik birliğe girmemeyi taahhüt eder.” AB’ne üyelik bütün ya da kısmi olarak bir ekonomik birliğe ve en azından kısmi olarak bir siyasi birliğe girmek anlamını taşır. Buradan çıkan sonuç, bunun Garanti Andlaşmasının bir ihlali olduğudur. Andlaşmanın devletlerle değil, bir devletle birleşmeyi yasakladığını ileri sürerek bu sonuçtan kurtulmaya çalışmak, sadece kelimelerin olağan kullanımını, içeriğini ve amacını ihlal etmekle kalmaz, aynı zamanda bu hükmü getiren Hükümetlerin açık niyetleri ile ters düşer. Çünkü görüldüğü üzere90, anılan Hükümetler uluslararası ekonomik ve siyasi kuruluşlara üyeliği özellikle Andlaşmanın bu hükümleri bağlamında gözönüne almışlardır. Tanım olarak, böyle kuruluşlar çoğul olarak diğer devletleri içermektedir. Andlaşmayı hazırlayanlar sadece Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte yer aldığı bir kuruluş sözkonusu olduğunda bu yasağı kaldırmaya hazırdılar, fakat bu AB ile ilgili duruma uygun değildir. Üstelik, I(2). madde bütün ya da kısmi olarak bir ekonomik veya siyasi birliğe girmeyi yasaklamakla kalmayıp, herhangi bir devletle doğrudan veya dolaylı birliğe yol açabilecek tüm faaliyetleri de yasaklamaktadır. Kıbrıs’ın AB üyeliğinin doğrudan ya da dolaylı olarak diğer Devletlerle ve özellikle Yunanistan’la birliğe yol açacağı inkar edilemez.

 

118. Bu Kıbrıs’ın tek yükümlülüğü değildir. Kıbrıs aynı maddenin 1. paragrafıyla “Anayasaya saygı gösterilmesi olduğu kadar, bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini idame ettirmeyi de taahhüt eder.” Ayrıca görmekteyiz ki91, Anayasa sadece Andlaşmanın I. maddesindeki kelimeleri yansıtan hükümleri değil, fakat konuyla doğrudan ilgili hususları da kapsamaktadır. 170. madde her Garantör Devlete en fazla müsaadeye mazhar ulus muamelesi yapılmasını teminat altına alır, oysa, Kıbrıs AB üyesi olduğu takdirde, Yunanistan ve İngiltere kaçınılmaz olarak Türkiye’ye göre daha avantajlı bir muamele görüyor olacaklardır. Üstelik, Anayasanın 50. maddesi, toplumunun temsilcisi olarak Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısına, Türkiye ve Yunanistan birlikte üye olmadıkça Kıbrıs’ın herhangi bir uluslararası kuruluşa üyeliğini veto etme hakkını vermiştir. Bu sayılan hükümler, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Garanti Andlaşmasında uymayı taahhüt ettiği, Anayasanın değiştirilmesi mümkün olmayan “Temel Maddeleri” arasındadır.92 Bütün bu nedenlerden dolayı, AB üyesi olmaya çalışmakla ya da bu üyeliği kabul etmekle Lefkoşa’nın Andlaşma yükümlülüklerini ihlal edeceği açıktır.

 

119. Garantör Devletler de kendi adlarına önemli hukuki yükümlülükler üstlenmiştir. Sözkonusu üç Devlet, aynı Andlaşmanın II(1). maddesiyle “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin I.maddedeki yükümlülüklerini not etmişler ve diğerleri yanında, Anayasanın Temel Maddeleriyle kurulmuş bulunan düzeni tanımış ve garanti altına almışlardır. Ayrıca bu Devletler, I(2). maddenin KC’nin ilgili yükümlülüğünü yansıtan (2). paragrafında, Kıbrıs’ın doğrudan ya da dolaylı olarak herhangi bir devletle birleşmesine yönelik faaliyetleri kendilerini ilgilendirdiği kadarıyla, aynı şekilde, yasaklamayı taahhüt ederler. İtiraf edilmelidir ki, bu kayıtsız şartsız bir garanti değildir, sadece “bu Devletleri ilgilendirdiği kadarıyla”, ya da orijinal haliyle93 “bu devletlerin yetkileri dahilinde olduğu kadarıyla” uygulanır. Ancak, veto haklarını uygulayarak Andlaşma ihlalini önlemek İngiltere’nin (ve tabii Yunanistan’ın) yetkileri dahilindedir.

 

120. Bundan başka, fiili olarak Lefkoşa’nın iradesinin bütün Kıbrıs’ta geçerli olmaması nedeniyle, bu ülke AB’ne girecek olursa, Lefkoşa’nın tüm ada itibarıyla diğer üyelere karşı üstlenmesi gereken yükümlülüklerin uygulanmasında önemli fiili ve hukuki engeller ortaya çıkacaktır. Diğer üyeler, kendi adlarına, bir bütün olarak Kıbrıs’a ilişkin hukuki yükümlülüklerini uygulamada, imkansızlıklar olmasa dahi, büyük fiili zorluklarla karşılaşacaklardır. İngiltere Hükümetinin yanısıra, AB Komisyonu ve Mahkemesi de bu zorlukların94 bilincindedir, ancak şimdiye kadar bu zorluklara çözüm bulmakta başarılı olamamışlardır.

 

121. KC’nin ve üç Garantör Devletin yükümlülükleri sadece siyasi beyanlar değildir. Bunlar resmi bir Andlaşmada yer alan ciddi hukuki vaatlerdir. Ve bu Andlaşmada sözkonusu olan, hukukta bilinen en ciddi vaat olan garantidir.95 Her dört Devlet de Garanti Andlaşmasından yarar sağlamıştır; ancak bu yararlar beraberinde yükümlülükleri de getirmiştir. İngiltere’nin ve diğer AB üyelerinin çok önem verdiği uluslararası hukuk bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini talep etmektedir.

 

 

 

Maurice Mendelson, QC 2 Hare Court,

 

 

 

Temple,

 

 

 

6 Haziran 1997 London, EC4Y 7BH.

 

 

 

 

 

Ek II

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

 

 

 

İLGİ: KIBRIS CUMHURİYETİ’NİN AVRUPA BİRLİĞİ’NE ÜYELİK BAŞVURUSU

 

AVUSTURYA’NIN AVRUPA BİRLİĞİ’NE KATILIMI HAKKINDA NOT

 

 

 

Bazı Avrupa Birliği üyelerinin Avusturya örneğinin Kıbrıs’ın üyeliğini destekleyici bir emsal oluşturduğu iddialarını Londra’daki Türk Büyükelçisinden öğrendim. Benden bu iddia konusunda kısa bir not hazırlamam rica edildi.

 

Almanya 1938 yılında Avusturya’yı ilhak etmiştir. Bu anschluss olarak bilinir. Bu kelime Almanca’da hem ilhak, hem birliğe katılım anlamını taşır. Almanya II. Dünya Savaşı sonunda yenildiğinde, Avusturya müttefiklerce işgal edilmiş ve ortak Müttefik Kontrol Konseyinin (Sovyetler Birliği, ABD, Fransa ve İngiltere temsilcilerini kapsar) yönetimine girmiştir. 1955’te Sovyetler Birliği Avusturya’nın egemenliğinin yeniden tesisine hazır olduğunu belirtmiş, ancak buna karşılık, Avusturya, diğer hususlar meyanında, daimi tarafsızlığı kabul etmiştir. Bu, iki ülke arasında Nisan 1955’te aktedilen Moskova Memorandumu ile sağlanmıştır. Avusturya daimi tarafsızlığını teyit edecek şekilde bir deklarasyonda bulunmayı taahhüt etmiş ve bu, kısa bir süre sonra Anayasal Federal Statüsünde yer almıştır. Avusturya 15 Mayıs 1955 tarihinde Sovyetler Birliği ve diğer üç işgalci Devletle birlikte Bağımsız ve Demokratik Avusturya’nın Yeniden Oluşturulması Devlet Andlaşmasına katılmıştır.1 Bu Andlaşmanın kendisi tarafsızlık konusunda açık hükümler taşımamakta, ancak tanınma, bağımsızlığın idamesi, insan hakları, Nazileştirmeden arınma, tazminat vb. gibi hususlara ilişkin bir çok madde içermektedir.

 

“Anschluss’un Yasaklanması” başlıklı 4. maddede şu hükümler yer almaktadır:

 

1. Müttefik Devletler ve Ortakları Avusturya ve Almanya arasında siyasi veya ekonomik birlik kurulmasının yasaklandığını beyan ederler. Avusturya bu çerçevedeki sorumluluklarını tamamıyla kabul ederek, ne şekilde olursa olsun Almanya ile siyasi veya ekonomik birliğe girmekten kaçınacaktır.

 

2. Böyle bir birleşmeyi önlemek için Avusturya, doğrudan veya dolaylı da olsa, siyasi ve ekonomik bağımsızlığını veya toprak bütünlüğünü zedeleyebilecek ya da Almanya ile siyasi veya ekonomik birliğe yol açabilecek hiçbir anlaşma imzalamayacak, faaliyet göstermeyecek veya tedbir almayacaktır. Avusturya ayrıca, topraklarında, böyle bir birliğe doğrudan ya da dolaylı olarak yol açabilecek her türlü faaliyeti engelleyecek ve Almanya ile siyasi veya ekonomik birliği amaçlayan her türlü örgütün kurulmasına, faaliyet göstermesine ve Almanya ile birleşme lehinde propaganda yapılmasına mani olacaktır.

 

AB, bununla birlikte, Avusturya’nın üyelik başvurusunu kabul etmiş ve Avusturya 1995 yılında tam üye olmuştur.2 Görünüşte 4. madde ile Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, Türkiye ve İngiltere arasındaki Garanti Andlaşmasının I. ve II. maddelerinin ilgili kısımları arasında benzerlikler bulunmaktadır ve tahminen Avusturya konusunun emsal oluşturduğu tartışmasının temeli budur. Ancak aşağıdaki nedenlerden dolayı durum göründüğü gibi değildir:

 

1. Andlaşmanın diğer tarafları böyle bir üyeliğe itiraz etmemiştir. 4. maddedeki yükümlülükler Avusturya tarafından diğer dört devlete karşı üstlenilmiştir. Ne AB üyesi olan İngiltere ve Fransa ne de ABD bu üyeliğe karşıydı. Başlangıçta Sovyetler Birliği AB üyeliğinin Avusturya’nın daimi tarafsızlığına uygunluğu konusunda tereddüt belirtmiş, ancak Ekim 1988 tarihindeki Moskova’ya resmi ziyaretinden sonra Şansölye Vranitsky, Sovyetler Birliği’nin Avusturya’nın AB üyeliğini engellemeyeceğini belirtmiştir.3 Bir Andlaşmanın taraflarının (tüm tarafları) eğer isterlerse Andlaşma hükümlerinin uygulanmasından vazgeçebilecekleri uluslararası hukukun yerleşmiş bir ilkesidir ve Avusturya konusundaki durum da açıkça böyledir. Garanti Andlaşmasının taraflarından biri olan Türkiye, Kıbrıs’ın, Andlaşmanın hiçbir maddesini ihlal etmesine izin vermediğini açıkça beyan ettiği için, bu durum Avusturya konusundan tamamıyla farklıdır.

 

Bu husus, Avusturya örneğinin Kıbrıs konusuyla ilgisi bulunmadığına ilişkin yeterli bir neden teşkil etmektedir. Görüşümde Avusturya örneğine yer vermememin gerekçesi aşikardır, bu itibarla bu tartışmayı daha da uzatmayı gereksiz görüyorum. Ancak, bütünlüğü sağlamak için biraz daha inceleyeceğim.

 

2. 4. maddenin içeriği Garanti Andlaşmasının I. ve II. maddelerinin içeriğinden farklıdır. Birincisi sadece ve özellikle Almanya’ya atıfta bulunurken, ikincisi “herhangi bir Devletle siyasi ve ekonomik birlik”ten söz etmektedir. Üstelik, tarih, “Anschluss’un Yasaklanması” başlığı ve Almanya lehinde propaganda yapılmamasına ilişkin atıflar, Andlaşmayı hazırlayanların aklında Almanya ile hukuki ya da fiili bir birlik (veya Almanya’ya katılma) gibi hususların bulunduğunu açıklıkla göstermektedir. Bu da bir farklılığa işaret etmektedir. Dahası, Garanti Andlaşmasını ve eklerini hazırlayanlar Kıbrıs’ın, Türkiye ve Yunanistan’ın üye olmadığı bir uluslararası kuruluş üyeliğinin dışında tutulmasını açıklıkla isterken, Avusturya Devlet Andlaşmasında böyle bir hüküm yer almamış ve gerçekten Avusturya, ilgili dört devletten üçünün üye olmadığı Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi gibi kuruluşlara en başından beri hiçbir itiraza maruz kalmaksızın üye olabilmiştir.

 

3. 1955 yılından itibaren Avusturya vakıasına ilişkin şartlarda temel değişiklikler meydana geldiği ileri sürülebilir. Burada, daha önce bahsettiğim, AB’deki rebus sic stantibus doktrinine başvurmayı haklı gösterecek niteliği bulunmayan gelişmelere atıfta bulunmuyorum, ancak, Doğu ve Orta Avrupa’da uluslararası ilişkilerin temel yapısındaki değişiklerden bahsediyorum. Avusturya Devlet Andlaşması Avrupa’nın, hatta Almanya’nın iki düşman bloğa bölündüğü, Almanya’nın öç alma duygusuna ilişkin endişelerin ve hatıraların hala güçlü olduğu Soğuk Savaş döneminde aktedilmiştir. Bu şartlarda daimi tarafsızlık ve Almanya ile birleşmeme hususlarında ısrar edilmesi kolaylıkla anlaşılabilir. Fakat, Avusturya’nın AB’ne üye olduğu dönemde dünya oldukça değişmişti. Almanya birleşmiş ve demokratik bir devlet olmuştu. Soğuk Savaş bitmiş, Avrupa’nın bölünmüşlüğü sona ermiş ve hatta Sovyetler Birliği ortadan kalkmıştı. Şartlardaki köklü değişiklikler sonucu, Avusturya’nın mezkur yükümlülükleriyle bağlı bulunmadığını ileri sürmek her hal ve karda mümkündür. Yukarıda 1. paragrafta bahsedilen, Devlet Andlaşmasına taraf Devletlerin böyle bir gelişmeye onay vermesi nedeniyle bu konuyu daha fazla tartışmak gereksizdir. Avusturya konusunda bahsedilen sözkonusu değişikliklerin Kıbrıs konusuyla hiç bir ilgisi bulunmamaktadır.

 

4. Sonuçta iki yanlış bir doğru etmez. Neyin doğru göründüğünü, Avusturya konusunun Kıbrıs konusundan neden farklı olduğunu ve Avusturya’nın AB üyeliğinin onun (yada Devlet Andlaşmasına taraf olan AB üyesi İngiltere ve Fransa’nın) uluslararası yükümlülüklerini neden ihlal etmediğini yukarıda açıkladım. Ancak bu gerekçe herhangi bir nedenle doğru bulunmaz ve Avusturya’nın AB üyeliği Devlet Andlaşmasının 4. maddesine ya da onun daimi tarafsızlık yükümlülüğüne aykırı görülse bile, Kıbrıs konusunda benzer bir ihlali haklı kılmaz. Tekrar ediyorum iki yanlış bir doğru etmez; ve AB üyesi olmayan ve Avusturya Devlet Andlaşmasına taraf olmayan Türkiye böyle bir ihlali ne görmezden gelmiş, ne de onay vermiştir. Bu itibarla Türkiye’nin bu konudaki itirazları gözardı edilemez.

 

Bununla birlikte, daha önce belirttiğim gibi 2, 3 ve 4. paragraflardaki noktalar tali hususlardır ve bütünlük sağlanması amacıyla bahsedilmektedir; farklılığın temel nedeni, yani, Avusturya Devlet Andlaşmasına tarafların rızası 1. paragrafta açıklanmıştır. Bu, Avusturya örneğinin Kıbrıs konusundan temel farkını oluşturmaktadır.

 

Profesör M.H. Mendelson, Q.C. 2 Hare Court

 

 

 

Temple

 

 

 

21 Temmuz 1997 London EC4Y 7BH

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Türkiye’nin talebi üzerine, 25 Temmuz 1997 tarihinde, A/51/951-S/1997/585 simgeli BM belgesi olarak dağıtılmıştır. Bu Mütalaa İlave Mütalaa’nın Ek-1’inde yeniden yayınlanmaktadır.

[2] Ek-2’de yer almaktadır. Bundan sonra, metinde aksi belirtilmedikçe, “Mütalaam” ifadesi Tamamlayıcı Mütalaayı da içerecektir.

[3] 17 Ekim 1997, A/52/481-S/1997/805 simgeli BM belgesi

[4] İlk Mütalaamın ilk kısmı (3-76. paragraflar), sunumda yararlı veya gerekli olduğunu düşündüğüm geçmişe ilişkin bilgilerden oluşmaktadır. Ortak Mütalaa’nın 8. dipnotunda yazarlar, benim birçok iddiamın, “yazarının ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başsavcısı’ olmasından dolayı tarafsızlığı şüpheli” bir yayın olarak tanımladıkları, Z.M. Necatigil’in [Ortak Mütalaa’da yanlış yazılmıştır.] The Cyprus Question and the Turkish Position in International Law (2. baskı, 1996) adlı eserine dayandığını belirtmektedirler. Aslında bu kitaptan ilk alıntı yaptığımda (dipnot 21) gözlemlediğim hususlar şunlar olmuştur: “Bu yazar Kıbrıs Türk yönetiminde üst düzey bir bürokrat olmasına rağmen, kendisi parti pris olarak düşünülebileceği gibi, burada alıntı yaptığım ve kendisi tarafından ortaya konulan gerçekler doğru gözükmektedir. Buraya kadar olan hukuki inceleme göz önüne alındığında, yazılarını incelediğim birçok yazar özellikle bir bakış açısını geliştirmeyi çok arzu etmektedirler: Ben kendi adıma kendi bağımsız sonuçlarımı elde etmek için çaba gösterdim.” Ortak Mütalaa’nın benim gerçeklere dayanan değerlendirmemi sorgulanabilir bile bulmayışı şaşırtıcı değildir. Çünkü benim sunmuş olduğum Mütalaa, farklı yasal sistemlerin dahil olduğu tarihi bir sürece ve tarafsız ve ne olduğu apaçık belli olan gerçeklere dayanmaktadır. Şunu belirtmek gerekir ki aslında, buradaki açıklamalar, herhangi bir derecede, kısa bir süre önce Kıbrıslı Rum yazar K. Chrysostomides tarafından yayınlanmış ve partizanca nitelikleri yoğun olmasına rağmen, ayrıntılı bir çalışma olan The Republic of Cyprus: a Study in International Law (2000) adlı kitap tarafından da karşı konulamayacak gibi gözükmektedir. AB’ne katılım konusundaki hukuki değerlendirmesine göre ve özellikle Mütalaam’da ele alınan konularda ortaya koyduğum gerekçeleri, gereğinden fazla kullanarak yalanlamakta ve daha sonra Ortak Mütalaa’nın özünü tekrar vurgulamakla yetinmektedir.

[5] Kıbrıs Rum makamları ve onların tutumunu benimseyen diğer çevreler genellikle, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin adını, kendi görüşlerine göre bu varlığın yasal olarak sahte olduğunu göstermek amacıyla tırnak içinde yazmaktadırlar. Benzer bir şekilde, KKTC makamları ile onların tutumuna sempatiyle bakan bazı yazarlar, “Kıbrıs Cumhuriyeti” ifadesini, kendi görüşlerine göre, Güney Kıbrıs’taki mevcut rejimin tüm adayı temsilen konuşma hakkına sahip olmadığını anlatmak için, tırnak işaretleri arasında kullanmaktadırlar. Fakat bu tartışma hiçbir şekilde, tarafların tutumları ne olursa olsun, Garanti Anlaşması’nın orijinal imzacıları için geçerli olamaz. İşte bu tezimden dolayı, her iki otoriteyi işaret ederken tırnak işaretleri içerisine almadım.

[6] Londra taslağının ayrıntıları için bkz. Önceki Mütalaam, para. 19-33.

[7] UK Treaty Series No 5 (1961), Cmnd. 1253

[8] İngiltere Hükümeti bu hususu açıklıkla kabul etmiştir. Bkz. Parlamento Yazılı Yanıtları, 30 Temmuz 1997 (www.open.gov.uk, Yazılı Yanıtlar, 30 Temmuz 1997, sütun WA 37). Lord Monson Majesteleri’nin Hükümetine, “Kendilerinin ve (bilgilerine göre) Birleşmiş Milletler’in (1) 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluş Anlaşması’nı (Cmnd 1252). (2) 1960 Kıbrıs Garanti Anlaşması (Cmnd 1253) ile bunlarla garanti altına alınan Kıbrıs Anayasası’nın Temel Maddeleri’ni hala geçerli ve Yüksek Akit Taraflar açısından bağlayıcı kabul edip etmediğini” sormuştur. Barones Symons Vernham şu şekilde cevap vermiştir: “Her iki anlaşmayı da yürürlükte telakki ediyoruz. BM’nin de bu görüşte olduğuna inanıyoruz.” Anlayışım odur ki, BM Güvenlik Konseyi gibi organlar dahil, Garanti Anlaşması’nın diğer tüm tarafları da aynı görüşü paylaşmaktadır. İlave bilgi için bkz. Mütalaam’ın 78-93. paragrafları.

[9] Anlaşmanın aynı derecede geçeli olan Fransızca metni, aksi belirtilmediği sürece, herhangi ilgili bir bağlamda İngilizce metinden farklılık göstermemekte veya bu metin üzerinde ilave bir açıklık getirmemektedir.

[10] Bkz. Mütalaam, para. 7

[11] 1978 İngiliz Yorum Kanunu (c.30), s.6, örneğin “Herhangi bir Kanun’da, aksi yönde bir niyet görülmediği takdirde – (c) tekil olarak kullanılan kelimeler çoğulunu da kapsar ve çoğul olarak kullanılan kelimeler tekilini de kapsar” hükmünü getirir. Benzer şekilde, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Yasaların Kanunu: 1 USC, bölüm 1 (1982): “tekil sayı içeren kelimeler genişletilerek birden çok sayıda şey veya kişi için geçerli olabilir (ve) çoğul sayı içeren kelimeler tekilini de kapsayabilir.” Ayrıca bkz. ABD davaları: First Nat. Bank in St.Louis v. Missouri, 263 US 640, 68 L Ed 486, 44 S Ct 213 (1923); Johnson v. Penrod Drilling Co., 803 F.2d 867 (CA, 5’nci cir., 1986). Avustralya’da en temel makam olan Devlet Danışma Meclisi’nin Blue Metal Industries v. Dilley (1969) 117 CLR 651 davasında verdiği karar … 656’da şu hükmü içermektedir: “Bir bölümdeki kelimelerin okunuşunda, çoğula karşı tekile yapılan vurgunun gerektiği saf gerçeği, çoğulu dışlamak için yeterli değildir. Tekil kelimeler aksine bir niyet görülmediği sürece, çoğulunu da içerir.” Medeni hukuk sistemlerinde de, hakimim yorum konusunda daha serbest olması nedeniyle teknik farklı olmasına rağmen, sonucun benzer olduğuna anlamaktayım.

12 34,38,98 ve 109. paragraflar

13 Ortak Mütalaa’nın 31. Dipnotu, bana ilgisiz görünen bu noktayı veya belki de “sözde iddialarından birini ele almaktadır. Yazarlar bahsekonu bölümde, Kıbrıs’ın ileride üye olması muhtemel kuruluşlar olarak isimleri geçen Commonwealth veya Sterlin Bölgesine gerek Yunanistan’ın gerekse Türkiye’nin üye olmadığından hareketle bu iki ülkenin üye olmadıkları kuruluşlara yapılan atfın dışlayıcı değil, açıklayıcı olduğuna işaret etmektedirler. Bu tez tartışmaya yenilik getirmemektedir, çünkü bu dipnotun yer aldığı metinde belirtildiği gibi, Garanti Andlaşmasında getirilen yasağın iki istisnası bulunduğu görüşü aramızdaki ortak zemini oluşturmaktadır.

14 12 Şubat 1959 tarih ve saat 16.00’da, Dışişleri Bakanlığında yapılan toplantının tutanağı (İngiltere Kamu Arşiv Bürosu, belge FO/371/14460) İlgili bölüm Ortak Mütalaa’nın 18. paragrafında aynen yer almaktadır.

15 Vurgu eklenmiştir

16 Kamu Arşiv Bürosu, belge BT 241/423, 52. paragraf. Aynı büro kayıtlarında yer alan “Kıbrıs Komitesi başlıklı, 8 Nisan 1959 tarihli bir başka not da aynı hususları taşımaktadır.

17 KAB belge FO 371/144653

18 Verdiğim bir örnek

19 Amsterdam Andlaşmasıyla değiştirildiği şekliyle, Avrupa Birliği Andlaşması, madde A: italik olarak eklenmiştir. AET ile ilgilendirdiği kadarıyla, Avrupa Adalet Divanı’nın 1/91 sayılı görüşünde, Avrupa Topluluklarının yeni yasal düzeninin diğer uluslararası kuruluşlardan nasıl farklılaştığını vurgulamaktadır: Avrupa Ekonomik Bölgesi Anlaşması taslağı, [1991] ECR 6079, 21. paragraf Avrupa Toplulukları Andlaşmasının hükümleri, sadece AT’nın amacına ulaşması ve “Avrupa birlgine doğru somut bir ilerleme sağlanması” için belirli yolları ortaya koyar: age, 17. paragraf . Tek Avrupa para biriminin yürürlüğe konulması da bu ekonomik bütünleşmeyi her düzeyde süratlendirme eğilimini taşımaktadır.

20 AB’nin nispeten daha az olan üyesi bulunması da burada konumuza uygun düşen bir başka unsurdur.

21 Ortak Mütalaa, 16. paragraf . Bununla birlikte şunu ifade etmek gerekir ki, son zamanlarda ,imzalanan Nice Anlaşması çoğunluk sistemini daha önceden oybirliğiyle karar verilen 30 yeni alana daha yaymıştır. Kıbrıs’ın Konsey’deki etkisi asgari olacaktır. (İngiltere’nin 29, Yunanistan’ın 12 oyu ile karşılaştırıldığında Kıbrıs’ın ağırlıklı oyu 4 olacaktır.) bu durumda Kıbrıs’ın pekçok alandaki karar alma mekanizmasında kendi kaderi üzerindeki etkisi küçük olacaktır.

22 16. paragraf

23 Şunu da not etmek gerekir ki, 88. maddeyi yazanların kafasında yalnızca Almanya’ya bağımsızlığın kaybedilmesi konusunun bulunması ve bir ülkeler grubunun bağımsızlığından feragat etmesi konusuna açık bir referans yapılmamış olmasına rağmen, Mahkeme bunun da kapsam dahilinde bulunduğunu belirtmiştir. Age, s.46

24 (1927) DUAD Ser.A/10, p.23

25 Farklı bir nedenle itiraz edilse bile sonuç aynı olacaktır. Burada imtina etmek ileride itiraz etme hakkının ortadan kalktığı (estoppel) anlamına gelmez.

26 72.paragraf

27 Ortak Mütalaa’nın “Komisyon geniş kapsamlı bir sonuca varmak için olası bir katılıma ilişkin ekonomik ve diğer konularla ilgilenmeye devam etti” diyen görüşü ekonomiktir. Aslında, üye ülkelerin de mutabık kaldıkları üzere Komisyonun görüşü, katılım müzakerelerinin iki toplum arasındaki sorun çözülene kadar ertelenmesi gerektiği şeklindeydi. (Bununla birlikte AB’nin bu pozisyonunu siyasi nedenlerle değiştirdiği de bir gerçektir)

28 Veya bir üçüncü tarafın önceki anlaşmayı bir dava konusu yapmış olması ki, burada durum böyle olmamıştır.

29 Sonuç olarak Ortak Mütalaa’nın (38 nolu dipnot) Viyana Sözleşmesi’nin Madde 30(4)’ünü (birbiriyle örtüşen anlaşmalar hakkında) referans göstermesi bu konunun dışındadır.

30 Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun 17. Toplantısı’nın ikinci bölümü ve 18. toplantısı , BM Genel Kurulu resmi kayıtları, 21. Toplantı, Belge No: 9(A/6309/Rev.1), s.52-53, paragraf 15.

31 Ortak Mütalaa, 23. paragraph.

32 Sovyetler Birliği’nin temel endişesinin, Avusturya Devlet Andlaşması’nda ele alınmamakla birlikte Avusturya’nın tarafsızlık statüsünü terketmesi olasılığı olduğu doğru olabilir. Ancak Keesings Report of World Events(1989), s.36431’den alıntı yaptığım bu pasajda, Sovyetler Birliği Başkanı Gorbaçov ve Başbakan Ryzkov’un “Avrupa’ya entegrasyon süreci ve ortak pazarın etkilerinin ciddi bir çalışmaya ihtiyaç duyduğunu ve bu ekonomik uluslararasılaşmanın siyasi bağımsızlıkla birleştirilmesinin büyük bir sorun oldğunu ileri sürmüşlerdir.” Burada Avusturya Devlet Anlaşması’nınn (State Treaty) 4. maddesine referans yapılmış gibi görünmektedir. Ancak Sovyetlerin sahip olmuş olabilecekleri her türlü haktan feragat etmeleri, bu meseleyi daha fazla incelemeyi gereksiz kılmaktadır.

Aynı nedenle, iki Anlaşma arasındaki farkları ya da Avusturya tarafından (doğal olarak)benimsenen tutumun hukuki temellerini ve bu konuda AT üyeliğinin Avusturya Devlet Andlaşması’ndaki yükümlülükleri ile uyumlu olacağını söyleyen Avusturya’nın siyasi ve akademik destekçilerini de araştırmak gereksizdir.

33 Paragraf 7.

34 Yunanistan ve İngiltere’nin itiraz etmedikleri açıktır.

1959’da Kıbrıs’ın, Türkiye ve Yunanistan’ın üye oldukları bir örgüte katılmasına herhangi bir itiraz gelmediğini söyleyerek, kendisinin üye olmasıyla Türkiye’nin Kıbrıs’ın üyeliğine itiraz etmesinin engelleneceği ileri sürülebilir. Bununla birlikte bu durum o zamanki şartlara ve özellikle kimin Kıbrıs’ı, hangi otoriteyle temsil ettiğini iddia ettiğine bağlıdır; bu çerçevede bu konu üzerinde daha fazla durmak uygun olmayacaktır.

35 Uluslararası hukukun insane hakları, self determinasyon gibi alanlarda empoze ettiği, konumuzla ilgisi olmayan sınırlamaları bir yana bırakıyoruz.

36 Yukarıda, paragraph 18.

37 Dipnot 60.

38 Türkiye’nin AB’nin genişletilmiş gümrük birliğinin bir parçası olması nedeniyle, Kıbrıs’ın AB’ye üyeliğinin, Türk mallarına uygulanan muamele ile Yunanistan ve İngiliz mallarına yapılan muamele arasındaki eşitsizliği fiilen azaltacağını ileri sürmek benim işaret ettiğim noktaya bir cevap teşkil etmiyor. Madde 170(1), iyileştirilmiş muamele değil, en ziyade müsaadeye mazhar ülke muamelesini öngörmektedir.

39 Ve, tabii ki, 1963’deki Ankara ve Lefkoşa arasındaki ilişkilerin kesilmesi durumu henüz yaşanmamıştı.

40 Ayrıca, yukarıdaki 33. paragrafa da bakınız.

41 Yukarıdaki 6. paragrafa da bakınız.

1 Kyriakides, in Blaustein & Flanz, Constitutions of the Countries of the World:s.v. Cyprus (1972), 7.

2 Necatigil, The Cyprus question and the Turkish position in international law, (2.. baskı., 1996, syf.9. Kıbrıs Türk İdaresinde yüksek düzeyli bir yetkili olan yazar, ilgili taraf (parti pris) olabileceği düşünülebilmesine rağmen, burada belirttiğim değerlendirmesinin doğru olduğu görünmektedir.Hukuki değerlendirme sözkonusu olduğunda , çalışmalarını incelediğim bir çok yazar tek bir bakış açısını geliştirmeye istekli bulunmaktadır. Ben ise, kendi bağımsız sonuçlarıma ulaşmaya çaba gösterdim.

3 Redmond, The Next Mediterranean Enlargement of the European Community: Turkey, Cyprus & Malta? (1993), syf.74.

4 Conference on Cyprus, Cmnd.679. Daha önce belirttiğim gibi, Zürih Anlaşmasının orjinal metni Fransızca’dır, fakat orjinal metin ile resmi İngilizce tercümesi arasında herhangi bir maddi değişiklik bulunmamakla birlikte, aşağıda da belirtiğim üzere bazı durumlarda İngilizce metnin daha iyi anlaşılabilmesi için Fransızca metin yardımcı olmuştur. Ayrıca aşağıda belirteceğim üzere, resmi Garanti Andlaşması esasen İngilizce ve Fransızca olarak yürürlüğe konmuştur.

5 164 British & Foreign State Papers (1959-60), 1.

6 Conference on Cyprus, Cmnd. 679.

7 Aynı gün, Sömürge Bakanı (Alan Lennox-Boyd) (diğer hususların yanısıra) Türk toplumunun Rum toplumu ile birlikte geleceğini belirlemek hususunda eşit haklara sahip olduğunu teyid etti: Parliamentary Debates, House of Commons (1956-7), vol. 562, col. 1268. 26 Haziran 1958 tarihinde Başbakan (Harold Macmillan) Sömürge Bakanının ifadesini bir “taahhüt” olarak tanımladı. Ade., vol. 590, col. 729.

8 UK Treaty Series No.5 (1961), Cmnd.1253.

9 “herhangi bir diğer devletle” ifadesi Londra Konferansı metninde yer almamaktadır.

10 Londra Konferansı metninde “vesile olan” denmektedir.

11 Londra Konferansı metninde “bu amaçla yasaklar” ifadesi yer almaktadır.Ancak bu yazım değişikliğini açıklayacak herhangi bir unsur bulunmamaktadır

12 Londra Konferansı metinlerinde cümlenin sonunda “ayrıca anayasasına saygıyı” ifadesi yer almaktadır.Değişiklik hiç şüphesiz 1959 yılında henüz Anayasanın hazırlanmamış olmasından kaynaklanmaktadır.

13 Londra Konferansındaki asıl metinde burada kullanılan ifade “yetkileri içerisinde kaldığı kadarı ile” dir.

14 Kuruluş Andlaşması için 33 üncü paragrafa bakınız.

15 İmzalanan metin ile Zürih’te üzerinde mutabakata varılan metin arasında bazı küçük farklılıklar bulunmakta ise de, bunlar esasa müteallik gözükmemektedir.

16 Cmnd. 1093.

17 Statutory Instrument No. 1368 of 1960

18 UK Treaty Series No.4 of 1961, Cmnd.1252

19 İngiliz Hükümetinin beyanındaki Kıbrıs’ın insan haklarını garanti altına alacağı yönündeki yükümlülükle ilgili olarak, Kıbrıs Cumhuriyetinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birinci Protokolde belirlenen haklarla benzer insan haklarını garanti ettiğine işaret edilmesi gerekebilecektir.Birinci madde ilgili bölümlerinde Kıbrıs Cumhuriyetinin topraklarını İngiliz askeri üsleri haricinde Kıbrıs adası ile sahillerinin dışındaki adaların oluşturduğunu düzenlemektedir. Madde 10 ise uyuşmazlık halinde hakemliğe başvurulmasını öngörmektedir.

20 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası Rumca ve Türkçe olarak tanzim edilmiştir. (Madde 180) Ancak, Blausteni ve Flanz’ın Dünya Ülkeleri Anayasaları (1972) isimli eserindeki çeviriye itimat etmek zorundayım.

21 Bu amaçla, madde “dışişlerini” tanımlamak üzere “uluslararası Andlaşma, sözleşme ve anlaşmaların yapılması” olarak devam etmektedir.

22 Bkz. e.g. Kyriakides, op.cit., n.1 yukarıdaki

23 Necatigil, op.cit., n.2 yukarıdaki, syf. 21.

24 Adıgeçen eser syf.24.

25 Avam Kamarası Belgeleri, 1986-87, Nos. 21-24; No.21, 27 inci paragraf

26 Adıgeçen eser, paragraf 31. Esasen, 26 Haziran 1967 tarihinde Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisi oybirliği ile niyetlerinin Enosis için mücadele olduğunu belirten kararı kabul etmiştir.

27 Necatigil, syf.46.

28 BMGK Kararı 186 (1964)

29 Dışişleri Komitesinin 1987 tarihli Raporunda (yukarıdaki 25 numara) paragraf 31’de belirtilen BM Genel Sekreterinin 29 Temmuz 1965 tarihli Raporu S/6569, paragraflar 7-11. Cumhurbaşkanı Yardımcısının alenen Kıbrıs Cumhuriyetinin sona erdiğini açıkladığı ve “ Kıbrıslı Türk üç bakanla birlikte, Meclisin Kıbrıslı Türk üyelerinin ve Kıbrıslı Türk kamu görevlilerinin Hükümetten çekildikleri” yönündeki görüşün ancak Yunanistan’ın pozisyonunu yansıttığına işaret etmek isterim. Greece’s International Position 3. The Cyprus Issue (tarihsiz). syf. 3.

30 Necatigil, syf 62-63

31 Hansard, cilt 79, sütun.466f Necatigil’de bahsedildiği şekiliyle, op.cit syf 57,

32 The Times, 21 Temmuz 1974, Necatigil’de bahsedildiği şekliyle, syf 88

33 Necatigil, syf 89

34 Güvenlik Konseyi Tutanakları, 1780. toplantı, syf 3

35 Necatigil, syf 94, Nedeni resmi olarak açıkça belirtilmemiştir. Ancak hukuki olmaktan çok, siyasi bir karar olduğu düşünülmektedir.

36 Ade. Hatırlanacağı üzere Garanti Andlaşması’nın 3. Maddesi’nin İkinci Paragrafı şöyledir: “ Ortak ya da uyumlu hareketlerin gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığının ortaya çıkması halinde, üç Garantör ülkeden herbiri, yalnızca bu Andlaşma ile kurulmuş bulunan düzeni (state of affairs) yeniden tesis etmek amacıyla harekete geçme hakkını saklı tutar.”

37 Ade., syf 96

38 Ade., syf 99

39 Ade., syf 424

40 AB Bülteni 1975. No 6, points 1201-12

41 Ade. Pp 106, 154-5

42 Redmond, op.cit.,n 3 syf.40

43 Ade., syf 30,39.

44 Doc. COM/93/313/ final

45 Necatigil, syf 411

46 Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan basın açıklaması, internet home page, AB’yle ilişkiler, Vaşington DC. 13 Aralık 1995

47 Cyprus News 87’den(1996), syf.3

48 Bkz. Palmer “The TRNC: Should the United States Recognize it as an Independent State?” 4 Boston Üniv. Ulus. Hukuk (1986), syf 425, 431-3’de. Cf. Press&Information Office, KC, “The Cyprus Problem (1995), syf 6-8.

49 The Cyprus Problem( 48 numara) syf 6

50 Cf.. Uluslararası Hukuk Komisyonunun Andlaşmalar Hukuku’nun taslak 50. maddesine ilişkin yorumu, Uluslararası hukuk Komisyonunun 17. dönem toplantısının ikinci bölümü ve 18. dönem toplantısı raporu, GA Off. Raporları, 21. dönem, No.9, syf 76, Nikaraguaya karşı Askeri ve Örgütsel Aktiviteler &, ICJ Rap. 1986, 100-1 syf.

51 Madde 4

52Viyana Sözlemesi’nin 44. Maddesi, sözleşmenin 53. Madde çerçevesinde Andlaşmaların ayrılmasını yasaklar ama 64. madde çerçevesinde değil. Cf ayrıca, Madde 71 (2)(b)

53 65-68. Maddeler

54 AİHK, 13 Kararlar&Raporlar (1978) syf. 116

55 Ade. Syf 119-20

56 Para.23(e)

57 Bkz. Greece’s International Position. 3: The Cyprus Issue, syf 7&11. Ayrıca bkz. 30 Temmuz 1974 tarihli Üç Garantör Devlet tarafından yapılan Cenevre Deklarasyonu, para.60. Konuyu tamamlamak bakımından, Garanti ve İttifak Andlaşmalarının, Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmadığı gerekçesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin rızasının geçerli olmayacağı görüşüne değinmek istiyorum. (Bkz. The Cyprus Problem yukarıdaki 48. madde, syf.8) Fakat bu arguman in statu nascendi durumundaki bir devlete uygulanabilir değildir, ayrıca her hal ve kada bildiğim kadarıyla Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından da resmi olarak geçersizlik zemini olarak müracaat edilmemiştir.

58 Parlamento Tartışmaları (Lordlar), 401. Bl. Col. 2024 (25 Temmuz 1979)

59 1986-87 Dönemi 3. Rapor, 100. soru

60 Uluslararası Hukuk Konusunda İngiltere Belgeleri 1994, 65BYIL(1954) 590

61 Güvenlik Konseyi’nin ve Genel Kurul’un İttifak Andlaşmasının geçerliliği konusunda şüpheleri bulunduğuna dair bir görüş mevcut olabilir. Genel Kurul’un 1978 tarihli 33/15 ve Güvenlik Konseyi’nin 927(1994) sayılı kararları sırasıyla Kıbrıstaki yabancı kuvvetlerin tamamen çekilmesi veya indirime gidilmesi çağrısında bulunmaktadır. Bununla beraber, İttifak Andlaşması bu mütalaa çerçevesinde bir konu olmayacaktır.

62 BM belg.S/244722(21 Ağustos 1992), para. 54

63 Cf. Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi, 54-72. maddeler. Andlaşmaların askıya alınması burada konu edilmemektedir.

64 Ade. Madde 60-62. Yeni bir ius cogens kuralının ortaya çıkışı halihazırda tartışılmıştı.

65 Kıbrıs Rum tarafının İttifak Andlaşmasına ilişkin tutumu konusunda bu görüşün aksi öne sürülebilir. Cf Tornaritis (Kıbrıs Rum Yönetimi Başsavcısı), Cyprus and its Constitutional and other Legal Problems (2. baskı., 1980) syf 60; fakat İttifak Andlaşması burada konu edilmemektedir.

66 Vurgulama ilave edilmiştir.

67 3.Rapor, 1987-87 dönem, para. 10.

68 Para. 4-30.

69 İnsan hakları sözleşmesi ve teamül hukuku bazı sınırlamalar getirebilir.

70 181. Madde

71 Bkz. 38.paragraf

72 Bkz. E.g. Rousseau, II Droit Intenational Public (1974)308.

73 “Kıbrıs Cumhuriyeti Yayını”, Cyprus: The Way to Full EU Membership (3. baskı, 1995) syf. 5.

74 AİHK, 13 Kararlar ve Raporlar 1978, syf 116.

75 Belge COM/93/313 sonuç, 30 Haziran 1993 sf.4

76 Avusturya-Almanya Gümrük Birliği davasıyla ilgili ilginç paralellikler bulunmaktadır (1931), PCIJ Ser.A/B, no.41, sf.37. Uluslararası Daimi Adalet Divanı, 4 Ekim 1922 tarihli Cenevre Protokolunun hilafına, Avusturya’nın Almanya ile gümrük birliğine girmesinin onun ekonomik bağımsızlığına zarar vereceğine karar vermiştir.

77 İngiltere Yorumlama Yasası 1978 (bölüm.30) sf.6 der ki, “ Herhangi bir yasada, aksi niyet olmadıkça tekil kelimeler çoğul, çoğul kelimeler tekil anlam taşır” ABD Yasa Kuralları 1. Bölümü de aynı konuya işaret eder: 1 USC, bölüm 1, (1982)

78 34-39. paragraflara bakınız

79 8. paragraf

80 34. paragrafa bakınız

81 7. paragraf

82 Broos & Forman, “Genişleme: Hukuki ve Usuli Yönleri”, 32 CML Rev. (1995), pp. 95, 98

83 Komisyon Görüşü, belge COM/93/193 sonuç, paragraflar 8-10

84 [1994] 1 ECR 3087

85 Özellikle 37. paragraf ff.

86 Cf. Booss & Forman, op.cit., sf.101

87 Doğu Almanya ile birleşme öncesi Federal Almanya Cumhuriyeti’nin durumu, ilk bakışta öyle görünse de bir emsal değildir. Federal Cumhuriyet Doğu Almanya adına Andlaşma akdetme yetkisine sahip olduğu iddiasında bulunmamış ve bu yetkiye sahip olmamış ve burada egemenlik iddiasında bulunmamıştır. Cf. Mann, “Almanya’nın Mevcut Hukuki Statüsü”, 1967 ICLQ,760, yeniden basım Uluslararası Hukuk Çalışmaları (1973), sf.660, özellikle sf.702; O’Keefe, “Doğu Almanya’nın Avrupa Birliği Üyeliğinin Hukuki Sonuçları”, 1990-91 Avrupa Bütünleşmesinin Hukuki Hususları, sf.1

88 78-99. paragraflar

89 105-109. paragraflar

90 Paragraflar 7 & 108

91 108. paragraf

92 34.-38. paragraflar

93 n.13

94 112.-115. paragraflar

95 Ya da daha kesin olarak bir dizi garantiler

1 BM Andlaşmalar Serisi 217, sf.224 (No.2949)

2 Komisyon’un Raporu, “Genişleme Tehdidi:Avusturya’nın Üyelik Başvurusuna ilişkin Komisyon Görüşü” Avrupa Toplulukları Bültenindedir, Supp. 4/92. Daimi tarafsız bir devlet olarak Avusturya’nın AB Andlaşmaları altındaki yükümlülüklerini uygulayıp uygulayamayacağı hakkında bir bölüm vardır (pp. 15-18). Sonuçta sorunların var olduğu, ancak bunların üstesinden gelinemeyecek sorunlar olmadığı belirtilmiştir. Burada sözkonusu olan Devlet Andlaşmasının 4. maddesindeki üyeliğin uyumlu olup olmadığı konusuna değinilmemektedir. Bunun muhtemel nedeni kısa zamanda görülecektir.

3 35 Keesings Dünya Olayları Dosyası (1989), sf. 36431

 


30 OCAK VE 24 TEMMUZ 1923 I.BARIŞ ANDLAŞMASI

24 TEMMUZ 1923 TARİHİNDE İMZALANMIŞTIR

 

Bir yandan,

İNGİLİZ İMPARATORLUĞU, FRANSA, İTALYA, JAPONYA, YUNANİSTAN, ROMANYA, SIRP - HIRVAT - SLOVEN DEVLETİ,

Ve öte yandan,

TÜRKİYE, 

1914 yılından beri Doğu'nun huzurunu bozan savaş durumuna kesin bir son vermek için aynı istekle duygulu olarak,

Uluslarının ortaklaşa refah ve mutluluğu için gerekli olan dostluk ve ticaret ilişkilerini aralarında yeniden kurmak özlemi içinde,

Ve bu ilişkilerin, Devletlerin bağımsızlığına ve egemenliğine saygı temeline dayanması gerektiğini düşünerek,

Bu amaçla bir Andlaşma yapmayı kararlaştırmışlar ve Tamyetkili Temsilcilerini aşağıda belirtildiği üzere atamışlardır:

MAJESTE BÜYÜK-BRİTANYA VE İRLANDA BIRLEŞİK-KRALLIĞI VE DENİZLER ÖTESİ İNGİLİZ ÜLKELERİ KRALI, HİNDİSTAN IMPARATORU:

Çok Sayın Sir Horace George Montagu RUMBOLD, Baronet, G.C.M.G., İstanbul'da Yüksek-Komiser;

FRANSA CUMHURBAŞKANI: 

Korgeneral Sayın Maurice PELLE, Fransa Büyükelçi, Cumhuriyet'in Doğu'da Yüksek-Komiseri, LYgion d'Honneur Ulusal Nişanın Grand Officier rütbesi;

MAJESTE İTALYA KRALI: 

Sayın Marki Camile GARRONI, Krallık Senatörü, İtalya Büyükelçisi, İstanbul'da Yüksek-Komiser, Saints Maurice et Lazare Nişanlarıyla Couronne d'Italie Nişanının Grand-Croix rütbesi;

M.Jules CYsar MONTAGNA, Atina'da Olağanüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi, Saints Maurice et Lazare Nisanlarinin Commandeur rütbesi, Couronne d'Italie Nişanının Grand Officier rütbesi;

MAJESTE JAPONYA İMPARATORU: 

M.Kentaro OTCHIAI, Jusammi, Soleil Levant Nişanının Birinci Sınıf rütbesi, Roma'da Olağanüstü ve Tamyetkili Büyükelçi;

MAJESTE YUNANLILAR KRALI: 

M.Eleftherios K. VENISELOS, eski Başbakan, Sauveur Nişanının Grand-Croix rütbesi;

M.DYmètre CACLAMANOS, Londra'da Tamyetkili Temsilci, Sauveur Nişanının Commandeur rütbesi;

MAJESTE ROMANYA KRALI: 

M.Constantin I.DIAMANDY, Tamyetkili Ortaelçi;

M.Constantin CONTZESCO, Tamyetkili Ortaelçi;

MAJESTE SIRPLAR, HIRVATLAR VE SLOVENLER KRALI: 

M.Dr.Miloutine YOVANOVITCH, Bern'de Olağanüstü Temsilci Tamyetkili Ortaelçi;

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HÜKÜMETİ: 

İSMET Paşa, Dışişleri Bakanı, Edirne Milletvekili;

Dr.RIZA NUR Bey, Sağlık İşleri ve Sosyal Yardım Bakanı, Sinop Milletvekili;

HASAN Bey, eski Bakan, Trabzon Milletvekili.

BU TEMSILCILER, yetki belgelerini gösterdikten ve bu belgeler usulüne uygun ve geçerli kabul edildikten sonra, aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya varmışlardır:

BÖLÜM I 

SIYASAL HÜKÜMLER 

MADDE 1. 

İşbu Anlaşmanın yürürlüğe girişi tarihinden başlayarak, bir yandan İngiliz İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya Sırp-Hırvat-Sloven Devleti ve öte yandan Türkiye arasında olduğu kadar, bunların uyrukları arasında da, barış durumu kesin olarak kurulmuş olacaktır.

Taraflar arasında resmi ilişkiler kurulacak ve Tarafların ülkelerinde diplomasi ve konsolosluk görevlileri (agents diplomatiques et consulaires), yapılacak özel anlaşmalara halel gelmeksizin, Devletler hukukunun genel ilkeleri uyarınca işlem göreceklerdir.

KESIM I 

i.ÜLKEYE İLİŞKİN HÜKÜMLER 

MADDE 2 

Karadeniz'den Ege Denizi'ne kadar Türkiye'nin sınırları aşağıdaki gibi saptanmıştır

(I sayılı Haritaya bakılması):

1. Bulgaristan ile:

Rezvasya'nın denize döküldüğü yerden, Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarının birleştikleri noktada, Meriç'e kadar:

Bulgaristan'ın Güney sınırı, şimdiki durumuyla saptanmış olduğu gibi;

2. Yunanistan ile:

Buradan, Arda ve Meriç'in birleştikleri yere kadar:

Meriç'in akım yolu;

Buradan Arda kaynağına doğru (vers l'amont de l'Arda) bu nehir üzerinde ve Çörek Köy'ün hemen yakınında olmak üzere arazi üzerinde saptanacak bir noktaya kadar:

Arda'nın akım yolu;

Buradan, Güney-Doğu doğrultusunda, Bosna Köy'ün, nehrin denize döküldüğü yönde (en aval) 1 kilometre uzaklığında bulunan bir noktaya kadar:

Bosna-Köy'ü Türkiye'de bırakan, belli olacak ölçüde düz bir çizgi, Çörek Köy, 5 nci maddede belirtilen Komisyonca, nüfusunun (halkının) çoğunluğunun Türk ya da Rum olarak kabul edileceğine göre Türkiye'ye ya da Yunanistan'a verilecektir; 1 Ekim 1922 den sonra bu köye göç etmiş olanlar hesaba katılmayacaklardır;

Buradan, Ege Denizi'ne kadar;

Meriç'in akım yolu.

MADDE 3 

Akdeniz'den İran sınırına kadar, Türkiye'nin sınırı aşağıdaki gibi saptanmıştır:

1. Suriye ile:

20 Ekim 1921 tarihli Türk-Fransız Andlaşmasının 8 nci maddesiyle saptanmış olan sınır;

2. Irak ile:

Türkiye ile Irak arasındaki sınır, işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak dokuz aylık bir süre içinde Türkiye ile İngiltere arasında dostça bir çözüm yoluyla saptanacaktır.

Öngörülen süre içinde iki Hükümet arasında bir anlaşmaya varılamazsa, anlaşmazlık Milletler Cemiyeti Meclisine götürülecektir.

Sınır çizgisi konusunda alınacak kararı beklerken, Türk ve İngiliz Hükümetleri, kesin geleceği [kaderi] bu karara bağlı olan toprakların şimdiki durumunda herhangi bir değişiklik yapacak nitelikte hiç bir askeri ya da başka bir harekete bulunmamayı karşılıklı olarak yükümlenirler.

MADDE 4

İşbu Andlaşmada belirtilen sınırlar, Andlaşmaya eklenmiş 1/1,000,000 ölçekli haritalar üzerine çizilecektir. Andlaşma metni ile haritalar arasında uyuşmazlık çıkarsa, Andlaşma metni üstün tutulacaktır.

MADDE 5

İşbu Andlaşmanın 2 nci maddesinin 2 nci paragrafında tanımlanmış sınırı, toprak [arazi] üzerinde çizmekle, bir Sınırlandırma Komisyonu görevlendirilecektir. Komisyon, Türkiye ile Yunanistan'in -her Devlet için birer temsilci olmak üzere- temsilcilerinden ve bunların üçüncü bir Devletin uyrukları arasında seçecekleri bir Başkan'dan kurulacaktır.

Sınırlandırma Komisyonu, her yerde, yönetsel sınırlarla yerel [mahalli] ekonomik çıkarları, elden geldiği ölçüde göz önünde tutarak, Andlaşmalarda verilmiş tanımlamaları en yakından izlemeye çalışacaktır.

Komisyonun kararları oyçokluğuyla alınacak ve bu kararlar ilgili Taraflar için bağlayıcı nitelikte olacaktır.

Sınırlandırma Komisyonunun giderleri ilgili Taraflarca eşit olarak yüklenilecektir.

MADDE 6

Bir nehrin ya da bir ırmağın kıyılarıyla değil de akım yollarıyla tanımlanan sınırlar bakımından, işbu Andlaşmadaki tanımlamalarda kullanılan "akım yolu" (mecra "cours" ya da "chenal") terimleri, şu anlama gelmektedir: Bir yandan, gemilerin gidiş-gelişine (ulaşıma) elverişli olmayan nehirlerde, akar suyun ya da ana kolunun ortay çizgisi (ligne mYdiane), ve öte yandan, gemilerin gidiş-gelişlerine (ulaşıma) elverişli nehirlerde, ana gidiş-geliş yolunun ortay çizgisi (ligne mYdiane du chenal de navigation principale). Bununla birlikte, akım ya da gidiş-geliş yolunda değişiklikler olması halinde, sınır çizgisinin, bu biçimde tanımlanmış olan akım yoluyla gidiş-geliş yolunu mu izleyeceğini, yoksa, bu yolun, işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş anındaki durumunda olduğu gibi kesin olarak saptanmış mı kalacağını kararlaştırmaya, işbu Andlaşmada öngörülen Sınırlandırma Komisyonu yetkili olacaktır.

İşbu Andlaşmada aykırı bir hüküm bulunmadıkça, deniz sınırları, kıyıya üç milden daha yakın bulunan adaları ve adacıkları da içine alacaktır.

MADDE 7

İlgili Devletler, Sınırlandırma Komisyonuna, görevlerini yerine getirmesi için gerekli her türlü belgeleri, özellikle şimdiki ya da eski sınırların saptanmasına ilişkin tutanakların doğruluğu onanmış örneklerini, elde bulunan en büyük ölçekli bütün haritaları, geodezik verileri, yapılmış fakat yayınlanmamış yerölçmesi [mesaha] haritalarını (levYs), sınırdaki akar suların yatak değiştirmelerine ilişkin bilgileri vermeyi yüklenirler. Türk makamlarının elinde bulunan haritalar, geodezik veriler, yayınlanmamış olsa bile yerölçmesi [mesaha] haritaları, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından sonra en kısa süre içinde, İstanbul'da, Sınırlandırma Komisyonunun Başkanına teslim edilecektir.

İlgili Devletler, bundan başka, bütün belgeleri, özellikle planları, kadastrolarla tapu kütüklerini ve, Komisyon isterse, mülkiyet durumuna ve ekonomik akımlara ilişkin bilgilerle gerekli her çeşit bilgileri Komisyona iletmeleri için yerel makamlara yönergeler [talimat] vermeyi de yükümlenirler.

MADDE 8

İlgili Devletler, Sınırlandırma Komisyonuna, görevlerini yerine getirebilmesi için gerekli olan ulaşım, konut, işgücü ve malzemeye (direkler ve sınır işaretleri) ilişkin her türlü yardımı gerek doğrudan gerekse yerel makamların aracılığıyla yapmayı yükümlenirler.

Özellikle, Türk Hükümeti, Sınırlandırma Komisyonunun görevlerini yerine getirmesinde, gerekli görünürse, teknik personel yardımında bulunmayı yükümlenir.

MADDE 9

İlgili Devletler, Komisyonca konulmuş nirengi noktalarını, sınır işaretlerini, taşlarını, kazık ya da direklerini korumayı yükümlenirler.

MADDE 10

Sınır işaretleri [taş, kazık ya da direkler], birbirinden gözle görülecek uzaklıklarda konulacaktır; bunlara sayı verilecek ve yerleriyle sayıları bir haritaya işlenecektir.

MADDE 11

Sınırlandırmaya ilişkin kesin tutanaklar, bunlara ekli haritalar ve belgeler, her biri de asıl nusha sayılmak üzere, üç nusha olarak düzenlenecektir; bunlardan ikisi sınırdaş Devletlere, üçüncüsü de, doğruluğu onaylanmış birer örneğini işbu Andlaşmayı imzalamış Devletlere gönderecek olan, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine verilecektir.

MADDE 12

İmroz (Imbros) adası ile Bozcaada (Tenedos) ve Tavşan adaları (Iles aux Lapins) dışında, Doğu Akdeniz adaları ve özellikle Limmi (Lemnos), Semadirek (Semendirek, Samothrace), Midilli (MitylYne), Sakız (Chio), Sisam (Samos) ve Nikarya (Nicaria) adaları üzerinde Yunan egemenliği konusunda 17/30 Mayıs 1913 tarihli Londra Andlaşmasının 5 nci ve 1/14 Kasım 1913 tarihli Atina Andlaşmasının 15 nci Maddeleri hükümleri uyarınca alınan ve 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan Hükümetine bildirilen karar, bu Andlaşmanın, İtalya'nın egemenliği altına konulan ve 15 nci Maddede belirtilen adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak üzere, doğrulanmıştır. İşbu Andlaşmada aykırı bir hüküm bulunmadıkça, Asya kıyısından 3 milden az bir uzaklıkta bulunan adalar, Türk egemenliği altında kalacaktır.

MADDE 13

Barışın sürekli olmasını sağlamak amacıyla, Yunan Hükümeti, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adalarında, aşağıdaki tedbirlere uymayı yükümlenir:

1. Bu adalarda hiç bir deniz üssü kurulmayacak, hiç bir istihkam yapılmayacaktır.

2. Yunan askeri uçaklarının Anadolu kıyısı toprakları üstünde uçmaları yasak olacaktır.

Buna karşılık, Türk Hükümeti de askeri uçaklarının bu adalar üstünde uçmalarını yasaklayacaktır.

3. Bu adalarda, Yunan askeri kuvvetleri, askerlik hizmetine çağrılmış ve bulundukları yerde eğitilebilecek normal asker sayısında çok olmayacağı gibi, jandarma ve polis kuvvetleri de, bütün Yunan ülkesindeki jandarma ve polis kuvvetlerine orantılı bir sayıda kalacaktır.

MADDE 14

Türk egemenliği altında kalan İmroz adasıyla Bozcaada, yerel [mahalli] yönetim ile can ve mal güvenliği bakımından, Müslüman-olmayan yerli halka gerekli bütün güvenceyi sağlayan, yerel unsurlardan kurulu bir özel yönetim örgütünden yararlanacaktır. Bu adalarda düzenin korunması yukarıda öngörülen yerel yönetim örgütünün aracılığıyla yerli halktan seçilmiş ve bu örgütün emrinde bulunan bir polis kuvvetince sağlanacaktır.

Rum ve Türk halklarının mübadelesine ilişkin olarak Türkiye ile Yunanistan arasında kararlaştırılmış ya da kararlastırılacak olan hükümler, İmroz ve Bozcaada adaları halkına uygulanmayacaktır.

MADDE 15

Türkiye, aşağıda sayılan adalar üzerindeki bütün haklarından ve sıfatlarından İtalya yararına vazgeçer: Bugünkü durumda İtalya'nin işgali altında bulunan Stampalia (Astropolia), Rodos (Rhodes, Rhodos), Kalki (Calki, Khalki), Skarpanto (Scarpanto), Kazos (Casos, Casso), Piskopis (Piscopis, Tilos), Miziroz (Misiros, Nisyros), Kalimnos (Calimnos, Kalymnos), Leros, Patmos, Lipsos (Lipso), Simi (Symi) ve İstanköy (Cos, Kos), adaları ile, bunlara bağlı adacıklar, ve Meis (Castellorizo) adası (2 sayılı Haritaya bakılması).

MADDE 16

Türkiye, işbu Andlaşmada belirtilen sınırlar dışında bulunan topraklar üzerindeki ya da bu topraklara ilişkin olarak, her türlü haklarıyla sıfatlarından ve egemenliği işbu Andlaşmada tanınmış adalardan başka bütün öteki adalar üzerindeki her türlü haklarından ve sıfatlarından vazgeçmiş olduğunu bildirir; bu toprakların ve adaların geleceği [kaderi], ilgililerce düzenlenmiştir ya da düzenlenecektir.

İşbu maddenin hükümleri, Türkiye ile sınırdaş olan ülkeler arasında komşuluk durumları yüzünden kararlaştırılmış ya da kararlaştırılacak olan özel hükümlere halel vermez.

MADDE 17

Türkiye'nin Mısır ve Sudan üzerindeki bütün haklarından ve sıfatlarından vazgeçisi, 5 Kasım 1914 tarihinden başlayarak yürürlüğe girmiş olacaktır.

MADDE 18

Türkiye, Mısır vergisiyle güvence altına alınmış Osmanlı borçlanmaları -başka bir deyimle 1855, 1891 ve 1894 borçlanmaları- konusundaki bütün yükümlerinden ve borçlarından aklanmıştır [ibra edilmiştir]. Bu üç borçlanmanın hizmetleri için Mısır'ın yaptığı yıllık ödemeler, bugün Mısır Devlet Borcu hizmetlerinin ödenmesinin bir parçasını oluşturmakta olduğundan, Mısır, Osmanlı Devlet Borcuna [Düyun-u Umumiye-i Osmaniye'ye] ilişkin olarak başka her türlü borçlardan aklanmıştır.

MADDE 19

Mısır Devletinin tanınmasından doğan sorunlar, ilgili Devletler arasında saptanacak şartlar içinde, sonradan kararlaştırılacak hükümlerle çözüme bağlanacak ve işbu Andlaşma uyarınca Türkiye'den ayrılan topraklara ilişkin olarak sözü geçen Andlaşmanın hükümleri Mısır Devletine uygulanacaktır.

MADDE 20

Türkiye, İngiliz Hükümetince 5 Kasım 1914 tarihinden ilan edilen, Kıbrıs'ın [İngiltere'ye] katılışını tanıdığını bildirir.

MADDE 21

5 Kasım 1914 tarihinden Kıbrıs adasında yerleşmiş bulunan Türk uyrukları, yerel kanunun saptadığı şartlar içinde, İngiliz uyrukluğunu edinecekler ve bu kimseler Türk uyrukluğunu yitireceklerdir. Bununla birlikte, işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak iki yıllık bir süre içinde, Türk uyrukluğunu seçme yetenekleri olacaktır; bu durumda, seçme hakkını (option) kullandıkları tarihi izleyecek oniki ay içinde Kıbrıs adasından ayrılmaları zorunlu olacaktır.

İşbu Andlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihte Kıbrıs adasında yerleşmiş olup da, bu tarihte, yerel kanunun öngördüğü şartlar içinde yapılmış başvurma üzerine İngiliz uyrukluğunu edinmiş bulunan ya da edinmekte olan Türk uyrukları da bu yüzden Türk uyrukluğunu yitireceklerdir.

şurası kararlaştırılmıştır ki, Kıbrıs Hükümetinin, Türk Hükümetinin rızası olmaksızın Türk uyrukluğundan başka bir uyrukluk edinmiş olan kimselere, İngiliz uyrukluğunu reddetme yeteneği olacaktır.

MADDE 22

Türkiye, 27 nci Maddenin genel hükümlerine halel gelmemek şartıyla, 18 Ekim 1912 tarihli Lausanne Andlaşması ve bu Andlaşmaya ilişkin senetler uyarınca, ne nitelikte olursa olsun, Libya'da yararlandığı bütün haklarının ve ayrıcalıklarının kesin olarak sona erdiğini tanıdığını bildirir.

2.ÖZEL HÜKÜMLER

MADDE 23

Bağıtlı Yüksek Taraflar, Boğazlar rejimine ilişkin bugünkü tarihle yapılmış olan Sözleşmede öngörüldüğü üzere Çanakkale Boğazı'nda, Marmara Denizi'nde ve Karadeniz Boğazı'nda, denizden ve havadan, barış zamanında olduğu gibi savaş zamanında da, geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) serbestliği ilkesini kabul ve ilan etmekte görüş birliğine varmışlardır. [Boğazlar rejimine ilişkin olarak bugünkü tarihle yapılmış] bu Sözleşme, Yüksek Taraflar bakımından, sanki bu Andlaşmanın içindeymiş gibi, aynı güç ve değerde olacaktır.

MADDE 24

İşbu Andlaşmanın 2 nci Maddesinde tanımlanan sınır rejimine ilişkin olarak bugünkü tarihte yapılmış olan Sözleşme, işbu Andlaşmaya taraf olan Devletler bakımından, sanki bu Andlaşmanın içindeymiş gibi, aynı güç ve değerde olacaktır.

MADDE 25

Türkiye kendisiyle yan yana savaşmış olan Devletlerle öteki Bağıtlı Devletler arasında yapılmış Barış Andlaşmaları ile ek Sözleşmeleri tam geçerli olarak tanımadığı, eski Alman İmparatorluğu, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan topraklarına ilişkin olarak alınmış ya da alınacak kararları kabul etmeyi ve yeni Devletler [bu andlaşmalarda] saptanan sınırlar içinde tanımayı yükümlenir.

MADDE 26

Türkiye, şimdiden, Almanya'nın, Avusturya'nın, Bulgaristan'ın, Yunanistan'ın, Macaristan'ın, Polonya'nın, Romanya'nın, Sırp-Hırvat-Sloven Devletinin ve Çeko-Slovakya Devletinin sınırlarını -işbu sınırlar 25 nci Maddede belirtilen Andlaşmalar ya da bunları tamamlayıcı bütün sözleşmelerde saptanmış olduğu ya da saptanabileceği üzere- tanıdığını ve kabul ettiğini bildirir.

MADDE 27

Türk ülkesinin dışında, işbu Andlaşmayı imzalayan öteki Devletlerin egemenliği ya da koruyuculuğu (protectorat) altında bulunan ülkelerin uyrukları ile Türkiye'den ayrılmış ülkelerin uyrukları üzerinde, Türk Hükümeti ya da Türk makamlarınca, siyasal, yasamaya ya da yönetime iliskin herhangi bir nedenle olursa olsun, hiç bir güç ya da yetki kullanılmayacaktır.

şurası kararlastırılmıştır ki, Müslüman din makamlarının ruhani yetkilerine halel verilmiş değildir.

 

MADDE 28

Bağıtlı Yüksek Taraflar, her biri kendi yönünden, Türkiye'de Kapitülasyonların her bakımdan kaldırıldığını kabul ettiklerini bildirirler.

MADDE 29

Fransız uyrukluğundaki Fas'lılara ve Tunus'lulara, Türkiye'de, her bakımdan, öteki Fransız uyruklarına uygulanan rejim uygulanacaktır.

Libya uyrukluğunda olanlara, Türkiye'de, her bakımdan, öteki İtalyan uyruklarına uygulanan rejim uygulanacaktır.

İşbu Maddenin hükümleri, Türkiye'de, yerleşmiş, Tunus, Libya ve Fas kökenli kimselerin uyrukluğunu etkilememektedir.

Buna karşılık, Türk uyrukları, halkı 1 nci ve 2 nci fıkraların hükümlerinden yararlanan ülkelerde, Fransa ile Italya'da yararlandıkları aynı rejimden yararlanacaklardır.

Birinci fıkradaki hükümlerden halkı yararlanan ülkelerden gelen ya da bu ülkelere gönderilen mallara [ticaret esyaşına] Türkiye'de uygulanacak rejim ile, buna karşılık, Türkiye'den gelen ya da Türkiye'ye gönderilecek mallara bu ülkede uygulanacak rejim, Fransız Hükümeti ile Türk Hükümeti arasında anlaşma ile saptanacaktır.

KESIM II

UYRUKLAR

MADDE 30

İşbu Andlaşmanın hükümleri uyarınca, Türkiye'den ayrılmış ülkelerde yerleşmiş Türk uyrukları hukukça (de plein droit) ve yerel yasaların öngördüğü şartlarla, bu ülke hangi Devlete bırakılmışsa o Devletin uyruğu olacaklardır.

MADDE 31

Onsekiz yaşını aşmış olup da Türk uyrukluğunu yitiren ve 30 ncu Madde uyarınca hukuk açısından yeni bir uyrukluk edinmiş bulunan kimseler, işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, iki yıllık bir süre içinde Türk uyrukluğunu seçebileceklerdir.

MADDE 32

İşbu Andlaşma uyarınca, Türkiye'den ayrılan bir ülkede yerleşmiş ve bu ülkede halkın çoğunluğundan soy [ırk] bakımından ayrı olan, 18 yaşını aşmış kimseler, işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak iki yıllık bir süre içinde, halkın çoğunluğu seçme hakkını (droit d'option) kullanan kişinin soyundan olan Devletlerden birinin uyrukluğunu, bu Devletin de buna razı olması şartıyla, edinebileceklerdir.

 

MADDE 33

31 nci ve 32 nci Maddelerdeki hükümler uyarınca, seçme haklarını (droit d'option) kullanan kimseler, bunu izleyen oniki ay içinde konutlarını [ikametgahlarını], seçme haklarını hangi Devlet için kullanmışlarsa o Devletin ülkesine taşıtmak zorundadırlar.

Bu gibi kimseler, seçme haklarını kullanmazdan önce, oturmakta oldukları öteki Devletin ülkesinde malik oldukları taşınmaz malları ellerinde tutmakta serbest olacaklardır.

Bu gibi kimseler, her çeşit taşınır mallarını yanlarında götürebileceklerdir. Bu yüzden, kendilerinden, bu malların çıkarılışı ya da sokuluşu için hiç bir vergi ya da resim alınmayacaktır.

MADDE 34

İşbu Andlaşmanın hükümleri uyarinca, Türkiye'den ayrilan bir ülkenin yerli halkindan olup, 18 yasini asmis ve İşbu Andlaşmanın yürürlüge girdigi tarihte yabanci ülkelerde yerlesmis bulunan Türk uyrukları, Türkiye'den ayrilan ülkelerde yetkilerini [otoritelerini] kullanan Hükümetlerle, yerlesmis bulunduklari ülkelerin Hükümetleri arasında yapilmasi gerekli görülebilecek anlasmalar sakli kalmak üzere, yerli halkinda olduklari ülkedeki uyruklugu seçebilirler. Bu seçme hakkı (droit d'option), İşbu Andlaşmanın yürürlüge girdigi tarihten baslayarak iki yillik bir süre içinde kullanilmalidir.

MADDE 35

Bagitli Devletler, İşbu Andlaşmada, ya da Almanya, Avusturya, Bulgaristan ya da Macaristan ile yapilmis Barış Andlaşmalarinda, ya da Türkiye'den baska bagitli Devletlerle ya da onlardan biriyle Rusya arasında, ya da kendileri arasında yapilmis bir Andlaşmada öngörülen ve ilgililere, kendileri için edinilmesi mümkün her hangi bir uyrukluga geçme olanagini saglayan seçme hakkının (droit d'option) kullanilmasina, herhangi bir engel çikartmamayi yükümlenirler.

MADDE 36

İşbu Kesimdeki hükümlerin uygulanmasinda, her bakimdan, evli kadinlarin durumu kocalarinin, ve 18 yasindan küçük çocuklarin durumu da ana-babalarinin durumuna göre ayarlanacaktir.

KESIM III

AZINLIKLARIN KORUNMASI

MADDE 37

Türkiye, 38 nci Maddeden 44 ncü Maddeye kadar olan Maddelerin kapsadigi hükümlerin temel yasalar olarak taninmasini ve hiç bir kanunun, hiç bir yönetmeligin (tüzügün) ve hiç bir resmi islemin bu hükümlere aykiri ya da bunlarla çelisir olmamasini ve hiç bir kanun, hiç bir yönetmelik (tüzük) ve hiç bir resim islemin söz konusu hükümlerden üstün sayilmamasini yükümlenir.

MADDE 38

Türk Hükümeti, Türkiye'de oturan herkesin, dogum, bir ulusal topluluktan olma [milliyet, nationalitY], dil, soy ya da din ayirimi yapmaksizin, hayatlarini ve özgürlüklerini korumayi tam ve eksiksiz olarak saglamayi yükümlenir.

Türkiye'de oturan herkes, her inancin, dinin ya da mezhebin, kamu düzeni ve ahlak kurallariyla çatismayan gereklerini, ister açikta isterse özel olarak, serbestçe yerine getirme hakkına sahip olacaktir.

Müslüman-olmayan azinliklar, bütün Türk uyruklarına uygulanan ve Türk Hükümetince, ulusal savunma amaciyla ya da kamu düzeninin korunmasi için, ülkenin tümü ya da bir parçasi üzerinde alinabilecek tedbirler sakli kalmak sartiyla, dolasim ve göç etme özgürlüklerinden tam olarak yararlanacaklardir.

MADDE 39

Müslüman-olmayan azinliklara mensup Türk uyrukları, Müslümanlarin yararlandiklari ayni yurttaslik [medeni] haklariyla siyasal haklardan yararlanacaklardir.

Türkiye'de oturan herkes, din ayirimi gözetilmeksizin, kanun önünde esit olacaktir.

Din, inanç ya da mezhep ayriligi, hiç bir Türk uyrugunun, yurttaslik haklariyla [medeni haklarla] siyasal haklarindan yararlanmasina, özellikle kamu hizmet ve görevlerine kabul edilme, yükseltilme, onurlanma ya da çesitli mesleklerde ve is kollarinda çalisma bakimindan, bir engel sayilmayacaktir.

Herhangi bir Türk uyrugunun, gerek özel gerekse ticaret iliskilerinde, din, basin ya da her çesit yayin konulariyla açik toplantilarinda, diledigi bir dili kullanmasina karsi hiç bir kisitlama konulmayacaktir.

Devletin resmi dili bulunmasina ragmen, Türkçeden baska bir dil konusan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakimindan uygun düsen kolayliklar saglanacaktir.

MADDE 40

Müslüman-olmayan azinliklara mensup Türk uyrukları, hem hukuk bakimindan hem de uygulamada, öteki Türk uyruklarıyla ayni islemlerden ve ayni güvencelerden [garantilerden] yararlanacaklardir. Özellikle, giderlerini kendileri ödemek üzere, her türlü hayir kurumlariyla, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer ögretim ve egitim kurumlari kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapmak konularinda esit hakka sahip olacaklardir.

MADDE 41

Genel [kamusal] egitim konusunda, Türk Hükümeti, Müslüman-olmayan uyrukların önemli bir oranda oturmakta olduklari il ve ilçelerde, bu Türk uyruklarınin çocuklarina ilk okullarda ana dilleriyle ögretimde bulunulmasini saglamak bakimindan, uygun düsen kolayliklari gösterecektir. Bu hüküm, Türk Hükümetinin, söz konusu okullarda Türk dilinin ögrenimini zorunlu kilmasina engel olmayacaktir.

Müslüman-olmayan azanliklara mensup Türk uyruklarınin önemli bir oranda bulunduklari il ve ilçelerde, söz konusu azinliklar, Devlet bütçesi, belediye bütçesi ya da öteki bütçelerce, egitim, din ya da hayir islerine genel gelirlerden saglanabilecek paralardan yararlanmaya ve pay ayrilmasina hak gözetirlige uygun ölçülerde katilacaklardir.

Bu paralar, ilgili kurumlarin (Ytablissements et institutions) yetkili temsilcilerine teslim edilecektir.

MADDE 42

Türk Hükümeti, Müslüman-olmayan azinliklarin aile durumlarilya [statüleriyle, aile hukukuyla] kisisel durumlarin [statüleri, kisi halleri] konusunda, bu sorunlarin, söz konusu azinliklarin gelenek ve görenekleri uyarinca çözümlenmesine elverecek bütün tedbirleri almagi kabul eder.

Bu tedbirler, Türk Hükümetiyle ilgili azinliklardan her birinin esit sayida temsilcilerinden kurulu özel Komisyonlarca düzenlenecektir. Anlasmazlik çikarsa, Türk Hükümetiyle Milletler Cemiyeti Meclisi, Avrupa'li hukukçular arasından birlikte seçecekleri bir üst-hakem atayacaklardir.

Türk Hükümeti, söz konusu azinliklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarina tam bir koruma saglamayi yükümlenir. Bu azinliklarin Türkiye'deki vakiflarina, din ve hayir isleri kurumlarina her türlü kolayliklar ve izinler saglanacak ve Türk Hükümeti, yeniden din ve hayir kurumlari kurulmasi için, bu nitelikteki öteki özel kurumlara saglanmis gerekli kolayliklardan hiç birini esirgemeyecektir.

MADDE 43

Müslüman-olmayan azinliklara mensup Türk uyrukları, inançlarina ya da dinsel ayinlerine aykiri herhangi bir davranista bulunmaga zorlanamayacaklari gibi, hafta tatili günlerinde mahkemelerde hazir bulunmalari ya da kanunun öngördügü herhangi bir islemi yerine getirmemeleri yüzünden haklarini yitirmeyeceklerdir.

Bununla birlikte bu hüküm, söz konusu Türk uyruklarıni, kamu düzeninin korunmasi için, öteki Türk uyruklarına yükletilen yükümler disinda tutar anlamina gelmeyecektir.

MADDE 44

Türkiye, bu Kesimin bundan önceki Maddelerdeki hükümlerin, Türkiye'nin Müslüman-olmayan azinliklariyla ilgili oldugu ölçüde, uluslararasi nitelikte yükümler meydana getirmelerini ve Milletler Cemiyetinin güvencesi [garantisi] altina konulmalarini kabul eder. Bu hükümler, Milletler Cemiyeti Meclisinin çogunlugunca uygun bulunmadikça, degistirilemeyecektir. Ingiliz Imparatorlugu, Fransa, Italya ve Japon Hükümetleri, Milletler Cemiyeti Meclisinin çogunlugunca razi olunacak herhangi bir degisikligi reddetmemegi, İşbu Andlaşma uyarinca kabul ederler.

Türkiye, Milletler Cemiyeti Meclisi üyelerinden her birinin, bu yükümlerden herhangi birine aykiri herhangi bir davranisi ya da böyle bir davranista bulunma tehlikesini Meclise sunmaga yetkili olacagini ve Meclisin, duruma göre, uygun ve etkili sayacagi yolda davranabilecegini ve gerekli görecegi yönergeleri [talimati] verebilecegini kabul eder.

Türkiye, bundan baska, bu maddelere iliskin olarak, hukuk bakimindan ya da uygulamada, Türk Hükümetiyle imzaci öteki Devletlerden herhangi biri ya da Milletler Cemiyeti Meclisine üye herhangi bir baska Devlet arasında görüs ayriligi çikarsa, bu anlasmazligin, Milletler Cemiyeti Misakinin 14 ncü Maddesi uyarinca uluslararasi nitelikte sayilmasini kabul eder. Türk Hükümeti, böyle bir anlasmazligin, öteki taraf isterse, Milletlerarasi Daimi Adalet Divanina götürülmesini kabul eder. Divanin karari kesin ve Milletler Cemiyeti Misakinin 13 ncü maddesi uyarinca verilmis bir karar gücünde ve degerinde olacaktir.

MADDE 45

Bu Kesimdeki hükümlerle, Türkiye'nin Müslüman-olmayan azinliklarina taninmis olan haklar, Yunanistan'ca da, kendi ülkesinde bulunan Müslüman azinliga taninmistir.

BÖLÜM III

MALI HÜKÜMLER

KESIM I

OSMANLI DEVLET BORCU

MADDE 46

İşbu Kesime ekli çizelgede belirtildigi üzere, Osmanli Devlet Borcu [Düyun-u Umumiye-i], Türkiye, 1921-1913 Balkan Savaslari sonucu olarak kendilerine Osmanla Imparatorlugundan topraklar katilmis Devletler, İşbu Andlaşmanın 12 nci ve 15 nci Maddelerinde belirtilen adalarla, bu Maddenin son fikrasinda belirtilen toprak parçasi kendilerine birakilmis olan Devletler ve, son olarak, İşbu Andlaşma uyarinca Osmanli Imparatorlugundan ayrilmis Asya topraklari üzerinde yeni kurulan Devletler arasında, İşbu Kesimde belirtilen sartlar içinde, bölüstürülecektir. Bundan baska, yukarıda belirtilen bütün bu Devletler, 53 ncü Maddede gösterilen tarihlerden baslayarak, Osmanli Devlet Borcu hizmetlerinin ödenmesine iliskin yillik yükümlere [taksitlere] de, İşbu kesimde belirtilen sartlar içinde, katilacaklardir.

Türkiye, 53 ncü Maddede belirtilen tarihlerden baslayarak, öteki Devletlere yükletilmis katilma paylarindan artik hiç bir biçimde sorumlu tutulmayacaktir.

1 Agustos 1914 tarihinde Osmanli egemenligi altinda olup, Türkiye'nin, İşbu Andlaşmanın 2 ncü Maddesinde saptanan sınırlari disinda bulunan Trakya arazi, Osmanli Devlet Borcunun bölüstürülmesi konusunda, İşbu Andlaşma uyarinca Osmanli Imparatorlugundan ayrilmis gibi sayilacaktir.

MADDE 47

Osmanli Devlet Borcu [Düyun-u Umumiye-i Osmaniye] Meclisi, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak üç aylik bir süre içinde İşbu Kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde yazili borçlanmalara iliskin olan ve ilgili Devletlerden her birine düsen yillik taksitlerin tutarini, 50 nci ve 51 nci Maddelerde kabul edilmis esaslara dayanarak saptayacak ve bu tutari sözü geçen Devletlere bildirecektir.

Bu Devletler, Osmanli Borcu Meclisinin bu konudaki çalismalarini izlemek üzere, Istanbul'a temsilciler gönderebileceklerdir.

Osmanli Devlet Borcu Meclisi, Bulgaristan ile yapilmis 27 Kasim 1919 tarihli Andlaşmanın 134 ncü Maddesinde öngörülen görevleri de yerine getirecektir.

İşbu bu Maddede yazili ilkelerin uygulanmasi konusunda, ilgili taraflar arasında dogabilecek her türlü anlasmazliklar, 1 nci fikrada belirtilen bildirinin yapilmasi tarihinden baslayarak en çok bir ay içinde, Milletler Cemiyeti Meclisinden atanmasi rica edilecek bir hakeme sunulacak ve bu hakem, en çok üç aylik bir süre içinde kararini verecektir. Hakemin kararlari kesin olacaktir. Anlasmazligin sözü geçen hakeme sunulmus olmasi, yillik taksitlerin ödenmesini geciktirmeyecektir.

MADDE 48

İşbu Kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde gösterilen Osmanli Devlet Borcunun aralarinda bölüstürülecegi, Türkiye'den baska Devletler, 47 nci Maddede öngörülen aylik taksitlerden her birine düsen pay konusunda, 47 nci Madde uyarinca kendilerine yapilacak bildiri gününden baslayarak üç aylik bir süre içinde, Osmanli Devlet Borcu Meclisine, kendi paylarinin güvence altina alinmasi için yeterli saglancalar [karşılıklar, rehinler] vereceklerdir. Bu saglancalar yukarıda belirtilen süre içinde gösterilmemis olursa, ya da bu saglancalarin uygun olup olmadigi konusunda anlasmazlik çikarsa, İşbu Andlaşmanın Imzacisi Devletlerden herhangi birince, Milletler Cemiyeti Meclisine basvurulabilecektir.

Milletler Cemiyeti Meclisi, saglanca olarak ayrilan gelirlerin toplanmasini, aralarinda Borcun bölüstürülmüs oldugu, Türkiye disindaki Devletlerde bulunan uluslararasi maliye örgütlerine emanet edebilecektir. Milletler Cemiyeti Meclisinin kararlari kesin olacaktir.

MADDE 49

Ilgili Devletlerden her birine düsecek yillik taksitler tutarinin 47 nci Madde hükümleri uyarinca kesin olarak saptanmasina girişilecegi günden baslayarak bir aylik bir süre içinde, İşbu Kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde gösterilen Osmanli Devlet Borcunun nominal anaparasinin bölüstürülme yol ve yöntemlerini saptamak üzere, Paris'de bir komisyon toplanacaktir. Bu bölüstürme, yillik taksitlerin bölüstürülmesi için kabul edilen oranlara göre, borçlanma sözlesmeleriyle İşbu Kesimin hükümleri göz önünde tutularak, yapilacaktir.

1 nci fikrada öngörülen Komisyon, Türk Hükümetinin bir temsilcisiyle, Osmanli Devlet Borcu Meclisinin temsilcilerinden, Birlestirilmis Borç ve Ikramiyeli Türk Tahvilleri [Düyun-u Muvahhide ve Ikramiyeli Türk Tahvilati, la Detta unifiYe et les Lots turc] disinda kalan Osmanli Devlet Borcunun bir temsilcisinden ve ilgili Devletlerden her birinin atayabilecegi birer temsilciden kurulacaktir. Komisyonda görüs birligine varilamayacak bütün sorunlar, 47 nci Maddenin 4 ncü fikrasinda öngörülen hakeme sunulacaktir.

Türkiye, kendi payini temsil etmek üzere yeni borç senetleri çikarmaga karar verirse, Borç anaparasinin bölüstürülmesi, önce, Türkiye bakimindan, Türk Hükümetinin temsilcisinden, Osmanli Devlet Borcu temsilcisinden ve Birlestirilmis Borç ve Ikramiyeli Türk Tahvilleri disindaki borcun temsilcilerinden kurulu bir Komitece yapilacaktir. Yeni çikartilmis borç senetleri Komisyona teslim edilecektir; Komisyon da, bunlarin, bir yandan Türkiye'nin aklanmis [ibra edilmis] oldugunu, öte yandan da borç senetlerini ellerinde bulunduranlarin, Osmanli Devlet Borcundan kendilerine bir pay düsen öteki Devletlere karsi haklarini göz önünde tutarak, borç senetlerini ellerinde bulunduranlara verilmesini saglayacaktir. Osmanli Devlet Borcundan her Devlete düsecek payi temsil etmek üzere çikartilacak senetler, Bagitli Yüksek Taraflarin ülkelerinde, her türlü damga resimlerinden ya da bu senetlerin çikartilmasinin yol açabilecegi her çesit vergilerden bagisik tutulacaktir.

Ilgili Devletlerden her birine düsecek yillik taksitlerin ödenmesi, İşbu Maddenin, nominal anaparanin bölüstürülmesine iliskin hükümleri yüzünden, ertelenmeyecektir.

MADDE 50

Yillik taksitlerin 47 nci Maddede öngörülen bölüstürülmesi ile, Osmanli Devlet Borcu [Düyun-u Umumiye-i Osmaniye] nominal anaparanin 49 ncu Maddede sözü edilen bölüstürülmesi, asagidaki gibi yapilacaktir:

(1) 17 Ekim 1912 tarihinden önce borçlanmalar ve onlara iliskin yükümler, 1912-1913 Balkan Savaslarindan sonraki durumda Osmanli Imparatorlugu ile, Balkan Savaslari sonucunda Osmanli Imparatorlugundan toprak almis Balkan Devletleri ve İşbu Andlaşmanın 12 nci Maddesinde belirtilen adalar kendilerine verilmis olan Devletler arasında bölüstürülecektir; bu savaslara son veren Andlaşmalarin ya da sonradan yapilan Andlaşmalarin yürürlüge girislerinden bu yana meydana gelen ülke degisiklikleri de göz önünde tutulacaktir.

(2) Bu ilk bölüstürmeden sonra, Osmanli Imparatorlugunun üzerinde kalmis borçlanmalarin ve onlara iliskin yillik taksitlerin, 17 Ekim 1912 ile 1 Kasim 1914 tarihi arasında, Osmanli Imparatorlugunun yapmis oldugu borçlanmalarin ve bunlara iliskin taksitlerin ertelenmesiyle artmis olan geri kalan parçasi [bakiyesi], Türkiye ile, bu Andlaşma uyarinca kendilerine Osmanli Imparatorlugundan toprak katilmis Asya'da yeni kurulmus Devletler ve bu Andlaşmanın 46 nci Maddesinde belirtilen topragin kendisine verilmis bulundugu Devlet arasında bölüstürülecektir.

Anaparanin bölüstürülmesi, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişi tarihinde her borçlanmanin anaparasinin tutari üzerinden yapilacaktir.

MADDE 51

50 nci Maddede öngörülen bölüstürme sonucu olarak, Osmanli Devlet Borcu'nun [Düyun-u Umumiye-i Osmaniye'nin] yillik borçlarindan, ilgili her Devlete düsen pay söyle saptanacaktir:

(1) 50 nci Maddenin lik fikrasinda öngörülen bölüstürme için, önce, 12 nci ve 15 nci Maddelerde belirtilen adalar ile, Balkan Savaslari sonucunda Osmanli Imparatorlugundan ayrilmis topraklarin tümüne düsen payin saptanmasina girişilecektir. Bu payin 50 nci Maddenin 1 nci paragrafi hükümleri uyarinca bölüstürülmesi gereken yillik taksitler toplam tutarina göre tutari, yukarıda sözü geçen adalarla topraklarin, birlikte hesaplanan ortalama genel gelirinin, Osmanli Imparatorlugunun 1910-1911 ve 1911-1912 mali yillari içindeki -1907 yilinda konulmus ek gümrük vergisi gelirini de kapsamak üzere- ortalama genel gelirine olan oranina esit oranda olacaktir.

Böylece saptanan tutar, daha sonra, bir önceki fikrada öngörülen topraklar kendilerine verilmis bulunan Devletler arasında bölüstürülecektir; bu islem üzerine, sözü geçen Devletlerin her birine düsen payin, aralarinda bölüsülen toplam tutara göre orani, Balkan Savaslari sonucunda Osmanli Imparatorlugundan ayrilmis bütün topraklar ile 12 nci ve 15 nci Maddelerde belirtilen adalarin -1910-1011 ve 1911-1912 mali yillari içindeki- genel ortalama geliri oraniyla ayni oranda olacaktir. Bu fikrada öngörülen gelirlerin hesaplanmasinda, gümrük vergi gelirleri dikkate alinmayacaktir.

(2) 46 nci Maddenin son fikrasinda belirtilen topragi da kapsamak üzere, İşbu Andlaşma uyarinca Osmanli Imparatorlugundan ayrilan topraklara gelince, ilgili Devletlerden her birine düsen payin, 50 nci Maddenin 2 nci fikrasi hükümleri uyarinca bölüstürülecek yillik taksitlerin toplam tutarina göre tutari, ayrilan topraklarin ortalama gelirinin 1910-1911 ve 1911-1912 mali yillari içindeki -1907 yilinda konulmus ek gümrük vergisi gelirini de kapsamak üzere- Osmanli Imparatorlugunun, 1 nci paragrafta belirtilen topraklarla adalarin payinin düsülmesinden sonraki ortalama toplam gelirine olan oranina esit oranda olacaktir.

MADDE 52

İşbu Kesime bagli çizelgenin (B) Bölümünde öngörülen öndelikler [avanslar], Türkiye ile 46 nci Maddede belirtilen öteki Devletler arasında, asagidaki sartlar içinde bölüstürülecektir:

(1) Çizelgede gösterilen ve 17 Ekim 1912 tarihinde varolan öndeliklerin, İşbu Andlaşmanın yürürlüge konulmasi tarihinde ödenmemis bulunan anaparasi varsa, İşbu anapara ile, bunun, 53 ncü Maddenin birinci fikrasinda belirtilen tarihlerden bu yana birikmis faizleri ve bu tarihlerden sonra yapilmis bulunan ödemeler, 50 nci maddenin birinci paragrafi ile 51 nci maddenin birinci paragrafi hükümleri uyarinca bölüstürümecektir.

(2) Bu ilk bölüstürmeden sonra, Osmanli Imparatorlugu üzerinde kalan borçlara ve bu Imparatorlukça 17 Ekim 1912 ve 1 Kasim 1914 tarihleri arasında alinmis ve çizelgede gösterilen öndeliklere gelince, İşbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinde ödenmemis anapara varsa, bu anapara ile, bunun, 1 Mart 1920 tarihine kadar birikmis faizleri ve bu tarihten sonra yapilmis ödemeler, 50 nci Maddenin 2 nci paragrafi ile 51 nci Maddenin 2 nci paragrafi hükümleri uyarinca bölüstürülecektir.

Osmanli Devlet Borcu Meclisi, söz konusu öndeliklerden [avanslardan] ilgili Devletlerden her birine düsen payin tutarini, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak üç aylik bir süre içinde saptayacak ve bu tutari söz konusu Devletlere bildirecektir.

Türkiye'den baska Devletlerin borçlu tutulduklari paralar, bu Devletlerce, Osmanli Devlet Borcu Meclisine ödenecek, ya da Türkiye'nin bu Devletler hesabina gerek faiz gerekse borcun karsiligi olarak ödemis bulundugu para tutarina esit bir tutari buluncaya kadar, Türk Hükümeti hesabina gelir yazilacaktir.

Bir önceki fikrada öngörülen ödemeler, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak yillik bes esit taksitle yapilacaktir. Söz konusu ödemelerin Osmanli Imparatorlugunun alacaklilarina yapilacak parçasi, öndeki sözlesmelerinde sart kosulan faizleri de kapsayacak ve Türk Hükümetine düsen parçasi ise faizsiz ödenecektir.

MADDE 53

Balkan Savaslari sonucunda Osmanli Imparatorlugundan ayrilan topraklari kendilerine katmis olan Devletlerce ödenmesi gereken, İşbu Kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde belirtilmis bulunan Osmanli Devlet Borcu borçlanmalarinin yillik taksitleri, bu topraklarin sözü geçen Devletlere katilmasini saglamis bulunan Andlaşmalarin yürürlüge giris tarihinden baslayarak, ödenmesi gerekli duruma gelecektir. 12 nci Maddede belirtilen adalara iliskin yillik taksit 1/14 Kasim 1914 den baslayarak ve 15 nci Maddede belirtilen adalara iliskin yillik taksit de 17 Ekim 1912 den baslayarak ödenmesi gerekli duruma gelecektir.

İşbu Andlaşma uyarinca, Osmanli Imparatorlugundan ayrilan Asya'daki topraklar üzerinde yeni kurulmus Devletlerin ve 46 nci Maddenin son fikrasinda belirtilen topragi kendisine katan Devletin borçlu olduklari yillik taksitler, 1 Mart 1920 tarihinden baslayarak ödenmesi gerekli duruma gelecektir.

MADDE 54

İşbu Kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde sayilan 1911-1912 ve 1913 yillari Hazine Tahvilleri (Bons de TrYsor), sözlesmelerinde öngörülen ödeme tarihlerinden baslayarak on yil içinde, kararlastirilmis faizleriyle birlikte ödeneceklerdir.

MADDE 55

Aralarinda Türkiye de bulunmak üzere 46 nci Maddede belirtilen Devletler, İşbu Kesime ekli çizelgenin (A) Bölümünde gösterildigi üzere Osmanli Devlet Borcundan kendilerinde düsen ve 53 ncü Maddede belirtilen tarihlerden baslayarak ödenmesi gerekirken ödenmemis bulunan yillik taksitlerin tutarini Osmanli Devlet Borcu Meclisine ödeyeceklerdir. Bu ödeme, İşbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinden baslayarak, esit yirmi taksitle, faizsiz yapilacaktir.

Türkiye'den baska Devletlerin Osmanli Devlet Borcu Meclisine ödedikleri yillik taksitler, Borç Meclisince, söz konusu Devletler hesabina Türkiye'nin ödemis oldugu para tutarini buluncaya kadar, Türkiye'nin borçlu kalabilecegi gecikmis taksitler hesabindan düsülecektir.

MADDE 56

Bundan böyle, Osmanli Devlet Borcu Yönetim Meclisinde, ellerinde borç senetleri bulunduran Almanlarin, Avusturya'lilarin ve Macarlarin temsilcileri [vekilleri] bulunmayacaktir.

MADDE 57

Osmanli Devlet Borcu borçlanmalariyla faizlerine ve karsiligi Misir vergisi ile saglanmis olan 1855, 1891 ve 1894 borçlanmalarina iliskin faizsiz kuponlarin sunulmasina iliskin süreler ile, sözü geçen borçlanmalardan adçekme vurmus olan borç senetlerinin ödenmek üzere sunulma süreleri, Yüksek Bagitli Taraflar ülkesinde 29 Ekim 1914 tarihinden baslayarak İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişini izleyecek üç ayin sona ermesine kadar ertelenmis sayilacaktir.

 

 

KESIM II

ÇESITLI HÜKÜMLER

MADDE 58

Bir yandan Türkiye ve öte yandan (Yunanistan disinda) öteki Bagitli Devletler, bu Devletlerle (tüzem kisileri de kapsamak üzere) uyruklarınin, 1 Agustos 1914 tarihiyle İşbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihi arasındaki süre boyunca ugramis olduklari, gerek savas eylemleri, gerekse zoralim, haciz, diledigi gibi kullanma ve elkoyma tedbirlerinden dogan kayip ve zararlardan dolayi her türlü parasal istemde bulunanma hakkında karşılıkli olarak vazgeçerler.

Bununla birlikte, yukarıdaki hüküm, İşbu Andlaşmanın II ncü Bölümünde (Ekonomik hükümleri) öngören hükümlere halel getirmeyecektir.

Türkiye, Almanya ile yapilmis 28 Haziran 1919 tarihli Barış Andlaşmasınin 259 ncu Maddesinin birinci fikrasi ve Avusturya ile yapilmis 10 Eylül 1919 tarihli Barış Andlaşması 210 ncu Maddesinin birinci fikrasi uyarinca, Almanya ile Avusturya'nin geçirmis [transfer etmis] olduklari altin paralar üzerindeki her türlü haktan, (Yunanistan disinda) öteki Bagitli Devletler yararina vazgeçer.

Sürüme [tedavüle] çikarilan birinci tertip Türk kagit paralarina iliskin olarak, gerek 20 Haziran 1331 (3 Temmuz 1915) tarihli sözlesme, gerekse söz konusu kagit paralarin arkasinda yazili metin uyarinca, Osmanli Devlet Borcu Meclisine yükletilmis bütün ödeme yükümleri geçersiz sayilmistir.

Bunun gibi, Türkiye, Osmanli Hükümetince Ingiltere'ye ismarlanmis ve Ingiliz Hükümetince 1914 de elkonmus olan savas gemileri için ödenmis bulunan paranin geri verilmesini Ingiliz Hükümetinden ya da Ingiliz uyruklarından istememegi kabul eder ve bu yüzden her türlü istemde bulunmaktan vazgeçer.

MADDE 59

Yunanistan, Anadolu'da, savas yasalarina aykiri olarak, Yunan ordusu ya da Yunan yönetiminin eylemleriyle islenmis zararlari onarma yükümünü kabul eder.

Öte yandan, Türkiye, Yunanistan'in, savasin uzamasindan ve savas sonuçlarindan dogan mali durumunu dikkate alarak, onarimlar karsiligi olarak, Yunan Hükümetine karsi yöneltebilecegi her türlü zarar-giderim isteminde kesinlikle vazgeçer.

MADDE 60

Gerek Balkan Savaslari sonucu olarak gerekse İşbu Andlaşma ile, kendilerine Osmanli Imparatorlugundan bir toprak parçasi ayrilmis ya da ayrilan Devletler, Osmanli Imparatorlugunun bu toprak parçasinda bulunan her türlü tasınır ve tasinmaz mallari, herhangi bir karşılık ödemeksizin, edinmis olacaklardir.

surasi kararlastirilmistir ki, 26 Agustos 1324 (8 Eylül 1908) ve 20 Nisan 1325 (2 Mayis 1909) tarihli Iradelerde, Hazine-i Hassa'dan (Liste civile) Devlete geçirilmesi buyrulmus olan tasınır ve tasinmaz mallarla, 30 Ekim 1918'de, bir kamu hizmeti yararina Hazine-i Hassa'ca yönetilen mallar, sözü geçen Devletler Osmanli Imparatorlugunun yerini almis olduklarindan ve bu mallar üzerinde kurulmus bulunan Vakiflarin geçerli taninmasi sartiyla, bir önceki fikrada belirtilen tasınır ve tasinmaz mallarin kapsami içinde bulunmaktadirlar.

Gerek Balkan Savaslari sonucu olarak, gerek daha sonra Yunanistan'a geçmis eski Osmanli Imparatorlugu topraklarinda bulunan ve Hazine-i Hassa'dan Devlete geçmis tasınır ve tasinmaz mallar konusunda, Türk Hükümeti ile Yunan Hükümeti arasında çikan anlasmazlik, 1/14 Kasim 1913 tarihli Atina Andlaşmasına ekli özel bir protokol uyarinca yapilacak bir hakemlik sözlesmesine göre, La Haye'de bir hakemlik mahkemesine götürülücektir.

İşbu Maddenin hükümleri, Hazine-i Hassa adina yazitli bulunan ya da Hazine-i Hasa'ca yönetilen ve bu Maddenin 2 nci ve 3 ncü fikralarinda öngörülmeyen tasınır ve tasinmaz mallarin hukuksal niteligini degistirmeyecektir.

MADDE 61

Türk sivil ya da askeri emeklilik maasindan yararlananlardan, İşbu Andlaşma uyarinca Türkiye'den baska bir Devletin uyrukluguna geçmis bulunanlar, emeklilik maaslarina iliskin olarak Türk Hükümetine karsi herhangi bir istemde bulunamayacaklardir.

MADDE 62

Türkiye, Almanya ile Versailles'de 28 Haziran 1919 tarihinde yapilmis Barış Andlaşmasınin 261 nci Maddesi, ve Avusturya ile 10 Eylül 1919 da, Bulgaristan ile 27 Kasim 1919 da ve Macaristan ile 4 Haziran 1920 de yapilmis Barış Andlaşmalarinin bu konuyla ilgili maddeleri uyarinca, Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Macaristan'in, Türkiye'den olan bütün alacaklarinin [Bagitli Devletlere] geçirilmesini [transferini] kabul eder.

Bagitli öteki Devletler, bu yüzden Türkiye'ye düsen borçlardan Türkiye'yi aklanmis [ibra edilmis] saymayi razi olurlar.

Türkiye'nin, Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Macaristan'dan olan alacaklari da sözü geçen Bagitli Devletlere geçirilmistir.

MADDE 63

Türk Hükümeti, öteki Bagitli Devletlerle görüs birligi içinde, savastan sonra Almanya'dan Türkiye'ye gönderilecek mallarin tutarina karşılık olarak, Alman Hükümetince sürüme çikartilmis kagit paralari belli bir kambio degeri üzerinden kabul edecegi konusunda girmis oldugu yükümlerden Alman Hükümetini aklanmis [kurtulmus, ibra edilmis] saydigini bildirir.

BÖLÜM III

EKONOMIK HÜKÜMLER

MADDE 64

Bu Bölümde, "Müttefik Devletler" (Puissances alliYes) terimi, Türkiye'den baska bagitli Devletler anlamina gelmektedir; "Müttefik uyrukları" (ressortissants alliYes) terimi, Türkiye'den baska bagitli Devletlerin uyruklugunda bulunan ya da bu Devletlerin koruyuculugu (protectorat) altinda bulunan bir Devletin ya da bir ülkenin uyruklugunda olan gerçek kisileri, dernekleri ve kurumlari kapsamaktadir.

Bu Bölümün, sözü geçen "Müttefik uyrukları"na iliskin hükümleri, Müttefik Devletlerin uyruklugunda bulunmamakla birlikte, bu Devletlerin olgusal [fiili] korumasindan (protection) yararlanmis bulunmalari yüzünden, Osmanli makamlarinca kendilerine Müttefik uyrukları gibi islem yapilmis ve bu yüzden de zarar görmüs olan kimselere de uygulanacaktir.

KESIM I

MALLAR, HAKLAR VE ÇIKARLAR

MADDE 65

İşbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinde Türk egemenligi altinda kalmis bir ülkede bugün de bulunup kimligi ortaya konulabilecek ve 29 Ekim 1914 tarihinde Müttefiklerin uyrugu olan kimselere ait mallar, haklar ve çikarlar, bulunduklari durumlariyla, derhal hak sahiplerine geri verilecektir.

karşılıkli olarak, 29 Ekim 1914 tarihinde Müttefik Devletlerin egemenligi ya da koruyuculugu altina konulmus ülkelerde ya da Balkan Savaslarindan sonra Osmanli Imparatorlugundan ayrilarak bugün sözü geçen Devletlerin egemenligi altina konulmus ülkelerde bulunup da Türk uyruklarına ait olan mallar, haklar ve çikarlar, derhal hak sahiplerine geri verilecektir. İşbu Andlaşma uyarinca Osmanli Imparatorlugundan ayrilmis ülkelerde bulunan ve Müttefik Devletler makamlarinca tasfiye konusu yapilmis ya da baska herhangi olaganüstü tedbirler uygulanmis, Türk uyruklarına ait olan mallar, haklar ve çikarlar konusunda da bu hüküm uygulanacaktir.

İşbu Andlaşma uyarinca Osmanli Imparatorlugundan ayrilmis bir ülkede bulunup, Osmanli Hükümetince uygulanan kural-disi [istisnai] bir savas tedbirine konu olduktan sonra, bu ülkede yetkilerini [otoritesini] kullanan Bagitli Yüksek Taraflarin simdi elinde bulunan mallardan kimligi ortaya konulabilecek olanlar, bulunduklari durumlariyla, mesru maliklerine geri verilecektir. Bu ülkede yetkilerini [otoritesini] kullanan Bagitli Devletçe tasfiye edilmis tasinmaz mallar konusunda da ayni islem yapilacaktir. Özel kisiler arasında bunlar disinda kalan istemler, yetkili yerel mahkemelere sunulacaktir.

Istenmis mallarin kimin oldugu ya da bunlarin geri verilisi konusunda ortaya çikacak her türlü anlasmazliklar, bu Bölümün V nci Kesiminde öngörülen Hakemlik Karma Mahkemesine sunulacaktir.

MADDE 66

64 nci Maddenin 1 nci ve 2 nci fikralarindaki hükümleri yürürlüge koymak için, Bagitli Yüksek Taraflar, en hizli bir yönetim süreci uygulayarak, maliklerin rizasi olmaksizin konmus olabilecek her türlü yükümlerden ya da yararlanma haklarindan arinmis olarak, maliklere, mallarini, haklarini ve çikarlarini geri verdireceklerdir. Mallari, haklari ve çikarlari, bu geri verdirmeyi yaptiracak olan Hükümetten dolayli ya da dolaysiz olarak edinmis olan ve bu geri vermeden zarara ugramis bulunabilecek üçüncü kisilerin zararlarini gidermekle, geri verdirmeyi yaptiran Hükümet yükümlü olacaktir. Bu zarar-giderim konusunda ortaya çikabilecek olan anlasmazliklarin çözümünde ortak (genel) hukuk mahkemeleri yetkili olacaklardir.

Bütün öteki durumlarda, zarar-giderimde bulunmalari gerekenlere karsi, zarara ugramis üçüncü kisilerin dava açma haklari olacaktir.

Bu amaçla, Bagitli Yüksek Taraflarca, düsman mallarina, haklarina ve çakarlarina iliskin olarak alinmis bütün kullanim (geçirim) islemleri ya da baska olaganüstü savas tedbirleri -henüz tamamlanmamis bir tasfiye söz konusu ise- derhal kaldirilacak ve durdurulacaktir. Istemde bulunan maliklerin mallari, haklari ve çikarlari -bunlarin sahipleri belli olur olmaz- derhal geri verilerek, bu istemler yerine getirilecektir.

Geri verilmesi 65 nci Maddede öngörülen mallar, haklar ve çikarlar, İşbu Andasmanin imzasi tarihinde Bagitli Yüksek Taraflardan birinin yetkili makamlarinca tasfiye edilmis bulunursa, bu Bagitli Taraf, tasfiye tutarini, mallarin, haklarin ve çikarlarin maliklerine ödeyerek, geri verme yükümünden aklanmis [kurtulmus, ibra edilmis] olacaktir. Malikin basvurmasi üzerine, Hakemlik Karma Mahkemesi, tasfiyenin hakli bir degeri tutturacak kosullar altinda yapilmamis oldugu kanisinda bulunursa, bu Mahkeme, taraflar anlasamazlarsa, tasfiyeden elde edilen geliri, hakgözetirlige uygun görecegi ölçüde arttirabilecektir. Söz konusu mallar, haklar ve çikarlar, malikleriyle yapilmis anlasmadan ya da yukarıda öngörülen Hakemlik Karma Mahkemesinin kararindan sonra iki ay içinde ödeme yapilmamissa, geri verilecektir.

MADDE 67

Bir yandan Yunanistan, Romanya, Sirp-Hirvat-Sloven Devleti, ve öte yandan Türkiye, Türkiye ülkesinde ve karşılıkli olarak, Yunanistan, Romanya ve Sirp Hirvat-Sloven Devleti ülkelerinde, ordularinca ya da yönetim makamlarinca elkonmus, haczedilmis ve geçici olarak elkonulmus olup da simdi de bu ülkede bulunan her türlü tasınır mallarin kendi ülkelerinde aranmasini ve bulunanlarin geri verilmesini, gerek uygun düsen yönetim tedbirleri alarak, gerekse bunlara iliskin bütün belgeleri teslim ederek, kolaylastiracaktir.

Bu arastirma ve geri verme, Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan ordularinca makamlarinca, Yunanistan, Romanya ve Sirp-Hirvat-Sloven Devleti ülkesinde haczedilmis ya da geçici olarak elkonulmus ve Türkiye'ye ya da Türk uyruklarına geçirilmis mallarla, Yunanistan, Romanya ve Sirp-Hirvat-Sloven Devleti ordularinca Türk ülkesinde elkonularak ya da haczedilerek Yunanistan'a, Romanya'ya ya da Sirp-Hirvat-Sloven Devletine ya da bunlarin uyruklarına geçirilmis mallar için de uygulanacaktir.

Bu arastirmalara ve geri vermelere iliskin istemler [dilekçeler], İşbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinden baslayarak alti aylik bir süre içinde sunulacaktir.

MADDE 68

Türkiye'de Yunan ordusunca isgal olunan bölgelerde, bir yandan Yunan makamlari ve yönetimleri ile, öte yandan Türk uyrukları arasında yapilmis sözlesmelerden dogan borçlar, bu sözlesmelerde öngörülen sartlar içinde, Yunan Hükümetince ödenecektir.

 

 

MADDE 69

1922-1923 mali yilindan önceki mali yillar için, Müttefiklerin uyruklarından ya da bunlarin mallarindan, Müttefik uyruklarınin ve mallarinin 1 Agustos 1914'de yararlandiklari statü uyarinca bagli kilinmamis bulunduklari hiç bir vergi resim ya da ek-resim (vergi) alinmayacaktir.

1922-1923 mali yilindan önceki mali yillar için, 15 Mayis 1923'den sonra para alinmis bulunuyorsa, İşbu Andlaşma yürürlüge girer girmez, bu paralar hak sahiplerine geri verilecektir.

15 Mayis 1923 den önce alinmis paralar için hiç bir basvurmada bulunulamayacaktir.

MADDE 70

65 nci, 66 nci ve 69 ncu Maddelere dayandirilacak istemlerin, İşbu Andlaşmanın yürürlüge konulusundan baslayarak yetkili makamlara alti ay içinde ve, anlasmaya varilamazsa, Hakemlik Karma Mahkemesine onsekiz aylik bir süre içinde sunulmus olmalari gerekmektedir.

MADDE 71

Ingiliz Imparatorlugu, Fransa, Italya, Romanya ve Sirp-Hirvat-Sloven Devleti ya da bunlarin uyrukları, kendi mallari, haklari ve çikarlarina iliskin olarak, 19 Ekim 1914 tarihinden önce Osmanli Hükümetine istemlerde bulunmus ya da dava açmis olduklarindan, İşbu Kesimin hükümleri, sözü geçen istemleri ya da davalari hiç bir zaman etkileyemecektir. Ingiliz Imparatorlugu, Fransa, Italya, Romanya ve Sirp-Hirvat-Sloven Hükümetlerine Osmanli Hükümetince ya da Osmanli uyruklarınca sunulmus istemlere ya da açilmis davalara da ayni islem uygulanacaktir. Bu istemler ya da davalar, Türk Hükümetiyle İşbu Maddede belirtilen öteki Hükümetlere karsi, Kapitülasyonlara son verilmis oldugu göz önünde tutularak, kovusturulacaktir.

MADDE 72

İşbu Andlaşma uyarinca Türk kalan topraklarda, Almanya'ya, Avusturya'ya, Macaristan'a ve Bulgaristan'a ya da bunlarin uyruklarına ait olup da, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden önce Müttefik Hükümetlerce elkonulmus ya da isgal edilmis olan mallar, haklar ve çikarlar, [Müttefik] Hükümetlerle Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan Hükümetleri ya da ilgili uyrukları arasında anlasmalarin (düzenlemelerin) yapilmasina kadar, Müttefik Hükümetlerin elinde kalacaktir. Bu mallar, haklar ve çikarlar tasfiye edilmislerse, yapilmis tasfiyelerin geçerli oldugu dogrulanmistir.

İşbu Andlaşma uyarinca Türkiye'den ayrilan topraklarda, Almanya'ya, Avusturya'ya, Macaristan'a ve Bulgaristan'a ya da bunlarin uyruklarına ait mallari, haklari ve çikarlari, söz konusu ülkelerde yetkilerini [otoritelerini] kullanan Hükümetler, İşbu Andlaşmanın yürürlüge konulusundan baslayarak alti ay içinde, tasfiye edilebileceklerdir.

Daha önce yapilmis ya da yapilmamis olsun, tasfiyelerden elde edilen para, tsafiye edilmis mallar Almanya, Avusturya, Macaristan ya da Bulgaristan Devletelrinin mülkiyetinde ise, ilgili devletle yapilmis Barış Andlaşmasınin kurmus oldugu Onarimlar Komisyonuna [Tâmirat Komisyonuna, La Commission des RYparations] ödenecektir. Tasfiye edilen mallar özel kisilerin ies, tasfiyeden elde edilen para, dogrudan dogruya mallarin sahiplerine ödenecektir.

İşbu Maddenin hükümleri, Osmanli anonim ortaklarina [sirketlerine] uygulanmayacaktir.

Türk Hükümeti, İşbu Maddeded öngörülen tedbirlerden hiç bir biçimde sorumlu olmayacaktir.

KESIM II

SÖZLEsMELER VE SÜRE AsIMLARI

MADDE 73

82 nci Maddede tanimlandigi biçimde, sonradan düsman durumuna girmis bulunan taraflar arasında ve bu Maddede belirtilmis tarihten önce yapilmis, asagidaki kategorilere giren sözlesmeler (contrats), bu sözlesmelerin kapsadigi hükümlerle İşbu Andlaşmanın hükümleri sakli tutulmak sartiyla, yürürlükte kalacaklardir:

a) Teslim islemi 82 nci Maddenin hükümleri uyarinca taraflarin düsman durumuna girmelerinden önce gerçekten yapilmis bulunan, tasinmaz mallarin satisina iliskin sözlesmeler - asil satis islemi usulüne uygun olarak gerçeklestirilmis olmasa bile;

b) Özel kisiler arasında yapilmis kiralama, kiraya verme sözlesmeleriyle, kira vaadi sözlesmeleri;

c) Madenlerin, ormanlarin ve tarim topraklarinin isletilmesine iliskin olarak, özel kisiler arasında yapilmis sözlesmeler;

d) Ipotek, teminat ve emanet konusunda sözlesmeler;

e) ortaklıkların kurulmasina iliskin sözlesmeler; bu hüküm, yönetildikleri kanun uyarinca, ortaklarin kisiliginden ayri bir kisilik olusturmayan kollektif ortaklıklara (partnerships) uygulanmaz;

f) Özel kisilerle ya da ortaklıklarla, Devlet, vilâyetler, belediyeler ya da bunlara berzer yönetim tüzel kisileri arasında, herhangi bir konuda, yapilmis sözlesmeler;

g) Aile durumuna [statüsüne] iliskin sözlesmeler;

h) Her çesit bagislara, [hibe ve teberrulara, à des donations ou à des libYralitYs] iliskin sözlesmeler.

İşbu Madde, sözlesmelerle, yapildiklari siradaki degerlerinden baska bir deger verdine amaciyla öne sürülemeyecektir.

İşbu Madde, ayricalik [imtiyaz] sözlesmelerine uygulanmayacaktir.

 

MADDE 74

Sigorta sözlesmelerine, İşbu Kesimin Ek'inde öngörülen hükümler uygulanacaktir.

MADDE 75

73 ncü ve 64 ncü Maddelerde sayilan sözlesmelerle, ayricalik [imtiyaz] sözlesmeleri disinda, sonradan düsman dukuna girmis kimseler arasında, taraflarin düsman durumuna girmeleri tarihinden önce yapilmis olan sözlesmeler, bu tarihten baslayarak sona erdirilmis sayilacaktir.

Bununla birlikte, sözlesmenin taraflarindan her biri, gerekirse, öteki tarafa, sözlesmenin yapildigi tarihte yürürlükte tutulmasi istenilen andaki kosullar ararisnadki farki karsiyalacak bir zarar -giderim [tazminat] ödenmesi sartiyla, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak üç aylik bir sürenin geçisine kadra, öteki taraftan, bu sözlesmenin uygulanmasini isteyebilecektir. Bu zarar-giderim, taraflar kendi aralarinda anlasamazlarsa, Hakemlik Karma Mahkemesince saptanacaktir.

MADDE 76

İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden önce, 73 ncü Maddeden 75 nci Maddeye kadar olan Maddelerde belirtilen sözlesmelerde, ödemede kullanacak para ya da kambio degeri konusundaki sözlesmeleri de kapsamak üzere, özellikle bu sözlesmelerin sona erdirilmesine, yürürlükte tutulmasina, uygulama sartlarina ya da bu sözlesmelerde yapilacak degisikliklere iliskin olarak, taraflar arasında yapilmis bütün islemlerin geçerli oldugu dogrulanir.

MADDE 77

30 Ekim 1918 tarihinden sonra, Müttefik uyruklarıyla Türk uyrukları arasında yapilmis sözlesmeler geçerli kalmaktadirlar; bunlara genel (ortak) hukuk kurallari uygulanir.

30 Ekim 1918 tarihinden sonra, 16 Mart 1920 tarihine kadar Istanbul Hükümetiyle usulüne uygun olarak yapilmis sözlesmeler de geçerli kalmaktadirlar; bunlara genel (ortak) hukuk kurallari uygulanir.

16 Mayis 1920 den sonra Istanbul Hükümetiyle usulüne uygun olarak yapilmis bulunan ve bu Hükümetin etkin yetkili [otoritesi] altindaki topraklara iliskin bütün sözlesmeler ve anlasmalar, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak üç aylik bir süre içinde ilgililerin istemesi üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin uygun bulusuna sunulacaktir. Bu sözlesmeler uyarinca yapilmis bulunan ödemeler, İşbu ödemelerde bulunmus olan tarafin hesabina, geregi gibi, alacak yazilacaktir.

Bu sözlesmeler uygun bulunmazlarsa, ilgili tarafin, gerekiyorsa, dogrudan dogruya ve gerçekten ugranilmis zarari karsilayacak bir zarar-giderime [tazminata] hakkı olacaktir; dostça bir anlasmaya varilamazsa, bu zarar-giderim Hakemlik Karma Mahkemesince saptanacaktir.

İşbu Maddenin hükümleri, ayricalik [imtiyaz] sözlesmelerine, ayricalik geçirimlerine ve kamu hizmeti ayricaligina iliskin isletme sözlesmelerine uygulanmayacaktir.

 

MADDE 78

Sonradan düsman olmus taraflar arasında, ayricalik [imtiyaz] sözlesmeleri disindaki sözlesmelere iliskin olarak ortaya çikmis bulunan ya da, asagida gösterilen alti aylik sürenin bitiminden önce ortaya çikabilecek olan her türlü anlasmazliklar, Hakemlik Karma Mahkemesince çözümlenecektir; bununla birlikte, tarafsiz Devletlerin kanunlari uyarinca bu Devletlerin ulusal mahkemelerinin yargi yetkisi içinde bulunabilecek olan anlasmazliklar, bu kuralin disinda kalmaktadir. Bu durumda, bu çesit anlasmazliklar, Hakemlik Karma Mahkemesince degil, fakat bu ulusal mahkemelerce çözümlenecektir. Bu Madde uyarinca Hakemlik Karma Mahkemesinin yetki alanina giren anlasmazliklara iliskin sikayetlerin, bu mahkemenin kurulus tarihinden baslayarak alti aylik bir süre içinde bu mahkemeye sunulmalari gerekecektir.

Bu sürenin sona erisinde, Hakemlik Karma Mahkemesine sunulmamis olacak anlasmazliklar, genel (ortak) hukuk hükümleri uyarinca yetkili olan mahkemelerce çözüme baglanacaktir.

İşbu Maddenin hükümleri, savas boyunca ayni ülkede oturmus ve hem kendileri hem de mallari bakimindan diledikleri gibi davranmis olan bütün taraflar arasından yapilmis görüsmelerde, taraflarin düsman olduklari tarihten önce yetkili bir mahkemece hükme baglanmis anlasmazliklara uygulanamaz.

MADDE 79

Bagitli Yüksek Taraflarin ülkesinde, düsmanlar arasındaki iliskilerde, süre asimina, kanunda öngörülen sürelere uyulmamasi yüzünden dava açma hakkının sınırlanmasina ya da yitirilmesine iliskin bütün süreler, ister savasin baslangicindan ister önce, ister sonra islemege baslamis bulunsun, 29 Ekim 1914 tarihinden baslayarak İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden sonra üç ayin geçisine kadar ertelenmis sayilacaktir.

Bu hüküm, özellikle, faiz ve kazanç [temettü] kuponlarinin sunulmasi sürelerine ve adçekme ile ya da baska herhangi bir nedenle ödenmesi gerekli her türlü bonolarin sürelerine uygulanacaktir.

Yukarıda belirtilen süreler, Romanya bakimindan, 27 Agustos 1916 tarihinden baslayarak kesilmis sayilacaktir.

MADDE 80

Düsmanlar arasındaki iliskilerde, savastan önce yapilmisolan hiç bir ticaret senedi, salt kabul ya da ödeme için gerekli olan süre içinde sunulmamis olmasi, ya da ödenmemis bulunmasi yüzünden, ya da savas sirasinda çekicilerle [kesidecilerle, tireurs] yükleneceklere [cirantalara, endosseurs] kabul etmeme ya da ödememe bildirisinde bulunulmamasi nedeniyle, ya da protestoda bulunulmamis olmasindan veya baska herhangi bir islemi yerine getirmemis olmasi yüzünden, geçersiz sayilmayacaktir.

Bir ticaret senedinin kabulü ya da ödenmesi için sunulmasi gerekli olan süre, ya da kabul edilmeme ve ödememenin çekicilerle [kesidecilerce] yükleneceklere [cirantalar] bildirilmesi gerekli süre, ya da senedin protesto edilmesi için gerekli olan süre, savas içinde geçmisse ve senedi sunmasi, protesto etmesi ya da kabul edilmedigini, ya da ödenmedigini bildirmesi gereken taraf, savas sirasinda böyle bir davranista bulunmamissa, senedin sunulmasi, kabul edilmediginin ya da ödemediginin bildirilmesi ya da protesto düzenlenmesi için, kendisine, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak, üç aylik bir süre taninacaktir.

MADDE 81

Ödenmesi gerekli olmus borçlarin güvencesi olarak savastan önce kabul edilmis ipotekli bir tasinmaz malin ya da bir saglancanin [rehnin] paraya çevrilmesi için savas sirasinda yapilmis olan satislar, malikine haber verilmesi için gerekli bütün islemler yapilmamis olsa bile -söz konusu borçlunun, her türlü zarar ve ziyanlar konusunda hesaplasmak üzere, alacakliyi Hakemlik Karma Mahkemesine çagirmasi hakkı açikça sakli tutulmak sartiyla- geçerli sayilacaktir.

Mahkeme, taraflar arasındaki hesaplari tasfiye etmekle, saglanca ya da güvence olarak verilen malin satilis sartlarini incelemekle ve alacakli kötü niyetle davranmissa ya da saglancayi satmaktan kaçinmak için ya da bu satisin gerçek fiyatiyla yapilmasini saglamak bakimindan elinden gelebilecek her yola basvurmamis ise, borçlunun satis yüzünden ugramis olabilecegi zarari onarma zorunluluguyla alacakliyi yükümlü tutmakla görevli olacaktir.

İşbu hüküm, yalniz düsmanlar arasında uygulanabilecek ve yukarıda öngörülen islemlerden 1 Mayis 1923 tarihinden sonra yapilmis olanlara uygulanmayacaktir.

MADDE 82

İşbu Kesimdeki hükümler uyarinca, bir sözlesmeye taraf bulunan kisiler, aralarinda ticaret iliskilerinin olaylar yüzünden gerçekten imkansiz oldugu, ya da bu taraflardan birinin bagli oldugu kanunlar, kararnameler ya da tüzükler (yönetmelikler) yüzünden yasaklanmis ya da hukuka aykiri sayilmis bulundugu tarihten baslayarak, düsman sayilacaklardir.

Bununla birlikte, 73 ncü Maddeden 75 nci Maddeye kadar olan Maddelerle, 79 ncu ve 80 nci Maddelerde öngörülen hükümler, (ortaklıkları da kapsamak üzere) düsman kisiler ya da onlarin temsilcileri arasında, Bagitli Yüksek Taraflardan birinin ülkesinde yapilmis sözlesmelere -bu ülke, bagitlanan taraflardan biri için düsman ülkesi idiyse ve bu ülkede hem kendisi hem de mallari bakimindan diledigi gibi davranabilmisse- uygulanmayacaktir; bu sözlesmelere genel (ortak) hukuk kurallari uygulanacaktir.

MADDE 83

İşbu Kesimin hükümleri, Japonya ile Türkiye arasında uygulanmayacak ve bu hükümlere konu olan sorunlar, bu iki ülkeden her birinde, yerel [ulusal] kanunlari uyarinca çözüme baglanacaktir.

EK

I. HAYAT SIGORTASI

§ 1.

Bir sigortaci ile, sonradan düsman olan bir kimse arasında yapilmis hayat sigortasi sözlesmeleri, savasin baslamasi ya da bu kimsenin düsman durumuna girmesi yüzünden sona erdirilmis sayilmayacaktir.

Bir önceki fikra uyarinca sona erdirilmis sayilmayan bir sözlesme geregince, savas sirasinda ödenmesi gerekli olmus sigorta altinda bulunan bir para tutarinin, savastan sonra, ödenmesi istenebilecektir. Bu para tutarina, ödenmesi gerekli oldugu tarihten ödeme gününe kadar, yillik %5 faiz eklenecektir.

Sigorta ücretlerinin [primlerinin] savas sirasinda ödenmemesi, ya da sözlesme hükümlerinin yerine getirilmemesi yüzünden, bir sözlesme geçersiz duruma düsmüsse, sigortalinin ya da vekillerinin ya da hak sahiplerinin, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden basliyarak oniki aylik bir süre içinde her an, sigorta senedinin [poliçesinin] geçersiz ya da sona erdirilmis sayildigi günkü degerini, yillik % 5 faizlerin de eklenmesiyle, sigortacidan istemege haklari olacaktir.

Hayat sigortasi sözlesmelir 29 Ekim 1914 tarihinden önce imzalanmis olup da, bu sözlesmelerin hükümleri geregince primlerin ödenmemis bulunmasi yüzünden sözlesmeleri sona erdirilmis ya da degeri indirilmis bulunan Türk uyruklarınin, İşbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinden baslayarak üç aylik bir süre içinde ve bu sirada yasiyorlarsa, sigorta edilmis para tutarinin tümü için, sigorta senetlerini [poliçelerini] yeniden düzenlemege haklari olacaktir. Bunun için, Sigorta Ortakliginin [Kumpanyasinin] doktorunca Ortakligin yeterli sayacagi bir saglik denetiminden geçirildikten sonra, birikmis primleri % 5 bilesik faiziyle ödeyeceklerdir.

§ 2.

simdi Müttefik devletlerden birinin uyruklugunda bulunan ortaklıklarla Türk uyrukları arasında, 29 Ekim 1914 tarihinden önce yapilmis olup da, primleri 18 Kasim 1915 tarihinden önce ve sonra, ya da yalniz bu tarihten önce, Türk Lirasindan baska bir para ile ödenmis bulunan hayat sigortasi sözlesmelerinin, asagidaki gibi uygulanmasi kararlastirilmis: (1) 18 Kasim 1915 tarihinden önceki dönem için sigorta edilen kimsenin haklari, sigorta senedindeki [poliçesindeki] genel sartlar uyarinca, sözlesmede öngörülen para ile ve bu paranin, onu çikaran ülkedeki degerine göre düzenlenecektir (öregin, Frnak, altin Frank, ya da kagit para Frnak olarak belirtilmis tutarlar, Frnasiz Frangi olarak dönecektir); (2) 18 Kasim 1915 tarihinden sonraki dönem için, kagit para Türk Lirasi ile ve Türk Lirasinin degeri savas öncesi degerine esit sayilarak ödenecektir.

Sözlesmeleri Türk parasından baska bir para üzerinden yapilmis olan Türk uyrukları, primlerini, 18 kasim 1915 tarihinden bu yana, sözlesmelerde öngörülen para ile ödemis oldukarini ispat ederlerse, bu sözlesmeler de, 18 Kasim 1915 tarihinden sonraki dönem için bile, bu para ile ve bu paranin, onu çikaran ülkedeki degeri üzerinden düzenlenecektir.

simdi Müttefik devletlerden birinin uyruklugunda bulunan ortaklıklarla, 29 Ekim 1914 tarihinden önce Türk parasından baska bir para üzerinden sözlesme yapmis bulunan Türk uyruklarınin sözlesmeleri, primlerinin ödenmis olmasi yüzünden bugün de yürürlükteyse, bu Türk uyruklarınin, İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden basliyarak üç aylik bir süre içinde, söz konusu para ile ve bu paranin, onu çikaran ülkedeki degeri üzerinden, anapara tutarinin tümü için sigorta senetlerini [poliçelerini] yenileme haklari olacaktir. Bunun için, 18 Kasim 1915 tarihinden bu yana, süreleri gelmis olan primleri bu para ile ödemeleri gerekmektedir. Buna karşılık, söz konusu Türk uyruklarınin, belirtilen tarihten bu yana kagit para Türk Lirasiyla ödemis olduklari primler, onlara, ayni çesit parayla geri verilecektir.

 

§ 3.

Türk Lirasi olarak yapilmis sigorta sözlesmeleri, kagit para Türk Lirasi olarak hesaplanarak ödenecektir.

§ 4.

Sigorta ortakligi ile özel bir sözlesme yaparak, sigorta senetlerinin [poliçelerinin] degerini ve primlerin nasil ödenecegini daha önce düzenlemis bulunan sigortalilarla, işbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinde sigorta senetlerini kesin olarak ödemis olan sigortalilara 2 nci ve 3 ncü pragraflarin hükümleri uygulanacaktir.

§ 5.

Yukarıdaki paragrafin uygulanmasi bakimindan, hayat sigortasi sözlesmesi sayilacak sözlesmeler, taraflarin karşılıkli yükümlerini hesaplamak için, insan yasantisinin olasiliklarina dayanan ve bunlarin faiz tutarlari eklenerek hesaplanan sigorta sözlesmeleridir.

II. DENIZ SIGORTALARI

§ 6.

Taraflarin düsman olmalarindan önce, tehlike [risk, risque] dogmus bulunmaktaysa ve sigortalinin, uyrugu bulundugu Devletçe ya da bu Devletin müttefiklerince girişilmis savas eylemlerinden dogan zararlari karsilamak söz konusu olmamak sartiyla, deniz sigortalari sözlesmeleri, bu sözlesmelerdeki hükümler sakli kalmak üzere, sona erdirilmis sayilmayacaklardir.

III.YANGIN SIGORTALARI VE ÖTEKI SIGORTALAR

§ 7.

Bir önceki paragrafta belirtilen çekince [ihtirazi kayit] yürürlükte kalmak üzere, yangina karsi sigortalarla bütün öteki sigortalara iliskin sözlesmeler sona ermis sayilmayacaklardir.

KESIM III

BORÇLAR

MADDE 84

Bagitli Yüksek Taraflar, savastan önce yapilmis sözlesmeler uyarinca, savastan önce ya da savas sirasinda ödenmesi gereken ve savas yüzünden ödenmemis kalan borçlarin, sözlesmelerde öngörülen sartlar içinde, üzerinde anlasilimsi para ile ve o paranin çikartildigi ülkeldeki degir üzerinden ödenmesi gerekeeceginde görüs birligine varmislardir.

İşbu Bölümün II nci Kesimi Ek'indeki hükümlere halel gelmemek sartiyla, surasi kararlastirilmistir ki, savastan önceki bir sözlesme uyarinca yapilmasi gereken ödemelerin savas sirasinda, söz konusu sözlesmede gösterilen paradan baska bir para ile tüm olarak ya da yalniz bir parçasi alinmis bir para tutarinin karsiligi olmalari durumunda, bu ödemeler, gerçekte alinmis olan para tutarlari için hangi cins para ile yapilmis ise, ayni cins para ile yapilabilecektir. Bu hüküm, işbu Andlaşmanın yürürlüge konulmasindan önce, ilgili taraflar arasında dostça bir anlasma ile yapilmis buna aykiri hükümlere halel getirmeyecektir.

MADDE 85

Osmanli Devlet Borcu [Dünyun-u Umumiye-i Osmaniye], görüs birligi içinde, işbu Bölümün (Ekonomik hükümler) bu Kesimiyle öteki Kesimlerinin disinda birakilmistir.

KESIM IV

ENDÜSTRI, EDEBIYAT YA DA SANAT YAPITLARI

MÜLKIYETI

MADDE 86

İşbu Andlaşmanın hükümleri sakli kalmak üzere, endüstri, edebiyat ya da sanat yapitlari mülkiyetine iliskin haklar, Bagitli Devletlerden her birini yasalari uyarinca 1 Agustos 1914 tarihindeki durumlariyla, Bagitli Yüksek Taraflarin ülkelerinde, işbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinden baslayarak, bu haklardan savas durumunun basladigi anda yararlanmakta olan kimseler ya da bunlarin hak sahipleri yararina yeniden taninacak ya da geçerli sayilacaktir. Bunun gibi, savas çikmamis olsaydi, endüstri mülkiyetinin ya da bir edebiyat veya sanat yapitinin yayinlanmasini korumak için, yasalar uyarinca yapilmis bir istem sonucu olarak, savas süresince edinilebilecek haklar da, işbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinden baslayarak, hak sahibi durumunda olan kimseler yararina yeniden kabul edecek ya da yeniden geçerli sayilacaktir.

Yukarıdaki hüküm uyarinca, sahiplerine yeniden taninmasi gerekecek haklara halel gelmemek sartiyla, savas sirasinda Müttefik Devletlerden birinin yasama, yürütme ya da yönetim makamlarindan birince, Osmanli uyruklarınin endüstri, edebiyat ya da sanat yapitlari mülkiyeti haklarina iliskin olarak, alinmis olabilecek özel tedbirler, yapilmis kamusal islemler (lisans vermeyi de kapsamak üzere), yürürlükte kalacak ve hukuk açisindan tam geçerli sayilacaklardir. Bu hüküm, herhangi bir Müttefik Devlet uyruklarınin haklarina iliskin olarak Türk makamlarinca alinmis olabilecek tedbirler için de, ayrintilarda gerekli degisikliklerle (mutatis mutandis) uygulanacaktir.

MADDE 87

1 Agustos 1914 tarihine kadar edinilmis bulunan, ya da savas çikmamis olsaydi, savastan önce ya da savas süresi içinde yapilmis bir istem ile o tarihten bu yana edinilebilecek olan endüstri mülkiyetine iliskin haklarin sakli tutulmasi ya da iade edilebilmeleri, veya bu konuda bir itirazda bulunabilmeleri amaciyla, Bagitli Devletlerden her birinin ülkesinde Türk uyruklarına, ek vergi ya da her hang ibir ceza olmaksizin, gerekli bütün islemleri yapmak, her türlü usul gereklerini yerine getirmek, her çesit vergi ödemek ve genel olarak her Devletin kanunlarinda ve tüzüklerinde [yönetmeliklerinde] öngörülen her türlü yükümü yerine getirmek için, işbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinden basliyarak, en az bir yillik bir süre taninacaktir.

Herhangi bir islemin yapilmamasindan, bir formalitenin yerine getirilmemesinden, ya da bir harcin ödenmemis olmasi yüzünden, endüstri mülkiyetine iliskin olarak, yitirilmis sayilan haklar yeniden geçerli kabul edilecektir; bulus belgeleri [ihtira beratlari, brevets] ile desenler [dessins] konularnida, bunlarin, geçersiz sayildiklari süre içinde isletmis ya da kullanmis olan üçüncü kisilerin haklarini korumak için, her Devletin hak gözetirlik bakimindan gerekli sayacagi tedbirleri alabilmek hakkı saklidir.

Bir bulus belgesinin [ihtira beratinin] isletmeye konulmasi, ya da fabrika ve ticaret markalarinin, ya da desenlerin kullanilmasi için taninan süre bakimindan, 1 Agustos 1914 tarihi ile işbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihi arasındaki dönem hesaba katilmayacaktir; bundan baska, 1 Agustos 1914 tarihinde geçerli bulunmakta olan hiç bir bulus belgesinin, fabrika ya da ticaret makrkasinin veya desenin, işbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden basliyarak iki yillik bir süre geçmedikçe, salt isletmeye konulmamis ya da kullanilmamis olmasi nedeniyle, geçerli olmaktan çikmis ya da hükümsüz sayilmayacagi da kararlastirilmistir.

MADDE 88

Bir yandan Türk uyrukları ve Türkiye'de oturmakta olan ya da Türkiye'de bir is tutmus kimselerle, öte yandan Müttefik Devletler uyrukları ya da Müttefiklerin ülkesinde oturan ya da bu ülkede bir is tutmus kimselerce, ya da bu kimselerin savas sirasinda haklarini kendilerinden yana birakmis olabilecekleri üçüncü kisilerce, savas durumunun baslama tarihi ile işbu Andlaşmanın yürürlüge konulus tarihi arasında geçen süre içinde, öteki tarafin ülkesinde meydana gelmis olabilecek ve savas süresinin herhangi bir aninda varolmus ya da 86 nci Madde uyarinca yeniden taninacak endüstri, edebiyat ya da sanat yapitlari mülkiyeti haklarini bozmus gibi sayilacka olaylar yüzünden hiç bir dava açilamayacak, hiç bir istemde bulunulamayacaktir.

Yukarıda sözü edilen olaylar arasında, Bagitli Yüksek Tarafllarin Hükümetleri ya da onlarin hesabina, ya da onlarin rizasiyla, herhangi bir kimsece, endüstri, edebiyat ya da sanat yapitlari mülkiyeti haklarinin kullanilmasi bulundugu gibi, bu haklarin uygulanacagi her türlü ürünlerin, araç ve gereçlerin, ya da her türlü nesnelerin kullanilmasi, satisi ya da satisa çikartilmasi da bulunmaktadir.

MADDE 89

Bir yandan Müttefik Devletler uyrukları ya da bu Devletlerin ülkelerinde oturan ya da orada bir is tutmus olan kimlerle, öte yandan Osmanli uyrukları arasında, savas durumundan önce yapilmis olan isletme lisanslari ya da edebiyat veya sanat yapitlarinin çogaltilmasi konularindaki sözlesmeler, Türkiye ile Müttefik bir Devlet arasında savas durumunun baslamasi tarihinden sona ermis sayilacaktir. Ancak, her konuyla ilgili olarak, daha önceleri bu çesit bir sözlesmeden yararlanmakta olan kimsenin, işbu Andlaşmanın yürürlüge giris tarihinden baslayarak alti ay içinde, hak sahibinden yeni bir lisans ayricaligi istemege hakkı olacak ve bunun sartlari, taraflar arasında anlasma olmazsa, bu Bölümün V nci Kesimiyle öngörülen Hakemlik Karma Mahkemesince saptanacaktir. Mahkeme, gerekirse, savar süresince haklarin kullanilmis olmasi yüzünden, ödenmesini adalete uygun görecegi parayi da saptayabilecektir.

 

MADDE 90

İşbu Andlaşma uyarinca Türkiye'den ayrilmis bulunan ülkelerde oturanlar -bu ayrilma ve bunun dogurdugu uyruklar degisikligi göz önünde tutulmaksizin- Osmanli yasalarina göre, bu ülke geçirimi [transferi] aninda sahip olduklari endüstri, edebiyat ve sanat yapitlari mülkiyetine iliskin haklardan, Türkiye'de tam ve eksiksiz olarak yararlanmaya devam edeceklerdir.

İşbu Andlaşma uyarinca Türkiye'den ayrilmis ülkelerde, bu ayrilma aninda geçerli olan ya da 86 nci Madde uyarinca yeniden taninacak ya da geçerli sayilacak olan endüstri, edebiyat ve sanat yapitlari mülkiyetine iliskin haklar, söz konusu ülkenin geçecegi Devletlerce taninacak ve Türk [Osmanli] kanunlari uyarinca kendilerine verilecek süre içinde bu ülkede geçerli olacaklardir.

MADDE 91

Osmanli Imparatorlugu Hükümetinin, 30 Ekim 1918 tarihinden bu yana, Istanbul'da ya da baska yerlerde, unsulüne uygun olarak vermis oldugu ya da kütüge geçirmis bulundugu bütün bulus belgeleri [ihtira beratlari] ya da fabrika markalarinin baskalarina geçirilmesi ya da birakilmasina iliskin istemler, işbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak üç aylik bir süre içinde yapacaklari istem üzerine, Türk Hükümetine sunulacaktir. Bu kütüge yazitlanma, ilk yazitlanma tarihinden baslayarak geçerli sayilacaktir.

KESIM V

HAKEMLIK KARMA MAHKEMESI

MADDE 92

Bir yandan Müttefik Devletlerden her biri ve öte yandan Türkiye arasında, işbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak üç aylik bir süre içinde, bir Hakemlik Karma Mahkemesi kurulacaktir.

Bu Mahkemelerden her biri, ikisi ilgili Hükümetlerden her birince atanmak üzere, üç üyeden olusacaktir; bu Hükümetler birçok kimseyi üye olarak göstermege yetkili olacaklar ve duruma göre, Mahkemede üye olarak bulunacak kimseyi, bunlar arasından seçeceklerdir. Baskan, ilgili iki Hükümet arasında anlasma ile seçilecektir.

İşbu Andlaşmanın yürürlüge girişi tarihinden baslayarak iki aylik bir süre içinde bu anlasmaya varilamazsa, söz konusu Baskan, ilgili Hükümetlerden birinin istemesi üzerine, La Haye Milletlerararasi Daimi Adalet Divani Baskaninca, savas sirasinda tarafsiz kalmis Devletlerin uyrukları arasından seçilecektir.

Söz konusu iki aylik süre içinde, ilgili Hükümetlerden biri, kendisini Mahkemede temsil edecek üyeyi atamamis olursa, ilgili öteki Hükümetin istemesi üzerine, Milletler Cemiyeti Meclisi bu üyeyi atamakla görevli olacaktir.

Mahkeme üyelerinden birinin ölümü ya da görevden çekilmesi halinde, ya da herhangi bir neden yüzünden Mahkeme üyelerinden birisi görevini yapamayacak bir durumda bulunursa, bu üyenin yeri, atanmasinda izlenen yöntem uyarinca doldurulacaktir; öngörülen iki aylik süre, ölümün, görevden çekilmenin ya da görev yapma olanaksizliginin usulüne uygun olarak saptandigi günden baslayarak hesaplanacaktir.

MADDE 93

Hakemlik Karma Mahkemisinin toplanma yeri istanbul'da olacaktir. Davalarin sayisi ve niteligi hakli gösterirse, ilgili Hükümetler, her mahkemede bir ya da birkaç ek Daire kurmaya yetkili olacaklardir. Bu Dairelerden her birinin toplanmasi için, gerekli görülebilecek herhangi bir yer saptanabilecektir. Bu Dairelerden her biri 92 nci Maddenin 2 nci fikrasindan 5 nci fikrasina kadar olan fikralarinda öngörüldügü biçimde, bir baskan yardimcisi ile iki üyeden olusacaktir.

Her Hükümet, Mahkemede kendisini temsil ettirmek için, bir ya da birkaç ajan atayacaktir.

Bir Hakemlik Karma Mahkemesinin ya da bu Mahkemenin Dairelerinden birinin kurulusundan baslayarak üç yil sonra işbu Mahkeme ya da Daire çalismasini bilirlememis bulunursa, bu Mahkemenin ya da Dairenin toplanti yerinin bulundugu ülke Devleti isterse, sözkonusu Hakemlik Karma Mahkemesinin ya da bu Dairenin toplanti yeri bu ülkenin disina çikartilacaktir.

MADDE 94

92 nci ve 93 ncü Maddeler uyarinca kurulmus Hakemlik Karma Mahkemeleri, işbu Anlasma uyarinca yetkilerine giren anlasmazliklar konusunda hüküm vereceklerdir.

Kararlar oyçokluguyla alinacaktir.

Bagitli Yüksek Taraflar, Hakemlik Karma Mahkemelerinin kararlarini kesin saydiklarini ve kendi uyruklarına iliskin olarak bunlara uyulmasini zorunlu kilacaklarini ve Mahkeme kararlari kendilerine bildirilir bildirilmez, hiç bir yürütme karari [tenfiz karari, exequatur] beklemek gerekmeksezin, ülkelerinde bunlarin uygulanmasini saglayacaklarini kabul ederler.

Bagitli Yüksek Taraflar, bundan baska, özellikle yargi bildirilerinin iletilmesine ve kanitlarin toplanmasina iliskin konularda, kendi Mahkemelerinin ve makamlarinin, Hakemlik Karma Mahkemelerine, elden gelen her türlü yardimi dogrudan dogruya yapmalarini yükümlenir.

MADDE 95

Hakemlik Karma Mahkemeleri adalet, hakgözetirlik ve iyi niyet uyarinca karar vereceklerdir.

Her Mahkeme, kendi önünde kullanilacak dili saptayacak, islerin iyice anlasilmasini saglamak için gerekli çevirileri de yaptiracaktir; her Mahkeme, kendi önünde izlenecek usul kurallarini ve sürelerini saptayacaktir. Bu kurallarin asagidaki ilkelere uygun olmasi gerekecektir:

1. Yargilama usulü, taraflarin karşılıkli olarak bir layiha (mYmoire) ile bir karsi-layiha (contre-mYmoire) sunulmasini gerektirecektir; bir cevap layihasi (rYpliue) ile bir karsi-cevap (contre-rYplique) sunulabilecektir. Taraflardan biri sözlü açiklamalarda bulunmak isterse, öteki tarafa da böyle davranma olanaginin saglanmasi sartiyla, kendisine bu yolda izin verilecektir.

2. Mahkeme, sorusturma yapilmasini, belgeler sunulmasini, bilirkisiye basvurulmasini buyrumaga, yerinde arastirmalar ve denetlemeler yapmaga, her türlü bilgiler istemege, bütün taniklari dinlemege ve taraflardan yazili ya da sözü açiklamalarda bulunmalarini istemege her bakimdan yetkili olacaktir.

3. İşbu Andlaşmadaki aykiri hükümler disinda, Mahkemenin kurulusundan baslayarak alti aylik bir sürenin geçmesinden sonra, her bir istem kabul olunmayacaktir; meger ki, söz konusu Mahkemece verilmis ve uzaklik ya da kaçinilmaz zorunluluk (force majeure) gibi bir nedene dayanan kural-disi [istisnai] olarak hakli gösterilebilecek özel bir izin ola.

4. Bir yil içinde sekiz haftayi asmayacak tatil dönemleri disinda, Mahkeme, davanin çabuk görülmesi için her hafta gerekli sayida oturum yapmakta görevli olacaktir.

5. Davanin Mahkemece görüsülmesine de baslandigi anlamina gelen, durusmanin bitimi tarihinden sonra en çok iki ay içinde, hükümlerin verilmis olmalari gerecektir.

6. Davada sözlü durusmalar olursa, bunlar açik oturumda yapilacaktir; hüküm, her zaman, açik oturumda bildirilecektir.

7. Her Hakemlik Karma Mahkemesinin, islerin iyi yürütülmesi için gerekli görürse, oturumlarin yapildigi yer disinda, bir ya da birkaç oturum yapabilme yetkisi olacaktir.

MADDE 96

Ilgili Hükümetler, aralarinda anlasarak, her Mahkeme için, bir Genel Sekreter ile bir ya da birkaç Sekreter atayacaklardir. Genel Sekreter ile Sekreterler Mahkemeye bagli olacaklardir. Mahkeme, ilgili Hükümetlerin de uygun bulmalariyla, yardimlari gerekli görülecek bütün görevlileri de atayabileceklerdir.

Her Mahkemenin Sekreterlik daireleri Istanbul'da olacaktir; ilgili Hükümetler, gerekli görülecek baska yerlerde de Sekreterlik daireleri kurabileceklerdir.

Her Mahkeme, kendisine sunulmus olacak davalara iliskin arsivleri, belgeleri ve yazismalari saklayacak ve görevi sona erince, bunlari, oturumlarin yapildigi ülke Hükümetinin arsivlerine teslim edecektir. Bu arsivler, ilgili Hükümetlerce her zaman açik tutulacaktir.

MADDE 97

Her Hükümet, Hakemlik Karma Mahkemesine atadigi üyenin, her ajanin ve sekreterin ödenecegini kendisi karsilayacaktir.

Baskanla Genel Sekreterin ödenekleri, ilgili Hükümetler arasında anlasmayla saptanacak ve bu ödeneklerle her Mahkemeye iliskin ortak giderler, ilgili Hükümetlerce yari yariya karsilanacaktir.

MADDE 98

İşbu Kesim, Türkiye ile Japonya arasında, işbu Andlaşma uyarinca, Hakemlik Karma Mahkemesinin yetki alanina girebilecek islere uygulanamayacaktir; bu anlasmazliklar, her iki Hükümet arasında varilacak anlasmayla çözüme baglanacaktir.

KESIM VI

AndlaşmaLAR

MADDE 99

İşbu Andlasmanin yürürlüge girmesiyle ve Andlaşmanın baska yerlerindeki hükümlere halel gelmeksizin, asagida belirtilen ekonomik ya da teknik nitelikteki çok-tarafli Andlaşmalar, Sözlesmeler ve Anlasmalar, Türkiye ile bunlara taraf olan öteki Devletler arasında yeniden yürürlüge gireceklerdir:

1. Denizalti kablolarinin korunmasina iliskin 14 Mart 1884, 1 Aralik 1886 ve 23 Mart 1887 tarihli Sözlesmelerle, 7 Temmuz 1887 tarihli Kapanis Protokolü (Protocole de clôture);

2. Gümrük tarifelerinin yayinlanmasina ve gümrük tarifelerinin yayinlanmasi için bir Uluslararasi Birlik kurulmasina iliskin, 5 Temmuz 1890 tarihli Sözlesme;

3. Paris'de Kamu Sagligi Uluslararasi Kurumu (Office Internationale d'Hygiène Publique) kurulmasina iliskin, 9 Aralik 1905 tarihli Sözlesme;

4. Roma'da bir Uluslararasi Tarim Enstitüsü (Institut Internationale Agricole) kurulmasina iliskin, 7 Haziran 1905 tarihli Sözlesme;

5. Escault nehri üzerinde geçis resmi haklarinin satin alinisina iliskin, 16 Temmuz 1863 tarihli Sözlesme;

6. İşbu Andlaşmanın 19 ncu Maddesinde öngörülen özel hükümler sakli kalmak üzere, Süveys Kanali'nin serbest kullanilmasini güvence altina alacak bir rejim kurulmasina iliskin, 29 Ekim 1888 Sözlesmesi;

7. Madrid'de 30 Kasim 1920 tarihinde imzalananlari da kapsamak üzere, Dünya Posta Birligi'e (Union Postale Universelle) iliskin Sözlesmeler ve Anlasmalar;

8. 10/22 Temmuz 1875 tarihinde Saint-Petersbourg'da imzalanan Uluslararasi Telgraf Sözlesmesi ile, 11 Haziran 1908 de Lizbon'da Uluslararasi Telgraf Konferansinda kararlastirilan yönetmelikler ve tarifeler.

MADDE 100

Türkiye, asagida belirtilen Sözlesmeler ya da Anlasmalara katilmagi ya da bunlari onaylamagi yükümlenir:

1. Otomobilllerin uluslararasi dolasimina iliskin, 11 Ekim 1909 Sözlesmesi;

2. Gümrük uygulanacak vagonlarin kursunlanmasina iliskin, 15 Mayis 1886 tarihli Anlasma ve 18 Mayis 1907 tarihli Protokol;

3. Denizde çatmalar, deniz kazalarinda yardim ve kurtarma konusundaki kurallarin birlestirilmesine iliskin, 3 Eylül 1910 tarihli Sözlesme;

4. Hastane gemilerinin liman resim ve harçlarindan bagisik tutulmalarina iliskin, 21 Aralik 1904 tarihli Sözlesme;

5. Kadin ticaretinin yasaklanip önlenmesine iliskin, 18 Mayis 1904, 4 Mayis 1910 ve 30 Eylül 1921 tarihli Sözlesmeler;

6. Açik-saçik [müstehcen] yayinlarin yasaklanip önlenmesine iliskin, 4 Mayis 1910 tarihli Sözlesme;

7. 54 ncü, 88 nci ve 90 nci Maddelere iliskin çekinceler [ihtitazi kayitlar] sakli kalmak üzere, 17 Ocak 1912 tarihli Saglik Sözlesmesi;

8. Filoksera (phylloxYra) ya karsi alinacak tedbirlere iliskin, 3 Kasim 1881 ve 15 Nisan 1889 tarihli Sözlesmeler;

9. Afyon konusunda La Haye'de 23 Ocak 1912 tarihinde imzalanmis Sözlesme ve 1914 tarihli ek Protokol;

10. Uluslararasi Radyo-Telegrafi konusunda, 5 Temmuz 1912 tarihli Sözlesme;

11. Afrika'da alkollü maddelere uygulanacak rejim konusunda, Saint-Germain-en-Laye'de, 10 Eylül 1919 da imzalanmis Sözlesme;

12. 26 subat 1885 tarihli Berlik Senedi'nin ve 2 Temmuz 1890 tarihli Brüksel Genel Senedi ile Brüksel Bildirisinin yeniden gözden geçirilmesine iliskin olarak Saint-Germain-en-Laye'de, 10 Eylül 1919 da imzalanmis Sözlesme;

13. 1 Mayis 1920 tarihli Protokol hükümlerinin uygulanmasiyla, Türkiye, cografya açisindan durumunun gerekli kildigi degisiklik yapilmasini elde ederse, Hava ulasiminin düzenlenmesi konusunda, 13 Ekim 1919 tarihli Sözlesme;

14. Kibrit yapiminda beyaz fosfor kullanilmasinin yasaklanmasina iliskin olarak, Bern'de, 26 Eylül 196 da imzalanmis Sözlesme.

Türkiye, bundan baska, Telegrafi ve Radyo-Telegrafi konusunda, uluslararasi yeni Sözlesmelerin hazirlanmasina katilmayi da yükümlenir.

BÖLÜM IV

ULASIM YOLLARI VE SAGLIK SORUNLARI

KESIM I

ULASIM YOLLARI

MADDE 101

BÖLÜM

ULASIM YOLLARI VE SAGLIK SORUNLARI

-------------

KESIM I

ULASIM YOLLARI

-------------

MADDE 101

Türkiye, transit serbestligi konusunda Barselona Konferansinca 14 Nisan 1921 tarihinde kabul edilmis olan Sözlesme ve Statü ile, uluslararasi yarari olan su yollari rejimine iliskin olara, ayni Konferansça 19 Nisan 1921 tarihinde kabul edilen Sözlesme ile Statüye ve ek Protokole katildigini bildirir.

Bunun sonucu olarak, Türkiye, işbu Anlasmanin yürürlüge girişiyle, bu Sözlesmelerin, Statülerin ve Protokollerin hükümlerini uygulamaya koymagi yükümlenir.

MADDE 102

Türkiye, "deniz kıyısından yoksun Devletlerin bayrak hakkının (droit au povillon) taninmasina iliskin", 20 Nisan 1921 tarihli Barselona Bildirisine katildigini bildirir.

MADDE 103

Türkiye, uluslararasi rejim uygulanan limanlara iliskin olarak, 20 Nisan 1921 tarihli Barselona Konferansinin Tavsiyelerine katildigini bildirir. Türkiye, bu rejim altina konulaca limanlarini sonradan açiklayacaktir.

MADDE 104

Türkiye, 20 Nisan 1921 tarihli Barselona Konferansinin, uluslararasi demiryollarina iliskin Tavsiyelerine katildigini bildirir. Bu Tavsiyeler, karşılıkli olmak çekincesiyle [ ihtirazi kaydiyla], işbu Andlaşmanın yürürlüge girişiyle, Türk Hükümetince uygulamaya konulacaktir.

MADDE 105

Türkiye, işbu Andlaşmanın yürürlüge girişiyle, 14 Ekim 1890, 20 Eylül 1893, 16 Temmuz 1895, 16 Haziran 1898 ve 19 Eylül 1906 tarihlerinde Bern'de imza edilen, demiryollariyla yük (marchandises) tasinmasina iliskin Sözlesmeler ve Düzenlemelere katilmagi yükümlenir.

MADDE 106

Yeni sınırlarin çizilmesi sonucu olarak, ayni ülkenin iki parçasını birlestiren bir demiryolu bir baska ülkeden geçerse, ya da bir ülkede baslayan bir demiryolu kolu [sube hatti, ligne d'embranchement] bir baska ülkede sona ererse, iki ülke arasındaki ulasima iliskin isletme sartlari, ilgili demiryollari isletmeleri [idareleri] arasında yapilacak bir anlasma ile düzenlenecektir. Bu isletmeler [idareler], böyle bir düzenlemenin sartlari üzerinde anlasmaya varamazlarsa, bu sartlar hakemlik yoluyla saptanacaktir.

Türkiye ile komsu Devletler arasındaki bütün yeni sınır-istasyonlarinin (gares frontières) kurulmasi ve bu istasyonlar arasındaki demiryollarinin isletilmesi, ayni sartlar içinde yapilacak anlasmalarla düzenlenecektir.

MADDE 107

Türkiye'den ya da Yunanistan'dan gelecek, ya da Türkiye'ye ya da Yunanistan'a gidecek ve Dogu demiryollarinin Yunan-Bulgar sınırı ile Kuleli Burgaz yakininaki Yunan-Türkiye sınırı arasında bulunan üç parçasindan transit geçerek yararlanacak yolcularla mallar [ticaret esyasi, yük, marchandises], bu transit yüzünden, hiç bir vergi ya da resmi, pasaport islemine ya da gümrük denetimine bagli kilinmayacaklardir.

İşbu Maddedeki hükümlerin yürütülmesi, Milletler Cemiyeti Meclisinin seçecegi bir Komiser araciligiyla saglanacaktir.

Yunan ve Türk Hükümetlerinden her birinin, bu Komiserin yanina birer temsilci atamaya hakkı olacaktir; görevini yapmak için gerekli bütün kolayliklardan yararlanacak olan bu temsilci, yukarıdaki hükümlerin uygulanmasina iliskin her sorunu, Komiserin dikkatine sunmakla görevli olacaktir. Bu temsilciler, ihtiyaç duyacaklari alt-kademe memurlarin sayisi ve niteligi konusunda, Komiserle anlasacaklardir.

Komiser, sözü geçen hükümlerin yürürlüge konulmasina iliskin sorunlardan, kendi basina çözemedigi her sorunu, Milletler Cemiyeti Meclisinin kararina sunabilecektir. Yunan ve Türk Hükümetleri, Milletler Cemiyeti Meclisinin oyçokluguyla alacagi her karara uymagi yükümlenirler.

Söz konusu Komiserin maasi ve hizmetinin yerine getirilmesine iliskin giderler, Yunan ve Türk Hükümetlerince esit paylar olarak karsilanacaktir.

Türkiye, ileride, Edirne'ye Kuleli Burgat ile Istanbul arasındaki demiryoluna baglayacak bir demiryolu yaparsa, bu Maddenin, Kuleli Burgaz ile Bosna-Köy yakinindaki Yunan-Türk sınır noktalari arasında karşılıkli olarak transite iliskin hükümleri geçerli olmaktan çikacaktir.

Ilgili iki Devletten her birinin, işbu Andlaşmanın yürürlüge girişinden baslayarak beş yillik bir sürenin bitiminde, işbu Maddenin 2 nci fikrasindan 5 nci fikrasina kadar olan fikralarinda öngörülen denetimin yürürlükte tutulmasinin gerekip gerekmedigine karar verilmesi için, Yunan-Bulgar sınırı ile Bosna-Köy arasında Dogu demiryollarinin iki parçasinda transit bakimindan, ilk iki fikra hükümlerinin yürürlükte kalmasi kararlastirilmistir.

MADDE 108

Türk Hükümetinin ya da özel ortaklıklarin mülkiyetinde olan ve işbu Andlaşma geregince Osmanli Imparatorlugundan ayrilan ülkelerde (topraklarda) bulunan limanlarin ve demiryollarinin geçirimine [transferine] iliskin özel hükümlerle, işbu Andlaşmanın ayricalik [imtiyaz] sahiplerine ve memurlarin emeklilik islerine iliskin mali hükümleri sakli kalmak üzere, demiryollarinin geçirimi [transferi] asagidaki sartlar içinde yapilacaktir:

1. Bütün demiryollarinin yapilari ve tesisleri (auvrages et installations) bütünüyle ve mümkün oldugu kadar iyi bir durumda birakilacaktir;

2. Kendisine özgü tekerlekli araç ve gereçleri (materiel roulant) olan bir demiryolu sebekesi, bütünüyle, Osmanli Imparatorlugundan ayrilmis bir ülkede bulunmakta ise, bu araç ve gereçler, 30 Ekim 1918 dökümüne [envanterine] göre, eksiksiz olarak birakilacaktir;

3. İşbu Andlaşma geregince, yönetimi bölüsülmüs demiryollari baskimindan, tekerlekli araç ve gereçlerin bölüsülmesi, demiryolunun çesitli kollari kendilerine verilen isletmeler arasında, dostça anlasmayla yapilacaktir. Bu anlasmada, 30 Ekim 1918 tarihli son döküme göre, bu demiryollari üzerinde kütüge geçirilmis bulunan araç ve gereçlerin önemi, hizmet hatlarini da kapsamak üzere demiryollarinin uzunlugu, trafigin niteligi ve önemi göz önünde tutulmak gerekir. Anlasmaya varilamazsa, uyusmazliklar hakemlik yoluyla çözümlenecektir. Bu hakemlik, gerekirse, her kesime birakilacak yolcu ve yük (esya) vagonlarini belirtecek, bunlarin teslim sartlarini saptayacak ve simdiki isyerlerine tasinan araç ve gereçlerin, sınırli bir süre boyunca, günlük bakimi için gerekli görecegi düzenlemeleri yapacaktir;

4. Donatim depolari, demirbaslar ve takimlar, tekerlekli araç ve gereçlere uygulanan ayni sartlar içinde birakilacaktir.

MADDE 109

Aykiri hükümler bulunmadikça, yeni bir sınırın çizilmesi yüzünden bir Devletin sular sistemi (kanal açmalar, su tasimalari, sulama, akaçlama (drainage) ya da benzeri konular), bir baska Devletin ülkesinde yapilan çalismalara bagli bulunursa, ya da bir Devletin ülkesinde, savas öncesi kullanimlar uyarinca, kaynagi bir baska Devletin ülkesinde olan sular ya da su gücü (Ynergie hydraulique) kullanıldığı durumlarda, ilgili Devletler arasında, her birinin çikarlarini ve kazanilmis haklarini sakli tutacak biçimde, bir anlasma yapilmasi gerekir.

Anlasmaya varilamazsa, bu anlasmazlik, hakemlik yoluyla çözümlenecektir.

MADDE 110

Romanya ile Türkiye, Köstence-Istanbul kablosunun isletme sartlarini hakgözetirlikle saptamak üzere, aralarinda anlasacaklardir. Anlasmaya varamazlarsa, bu konu, hakemlik yoluyla çözüme baglanacaktir.

MADDE 111

Türkiye, kendi adina oldugu kadar uyruklarınin adina da, artik kendi ülkesinde karayla birlesmeyen kablolarin tümü ya da bir parçasi üzerindeki -ne nitelikte olursa olsun- bütün haklarindan, sifatlarindan ya da ayricaliklarindan vazgeçer.

Yukarıdaki fikra uyarinca el degistirmis [transfer edilmis] olan kablolar ya da bunlarin bir parçasi özel mülkiyette ise, bu kablolarin kendilerine geçirilmis oldugu Hükümetler, maliklere zarar-giderim [tazminat] ödeyeceklerdir. Zarar giderimin tutari konusunda anlasmaya varilamazsa, bu tutar, hakemlik yoluyla saptanacaktir.

MADDE 112

Türkiye, kendi ülkesinde, kara ile hiç olmazsa bir noktada birlesen kablolar üzerinde, eskiden sahip oldugu mülkiyet hakkını elinde tutacaktir.

Söz konusu kablolarin, Türk olmayan ülkede kara ile birlesmelerine iliskin haklarin kullanilmasi ve bunlarin isletilme sartlari, ilgi Devletlerce dostça anlasarak düzenlenecektir. Anlasmaya varilamazsa, uyusmzlik, hakemlik yoluyla çözüme baglanacaktir.

MADDE 113

Bagitli Yüksek Taraflar, her biri kendisiyle ilgili olmasi bakimindan, Türkiye'de yabanci postanelerin kaldirilmasini kabul ettiklerini bildirirler.

KESIM II

SAGLIK SORUNLARI

-------------

MADDE 114

Istanbul Yüksek Saglik Meclisi kaldirilmistir. Türkiye kıyılarinin ve sınırlarinin saglik islerinin düzenlenmesi ile Türk Yönetimi görevlidir.

MADDE 115

Türk bayragi ile yabanci bayraklar arasında hiç bir ayirim yapilmaksizin, bütün gemilere ve Türk uyruklarıyla yabanci Devletlerin uyruklarına, ayni sartlar altinda, oranlari ve sartlari hakgöztir olmasi gereken, bir tek ve ayni tarifesi uygulanacaktir.

MADDE 116

Türkiye, açikta kalmis olan saglik memurlarinin, eski Istanbul Yüksek Saglik Meclisinin fonlarindan bir zarar-giderim [tazminat] alma haklarini, ve bu Meclisin saglik memurlari ve eski saglik memurlariyla bunlarin hak sahiplerinin kazanilmis [muktesep] bütün öteki haklarini tanimagi yükümlenir. Bu haklara, eski Istanbul Yüksek Saglik Meclisi yedek fonlarinin kullanimina verilecek yöne, eski saglik yönetiminin mali ve yönetsel bakimlardan kesin tasfiyesine iliskin bütün sorunlarla, bunlara benzer ya da bunlarla baglantili bütün sorunlar bir Özel (Ad Hoc) Komisyonca çözümlenecektir; bu Komisyon -Almanya, Avusturya ve Macaristan disinda- Istanbul Yüksek Saglik Meclisine katilan Devletlerden her birinin birer temsilcisinden kurulacaktir. Gerek yukarıda belirtilen tasfiye ve gerek bu tasfiyeden sonra artacak paralarin ne yönde kullanima ayrilacagina iliskin bir sorun yüzünden, bu Komisyon üyeleri arasında anlasmazlik çikarsa, bu Komisyonda temsil edilen Devletlerden her birinin Milletler Cemiyeti Meclisine basvurmaga hakkı olacaktir; Milletler Cemiyeti Meclisinin kararlari son ve kesin olacaktir.

MADDE 117

Türkiye ile, Kudüs ve Hicaz Hac Yolculuklarinin ve Hicaz demiryolunun denetiminde ilgili bulunan Devletler, uluslararasi saglik sözlesmeleri uyarinca, uygun düsen tedbirleri alacaklardir. Bu tedbirlerin uygulanmasinda tam bir tekdüzen (uniformitY) saglamak amaciyla, bu Devletlerle Tükkiye, bu Hac yolculuklarina iliskin saglik isleri için bir Esgüdüm [koordinasyon] Komisyonu kuracaklardir; bu Komisyonda Türkiye Saglik servisleriyle, Denizcilige Iliskin Saglik ve Karantina Isleri Iskenderiye Meclisi temsil edilmis olacaktir.

Bu Komisyon, ülkesinde toplanacagi Deletin rizasini önceden almak zorunda olacaktir.

MADDE 118

Hac Isleri Esgüdüm [Koordinasyon] Komisyonunun çalismalarina iliskin raporlar, Milletler Cemiyeti Saglik Komitesiyle, Kamu Sagligi Uluslararasi Kurumuna, ve haclarla ilgili olup da raporlari isteyecek her ülkenin Hükümetine gönderilecektir. Komisyon, Milletler Cemiyetince, Kamu Sagligi Uluslararasi Kurumunca ya da ilgili Hükümetlerce, kendisine sunulacak her konu üzerinde görüsünü bildirecektir.

BÖLÜM V

ÇESITLI HÜKÜMLER

---------------

I.SAVAS TUTSAKLARI

---------------

MADDE 119

Bagitli Yüksek Taraflar, ellerinde kalmis savas tutsaklariyla gözalti edilmis bulunan sivilleri hemen yurtlarina geri göndermeyi yükümlenirler.

Yunanistan'la Türkiye'nin, karşılıkli olarak tutuklamis bulunduklari savas tutsaklariyla gözalti edilmis sivillerin mübadelesi, işbu Hükümetler arasında 30 Ocak 1923 tarihinde imza edilmis olan özel anlasmaya konu olmustur.

MADDE 120

Disipline aykiri kabahatler yüzünden hüküm giyebilecek ya da hüküm giymis olan savas tutsaklariyla gözalti edilmis siviller, cezalarinin ya da kendilerine karsi baslatilmis kovusturmanin sona ermesini beklemeksizin, yurtlarina geri verileceklerdir.

Disiplin suçlarindan baska olaylar yüzünden hüküm giyebilecek ya da hüküm giymis olan savas tutsaklariyla gözalti edilmis sivillerin tutukluluk durumu süregidecektir.

MADDE 121

Bagitli Yüksek Taraflar, kaybolmus kimselerin aranmasi, ya da ülkelerine geri gönderilmeme istegini açiklamis olan savas tutsaklariyla gözalti edilmis sivillerin kimliklerinin belirtilmesi için, kendi ülkelerinde, her türlü kolayliklari saglamagi yükümlenirler.

MADDE 122

Bagitli Yüksek Taraflar, işbu Sözlesmenin yürürlüge girmesiyle, savas tutsaklarina ve gözalti edilmis sivillere ait olan ya da olmus bulunan elkonmus her türlü esyanin, paranin, degerli kagitlarin, belgelerin ya da kisisel esyanin geri verilmesini yükümlenirler.

MADDE 123

Bagitli Yüksek Taraflar, ordularinca ele geçirilmis savas tutsaklarinin bakimi için yapilmis giderlerin istenmesinden, karşılıkli olarak vazgeçtiklerini bildirirler.

2.MEZARLAR

---------------

MADDE 124

Asagidaki 126 nci Maddenin konusu olan özel hükümlere halel getirmeksizin, Bagitli Yüksek Taraflar, içlerinden her birinin, 29 Ekim 1914 tarihinden bu yana savas alaninda can vermis, ya da yaralanma, kaza ve hastalik yüzünden ölmüs askerleri ve denizcileriyle, ayni tarihten bu yana tutsaklikta ölmüs savas tutsaklari ve gözalti edilmis sivillerin, kendi yetkileri (otoriteleri) altindaki topraklarda bulunan mezarlıklarına, mezarlarina ve kemikliklerine ve onlari anmak için dikilmis anitlarina saygi gösterecekler ve bunlarin bakimini saglayacaklardir.

Bagitli Yüksek Taraflar, karşılıkli olarak ülkelerinde, sözü geçen mezarlıkların, kemikliklerin ve mezarlarin kimligini ortaya çikartmak ve bunlari kütüge yazmak, bunlarin bakimiyla ugrasmak ya da bunlarin bulunduklari yerlere uygun düsecek anitlar dikmek isleriyle her birinin görevlendirebilecegi Komisyonlara, görevlerini yerine getirmeleri için her türlü kolayliklari gösterme konusunda anlasacaklardir. Bu Komisyonlarin hiç bir askeri niteligi olmayacaktir.

MADDE 125

Bagitli Yüksek Taraflar, bunun baska, karşılıkli olmak sartiyla:

1. Tutsaklikta ölmüs savas tutsaklariyla gözalti edilmis sivillerin kimliklerini belirtmeye yararli bütün bilgileri de ekleyerek, bunlarin tam bir çizelgesini;

2. Kimlikleri belirtilmeden gömülmüs bulunan ölülerin mezarlarinin sayisina ve yerlerine iliskin her türlü bilgiyi, birbirlerine vermeyi yükümlenirler.

MADDE 126

Romanya ülkesinde 27 Agustos 1916 tarihinden bu yana ölmüs Türk askerlerinin, denizcilerinin ve savas tutsaklarinin mezarlari, mezarlıkları, kemikleri ve bu askerlerle denizcileri anmak için dikilmis anitlarin bakimi ile gözalti edilmis sivillere iliskin olarak 124 ncü ve 125 nci Maddelerden dogan bütün öteki yükümler konusunda, Romanya Hükümeti ile Türk Hükümeti arasında özel bir anlasma yapilacaktir.

MADDE 127

124 ncü ve 125 nci Maddelerin genel nitelikteki hükümlerini tamamlamak üzere, bir yandan Ingiliz Imparatorlugu, Fransa ve Italya Hükümetleri, öte yandan da Türkiye ve Yunanistan Hükümetleri, 128 nci Maddeden 136 nci Maddeye kadar olan Maddelerdeki özel hükümler üzerinde anlasmaya varmislardir.

MADDE 128

Türk Hükümeti, Ingiliz Imparatorlugu, Fransiz ve Italya Hükümetlerine karsi, kendi ülkesinde, bunlarin, savas alaninda can vermis ya da yaralanmis, kaza ve hastalik yüzünden ölmüs askerleri ve denizcileriyle, tutsaklikta ölmüs savas tutsaklari ve gözalti edilmis sivillerine ait mezarlari, mezarlıkları, kemiklikleri ve onlari anmak için dikilmis anitlari kapsayan toprak parçalarini [arsalari] bu Hükümetlerin kullanimina ayri ayri ve sürekli olarak birakmagi yükümlenir. Bunun gibi, Türk Hükümeti, 130 ncu Maddede öngörülen Komisyonlara, bir araya toplama mezarlıkları (cimetières de groupement), kemiklikler kurmak, ya da anitlar dikmek için ileride gerekli görülecek toprak parçalarini da, sözü geçen bu Hükümetlerin kullanimina birakacaktir.

Türk Hükümeti, bundan baska, söz konusu mezarlara, mezarlıklara, kemikliklere ve anitlara giris serbestligi tanimagi ve gerekirse, buralarda cadde ve yollar yapilmasina izin vermegi yükümlenir.

Yunan Hükümeti de, kendi ülkesine iliskin olarak, ayni yükümleri kabul eder.

Yukarıda belirtilen hükümler, böyle bir amaçla birakilmis olan toprak parçalari üzerinde, duruma göre, Türk ya da Yunan egemenligine halel vermez.

MADDE 129

Türk Hükümetince kullanimi birakilacak toprak parçalari arasında, özellikle Ingiliz Imparatorlugu için, 3 sayili Haritada gösterilmis olan Anzac (Ari Burnu) bölgesindeki toprak parçalari da bulunmaktadir.

Ingiliz Imparatorlugunun yukarıda adi geçen toprak parçasindan yararlanmasi asagidaki sartlara bagli olacaktir:

1. Bu toprak parçasi, Barış Andlaşmasıyla belirtilen amacindan baska herhangi bir amaçla kullanilmayacaktir; bu yüzden, hiç bir askerlik ya da ticaret amaciyla, ya da yukarıda belirtilen asil amaci disinda kalan baska herhangi bir amaçla kullanilmayacaktir;

2. Türk Hükümetinin, bu toprak parçasını -mezarlıkları da kapsamak üzere- denetlemege her zaman hakkı olacaktir;

3. mezarlıklari korumakla görevli sivil bekçilerin sayisi, mezarlık basina bir bekçiden çok olmayacaktir. mezarlıklar disindaki toprak parçasi için ayrica bekçiler bulunmayacaktir;

4. Bu toprak parçasinda, ister mezarlıklar içinde ister disinda, ancak bekçiler için kesin olarak gerekli konutlardan baska konutlar yapilmayacaktir;

5. Bu toprak parçasının kıyısında, insan ya da yük yüklemegi ya da karaya çikartmagi kolaylastirabilecek, hiç bir rihtim, dalga kiran ya da iskele yapilmayacaktir;

6. Bu toprak parçasını ziyaret için gerekli bütün islemler yalniz Boğazlar'in iç kıyısında yapilabilecek ve bu toprak parçasina Ege Denizi kıyısından girmege, ancak bu islemlerin tamamlanmasindan sonra izin verilecektir. Türk Hükümeti, mümkün oldugu kadar basit olmasi gereken söz konusu islemlerin, Türkiye'ye gelecek öteki yabancilarin bagli tutulacaklari islemlerden daha külfetli olmamasi ve gereksiz her türlü gecikmeye yol açmayacak kosullar altinda yapilmasini, işbu Maddenin öteki hükümlerine halel gelmemek sartiyla, kabul eder;

7. Bu toprak parçasını ziyaret isteginde bulunan kimseler silahli olmayacaklardir; Türk Hükümetinin, bu yasagin uygulanmasini denetlemege hakkı olacaktir;

8. Türk Hükümeti, 150 kisiyi asan ziyaretçi topluluklarinin girişinden, en az bir hafta önce haberli kilinacaktir.

MADDE 130

Ingiliz, Fransiz ve Italyan Hükümetlerinden her biri, Türk ve Yunan Hükümetlerinin de birer temsilci gönderecekleri bir Komisyon kuracak ve bu Komisyon, mezarlara, mezarlıklara, kemikliklere ve anitlara iliskin sorunlari, yerinde, çözüme baglayacaktir. Bu komisyonlarin baslica görevleri sunlar olacaktir:

1. Ölülerin gömüldügü ya da gömülmüs olabilecegi bölgelerde kesifler yaparak, oralarda bulunan mezarlari, mezarlıkları, kemiklikleri ve anitlari kütüge yazmak;

2. Mezarlarin, gerektiginde bir araya toplanmasina ne gibi kosullar altinda girişilecegini saptamak; Türk ülkesinde Türk temsilcisiyle, Yunan ülkesinde de Yunan temsilcisiyle anlasarak, bir araya toplama mezarlıklarınin, kemikliklerin ve dikilecek anitlarin yerlerini kararlastirmak; bu amaçla ayrilacak yerlerin sınırlarini, gerekli en küçük alan ölçüsünde, saptamak;

3. Kendi uyruklarına ayrilmis ya da ayrilacak mezarlara, mezarlıklara, kemikliklere ve anitlara iliskin kesin plani, her Komisyonun bagli oldugu Hükümet adina, Türk ve Yunan Hükümetlerine bildirmek.

MADDE 131

Kendilerine toprak parçasi ayrilmis olan Hükümetler, bu topraklari yukarıda belirtilenden baska maksatlarla kullanmamagi ve kullanilmasina izin vermemegi yükümlenirler. Bu toprak parçalari deniz kıyısında bulunmakta ise, bu kıyı, kendisine toprak parçasi ayrilmis olan Hükümetçe kara ya da denizle ilgili askerlige ya da ticarete iliskin baska hiç bir maksat için kullanilmayacaktir. Mezarlara ve mezarlıklara ayrilmis olan yerler bu amaçla ya da anit dikilmesi için kullanilmayacaksa, bu yerler, duruma göre, Türk ya da Yunan Hükümetlerine geri verilecektir.

MADDE 132

128 nci Maddeden 130 ncu Maddeye kadar olan Maddelerde öngörülen toprak parçalarina iliskin tam ve eksiksiz yararlanma hakkının Ingiliz, Fransiz ve Italyan Hükümetlerine sürekli olarak birakilmasi için gereken yasama ya da yönetim tedbirleri, 130 ncu Maddenin 3 ncü fikrasinda öngörülen bildiriyi izleyecek alti ay içinde, Türk ve Yunan Hükümetlerince alinacaktir. Kamulastirmalar yapilmasi gerekirse, bunlar Türk ülkesinde yapilacaksa Türk Hükümetince, Yunan ülkesinde yapilacaksa Yunan Hükümetince gerçeklestirilecek ve giderleri ülke Hükümetince karsilanacaktir.

MADDE 133

Ingiliz, Fransiz ve Italyan Hükümetleri, kendi uyruklarına ait mezarlarin, mezarlıkların, kemikliklerin ve anitlarin yapimini, düzenlenmesini ve bakimini, uygun görecekleri bir yürütme organina [uygulama örgütüne] emenat etmekte serbest olacaklardir. Bu örgütler [organlar] askeri nitelikte olmayacaklardir. Yalniz mezarlarin bir araya toplanmasi ve mezarlıklarla kemikliklerin kurulmasi için gerekli sayilacak durumlarda ölü kalintilarinin mezarlardan çikartilmasi, tasinmasi ile, kendilerine toprak ayrilmis Hükümetlerin, yurtlarina gönderilmelerini zorunlu görecekleri ölü kalintilarinin mezarlarindan çikartilmasi ve tasinmasi islerinde yetkili olacaklardir.

MADDE 134

Ingiliz, Fransiz ve Italyan Hükümetlerinin, Türkiye'de bulunan mezarlarinin, mezarlıklarınin, kemikliklerinin ve anitlarinin korunmasini, kendi uyrukları arasında atanacak bekçilerce yaptirmaga haklari olacaktir. Bu bekçiler Türk makamlarinca [resmen] taninacaklar ve mezarlarin, mezarlıkların, kemikliklerin ve anitlarin korunmasini saglamak için, Türk makamlarindan yardim göreceklerdir. Bekçilerin askeri hiç bir niteligi olmayacak, fakat kendilerini savunmak üzere bir rövolver ya da otomatik tabanca tasiyabileceklerdir.

MADDE 135

128 nci Maddeden 131 nci Maddeye kadar olan Maddelerde öngörülen toprak parçalarina, duruma göre, Türkiye ve Türk makamlarinca, ya da Yunanistan ve Yunan makamlarinca herhangi bir kira, resim ya da vergi uygulanmayacaktir. Ingiliz, Fransiz ve Italyan Hükümetlerinin temsilcileriyle, bu mezarlari, mezarlıkları, kemiklikleri ve anitlari ziyaret etmek isteyenler için, buralara giris, her zaman serbest olacaktir. Türk Hükümetiyle Yunan Hükümetine kendi ülkelerinde bulunan söz konusu toprak parçalarina ulastiracak yollarin bakimini sürekli olarak üzerlerine alacaklardir.

Türk Hükümetiyle Yunan Hükümeti, söz konusu mezarlarin, mezarlıkların, kemikliklerin ve anitlarin bakimi ya da bunlarin korunmasiyla görevlendirilmis kimselerin ihtiyaçlarina yetecek ölçüde suyun saglanmasi bakimindan, Ingiliz, Fransiz ve Italyan Hükümetlerine her türlü kolayliklari göstermegi, karşılıkli olarak yükümlenirler.

MADDE 136

Ingiliz, Fransiz ve Italyan Hükümetleri, Türkiye'den ayrilan ülkeleri de kapsamak üzere, kendi yetkileri [otoriteleri] altindaki ülkelerde gömülü bulunan Türk askerleriyle denizcileri için mezarlar, mezarlıklar, kemiklikler yapmak ve anitlar dikmek konusunda, 128 nci Madde ile 130 ncu Maddeden 135 Maddeye kadar olan Maddelerdeki hükümlerden yararlanma hakkını, Türk Hükümetine tanimayi yükümlenirler.

3. GENEL HÜKÜMLER

-------------------

MADDE 137

Bagitli Yüksek Taraflar arasında kararlastirilmis aykiri hükümler disinda, 30 Ekim 1918 tarihinden baslayarak, işbu Andlaşmanın yürürlüge girişine kadar, Istanbul'u isgal eden Devletlerin makamlarinca ya da bu makamlarla görüs birligi içinde, kendi uyruklarıyla yabancilarin ya da Türk uyruklarınin mallari, haklari ve çikarlari, ve bu kimselerin Türkiye makamlariyla iliskileri konusunda verilmis kararlar ya da buyruklar [emirler] geçerli sayilacak ve bu kararlarla buyruklar yüzünden, bu Devletlere ya da onlarin makamlarina karsi hiç bir istemde bulunulamayacaktir.

Yukarıda sözü edilen kararlar ve buyruklar yüzünden ugranilan bir zarardan dogan bütün öteki istemler, Hakemlik Karma Mahkemesine sunulacaktir.

MADDE 138

Genel affa iliskin bugünkü tarihli Bildirinin IV ncü ve VI nci paragraflarina halel gelmemek sartiyla, yargi konularinda, 30 Ekim 1918 tarihinden baslayarak işbu Andlaşmanın yürürlüge girişine kadar, Istanbul'u isgal eden Devletlerin yargiçlari, mahkemeleri ya da makamlarinca oldugu gibi, 8 Aralik 1912 tarihinde kurulmus geçici Yargi [Adalet] Karma Komisyonunca da Türkiye'de verilmis olan kararlar ve buyruklar, uygulama tedbirleriyle birlikte, geçerli sayilacaktir.

Bununla birlikte, bir askeri mahkeme ya da bir kolluk [polis] mahkemesince, hukuk islerinde, verilmis bir hüküm yüzünden, bir özel kisinin, baskasinin yararina ugramis oldugu bir zararin onarilmasi için bir istemde bulunmasi durumunda, işbu istem Hakemlik Karma Mahkemesine götürülecek ve bu Mahkeme, gerekli görürse, bir zarar-giderimde [tazminatta] bulunulmasini, üstelik, oldugu gibi eski duruma getirmeyi restitution) zorunlu kilabilecektir.

MADDE 139

Sivil [mülki], yargisal ya da mali yönetim kurumlariyla vakiflarin yönetimine iliskin olup da, yalniz Osmanli Imparatorlugundan ayrilan bir ülkenin Hükümetini ilgilendiren ve Türkiye'de bulunan arsivler, kütükler, planlar ve her türlü belgelerde, Osmanli Imparatorlugundan ayrilan bir toprakta bulunup, yalniz Türk Hükümetini ilgilendiren bu çesit belgeler, karşılıkli olarak, her iki tarafça birbirine verilecektir.

Yukarıda belirtilen arsivleri, kütükleri, planlari, senetleri ve öteki belgeleri elinde bulunduran Hükümet de kendisini bu belgelerle ilgili saymaktaysa, bu belgeler, istek üzerinde, ilgili Hükümete bunlarin fotografilerini ya da onaylanmis örneklerini [kopyalarin] vermek sartiyla, o Hükümetçe saklanabilecektir.

Gerek Türkiye'den gerekse ayrilmis topraklardan alinmis arsivler, kütükler, planlar, senetler ve öteki belgeler, yahniz alinmis olduklari ülkeyi ilgilendirmekteyseler, bunlarin asillari, karşılıkli olarak geri verilecektir.

Bu islemlerin gerektirecegi giderler, belgeleri isteyen Hükümetçe karsilanacaktir.

Yukarıdaki hükümler, eski Osmanli Imparatorluguna ait olup da 1912 yilindan önce Yunanistan'a geçirilmis bulunan ilçelerdeki [kazalardaki, districts] mallara ya da vakiflara iliskin kütüklere de ayni sartlar içinde uygulanacaktir.

 

MADDE 140

Türkiye ile öteki bagitli Devletler arasında, savas sirasinda ve karşılıkli olarak, 30 Ekim 1918 tarihinden önce elde edilmis bütün deniz genimetleri [ganaim-i bahriye, prises martimes] hiç bir isteme yol açmayacaktir. Istanbul'u isgal eden Devletlerce, bu tarihten sonra, silah-birakisiminin [mütarekenin] bozulmasi yüzünden, yapilmis olan elkoymalar [zaptlar, prises] konusunda da ayni hüküm uygulanacaktir.

Surasi kararlastirilmistir ki, Istanbul'u isgal eden Devletlerin Hükümetleri ve uyruklarınca ya da Türk Hükümeti ve Türk uyruklarınca, bu Hükümetlerin, 29 Ekim 1914 tarihinden 1 Ocak 1923 tarihine kadar, kendi lamanlarina ya da isgal ettikleri limanlarda kullanmis bulunduklari her çesit küçük tonajli deniz tasitina, yatlara (yachts) ve mavnalara iliskin olarak, hiç bir istem öne sürülemeyecektir. Bununla birlikte, işbu hüküm, genel affa iliskin olarak bugünkü tarihle imzalanan Bildirinin VI nci paragrafi hükmüne halel vermeyecegi gibi, 29 Ekim 1914 tarihinden önceki haklara dayanarak, özel kisilerce baska özel kisilere karsi öne sürülebilecek istemlere de halel getirmeyecektir.

30 Ekim 1918 den sonra elkonulmus [zaptedilmis] Türk ve Yunan gemileri, her iki Hükümetçe, karşılıkli olarak geri verilecektir.

MADDE 141

İşbu Andlaşmanın 25 nci Maddesinin ve 28 Haziran 1919 tarihli Versailles Andlaşmasınin 155 nci, 150 nci ve 440 nci maddeleri ile III ncü Ek'inin VIII nci Bölümünün (Onarimlar) uygulanmasiyla, savas sirasinda Alman Hükümeti ya da Alman uyruklarınca Osmanli Hükümetine ya da Osmanli uyruklarına, simdi bu gemileri elinde bulunduran Müttefik Hükümetlerin rizasi olmaksizin geçirilmis [transfer edilmis] bulunan bütün Alman gemilerine iliskin olarak, alman Hükümetine ya da Alman uyruklarına karsi kendilerine düsebilecek her yükümden Türk Hükümetinin ve Türk uyruklarınin kurtulmus (libérés) sayildiklari bildirilir.

Türkiye ile, Türkiye'nin yaninda savasmis öteki Devletlerin iliskilerinde de, gerekirse, bi hüküm uygulanacaktir.

MADDE 142

Yunan ve Türk halklarinin mübadelesine iliskin olarak, Yunanistan ile Türkiye arasında 30 Ocak 1923 de yapilmis olan özel Sözlesme, söz konusu iki Yüksek Taraf arasında, işbu Andlaşmanın içindeymi gibi, ayni güç ve degerde olacaktir.

MADDE 143

İŞBU ANDLASMA, mümkün olan en kisa süre içinde onaylanacaktir.

Onama belgeleri Paris'te sunulacaktir.

Japon Hükümeti, onamanin yapilmis oldugunu, Paris'teki diplomatik temsilcisi araciligiyla, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine bildirmege yetkili olacak ve bu durumda, Japo Hükümeti onama belgesini mümkün olan en kisa süre içinde gönderecektir.

Imzaci Devletlerden her biri, İşbu Andlaşmayla birlikte, imzalamis olduklari ve Lausanne Konferansinin Son [Nihai] Senedinde belirtilen Senetler -bunlar onama gerektirmekteyseler- tek ve ayni belge ile onaylayacaktir.

Bir yandan Türkiye, ve öte yandan Ingiliz Imparatorlugu, Fransa, Italya ve Japonya, ya da bunlarin arasında üçü, onama belgelerini sunduklari zaman, bir ilk sunus tutanagi (procès-verbal de dépot) düzenlenecektir.

Bu ilk tutanagin tarihinden baslayarak, Andlaşma, onu böylece onaylamis olan Bagitli Yüksek Taraflar arasında yürürlüge girecektir. Bundan sonra, öteki Devletler için, onama belgelerinin sunulusu tarihinde yürürlüge girecektir.

Fransiz Hükümeti, onama belgelerinin sunus tutanaklarinin dogrulugu onaylamis birer örnegini bütün Imzaci Devletlere teslim edecektir.

BU HÜKÜMLERE OLAN INANÇLA, adlari asagida belirtilen Tamyetkili Temsilciler, işbu Andlaşmayı imzalamislardir.

LAUSANNE'de, yirmi dört Temmuz bin dokuz yüz yirmi üç tarihinde, yalniz bir nüsha olarak düzenlenmistir; bu nüsha Fransa Cumhuriyeti Hükümetinin arsivlerine konulacak ve bu Hükümet, Imzaci Devletlerden her birine, bunun, dogrulugu onaylanmis birer örnegini verecektir.

(L.S.) Horace RUMBOLD

(L.S.) PELLE

(L.S.) GARRONI

(L.S.) G.C. MONTAGNA

(L.S.) K. OTCHIAI

(L.S.) E.K. VÉNISÉLOS

(L.S.) D. CACLAMANOS

(L.S.) Const. DIAMANDY

(L.S.) Const. CONTZESCO

(L.S.) M. ISMET

(L.S.) Dr.RIZA NUR

(L.S.) HASAN

II. BOGAZLAR REJIMINE ILISKIN

SÖZLESME

24 TEMMUZ 1923 TARIHINDE IMZALANMISTIR.

------------------

INGILIZ IMPARATORLUGU, FRANSA, ITALYA, JAPONYA, BULGARISTAN, YUNANISTAN, RUSYA, SIRP-HIRVAT-SLOVEN DEVLETI VE TÜRKIYE,

Bugünkü tarihli Barış Andlaşmasınin 23 ncü Maddesiyle benimsenen ilke uyarinca, Bogazlar'da bütün uluslarin gemileri için Akdeniz'le Karadeniz arasında geçis ve gidis-gelis serbestligini saglamak kaygisiyla,

Ve bu serbestligi sürdürmenin genel Barış ve dünya ticareti için gerekli oldugunu göz önünde tutarak,

Bu amaçla bir Sözlesme yapmagi kararlastirmislar ve Tamyetkili Temsilcilerini asagida belirtildigi üzere atmislardir:

MAJESTE BÜYÜK-BRITANYA VE IRLANDA BIRLESIK-KRALLIGI VE DENIZLER ÖTESI INGILIZ ÜLKELERI KRALI, HINDISTAN IMPARATORU:

Çok Sayin Sir Horace George Mantagu RUMBOLD, Baronet, G.C.M.G., Istanbul'da Yüksek-Komiser;

FRANSA CUMHURBASKANI:

Korgeneral Sayin Maurice PELLÉ, Fransa Büyükelçisi, Cumhuriyet'in Dogu'da Yüksek-Komiseri, Légion d'Honneur ulusal Nisaninin Grand Officier rütbesi;

MAJESTE ITALYA KRALI:

Sayin Marki Camille GARRONI, Krallik Senatörü, Italya Büyükelçisi, Istanbul'da Yüksek-Komiser, Saints Maurice el Lazare Nisanlariyla Couranne d'Italie Nisaninin Grand-Croix rütbesi;

M.Jules César MANTAGNA, Atina'da Olaganüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi, Saints Maurice et Lazare Nisanlarinin Commandeur rütbesi, Couronne d'Italie Nisaninin Grand Officier rütbesi;

MAJESTE JAPONYA IMPARATORU:

M. Kentaro OTCHIAI, Jusammi, Soleil Levant Nisaninin Birinci Sinif rütbesi, Roma'da Olaganüstü ve Tamyetkili Büyükelçi;

MAJESTE BULGARLAR KRALI:

M.Bogdan MORPHOFF, Demiryollari, Posta ve Telgraf Isleri eski Bakani;

M.Dimitri STANCIOFF, Hukuk Doktoru, Londra'da Olaganüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi, Saint-Alexandre Nisaninin Grand-Croix rütbesi;

MAJESTE YUNANLILAR KRALI:

M.Eleftherios K.VÉNISÉLOS, eski Basbakan, Sauveur Nisaninin Grand-Croix rütbeki;

M.Démètre CACLAMANOS, Londra'ta Tamyetkili Ortaelçi, Sauveur Nisaninin Commandeur rütbesi;

MAJESTE ROMANYA KRALI:

M.Constantin I.DIAMANDY, Tamyetkili Ortaelçi;

M.Constantin CONTZESCO, Tamyetkili Ortaelçi;

RUSYA:

M.Nicholas Ivanovitch IORDANSKY;

MAJESTE SIRPLAR, HIRVATLAR VE SLOVENLER KRALI:

M.Dr.Miloutine YOVANOVITCH, Bern'de Olaganüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi;

TÜRKIYE BÜYÜK MILLET MECLISI HÜKÜMETI:

ISMET Pasa, Disisleri Bakani, Edirne Milletvekili;

Dr.RIZA NUR Bey, Saglik Isleri ve Sosyal Yardim Bakani, Sinop Milletvekili;

HASAN Bey, eski Bakan, Trabzon Milletvekili,

BU TEMSILCILER, yetki belgelerini gösterdikten ve bunlar usulüne uygun ve geçerli kabul edildikten sonra, asagidaki hükümler üzerinde anlasmaya varmislardir:

MADDE 1

Bagitli Yüksek Taraflar, asagida, "Boğazlar" ("Détroits") genel teriminin kapsamina giren Çanakkale Boğazı'nda, Marmara Denizi'nde ve Karadeniz Boğazı'nda, denizden ve havadan geçis ve gidis-gelis serbestligi ilkesini kabul ve ilan etmekte görüs birligine varmislardir.

MADDE 2

Boğazlar'dan Barış zamaninda ve savas zamaninda, ticaret gemileriyle ticaret uçaklarinin ve savas gemileriyle savas uçaklarinin geçisi ve gidis-gelisi, bundan böyle asagidaki Ek'in hükümleri uyarinca düzenlenmistir.

EK

BOGAZLAR'DAN TICARET GEMILERI VE UÇAKLARIYLA, SAVAS

GEMILERI VE UÇAKLARININ GEÇİŞİNE İLİŞKİN

KURALLAR

----------------

1.

Hastane gemilerini, gezinti gemilerini ve balıkçı gemileriyle askeri olmayan uçakları da kapsamak üzere, ticaret gemileri.

a) Barış Zamanında:

Bayrak ve yük ne olursa olsun, uluslararası saglık hükümleri saklı kalmak üzere hiç bir islem olmaksızın, kılavuz, fener, römorkör ya da dogrudan dogruya yapılan aynı nitelikte baska hizmetlere karşılık olanlar dısında, hiç bir vergi [resim] ya da harç alınmaksızın, üstelik Türk Hükümetince ayrıcalıklar tanınmıs [imtiyaz verilmis] kurumların ve isletmelerin bu konuda yararlandıkları haklara zarar gelmemek sartıyla, gündüz ve gece, gemilerin gidis-gelis ve geçisleri bakımından tam serbestlik.

Bu mali yükümlerin [rüsumun, droits] alınmasını kolaylastırmak için, Boğazlar'dan geçen ticaret gemileri, Türk Hükümetince gösterilecek yerlere adlarinı, uyruklarını, tonajlarını ve gittikleri yeri bildireceklerdir.

Kılavuz almak istege baglıdır.

b) Savas zamanında Türkiye tarafsız kalırsa:

Yukarıda belirtilen aynı sartlar içinde, gündüz ve gece, gidis-gelis ve geçis bakımından tam serbestlik. Tarafsız bir Devlet sıfatıyla Türkiye'nin sahip oldugu haklar ve yükümlü bulundugu ödevler, suları ve havası Türkiye'nin tarafsiz oldugu bir savas süresince barış zamanında oldugu gibi tam serbektlik içinde kalmasi gereken Boğazlar'da gidis-gelisi engelleyecek herhangi bir tedbir almasına Türkiye'yi yetkili kılmıs olmayacaktır.

Kılavuz almak istege baglıdır.

c) Savas zamanında, Türkiye savasan bir Devletse:

Tarafsız gemiler ve askeri olmayan tarafsız uçaklar için, bunlar özellikle düsmana savas kaçagı, düsman birlikleri ya da düsman uyrukları tasıyarak yardım etmiyorlarsa, gidis-gelis serbestligi. Türkiye'nin bu gemileri ve uçaklari denetleme ve arama hakkı bulunacak ve bunun için, söz konusu uçaklar, Türkiye'nin bu amaçla gösterecegi ve hazırlayacagı bölgelerde karaya ya da denize inmele yükümlü bulunacaktır. Düsman gemilerine karsı Devletler hukukunun kabul ettigi tedbirleri uygulama bakımından, Türkiye'nin sahip oldugu haklar oldugu gibi kalmaktadır.

Türkiye, düsman gemilerinin Boğazlar'ı kullanmalarını önlemek için gerekli görecegi her türlü tedbirleri almaga yetkili olacaktır. Bununla birlikte, bu tedbirler, tarafsız gemilerin serbestçe geçisini önleyecek nitelikte olmayacaktır; Türkiye, bu amaçla, söz konusu gemilere gerekli yönergeler [talimat] ve kılavuzlak saglamagı yükümlenir.

2.

Yardımcı gemileri, asker tasıt gemilerini, uçak gemilerini, uçak gemilerini ve askeri uçakları da kapsamak üzere, savas gemileri.

a) Barış zamanında:

Bayrak ne olursa olsun, hiç bir islem, herhangi bir resim ya da harç olmaksızın, fakat kuvvetlerin toplamına iliskin olarak asagıdaki kısıtlamalar içinde, gece ve gündüz, tam geçis serbestligi.

Bir Devletin Karadeniz'e gitmek üzere Boğazlar'dan geçirebilecegi en büyük kuvvet, Karadeniz'de kıyısı olan Devletlerden en kuvvetli donanması olan Devletin, geçis sırasında Karadeniz'de bulunan donanmasından daha büyük olmayacaktır; bununla birlikte, Devletler, Karadeniz'e her zaman ve her durumda, her biri 10,000 tonu geçmeyen üç gemiyi asmayacak bir deniz kuvveti göndermek hakkını saklı tutmaktadırlar.

Boğazlar'dan geçen gemilerin sayısı yüzünden Türkiye'ye hiç bir sekilde bir sorumluluk düsmeyecektir.

Bu kuralın uygulanması olanagını saglamak için, 10 ncu Maddede öngörülen Boğazlar Komisyonu, Karadeniz'de kıyısı olan her Devletten, her yıl 1 Ocak ve 1 Temmuz tarihlerinde, Karadeniz'deki zırhlılarının (cuirassés), savas kruvazörlerinin (croiseurs de bataille), uçak gemilerinin (batiments porte-avions), kruvazörlerinin (croiseurs), muhriplerinin (destroyers), denazaltılarının ve baska her tip gemilerle deniz uçaklarının sayısını bildirmesini ve, bu bildiride bulunurken de, hizmette olan gemileri, mevcudu indirilmis, yedekte tutulan, onarım ve degisiklik görmekte bulunan gemileri, ayrı ayrı göstermesini isteyecektir.

Boğazlar Komisyonu, bu bildirileri aldıktan sonra, ilgili Devletlere, Karadeniz'de en kuvvetli donanmanın kapsadıgı zırhlıların, savas kruvazörlerinin, uçak gemilerinin, muhriplerin, kruvazörlerin, denizaltıların ve uçaklarla -varsa- baska her tip gemilerin sayısını bildirecektir; ayrıca, bu donanmaya baglı bir geminin Karadeniz'e girişi ya da oradan çıkısı yüzünden dogan degısiklikler de, hemen, ilgili Devletlerin bilgisine sunulacaktır.

Boğazlar'dan Karadeniz'e gitmek üzere geçirilecek bir deniz kuvvetinin hesaplanmasında yalnız hızmette olan savas gemileri göz önünde tutulacaktır.

b) Savas zamanında Türkiye tarafsızsa:

Bayrak ne olursa olsun, hiç bir islem, resim ya da harç olmaksızın, 2 nci paragrafın (a) fıkrasında öngörülen aynı kısıtlamalar içinde, gündüz ve gece, tam geçis serbestligi.

Bununla birlikte, bu kısıtlamalar, savasan [muharip] bir Devletin, Karadeniz'de savasanlık [muhariplik] haklarına zarar verecek sekilde uygulanmayacaktır.

Tarafsız bir Devlet sıfatıyla Türkiye'nin hakları ve ödevleri, Türkiye'nin tarafsız oldugu bir savas süresince suları ve havası Barış zamanında oldugu gibi tam bir serbestlik içinde kalması gereken Boğazlar'da gidis-gelisi engelleyebilecek herhangi bir tedbir alınmasına Türkiye'yi yetkili kılmıs olmayacaktır.

Savasan Devletlerin savas gemilerinin ve askeri uçaklarının, Boğazlar bölgesinde herhangi bir yakalamaya [capture] kalkısmaları, denetim ve arama hakkını kullanmaları ve düsmanca herhangi bir davranısta bulunmaları yasak olacaktır.

Savas gemilerine, yiyecek almak ve onarımda bulunmak konularında, Deniz Savasında Tarafsızlıga Iliskin 1907 XIII ncü La Haye Sözlesmesi hükümleri uygulanacaktır.

Uçaklar için tarafsızlık kurallarına iliskin kuralları saptayacak uluslararası bir Sözlesme yapılıncaya kadar, askeri uçaklara, Boğazlar'da, XIII ncü La Haye Sözlesmesinin savas gemilerine tanıdıgı islemlere benzer islemde bulunulacaktır.

c) Savas zamanında, Türkiye savasan bir Devletse:

Tarafsız savas gemileri için hiç bir islem, resim ya da harç olmaksızın, 2 nci paragrafın (a) fıkrasında öngörülen aynı kısıtlamalar içinde, tam geçis serbestligi

Düsman gemileriyle uçaklarının Boğazlar'dan yararlanmalarını önlemek üzere, Türkiye'ce alınacak tedbirler, tarafsız gemilerle uçakların geçis serbestligine zarar vermeyecek nitelikte olacaktır; Türkiye, bu amaçla, sözü geçen gemilere gerekli yönergeleri ve kılavuzlar saglamagı yükümlenir.

Tarafsız askeri uçaklar, Boğazlar'dan, karsılasabilecekleri tehlikeli kendileri göze alarak, geçebileceklerdir; bunlara, nitelikleri anlasılmak üzere, denetleme hakkı (le droit d'enquête) uygulanacaktır. Bunun için, sözü geçen uçaklar, Türkiye'nin bu amaçla gösterecegı ve hazırlayacagı bölgelerde karaya ya da denize inmekle yükümlü bulunacaklardır.

3.

a) Türkiye ile barış durumunda bulunan Devletlerin denizaltıları Boğazlar'dan ancak su yüzünden geçeceklerdir.

b) Gerek Akdeniz'den gerek Karadeniz'den gelen yabancı bir deniz kuvvetinin komutanı, komutası altında bulunup Boğazlar'a girecek gemilerin sayısını ve adlarını, durmak zorunda olmaksızın, Çanakkale Boğazı'nın ya da Karadeniz Boğazı'nın agzında bir isaret istasyonuna (station de signaux) bildirecektir.

Türkiye, bu isaret istasyonlarını bildirecektir; bu bildiride bulununcaya kadar, yabancı savas gemileri için Boğazlar'dan geçis serbestligi gene yürürlükte olacak ve bunların Boğazlar'a girisleri bu yüzden gecikmeye ugratılmayacaktır.

c) Askeri uçaklarla askeri-olmayan uçaklar için işbu kurallarla öngörülen sartlar içinde, Boğazlar üzerinden uçus izni, söz konusu uçaklar bakımından sunları da kapsamaktadır:

1. Boğazlar'ın dar geçitleri üzerinde onbeş kilometreye kadar bir toprak seridi üstünde uçus serbestligi:

2. Zorunlu inis halinde, Türkiye'nin kıyılarına ya da karasularına inme serbestligi.

4.

Savas gemilerinin geçis sürelerinin sınırlandırılması

Boğazlar'dan transit olarak geçes savas gemileri, hasar ya da deniz rizikosu (avaries ou fortune de mer) durumları dısında, geceleyın demırlemeyı ve gemı güvenlıgını saglamak ıçın gereklı süreyı de kapsamak üzere, hıç bır vakıt, geçıslerı ıçın gereklı olan zamandan daha uzun bır süre Boğazlar'da duramayacaklardır.

5.

Boğazlar ve Karadeniz Limanlarında durmak

a. İşbu Ek'in 1 nci, 2 nci ve 3 ncü paragrafları, gemilerin, savas gemilerinin ve uçakların, Boğazlar boyunca Boğazlar'ın üstünden geçisine uygulanır ve Türkiye'nin, limanlarını ve hava alanlarını aynı zamanda ziyaret edebilecek bir Devletin savas gemileriyle askeri uçaklarının sayısına ve bunların kalıs sürelerine iliskin olarak, gerekli görecegi kuralları koyma hakkına halel vermez.

b. Karadeniz'de kıyısı olan Devletlere de, kendi limanlarına ve hava alanlarına iliskin olarak, aynı haklar taninacaktir.

c. Tuna Avrupa Komisyonunda temsil edilmekte olan Devletler, bu nehrin agızlarında ve Kalas(a )Galatz) kadar, stationnaires olarak bulundurmakta oldukları hafif [savas] gemileri, 2 nci paragrafta öngörülen gemilere eklenecek ve gerektigi zaman bu gemiler baskaları ile degistirilebilecektir.

6.

Saglık bakamından korunmaya iliskin üzel hükümler

Içlerinde veba, kolera ya da tifüs olayları olan, ya da yedi günden beri böyle olaylar çıkmıs bulunan savas gemileriyle, bulasık bir limandan, beş kez yirmi dört saatten az bir süre içinde ayrılmıs bulunan gemiler Boğazlar'dan karantinalı geçecekler ve Boğazlar'ı bulastırmak olanagını kesin olarak ortadan kaldırmak üzere gerekli bütün koruma tedbirlerini, gemide bulunan bütün olanakları kullanarak almak zorunda olacaklardır.

Içlerinde bir hekim bulunan ve Boğazlar'dan durmaksızın ya da yük bosaltmaksızın dogrudan dogruya geçen ticaret gemileri de böyle davranacaklardır.

İçlerinde hekim bulunmayan ticaret gemileri, Boğazlar'a girmezden önce -Boğazlar'da durmayacak olsalar bile- uluslararası saglık hükümlerinin gereklerini yerine getirmek zorunda olacaklardır.

Boğazlar'da bir limana ugrayan savas gemileriyle ticaret gemileri, bu limanda uygulanabilir uluslararası saglık hükümlerine baglı olacaklardır.

MADDE 3

Boğazlar'da geçisi ve gidis-gelisi her türlü engelden serbest tutmak için, 4 ncü Maddeden 9 ncu Maddeye kadar olan Maddelerde belirtilen tedbirler, Boğazlar'ın sularına, kıyılarına, Boğazlar'da bulunan ya da Boğazlar'a yakın adalara da uygulanacaktır.

MADDE 4

Asagıda gösterilen bölgeler ve adalar askerlikten arındırılacaktır:

1. Çanakkale Boğazı ile Karadeniz Boğazı'nın, asagıdaki gibi sınırlandırılmıs bölgeleri boyunca iki kıyısı (ekli haritaya bakınız):

Çanakkale Boğazı: Kuzey-Batı'da, Gelibolu Yarımadası ve Saros (Xéros) Körfezi'nde Bakla Burnu'nun Kuzey-Dogusunda 4 kilometre uzaklıkta bulunan bir noktadan baslayarak, Marmara Denizi üzerindeki Kumbagı'nda sona eren ve Kavak'ın (bu yer dısarıda kalmaktadır) Güneyinden geçen bir çizginin Güney-Dogusundaki bölge;

Karadeniz Boğazı (Istanbul'a iliskin özel rejim saklı kalmak üzere, Madde 8): Dogu'da, Karadeniz Boğazı'nın Dogu kıyısından 15 kilometre uzaklıkta çizilmis bir çizgiye kadar uzanan bölge:

Batı'da, Karadeniz Boğazı'nın Batı kıyısından 15 kılometre uzaklıkta çizilmis bir çizgiye kadar uzanan bölge.

2. Emir-Ali Adası dısarıda kalmak üzere, bütün Marmara Denizi adaları.

3. Ege Denizi'nde, Semadirek (Semendirek, Samothrace), Limni (Lemnos), Imroz (Imbros), Bozcaada (Tenedos), ve Tavsan adaları (Iles aux Lapins).

MADDE 5

Fransa, Ingiltere, Italya ve Türkiye Hükümetlerinden her birince birer üyesi atanacak, dört üyeli bir Komisyon, 4 ncü Maddenin 1 nci fıkrasında öngörülen bölgelerin sınırlarını yerınde saptamak üzere, işbu Sözleşmenın yürürlüğe giriş tarihinden 15 gün sonra toplanacaktır.

Komisyonda temsilcileri bulunan Hükümetlerden her biri, kendi temsilcilerinin hakkı olan ödeneklerini kendisi verecektir.

Komisyon islemesinin gerekli kılacagı genel harcamalar, temsil edilen Devletler arasında esit olarak paylasılacaktır.

MADDE 6

Istanbul'a iliskin olarak 8 nci Maddedeki hükümler saklı kalmak üzere, askerlikten arındırılacak bölgelerde ve adalarda, hiç bir istihkam, yere baglı [sabit] topçu tesisleri, ısıldak tesisleri, denizaltı isleyen araçlar, hiç bir askeri havacılık tesisi ve hiç bir deniz üssü bulunmayacaktır.

Buralarda asayisin korunması için gerekli bulunan ve silahları, her türlü topçuluk dısarıda kalmak üzere, tüfek, rövolver, kılıç ve her 100 kisiye dört hafif makineli tüfekten olusacak, polis ve jandarma kuvvetlerinden baska hiç bir silahlı kuvvet bulunmayacaktır.

Askerlikten arındırılmıs bölgelerin ve adaların karasularında, denizaltı gemisinden baska, deniz altında isleyen hiç bir araç bulunmayacaktır.

Yukarıdaki hükümlere halel gelmeksizin, Türkiye, Türk ülkesinin askerlikten arındırılmıs bölgelerinden ve adalarından ve Türk donanmasının demirleme hakkı olan bu yerlerin karasularından silahli kuvvet geçirmek hakkını elinde tutacaktır.

p>Bundan baska, Türk Hükümetinin, Boğazlar'da uçaklar ve balonlarla, denizin yüzünü ve dibini gözetlemeye hakkı olacaktır. Türk uçakları, Boğazlar'ın suları ve Türk ülkesinin askerlikten arındırılmıs bölgeleri üzerinde, her zaman, uçabilecekler ve buraların her yerine, karaya ve denize, serbestçe inebileceklerdir.

Türkiye ve Yunanistan, askerlikten arındırılmıs bölgelerde ve bunların karasularında, silah altına alınacakların egitimi için, bu bölgeler dısından gerekecek personeli getirip götürmege de yetkili olacaklardır.

Türkiye ve Yunanistan, kendi ülkelerinin askerlikten arındırılmıs bölgelerinde, her türlü telgraf, telefon ve optik araçlarla gözetleme ve haberlesme sistemi kurmaga yetkili olacaklardır. yunanistan, askerlikten arındırılmıs Yunan adalarının karasularından donanmasını geçirebilecek, fakat bu suları Türkiye'ye karsı hareket üssü olarak, ya da bu amaçla, kara ya da deniz kuvvetleri yıgmak için kullanmayacaktır.

MADDE 7

Marmara Denizi sularına, denizaltı gemileri dışında, deniz altında işleyen hiç bir araç konulmayacaktır.

Türk Hükümeti, Marmara Denizi'nin Avrupa [Rumeli] kıyıları bölgesine, ya da Karadeniz Boğazı'nin askerlikten arındırılmış bölgesinin Doğusunda Darıca'ya kadar Anadolu kıyıları bölgesine, Boğazlar'dan geçise engel olabilecek nitelikte yere bağlı [sabit] hiç bir top bataryası ya da torpil atıcı yerleştiremeyecektir.

MADDE 8

İstanbul (Stamboul), Beyoğlu, Galata, Adalar ve bitişik dolaylarını kapsamak üzere İstanbul (Constantinople) ile çevresinde, başkentin ihtiyaçlarını karşılamak üzere en çok 12.000 kişilik bir garnizon bulunabilecektir. İstanbul'da bir tersane ile bir deniz üssü bulundurulabilecektir.

MADDE 9

Savaş çıktığı zaman, Türkiye ya da Yunanistan, savaşan Devlet haklarını kullanarak, yukarıda öngörülen askerlikten arındırma durumunda degisiklik yapacak olurlarsa, barışla birlikte, işbu Sözlesmede öngörülen rejimi yeniden yürürlüge koymakla yükümlü olacaklardır.

MADDE 10

Istanbul'da, 12 nci Maddede belirtildigi üzere, bir Uluslararası Komisyon kurulacak ve bu Komisyon "Boğazlar Komisyonu" (Commission des Détroits) adını alacaktır.

MADDE 11

Komisyon, yetkilerini, Boğazlar'ın suları üzerinde kullanacaktır.

MADDE 12

Komisyon, bir Türk temsilcisinin baskanlıgı altında, işbu Sözlesmenin imzacı Devletlerin olmaları bakımından, Fransa, Ingiltere, Italya, Japonya, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Rusya ve Sırp-Hırvat-Sloven Devleti temsilcilerinden kurulu olacaktır.

Amerika Birlesik Devletleri bu Sözlesmeye katılırsa, Komisyonda bir temsilci bulundurmaya hakkı olacaktır.

Aynı hak, işbu Maddenin 1 nci fıkrasında adları geçmeyen Karadeniz'e kıyıdas öteki bagımsız Devletler için de, aynı sartlar içinde, saklı tutulacaktır.

MADDE 13

Komisyonda temsilci bulunduran Hükümetler, kendi temsilcilerinin hakkı olabilecek ödenekleri kendileri vereceklerdir. Komisyonun her çesit ek harcamaları, Milletler Cemiyetinin giderlerini bölüsmek üzere saptanmıs oranlar içinde, sözü geçen Hükümetler arasında paylasılacaktır.

MADDE 14

Komisyon, 2 nci Maddeye baglı Ek'in 2 nci, 3 ncü ve 4 ncü paragrafları konusu olan, savas gemilerinin ve askeri uçakların geçisine iliskin hükümlerin geregi gibi göz önünde tutulup tutulmadıgına bakmakla görevli olacaktır.

MADDE 15

Boğazlar Komisyonu, görevini, Milletler Cemiyetinin koruyuculugu altında yapacak ve bu Cemiyet her yıl çalısmalarını gösteren bir rapor verecek, ayrıca, ticaret bakımından ve gemilerin gidis-gelisine iliskin bütün bilgileri sunacaktır. Komisyon, bu amaçla, Boğazlar'da gemilerin gidis-gelisi sorunuyla ugrasan Türk Hükümeti servisleriyle iliski kuracaktır.

MADDE 16

Komisyon, görevinin yerine getirilmesi için gereken yönetmelikleri yapmaya yetkili olacaktır.

MADDE 17

İşbu Sözlesmenin hükümleri, Türkiye'nin, Türk sularında donanmasını serbestçe dolastırma hakkına halel vermeyecektir.

MADDE 18

Boğazlar'ın ve Boğazlar'a komsu bölgelerin askerlikten arındırılmasının, Türkiye için, askerlik açısından haklı gösterilmez bir tehlike yaratmamasını ve savas eylemlerinin Boğazlar'ın serbestligini, ya da askerlikten arındırılmıs bölgelerin güvenlik ve asayisini tehlikeye düsürmemesini isteyen Bagıtlı Yüksek Taraflar, asagıda hükümler üzerinde anlasmaya varmıslardır:

Geçis serbestligine iliskin hükümlere bir aykırılık islenirse, ya da beklenmez bir saldırı ve savas eylemleri yüzünden, gemilerin Boğazlar'da gidis-gelis serbestligi ya da askerlikten arındırılmıs bölgelerin güvenligi tehlikeye düsecek olursa, Bagıtlı Yüksek Taraflar ve her halde Fransa, Ingiltere, Italya ve Japonya, bu konuda Milletler Cemiyetinin kararlaştıacağı bütün tedbirlere basvurarak, bu eylemleri elbirligiyle önleyeceklerdir.

Yukarıdaki fıkrada öngörülen davranısı gerektiren eylemler sona erer ermez, Boğazlar statüsü, işbu Sözlesme hükümleriyle düzenlendigi üzere, yeniden kesinlikle uygulanacaktır.

Boğazlar'ın askerlikten arındırılmasına ve serbestligine iliskin hükümlerin tamamlayıcı bir parçası olan işbu hüküm, Bagıtlı Yüksek Tarafların, Milletler Cemiyeti Misakı uyarınca söz konusu olabilecek haklarına ve yükümlerine halel vermez.

MADDE 19

Bagıtlı Yüksek Taraflar, işbu Sözlesmeyi imzalamamıs Devletlerin Sözlesmeye katılmalarını saglamak için bütün çabalarını göstereceklerdir.

Bu katılma, diplomasi yoluyla, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine bildirilecek ve bu Hükümet de, bunu, imzacı ya da katılmıs bütün Devletlere bildirecektir. Katılma, Fransız Hükümetince yapılacak bildirme tarihinden baslayarak geçerli olacaktır.

MADDE 20

İşbu Sözlesme onaylanacaktır.

Onama belgeleri mümkün olan en kısa süre içinde Paris'de sunulacaktır.

İşbu Sözlesme, Barış Andlaşmasının imzacılarından olmayan ve bu ana kadar işbu Sözlesmeyi henüz onaylamamıs bulunan Devletler için, bugünkü tarihli Barış Andlaşmasıyla aynı sartlar içinde yürürlüge girecektir; işbu Sözlesme, bu Devletler, Fransa Cumhuriyeti Hükümetince öteki bagıtlı Devletlere bildirilecek olan onama belgelerini sundukça, [onlar bakımından da] yürürlüge girecektir.

BU HÜKÜMETLERE OLAN INANÇLA, yukarıda adları yazılı Tamyetkili Temsilciler, işbu Sözlesmeyi imzalamıslardır.

LAUSANNE'da, 24 Temmuz 1923 tarihinde, yalnız bir nusha olarak düzenlenmistir. Bu nusha, Fransa Cumhuriyeti Hükümetinin Arsivlerine konulacak ve bu Hükümet, Imzacı Devletlerden her birine, bunun dogrulugu onaylanmıs birer örnegini verecektir.

(L.S.) Horace RUMBOLD

(L.S.) PELLÉ

(L.S.) GARRONI

(L.S.) G.C.MONTAGNA

(L.S.) K.OTCHIAI

(L.S.) B.MORPHOFF

(L.S.) STANCIOFF

(L.S.) E.K.VÉNISÉLOS

(L.S.) D.CACLAMANOS

(L.S.) Const. DIAMANDY

(L.S.) Const. CONTZESCO

(L.S.) M.ISMET

(L.S.) Dr.RIZA NUR

(L.S.) HASAN

III. TRAKYA SINIRINA ILISKIN

SÖZLESME

24 TEMMUZ 1923 TARIHINDE IMZALANMISTIR.

-----------------

INGILIZ IMPARATORLUGU, FRANSA, ITALYA, JAPONYA, BULGARISTAN, YUNANISTAN, ROMANYA, SIRP-HIRVAT-SLOVEN DEVLETI VE TÜRKIYE, Trakya sınırları üzerinde Barışın korunması kaygısıyla,

Ve bugün imzalanan Barış Andlaşmasının 24 ncü Maddesinde öngörüldügü gibi, bu amaçla birtakım özel tedbirlerin karşılıklı olarak alınmasını gerekli sayarak,

Bu konuda bir Sözlesme yapmayı kararlastırmıslar ve asagıda yazılı Tamyetkili Temsilcilerini atamıslardır:

MAJESTE BÜYÜK-BRITANYA VE IRLANDA BIRLESIK-KRALLIGI VE DENIZLER ÖTESI INGILIZ ÜLKELERI KRALI, HINDISTAN IMPARATORU:

Çok Sayın Sir Horace George Montagu RUMBOLD, Baronet, G.C.M.G., Istanbul'da Yüksek-Komiser;

FRANSA CUMHURBASKANI:

Korgeneral Sayın Maurice PELLÉ, Fransa Büyükelçisi, Cumhuriyet'in Dogu'da Yüksek-Komiseri, Légion d'Honneur ulusal Nisanının Grand Officier rütbesi:

MAJESTE ITALYA KRALI:

Sayın Marki Gamille GARRONI, Krallık Senatörü, Italya Büyükelçisi, Istanbul'da Yüksek-Komiser, Saints Maurice et Lazare Nisanlarıyla Couronne d'Italie Nisanının Grand-Croix rütbesi;

M.Jules César MONTAGNA, Atina'da Olaganüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi, Saints Maurice et Lazare Nisanlarının Commandeur rütbesi, Couronne d'Italie Nisanının Grand Officier rütbesi:

MAJESTE JAPONYA IMPARATORU:

M.Kentaro OTCHIAI, Jusammi, Soleil Levant Nisanının Birinci Sınıf rütbesi, Roma'da Olaganüstü ve Tamyetkili Büyükelçi;

MAJESTE BULGARLAR KRALI:

M.Bogdan MARPHOFF, Demiryolları, Posta ve Telgraf Isleri eski Bakanı;

M.Dimitri STANCIOFF, Hukuk Doktoru, Londra'da Olaganüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi, Saint-Alexandre Nisanının Grand-Croix rütbesi;

MAJESTE YUNANLILAR KRALI:

M.Eleftherios K.VENISELOS, eski Basbakan, Sauveur Nisanının Grand-Croix rütbesi;

M. Démètre CACLAMANOS, Londra'da Tamyetkili Ortaelçi, Sauveur Nisanının Commandeur rütbesi;

MAJESTE ROMANYA KRALI:

M.Constantin I.DIAMANDY, Tamyetkili Ortaelçi;

M.Constantin CONTZESCO, Tamyetkili Ortaelçi;

MAJESTE SIRPLAR, HIRVATLAR VE SLOVENLER KRALI:

M.Dr.Miloutine YOVANOVITCH, Bern'de Olaganüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi;

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HÜKÜMETİ:

İSMET Paşa, Dışişleri Bakanı, Edirne Milletvekili;

Dr.RIZA NUR Bey, Sağlık İşleri ve Sosyal Yardım Bakanı, Sinop Milletvekili;

HASAN Bey, eski Bakan, Trabzon Milletvekili.

TEMSILCILER, yetki belgelerini gösterdikten ve bu belgeler usulüne uygun ve geçerli kabul edildikten sonra, asagıdaki hükümler üzerinde anlasmaya varmıslardır:

MADDE 1

Ege Denizi'nden Karadeniz'e kadar, Türkiye'yi Bulgaristan ve Yunanistan'dan ayıran sınırların her iki yanındaki topraklar, asagıdaki sınırlar içinde ve yaklasık olarak otuz kilometre genisliginde olmak üzere, askerlikten arındırılacaktır (Ekli haritaya bakılması).

1. Türk ülkesinde, Ege Denizi'nden Karadeniz'e kadar:

Bugünkü tarihle imza edilen Barış Andlaşmasının 2 nci Maddesinin 1 nci ve 2 nci paragraflarında tanımlanan, Türkiye'nin Yunanistan ve Bulgaristan ile olan sınırına oldukça kosut [paralel] bir çizgi. Bu çizgi, Kırk-Kilise bölgesinde, Kırk-Kilise kasabasını ve bu kasabanın merkezinden 5 kilometre yarıçapında bir çevreyi askerlikten arındırılmıs bölge dısında bırakmak sartıyla, bu sınırdan en az 30 kılometre uzaklıkta çızılecektır. Bu çızgı, Ege Denızı'nde ıbrıce Burnu'ndan (Cap ıbrıje-Burnu) baslayarak Karadeniz'de Serbes Burnu'nda (Cap Serbes-Burnu) sone erecektir.

2. Yunan ülkesinde, Ege Denizi'nden Yunan-Bulgar sınırına kadar:

Makri Burnu'nun (Cap Makri) ucundan (Makri kasabası dısarıda kalmak üzere) baslayarak, Kuzeye dogru Tahtalı'ya kadar Meriç'in akım yoluna oldukça kosut bir dogrultuda gittikten sonra, Meherkoz'un Dogusundan geçerek Küçük Derbend'in yaklasık onbeş kilometre Batısında, Yunan-Bulgar sınırında saptanacak bir noktaya ulasan çizgi.

3. Bulgar ülkesinde, Yunan-Bulgar sınırından Karadeniz'e kadar:

Yukarıda tanımlanan noktadan baslayarak, Edirne yolunu Papas-Köy'ün beş kilometre Batısında Kosü-Kavak'da (Kossukavak) kestikten sonra, Yunan Bulgar sınırıyla Türk-Bulgar sınırından en az 30 kilometre uzaklıktan geçerek ve yalnız Harmanlı bölgesinde Harmanli Kasabasını ve bu kasabanın merkezinden beş kilometre yarıçapında bir çevreyi askerlikten arındırılmıs bölgenin dısında bırakmak sartıyla, Karadeniz'de Anberler'in Kuzey-Batısında bulunan körfezin en içerlek bir noktasinda sona erecek çizgi.

MADDE 2

İşbu Sözlesmenin yürürlüge girişinden baslayarak onbeş gün içinde kurulacak bir sınırlandırma Komisyonu, 1 nci Maddede tanimlanan sınırı toprak [arazi] üzerinde saptamak ve çizmekle görevlendirilecektir. Bu Komisyon, Fransa Ingiliz Imparatorlugu, Italya, Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye'nin -her Devletten birer temsilci olmak sartiyla- atayacaklari temsilcilerden kurulacaktir. Bulgar, Yunan ve Türk ülkelerinde kendilerine düsen islemlere katilacaklardir; bununla birlikte, bu islemlerin sonucu olarak ortaya çikacak çalismanin tümü, Komisyonun genel oturumunda karara baglanacak ve tutanaga geçirilecektir.

MADDE 3

Birinci Maddede tanimlanan bölgelerin askerlikten arindirilmasi, asagidaki hükümler uyarinca yapilacak ve bu hükümlere bagli kalacaktir:

1. Bu bölge içinde simdi varolan gerek sürekli tahkimat, gerekse sahra tahkimati niteligindeki bütün tesisler, ülkesinde bulunduklari Devletçe silahtan arindirilacak ve sökülecektir. Söz konusu bölgede bu çesit hiç bir yeni tesis yapilmayacak, hiç bir silah deposu kurulmayacaktir; kara, deniz ve hava kuvvetlerine iliskin olarak, saldiri ya da savunma amacina yönelmis, baska hiç bir tesis de kurulmayacaktir.

2. Jandarma, polis, gümrük memurlari, sınır bekçileri gibi, iç düzeni saglamak ve sınırlari göz altinda tutmak için gerekli özel unsurlar disinda silahli hiç bir kuvvet ne konaklayabilecek ne de dolasabilecektir.

Hiç bir hava gücü bulunmamasi zorunlu olan bu özel unsurlarin mevcudu asagidaki sayilari asmayacaktir:

a) Türk ülkesinin askerlikten arindirilmis bölgesinde toplam olarak 5.000 kisi;

b) Yunan ülkesinin askerlikten arindirilmis bölgesinde toplam olarak 2.500 kisi;

c) Bulgar ülkesinin askerlikten arindirilmis bölgesinde toplam olarak 2.500 kisi.

Bunlarin silahlari -her çesit top yasak olmak üzere- yalniz rövolver, kiliç ve tüfekle, her 100 kisi basina 4 makineli tüfek olacaktir.

Bu hükümler, 27 Kasim 1919 tarihli Neuilly Andlaşması uyarinca Bulgaristan'a düsen yükümlere halel getirmeyecektir.

3. Askerlikten arindirilmis bölge üzerinde -bayragi ne olursa olsun- kara ya da deniz askeri uçaklarinin uçmalari yasaktir.

MADDE 4

İşbu Sözlesmede ülkesi söz konusu edilen sınırdas Devletlerden birinin, işbu hükümlere uyulmasi konusunda öne sürecegi herhangi bir istemi olursa, bu Devlet, istemini Milletler Cemiyeti Meclisine bildirecektir.

MADDE 5

İŞBU SÖZLESME onaylanacaktir.

Onaylama belgeleri en kisa süre içinde Paris'de sunulacaktir.

İşbu Sözlesme, Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye'ce onaylanir onaylanmaz yürürlüge girecektir. Özel bir tutanakta bu onamalar belirtilecektir. İşbu Sözlesmeyi bu anda henüz onaylamamis olan öteki Devletler bakimindan, bu Devletler onama belgelerini sundukça, Sözlesme yürürlüge girecektir; Fransa Cumhuriyeti Hükümeti, bu Devletlerin onama belgelerini sunduklarini, öteki Bagitli Devletlere bildirecektir.

Japon Hükümeti, onamanin yapilmis oldugunu Paris'deki diplomatik temsilcisi araciligiyla Fransa Cumhuriyeti Hükümetine bildirmege yetkili olacak ve, bu durumda, Japon Hükümeti onama belgesini mümkün olan en kisa süre içinde gönderecektir.

BU HÜKÜMLERE OLAN INANÇLA, yukarıda adlari belirtilen Tamyetkili Temsilciler, işbu Sözlesmeyi imzalamislardir.

LAUSANNE'da, 24 Temmuz 1924 tarihinde, yalniz bir nusha olarak düzenlenmistir; bu nusha Fransa Cumhuriyeti Hükümetinin Arsivlerine konulacak ve bu Hükümet, imzaci Devletlerden her birine, bunun, dogrulugu onaylanmis birer örnegini verecektir.

(L.S.) Horace RUMBOLD

(L.S.) PELLÉ

(L.S.) GARRONI

(L.S.) G.C.MONTAGNA

(L.S.) K.OTCHIAI

(L.S.) B.MORPHOFF

(L.S.) STANCIOFF

(L.S.) E.K. VÉNISÉLOS

(L.S.) D.CACLAMANOS

(L.S.) Const. DIAMANDY

(L.S.) Const. CONTZESCO

(L.S.) M. ISMET

(L.S.) Dr.RIZA NUR

(L.S.) HASAN

IV. YERLESMEYE VE YARGI YETKISINE ILISKIN SÖZLESME 24 TEMMUZ 1923 TARIHINDE IMZALANMISTIR.

----------------

Bir yandan,

INGILIZ IMPARATORLUGU, FRANSA, ITALYA, JAPONYA, YUNANISTAN, ROMANYA, SIRP-HIRVAT-SLOVEN DEVLETI

Ve öte yandan,

TÜRKIYE,

Türkiye'de öteki Bagitli Devletler uyruklarınin yerlesme [ikamet, établissement] sartlariyla, bu Devletlerin ülkelerinde Türk uyruklarınin yerlesme sartlarini ve yargi yetkisine (compétence judiciaire) iliskin birtakim sorunlari çagdas Devletler hukuku (droit des gens moderne) uyarinca düzenlemek isteyerek,

Bu amaçla bir Sözlesme yapmagi kararlastirmislar ve adlari asagida yazili Tamyetkili Temsilcilerini atamislardir:

MAJESTE BÜYÜK-BRITANYA VE IRLANDA BIRLESIK-KRALLIGI VE DENIZLER ÖTESI INGILIZ ÜLKELERI KRALI, HINDISTAN IMPARATORU:

Çok Sayin Sir Horace George Montagu RUMBOLD, Baronet, G.C.M.G., Istanbul'da Yüksek-Komiser;

FRANSA CUMHURBASKANI:

Korgeneral Sayin Maurice PELLÉ, Fransa Büyükelçisi, Cumhuriyet'in Dogu'da Yüksek-Komiseri, Légion d'Honneur ulusal Nisaninin Grand Officier rütbesi;

MAJESTE ITALYA KRALI:

Sayin Marki Camille GARRONI, Krallik Senatörü, Italya Büyükelçisi, Istanbul'da Yüksek-Komiser, Saints Maurice et Lazare Nisanlariyla Couronne d'Italie Nisaninin Grand-Croix rütbesi;

M.Jules César MONTAGNA, Atina'da Olaganüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi, Saints Maurice et Lazare Nisanlarinin Commandeur rütbesi, Couronne d'Italie Nisaninin Grand Officier rütbesi;

MAJESTE JAPONYA IMPARATORU:

M.Kentaro OTCHIAI, Jusammi, Soleil Levant Nisaninin Birinci Sinif rütbesi, Roma'da Olaganüstü ve Tamyetkili Büyükelçi;

MAJESTE YUNANLILAR KRALI:

M.Eleftherios K.VENISELOS, eski Basbakan, Sauveur Nisaninin Grand-Croix rütbesi;

M.Démètre CACLAMANOS, Londra'da Tamyetkili Ortaelçi, Sauveur Nisaninin Commandeur rütbesi;

MAJESTE ROMANYA KRALI:

M.Constantin I. DIAMANDY, Tamyetkili Ortaelçi;

M.Constantin CONTZESCO, Tamyetkili Ortaelçi;

MAJESTE SIRPLAR, HIRVATLAR VE SLOVENLER KRALI:

M.Dr.Miloutine YOVANOVITCH, Bern'de Olaganüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi;

TÜRKIYE BÜYÜK MILLET MECLISI HÜKÜMETI:

ISMET Pasa, Disisleri Bakani, Edirne Milletvekili;

Dr.RIZA NUR Bey, Saglik Isleri ve Sosyal Yardim Bakani, Sinop Milletvekili;

HASAN Bey, eski Bakan, Trabzon Milletvekili.

TEMSILCILER, yetki belgelerini gösterdikten ve bu belgeler usulüne uygun ve geçerli kabul edildikten sonra, asagidaki hükümler üzerinde anlasmaya varmislardir:

BÖLÜM I

YERLESME SARTLARI

--------------

MADDE 1

İşbu Bölümdeki hükümlerden her birinin Türkiye'de öteki Bagitli Devletlerin uyruklarına ve ortaklıklarına [sirketlerine] uygulanmasi, işbu Devletlerin ülkelerinde Türk uyruklarına ve ortaklıklarına tam bir karşılıkli islem [mütekabiliyet, réciprocité] uygulanmasi sartina baglidir.

Bu Devletlerden biri, kanunlari yüzünden ya da baska bir nedenle, söz konusu hükümlerden herhangi biri için karşılıkli islemde bulunmayi reddedecek olursa, bu Devletin uyrukları ve ortaklıkları da Türkiye'de ayni hükümden yararlanamayacaklardir.

İşbu Maddenin uygulanmasinda, dominion'lar, sömürgeler ve Bagitli Devletlerin korumasi altina konmus ülkeler, tek tek, bagitli ülkeler (pays contractants) gibi sayilacaktir.

KESIM I

GIRIS VE OTURMA

-----------------

MADDE 2

Türkiye ülkesinde, öteki Bagitli Devletlerin uyrukları, kisileri ve mallari bakimindan, ortak Devletler hukuku (droit international commun) uyarinca kabul ve islem göreceklerdir. Söz konusu uyruklar, kisileri, mallari, haklari ve çikarlari bakimindan, Türkiye'de, ülke kanunlarinin ve makamlarinin en tam ve sürekli korumasindan yararlanacaklardir. Göç konusundaki hükümlere halel gelmeksizin, bu uyruklar, Türkiye'ye giris ve orada yerlesme bakimindan tam bir özgürlük [serbestlik] içinde olacaklar ve böylece, ülkede yürürlükte olan kanunlara ve yönetmeliklere [tüzüklere] uygun davranmak sartiyla, Türkiye'ye gidip-gelebilecekler ve orada oturabileceklerdir.

MADDE 3

Türkiye'de, öteki Bagitli Devletler uyruklarınin, ülke kanunlarina ve yönetmeliklerine [tüzüklerine] uygun davranmak sartiyla, her çesit tasınır ya da tasinmaz mal edinmege, bunlari mülkiyetlerinde tutmaga ya da baskasina geçirmege haklari olacaktir; özellikle, bu mallari satis, degis-tokus, bagis, vasiyet ya da baska herhangi bir biçimde kullanabilecekleri gibi, bu mallari yasa uyarinca miras, bagis ya da vasiyet yoluyla da edinebileceklerdir.

MADDE 4

Türkiye'de, öteki Devletler uyruklarınin, ve buna karşılık da, bu Devletlerin ülkelerinde Türk uyruklarınin çesitli ticaret, meslek ya da endüstri kollarinda çalismalari, işbu Sözlesmenin yürürlüge giris tarihinden baslayarak oniki ay içinde, Türkiye ile söz konusu Devletler arasında yapilacak özel sözlesmelere konu olacaktir.

Surasi kararlastirilmistir ki, söz konusu sözlesmelerin yapilmasina kadar, 1 Ocak 1923 tarihindeki statu quo sakli tutulacak ve sözü edilen oniki aylik sürenin sone erisinde sözlesme yapilamazsa, bireylerin [özel kisilerin] 1 Ocak 1923 tarihindeki kazanilmis [muktesep] haklarina saygi göstermek sartiyla, Bagitli Devletlerden her biri davranis özgürlügünü yeniden elde edecektir.

MADDE 5

Tasima ortaklıklarıyla [nakliye sirketleriyle] sigorta ortaklıklarıni da kapsamak üzere, Bagitli Devletlerden birinin ülkesinde geregi gibi kurulmus bulunan ortaklıklar, Türkiye'de de taninacaklardir.

Bunlar, kuruluslari, hukuk açisindan yetenekleri ve mahkemelerde taraf olmalari [dava haklari] konularinda, kendi ulusal kanunlarina göre islem göreceklerdir.

Bu ortaklıklar, Türkiye ülkesinde yerlesebilecekler ve kurulduklari ülke uyruklarınin girisebilecekleri ve söz konusu ülkede ulusal ortaklıklara yasaklanmamis her çesit ticaret ya da endüstri islerini yapabileceklerdir. Bu ortaklıklar, Türkiye'de islerini, kamu düzenine iliskin hükümlere uygun davranmak sartiyla, serbestçe yürütebilecekler ve bu bakimdan benzer her ulusal ortaklıkla ayni haklardan yararlanacaklardir.

Söz konusu ortaklıkların, ülke kanunlarina ve yönetmeliklerine [tüzüklerine] uygun davranmak sartiyla, her çesit tasınır mal edinmege, bunlari mülkiyetlerinde tutmaga ya da baskalarina geçirmege haklari olacaktir; ortakligin isleyebilmesi için gereken tasinmaz mallar bakimindan ayni hüküm uygulanacaktir; ancak, tasinmaz mal edinimi ortakligin kurulus amaci olmamak gerekir.

MADDE 6

Türkiye'de, öteki Bagitli Devletlerin uyrukları, askerlik hizmetine iliskin kanunlara bagli olmayacaklardir. Söz konusu uyruklar, askerlik hizmeti yerine sayilacak her türlü hizmetten, her çesit yükümden ya da mali yükümden (vergiden) bagisik olacaklardir.

Kamu yararina oldugu yasalara uygun olarak kabul edilmis bir nedene dayanmadikça ve bu durumda da kendilerine adaletli ve önceden [pesin] ödenecek bir zarar-giderim [tazminat] verilmedikçe, söz konusu uyrukların mallari kamulastirilamayacak ya da bu uyruklar mallarindan yararlanma haklarindan, geçici bile olsa, yoksun biraktirilmayacaklardir. Önceden ilan edilmedikçe, hiç bir kamulastirma yapilmayacaktir.

MADDE 7

Türkiye, gerek kanuna dayanan bir mahkeme karari, gerek ahlak, saglik ve dilencilik kolluguna [zabitasina] iliskin kanunlar ve yönetmelikler [tüzükler] uyarinca, gerekse Devletin iç ve dis güvenligiyle ilgili nedenlerle, öteki Bagitli Devletlerin uyruklarıni, her birine teker teker uygulanacak tedbirlerle, yurtdisi etme hakkıni sakli tutar; öteki Bagitli Devletler, bunlari ve ailelerini her zaman geri almagi yükümlenirler.

Yurtdisi etme [tard ve teb'it, expulsion] saglik ve insanlik kurallarina uygun olarak yapilacaktir.

KESIM 2

VERGILERE ILISKIN HÜKÜMLER

-----------------

MADDE 8

Türk ülkesinde oturmak ve yerlesmek bakimindan oldugu kadar, öteki Bagitli Devletlerin uyruklarına, 4 ncü Maddede belirtilen sartlar uyarinca, Türkiye'de izin verilen her çesit ticaret, meslek, endüstri ve isletme, ya da ne nitelikte olursa olsun, herhangi bir is yapabilmeleri için, söz konusu uyruklara, niteligi ve adi ne olursa olsun, Türk uyruklarına uygulananlardan baska ya da daha agir hiç bir vergi, resim ya da mali yüküm uygulanmayacaktir.

Söz konusu Devletlerin uyruklarından, yurt disinda yerlesmis olup da, Türk ülkesinden geçisleri sirasinda herhangi bir is tutacak olanlara, ayni nitelikte ve ayni önemde bir is yapan Türk uyruklarıyla, Türkiye'de yerlesmis yabancilarin, ülkede uygulanmakta olan hükümler uyarinca, bagli olduklari vergi, resim ve mali yükümlerden -niteligi ve adi ne olursa olsun- baskasi ya da daha agiri uygulanmayacaktir.

Söz konusu Devletler uyruklarınin Türk ülkesindeki mallari, haklari ve çikarlari, bunlarin edinimi elde bulundurulmasi ya da bunlardan yararlanma bakimindan oldugu kadar, bunlari baskasina birakma, bunlarin degis-tokusu ya da miras yoluyla baskasina geçirilmesi bakimindan da, Türk uyruklarınin mallarina, haklarina ve çikarlarina uygulananlardan baska ya da daha agir, hiç bir mali yüküm, resim, dolayli ya da dogrudan bir vergi uygulanmayacaktir.

MADDE 9

Tasima )transport) ortaklıklarıyla sigorta ortaklıklarıni da kapsamak üzere, öteki Bagitli Devletlerden birinin kanunu uyarinca kurulmus ve işbu Sözlesmenin 5 nci Maddesi uyarinca Türkiye'de yerlesmis ya da orada is yapan ticaret, endüstri ve maliye ortaklıklarına, Türk kanununa göre, Türkiye'de kurulmus ayni nitelikteki ortaklıklara uygulananlardan baska ya da daha agir -ne nitelikte ya da nasil bir adla olursa olsun- hiç bir vergi, resim ya da mali yüküm uygulanmayacaktir.

Söz konusu ülkelerin firmalarina ya da ortaklıklarınin, 5 nci Maddede öngörülen sartlar içinde, Türkiye'de yerlesmis bulunan ya da Türkiye'de is yapan kollarina, subelerine, ajanslarina [acentalarina] ya da baska temsilciliklerine de ayni hükümler uygulanacaktir; surasi kararlastirilmistir ki, işbu firmalarin ve ortaklıkların yönetim merkezleri Türkiye disinda bulunmaktaysa, söz konusu kollar, subeler, ajanslar ya da baska temsilcilikler ancak Türkiye'de yatirilmis gerçek sermayeleri üzerinden, ya da, vergi uygulanacak sermaye açiklanamaz ya da denetlenemez ise, bu sermayeyi kestirmege yarayabilecek olan gerçek kazanç ve gelirler üzerinden vergiye baglanacaklardir.

MADDE 10

Türk Hükümeti, niteligi ve adi ne olursa olsun, vergi bagisikliklari koyacak olursa, bu bagisikliklar Türk uyruklarına ve Türk kanunlari uyarinca kurulmus ortaklıklara oldugu kadar, öteki Bagitli Devletlerin Türkiye'de yerlesmis uyruklarına ya da ortaklıklarına da uygulanacaktir.

Bu hüküm, Devletçe kurulmus kurumlara ya da bir kamu hizmeti ayricaligi sahiplerine taninan vergi bagisiklarindan yararlanmak istemek üzere, öne sürülemeyecektir.

MADDE 11

8 nci Maddeden 10 Maddeye kadar olan Maddelerde öngörülen bütün konularda, Türkiye'de, öteki bagitli Devletlerin uyruklarına, il yönetimlerince ya da yerel yönetimlerce yükletilebilecek mali yükümler, resimler ve vergiler, Türk uyruklarına uygulananlardan baska ya da daha agir olmayacaktir.

MADDE 12

Türkiye'de yerlesmis ya da Türkiye'de is yapan öteki bagitli Devletlerin uyruklarına ya da bunlarin Türk ülkesindeki mallarina, haklarina ve çikarlarina ve söz konusu Devletlerden birinin kanunu uyarinca kurulmus olup da Türkiye'de yerlesmis bulunan ya da Türkiye'de is yapan ortaklıklara, bunlarin kollarina, subelerine ya da ajanslarina, savas durumunda bile, hiç bir zorunlu borçlanma (emprunt forcé) ya da olaganüstü varlik [servet] vergileri (prélevement exceptionnel sur la fortune) yükletilmeyecektir.

MADDE 13

Kapitülasyonlara son verilmis oldugu için, Türkiye, yabanci Devletlerin uyruklarına, kendi uyruklarına sagladigindan daha elverisli bir islemde bulunmayacak ve yukarıdaki hükümlerde öngörülen konular bakimindan, kendi uyruklarıyla öteki bagitli Devletlerin uyruklarına esit islemde bulunma ilkesini uygulayacaktir.

BÖLÜM II

YARGI YETKISI

------------

MADDE 14

Türkiye'de, öteki bagitli Devletlerin uyrukları, ve buna karşılık, söz konusu Devletlerin ülkelerinde Türk uyrukları, 18 nci Madde hükümleri sakli kalmak sartiyla, ülke mahkemelerine, ülke uyruklarıyla her bakimdan ayni sartlar altinda, serbestçe basvurabilecekler, davaci ya da davali olabileceklerdir.

MADDE 15

16 nci Madde hükmü sakli kalmak sartiyla, Türkiye ile öteki bagitli Devletler arasındaki iliskilerde, her konuda, yargi yetkisine iliskin sorunlar, Devletler hukuku (droit international) ilkeleri uyarinca çözüme baglanacaktir.

 

 

 

 

 TC ve KKTC Cumhurbaşkanları Süleyman Demirel Ve Rauf R. Denktaş'ın Ortak Açıklaması, 4 Temmuz 1997


Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel'in vaki davetine icabetle KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf R.Denktaş 4 Temmuz 1997 tarihinde Ankara'ya resmi bir ziyarette bulunmuştur.

Bu ziyaret sırasında, iki taraf arasında 9-13 Temmuz 1997 tarihlerinde New York'ta yapılması öngörülen doğrudan görüşmeler ile Türkiye-KKTC ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik konular hakkında görüş alış-verişinde ve istişarelerde bulunulmuştur.

Taraflar bu ziyaret sırasında aşağıdaki ortak görüş ve kararlarını açıklamışlardır:

1. BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu Ada'daki iki eşit topluma yönelik olup, iki liderin, serbest iradeleriyle karşılıklı kabul edilebilir bir çözümü müzakere etmeleri esastır. BM çözüm çerçevesi ve parametreleri üzerinden yürütülecek olan müzakere sürecine herhangi bir dış müdahalede bulunulması kabul edilemez. Taraflar bu anlayışla, doğrudan görüşme sürecini desteklemekte ve başlatılacak olan New York görüşmelerinin Kıbrıs meselesine adil ve gerçekçi bir çözüm bulunması için uygun bir fırsat oluşturduğu kanaatini taşımaktadır.

2. Kıbrıs Türk tarafı bu sürece yapıcı ve olumlu bir anlayışla katılacaktır. İki toplumluluk, iki kesimlilik, tarafların siyasi eşitliği, kalıcı bir çözümün temel parametrelerini oluşturacaktır.

3. Kıbrıs'ta iki ayrı halk ve yönetim bulunmaktadır. Rum Yönetimi'ni uluslararası hukuka aykırı olarak meşru hükümet addeden yaklaşımlar, Kıbrıs sorununun çözümüne hiçbir şekilde yardımcı olmamaktadır. Kıbrıs Türk tarafının eşit siyasi ve hukuki statüsünün kabul edilmesi ve KKTC'ne karşı uluslararası alanda uygulanan engelleyici tedbirlerin kaldırılması, çözüm çabalarını kolaylaştıracak ve güçlendirecektir.

4. Kıbrıs'ta yaşayabilir bir çözüm iki taraf arasında güven ortamının tesisinden geçer. Kapsamlı bir çözümde Kıbrıs Türk tarafının siyasal, hukuki ve egemenlik hakları ile meşru menfaatlerinin teminat altına alınmasından vazgeçilemez. Serbest müzakereler yoluyla varılacak çözüm, her iki tarafta ayrı referandumlarla, iki halkın onayına sunulacaktır.

5. 1960 Garanti ve İttifak Andlaşmaları her koşul altında geçerli ve yürürlükte kalmaya devam edecek, bu andlaşmaların doğrudan veya dolaylı olarak değiştirilmesine müsaade edilmeyecek; varılacak kapsamlı çözüm bu andlaşmaların güvencesi altına alınacak ve Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi devam edecektir.

6. 1960 andlaşmalarıyla Kıbrıs'ta iki toplum arasında bir iç denge ile hak ve sorumlulukları itibariyle Türkiye ve Yunanistan arasında bir dış denge tesis edilmiştir. Sözkonusu dış denge bölgesel barış ve istikrarın ayrılmaz bir parçasıdır. 1960 andlaşmaları Kıbrıs'ın, Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadıkları uluslararası siyasi ve ekonomik birliklere katılamayacağını öngörmektedir. Uluslararası hukuk ile bölgesel barış ve istikrarın bir gereği olarak Kıbrıs, bu esasları içerecek bir çözümden sonra ancak Türkiye'nin de içinde bulunacağı Avrupa Birliği'ne tam üye olabilecektir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin uluslararası hukuka aykırı tek taraflı müracaatına istinaden, Avrupa Birliği üyeliği yolunda atacağı her adım, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Türkiye ile bütünleşme sürecini hızlandıracaktır.

7. Yunanistan'la mevcut Ortak Askeri Doktrin çerçevesinde, Kıbrıs Rum tarafında sürdürülen ağır silahlanma, Güney Kıbrıs'ta Yunan hava ve deniz üsleri kurulması, Türkiye'yi de tehdit alanı içine alabilecek silahların Güney Kıbrıs'ta konuşlandırılma olasılığı ve terorist faaliyetlere verilen destek, yalnız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ve bölgenin değil, Türkiye'nin de güvenliğini tehdit eden hususlardır. Türkiye, tüm olumsuz gelişmeleri sadece Kıbrıs Türk halkının barış ve huzuru açısından değil, kendi güvenlik gereksinimleri açısından da dikkatle takip etmektedir. Taraflar, Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları arasında imzalanan 20 Ocak 1997 tarihli Ortak Deklarasyon'un ihtiva ettiği esasları, bölgede kalıcı barışın tesisi için vazgeçilmez unsurlar olarak görmektedirler.

8. Her iki taraf New York'ta başlayacak olan müzakere süreci içinde yukarıda kaydedilen ortak değerlendirme ve görüşler doğrultusunda hareket edilmesini ve yakın bir işbirliği ve istişare içinde bulunulmasını kararlaştırmışlardır. Türkiye, bu doğrultuda KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş'ın müzakere sürecinde şimdiye kadar sürdürdüğü yapıcı tutumu bundan sonra da desteklemeye devam edecektir.

Page 2 of 6