Makaleler-1
  • Üyelik
Pazar, 27 May 2018 12:36

Ege Denizi'nde Egemenliği Tartışmalı Ada, Adacık ve Kayalıklar Sorunu: Kardak Bunalımı

Yazan Aydın Şıhmantepe
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

 kardak

Ege Denizi'nde Egemenliği Tartışmalı Ada, Adacık ve Kayalıklar Sorunu: Kardak Bunalımı

Aydın Şıhmantepe

Giriş

Ülkemiz ile Yunanistan arasında yıllardır süregelen Ege sorunu, siyasi boyutları çok geniş ve kapsamlı bir konudur. Bu konuyu önemli kılan faktörler çok çeşitlidir ve bu faktörlerin başında Ege Denizi'nde siyasi sınırların belirlenmesi gelmektedir.1996 yılı başlarında yaşanan Kardak Kayalıkları Krizi’nin Ege’de birçok “ihtilaflı”,  başka bir deyişle “aidiyeti/egemenliği tartışmalı” ada, adacık ve kayalığın varlığını gözler önüne sermesiyle konuya ilişkin teknik, hukuksal ve politik alanda yapılacak çalışmalar da daha fazla önem kazanmıştır.

 

Ege’de siyasi sınırların belirlenmesinde en önemli sorun; Anadolu’nun içlerine kadar sokulmuş tüm ada, adacık ve kayalıkların hangi ülkeye ait olduğunun tespit edilmesidir. Zira, Yunanistan’ın; bu ada, adacık ve kayalıklara sahip çıkmaya çalışması; bunların karasuları ve hava sahasından istifade etmek suretiyle iki ülke arasında deniz  sınırlarını Türkiye’nin ana kıta karasuyu sınırından geçirmeye yönelik çabaları olarak değerlendirilebilir.Yarı kapalı bir deniz olan Ege'de; Yunanistan’a ait olan çok sayıda ada, adacık ve kayalığın Türkiye ana karasının çok yakınında yer alıyor olması ve çok sayıda adanın “İhtilaflı ada” statüsünde bulunması; Ege sorununu, dünya denizlerindeki mevcut ve potansiyel uyuşmazlıklar arasında en önemlilerinden biri  konumuna getirmiştir.Yunanistan’ın tezleri dayandırmaya çalıştığı, ancak Türkiye’nin taraf olmadığı, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde meskun ve gayri meskun ada, adacık ve kayalıkların karasularının bulunması, meskun ve kendine özgü ekonomik yaşamı olan adaların ise ayrıca kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgeleri olması nedeniyle mevcut uyuşmazlık daha da önem kazanmaktadır. Bununla beraber, deniz hukukundaki son yıllardaki gelişmeler, ağırlıklı olarak denizlerin kullanımına yönelik genel esasları içerdiğinden Ege denizi gibi özel bir coğrafyaya sahip bir bölge için problemin çözümüne yardımcı olmaktan uzaktır.Bu nedenlerle; Ege ada, adacık ve kayalıklarına ilişkin gerçekler; coğrafi, tarihi, hukuki ve politik yönleriyle incelenerek, ikili ve çoklu ilişkilerde argüman olarak kullanılabilecek doğru bilgilerin ortaya çıkarılması önem taşımaktadır.Ege sorunun düşünülen çözüm şekli ister politik isterse askeri güç kullanımı ile olsun sonuçta dayandırılacağı nokta “hukuk” olmak zorundadır. Bu çalışmada, “Ege Denizinde Egemenliği Tartışmalı Ada, Adacık ve Kayalıklar Sorunu” olarak ortaya konulan meseleye, Öncelikle Ege Denizi’nin çok temel özellikleri ve Ege adalarının genel olarak sınıflandırılması yapılarak başlanacaktır. Daha sonra anılan Ada, Adacık ve kayalıklar üzerinde rejim/statü kuran uluslararası antlaşmalar tartışılacaktır. Sorunun ortaya çıkmasına neden olan Kardak Krizine neden olaylar ile sorunun kısa dönemde çözümü ve sonuçları incelenecektir. Konuya yönelik güncel Türk ve Yunan tezleri ve  hukuki bir temelde  konunun olası çözüm yolları incelenerek sonuç bölümünde izlenmesi gereken politika belirlenmeye çalışılacaktır.

1. Ege Denizi ve  Sınırları:

a. Genel: Ege Denizi Doğu Akdeniz'in Kuzeyinde, Anadolu Yarımadası'nın Batı sahilleri ile Yunanistan'ın Doğu sahilleri arasında Kuzey-Güney istikametinde uzanan bir denizdir. Mora Yarımadası'ndan Güneybatı Anadolu'ya uzanan Çuha (Kitira), Sıkliye (Antikitira), Girit, Kerpe (Karpatos), Çoban Adası (Kasos), ve Rodos adalar zinciri ile Akdeniz'den ayrılan Ege Denizi, Akdeniz'in Kuzeye doğru bir uzantısıdır. Türkiye ve Yunanistan arasında bir sınır mahiyetindedir. Kuzey yarım kürede 35°00' K - 41°00' K enlemleri ve 023° 00' D - 028°00' D boylamları arasında kalan bir kıyı denizidir[1]. Ege Denizi komşu denizlerle direkt olarak bağlantılıdır. Bu bağlantılar; Kuzeydoğu istikametinde Çanakkale Boğazı'ndan Marmara Denizi'ne, buradan da İstanbul Boğazı yoluyla Karadeniz'e, Güneyde ise 9 mil genişliğindeki Marmaris, 22 mil genişliğindeki Kerpe(Karpatos), 25 mil genişliğindeki Çoban Adası (Kasos), 15 mil genişliğindeki Sıkliye (Antikitira) ve 17 mil genişliğindeki Çuha (Kitira) geçitleri vasıtasıyla Akdeniz’e açılır.  Doğusunda Batı Anadolu sahilleri, Batı ve Kuzeybatısında Mora ve Yunanistan Yarımadaları yer almaktadır.Stratejik açıdan Ege Denizi; Akdeniz ile Karadeniz arasında özel bir durum arz etmektedir.   Başta sahildar devletler olmak üzere Karadeniz ile alakalı bütün devletler, deniz ticaret yolları açısından büyük ölçüde Ege Denizi'ne bağımlıdır.Ege Denizi, stratejik bakımdan özellikle Türkiye ve Yunanistan için hayati önemi haizdir.  Karadeniz, Marmara ve Boğazların emniyetinde önemli bir yer işgal eder.

b. Sınırları: Ege Denizi’nin  güney sınırı konusunda Türkiye ile Yunanistan'ı bağlayan ikili yada çok taraflı bir antlaşma mevcut değildir. Dünyadaki okyanus ve denizlerin sınırlarını belirten ve merkezi Monaco/Fransa’da olan Uluslararası Hidrografi Bürosu tarafından yayımlanmış olan ve devletleri bağlayıcı yanı bulunmayan 1953 tarihli ‘SP 23 Limits of Oceans and Seas’ Dokümanında  mevcut olan sınırlar bu konuda fikir verebilir[2]. Anılan dokümana, 1986 yılında güncelleştirilerek hazırlanan 4. taslağı  önemli değişiklikler getirmemiştir. İki sınır arasındaki fark, batıda Çuha (Kitira) Adası’nın Ege Denizi dışında bırakılmasıdır[3].Ege denizi güney sınırının harita 3 teki[4] gibi olması haritanın tutarlılığı ve coğrafi gerçekler bakımından daha uygun olacaktır. Burada sınır Ege Denizi’ni güneyden kapatan adaların en uzak burunlarından geçirilmiştir. Bu yaklaşım bahse konu adaların Ege adaları olmaları ve Akdeniz’den bu adalara gelindiğinde Ege’nin fiilen başlamış olduğu gerçeğine dayanmaktadır. Söz konusu sınırın 1953 haritasında olduğu gibi Akyar Burnundan değil de Dalaman Çayı ağzından başlatılması, Türkiye’nin coğrafi bölge düzenlemesinde Dalaman Çayının Ege Bölgesi ile Akdeniz Bölgesini ayıran uygulamasıyla tutarlık sağlama çabasına dayanmaktadır[5].SP 23  üzerinde görülecek sınırların hiçbir yasal veya politik bağlayıcı yanı bulunmadığı açık bir şekilde duyurulmakta ise de , gelecekte bu sınırların ulaşım, haberleşme vb. konularda giderek etkili olabileceği, zaten böyle sınırlamalara gitmedeki amacın bu alanlarda sorun yaratan boşluk ve belirsizlikleri geleceğe yönelik gidermek olduğu akılda tutulmalıdır. Ege Denizi’nin Kuzey Sınırı Bu denizi Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı  yoluyla Karadeniz’e bağlayan Çanakkale Boğazı’nın girişindeki Kumkale ve Mehmetçik fenerlerini birleştiren hattır.aegean.jpg (11834 bytes)

c. Ege Denizi’nin Batimetrik haritası: 

Ege   Denizi’nin  jeolojisi ve morfolojisi  Türkiye’nin lehine olan özellikler taşımaktadır. Kıta sahanlıkları sınırlarının saptanması konusunda bu özelliklerin sonuç üzerinde etkisinin ne olacağını kestirmek mümkün olmasa da  bu özelliklerin güvenilen ve bilimsel bilgilere dayandırılıyor olması önem taşıyacaktır. Ege denizine ait batimetrik (derinlik) haritası  incelendiğinde kuzeyden güneye bir “S” çizen bariz derinlik hattının  Ege deniz alanını doğal olarak ikiye bölmektedir. Kıta sahanlığı için doğal oluşumların bilimsel verisini sunan bu hattın doğusunda kalan Ege adaları, zaten  Anadolu’nun kıta sahanlığı üzerinde kaldığından  bu adaların ayrıca kıta sahanlıkları olduğundan söz etmek  inandırıcı bir tez olarak görülmemektedir.

2. EGE Adaları: Ege Denizi’ndeki toplam ada adacık ve kayalık sayısı hakkında Yunan kaynaklarına dayanan çeşitli dokümanlarda farklı rakamlar telaffuz edilmektedir. T.C. Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi  Başkanlığı’nın yaptığı çalışmalarda bu sayının 1800 civarında tespit edildiği öğrenilmiştir. Bunlarda meskun olanlarının da 100 civarında olduğu, büyük bir çoğunluğunu insanların yaşamasına elverişli olmayan  kayalıkların oluşturduğu bilinmektedir. Ege denizindeki adaların;genel coğrafi konumları, Egemenlik devirlerinin tarihsel boyutları , Ege Denizi’nin statüsünü belirleyen uluslararası antlaşmaların düzenleniş biçimleri, jeopolitik ve stratejik önemleri dikkate alındığında 5 grupta incelemek mümkündür[6]. Bunlar, Boğazönü AdalarıSaruhan AdalarıMenteşe AdalarıKuzey Sporat adalarıKiklat Adalarıolarak tasnif edilmektedir[7]. Türkiye açısından jeopolitik ve stratejik önemi olan ve Anadolu’yu kuzeyden güneye bir dizi halinde kapatan  Boğazönü, Saruhan ve Menteşe  Adalarından oluşan üçlü gruba Doğu Ege Adaları da denmektedir.[8]Ege’nin batısında yer alan, Kiklat Adaları, Kuzey Sporat Adaları ve Girit Adası ile ilgili olarak  Türkiye ve Yunanistan arasında egemenlik konusunda herhangi bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Ancak Ege’de deniz sınırları çizilmemiş olduğundan bu sayılan adalar ve antlaşmalarda isimleri sayılmış belli diğer adalar dışında   çok sayıda ada, adacık ve kaya parçasının hukuken kime ait olduğu konusunda belirsizlikler vardır. Şimdi içlerinde egemenliği tartışmalı ada, adacık ve kayalıkların  bulunduğu Doğu Ege Adaları kısaca tanıtılmaya çalışılacaktır. Boğazönü AdalarıBoğazönü adaları Kuzey Güney yönlü ticaret yolunun Ege'ye açılan kapısı önünde, Çanakkale Boğazı'nı at nalı gibi kuşatmaktadır. Bu adalar Çanakkale Boğazı’nın savunmasında büyük rol oynamaktadır. Bu adalardan Limni 1915 Çanakkale Savaşları sırasında üs olarak kullanılmıştır. Boğazönü Adaları’nın  isimleri aşağıdadır.

TÜRKÇE ADI JENERİK ADLARI
 SEMADİREK SAMOTHRACE/ SAMOTRAKİ
ZÜRAFA ZURAFA
GÖKÇEADA İMBROS              
TAVŞAN ADALARI RABBIT ISLANDS
BOZCAADA TENEDOS
LİMNİ LEMNOS/ LİMNOS
BOZBABA AYA EVSTRAITOS / AYA İSTİRATİ

 Saruhan Adaları: Doğu Sporat Adaları olarak da bilinen bu adalar sayıları daha az, fakat yüzölçümleri geniş adalardır. Ege Kıyılarının büyük bir kısmını çevreleyen bu adalar Anadolu’nun savunmasında ileri karakol durumundadır. Anadolu’ya yapılacak taarruzda ise sıçrama tahtası rolünü oynarlar. Saruhan Adaları’nın   isimleri aşağıdadır.

TÜRKÇE ADI JENERİK ADLARI
MİDİLLİ       MYTİLENE /LESBOS
SAKIZ CHIOS/ KHIOS
KOYUN ADALARI SPALMATORİ
KOYUN ADASI INUSSA
PAŞA PASSA
VATOS VATOS
PODİKO PONDİKO
İPSARA PSARA
ANTİİPSARA ANTIPSARA
VENEDİK KAYASI KALOGEROS
SİSAM SAMOS
AHİKERYA NİKARIA/ İKARİA
HURŞİT FURNİ
FORNOZ FIMENA

Menteşe Adaları: Akdeniz’den gelişte kuzey güney deniz ulaşım hatlarını kontrol altında tutan bu adalar Anadolu’nun savunmasında ileri karakol durumundadır. Anadolu’ya yapılacak taarruzda ise sıçrama tahtası rolünü oynarlar.Bazı batılı yazarların Güney Sporat Adaları adını verdikleri bu bölgede yirmiden fazla ada ve bunlara bağlı çok sayıda adacık ve kayalık bulunmaktadır. Menteşe Adaları’nın   isimleri aşağıdadır.

TÜRKÇE ADI JENERİK ADLARI
EŞEK ADASI GAİDAROS / AGATHONİSİ
NERGİSCİK ARKİ
BATNOZ PATMOS / PATHNOS
LİPSO LİPSOS/LİPSO
BULAMAÇ FARMAKONİSİ
İLERYOZ LEROS / LERO
KELEMEZ KALİMNOS
KALOLİMNOZ KALOLİMNOS
KARDAK IMIA / LIMNIA
KEÇİ ADASI PSERİMOS
KOÇ BABA LEVİTA
ARDIÇÇIK KINAROS / SİRİNA          
İSTANKÖY COS / KOS
SAKARCILAR YIALİ
İNCİRLİ MISIROS / NISYROS
ÇERTE KANDILUSA
İLEKİ PISCOPIS / TILOS
NIMOS NIMOS
SÖMBEKİ SIMI / SYMI
RODOS RHODES/ RHODOS
LİMONİYE ALİMNA
HERKE CALKI / KHARKI
KÜÇÜK KERPE SAROS/SARIA
KERPE SCARPANTO
ÇOBAN ADASI CASOS / CASSO
ARDACIK SIRINAA
İSTANBULYA STAMPALIA /ASTROPALIA

 Girit çevresi Adalar[9]

ÇUHA KITIRA / KİTHERA
SIKLİYE ANTİKITIRA
GAVDAPULO GAVDAPULO
GAVDOS GAVDOS

Ege’de rejim /statü belirleyen ve Ege Adaları’nın statüsünü Belirleyen Uluslararası Antlaşmalar

Ege’de var olan sorunların çözümlenmesinde esas dayanak hukuk olmalıdır. Bu nedenle Ege Adalarının statüsünü de belirleyici nitelikle olan ve Ege’yi ilgilendiren çeşitli anlaşmalar tarih sırasıyla   şu şekilde sıralanabilir:

  • 1829 Edirne Anlaşması ,
  • 1830 Londra Protokolü
  • 1913 Londra Antlaşması
  • 1913 Atina Antlaşması
  • 1914 Tebligatları (Londra)
  • 1923 Lozan Barış Antlaşması
  • 1936 Montreux Boğazlar Sözleşmesi
  • 1947 Paris Barış Antlaşması

Bunlara Türkiye’nin taraf olmadığı ancak denizlerle ilgili üç genel anlaşma da eklenmelidir.

  • 1958 Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi
  • 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi
  • 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi

a. Ege’yi Doğrudan ilgilendiren Uluslararası Anlaşmalar

(ı) Lozan Öncesi 

14 Eylül 1829'da Edirne Antlaşması ile Batı Ege Adaları Yunanistan’a bırakılmış, Doğu Ege Adaları ve Girit Adası Osmanlı’da kalmış  ve sonra da İngiltere ve Fransa'nın katılımıyla 24 Nisan 1830'da Yunanistan'ın bağımsızlığının kabul edildiği, Londra Antlaşması ile Yunanistan'a verilmiştir.24 Nisan 1832'de Londra'da imzalanan antlaşma ile Kuzey Sporat Adaları Yunanistan'a verilmiştir.1898’de Osmanlı’dan fiilen ayrılan Girit Adası, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ve 14 Kasım 1913 Atina Antlaşmaları ile Yunanistan'a verilmiştir. Osmanlı, 1912-1913 Balkan harbi sırasında Yunanistan’ın işgal ettiği Doğu Ege Adalarının geleceğine İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya-Macaristan ve Rusya’dan oluşan altı büyük devletin karar vereceğini 1913 Londra Antlaşması ile kabul etmiş ve 1913 Atina Antlaşması ile teyit  etmişti. Bu tarihte Yunan işgalinde bulunan Osmanlı Adaları, Taşoz, Semadirek, Limni, Gökçeada, Bozcaada, Bozbaba, Midilli, Sakız, İpsara, Sisam, Ahikerya adalarıdır.   Trakya, Boğazönü ve Saruhan Adaları'nın statüsünü belirleyen  ve altı büyük devlet tarafından yapılan 13 Şubat 1914 Londra Konferansı'na göre, Gökçeada ve Bozcaada  hariç Yunan işgali altındaki tüm diğer adaları silahsızlaştırma-askersizleştirme koşuluyla Yunanistan’a , Meis hariç Oniki Adalar İtalya’ya bırakılmıştır. İtalyanlar  Menteşe Adaları bölgesindeki bazı adaları 1911-1912 Türk - İtalyan harbi sırasında ele geçirmişlerdi.

(ıı) Lozan Barış Antlaşması

Hem Türkiye Cumhuriyeti hemde Türk – Yunan ilişkileri açısından özel öneme sahip olan Lozan Barış Antlaşması'nın ana metninde[10] Ege’yi(adalar) ilgilendiren altı madde vardır. Bunlar sırasıyla 6, 12, 13, 14, 15, 16. maddelerdir. 6.  Madde  ile deniz sınırının kıyıya üç milden daha yakın olan ada ve adacıkları içine alacağı belirtilmektedir. 12. madde , (Türkiye’nin) Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları ile, (İtalya’ya bırakılan) Oniki Adalar dışındaki, (Yunan egemenliğindeki) Doğu Ege adaları için 1913 Londra ve 1913 Atina anlaşmalarını ve bunların Yunanistan’ca silahsızlandırılmalarına ilişkin Şubat 1914 Tebligatını teyit etmektedir.yine 12. madde ile Asya kıyısından üç milden az olan uzaklıkta bulunan adalar Türkiye’ye bırakılmaktadır.13. madde ile Yunanistan'ın Midilli ,Sakız Sisam ve Ahikerya Adalarını silahsızlandırması öngörülmektedir.14. madde uyarınca Gökçeada ve Bozcaada’ya özel bir yerel yönetim öngörülmekte, ve bu adaların ahalisinin nüfus mübadelesinden muaf tutulacağı belirtilmektedir.15. maddede, Türkiye’nin On İki Adalar[11] ve bunlara bağlı adacıklar ve Meis Adası Üzerindeki tüm haklarından İtalya lehine vazgeçtiği hükme bağlanmaktadır.16. madde ise,  Türkiye’nin bu anlaşmayla çizilen topraklar ve kendisine yine anlaşmayla bırakılan adalar dışındaki toprak ve adalardan üzerindeki tüm haklardan vazgeçtiğini belirtmektedir. Ama bu “vazgeçiş” in  Türkiye ile sınır komşuları arasında kararlaştırılmış ya da kararlaştırılacak olan özel hükümleri bozmayacağı da gene bu madde ile hükme bağlanmaktadır. (Bu madde, Yunanistan’ın aksi yöndeki iddiasına rağmen bugün Türkiye ile Yunanistan’ı Lozan’da adı anılmayan Ege adalarının kime ait olduğunu görüşebilmelerine olanak vermektedir.)[12]

(ııı) Lozan Sonrası

1936 Montreux Boğazlar Sözleşmesi[13] de Ege’yi doğrudan ilgilendiren anlaşmalar arasındadır. Türkiye 1936’da Boğazlardan geçişi, Milletler cemiyeti şemsiyesi altındaki uluslararası komisyona bırakan ve boğazları askersizleştiren Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin ilgili hükümlerinin değiştirilmesi talebiyle Milletler Cemiyetine başvurdu.  Montreux’ de toplanan konferansta bu hükümler değiştirilerek; Boğazlar Türkiye’nin denetimine bırakıldı ve bu çerçevede Türkiye Boğazönü Adaları’nı da yeniden askerileştirme yetkisini de geri almış oldu.1947 Paris Barış Antlaşması[14],  Türkiye’nin taraf olmadığı ancak Ege Adaları açısından çok öneme sahip diğer bir anlaşmadır. Bu anlaşma ile On İki Ada İtalya’dan alınıp Yunanistan’a devredilmiştir.Müttefiklerle İtalya arasında 1946 yılında yapılan Barış  konferansı müzakerelerinde  Yunanistan, Menteşe Adaları Bölgesinin bütünüyle kendisine verilmesi için çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Yunanistan ilgili maddenin düzenlenmesi çalışmaları sırasında sunduğu harita ve raporlarla, Meis bölgesinin statüsünü düzenleyen 4 ocak 1932 tarihli “Anadolu Sahilleri ile Meis Adası Arasındaki Ada ve Adacıkların ve Bodrum Körfezi Karşısındaki Ada'nın Cihedi Aidiyeti Hakkındaki Sözleşme” ile 28 Aralık 1932 tarihli teknisyenler zaptının madde metninde yer almasını  ve Yunanistan’a devredilen adalar telaffuz edilirken bu belgelere atıfta bulunulmasını talep etmiştir. Ancak SSCB ‘nin  de ortaya sunduğu hukuki ve siyasi mülahazalarla 4 Ocak 1932 Sözleşmesi ile 28 Aralık 1932 Teknisyenler Zaptı'na yapılan her türlü göndermenin kaldırılması kararlaştırılmış ve Yunan teklifi antlaşma metnine yansımamıştır. Böylece Menteşe Adaları Bölgesinde, Lozan Antlaşması’nın 15. maddesi ile İtalya’ya devredilen adalar, Paris Barış Antlaşması ‘nın 14. maddesi ile Yunanistan’a  devredilmiştir[15]. Aynı Antlaşma ile adaların askerden arındırılmış statülerinin devam edeceği de hükme bağlandı. Bugün Yunanistan, Türkiye bu antlaşmaya taraf olmadığı için, Yunanistan'ın  bu adaları silahlandırmasına, yani Yunanistan’ın bu anlaşmayı ihlaline, Türkiye’nin itiraz edemeyeceğini öne sürmektedir.[16] Gerek 4 Ocak 1932 tarihli İtalyan-Türk sözleşmesi gerekse 28 Aralık 1932 Teknisyenler Zaptı'na Kardak krizi bahsinde ayrıca yer verilecektir.

b. Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmelerinde Adalar

Ege sorunları bakımından,  adalarla ilgili üç uluslararası sözleşme söz konusudur. Bunlar yukarıda da değinildiği gibi, 1958 Cenevre  Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi, 1958  Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi ve 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'dir. 1958 Cenevre  Karasuları ve Bitişik  Bölge Sözleşmesi’nin 10. maddesi (1) adaların “suların en yükseldiği zaman su üstünde kalan, etrafı sularla çevrili ve doğal olarak oluşmuş kara parçası" olarak tanımlamakta ve (2) adaların karasularının sınırlarının bu anlaşma hükümlerince tespit edileceğini belirtmektedir. Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi'nin Kıta sahanlığını tanımlayan 1. maddesi adaların da kıta sahası olduğunu hükme bağlanmaktadır. Türkiye 1958 sözleşmelerine taraf değildir. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 16 Kasım 1994 de yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşme Türkiye’nin imzalamamış olmasına rağmen adaların hukuki statüsü, karasuları, kıta sahanlığı, bitişik bölge münhasır ekonomik bölge konularındaki genel hükümleriyle Ege ‘yi doğrudan ilgilendirmektedir. Türkiye’nin imzalamadığı bu sözleşmede Türkiye’yi tedirgin eden başlıca maddeler, karasularının 12 mile kadar genişletilebileceğini öngören 3. madde ile adaların da diğer toprak parçaları gibi kara suları, hava sahası, bitişik bölge münhasır bölge ve kıta sahanlığına sahip olduğunu belirten 121. maddedir. Sözleşmeyi imzalamayarak taraf olmamış olmasına rağmen, Türkiye, uluslararası ortamda gelinen bu noktayı diğer bir deyişle deniz hukukunun uluslar- arası kabul gören trendini kolaylıkla göz ardı edemeyeceği yönüyle baskıya maruz kalabilecektir. Diğer taraftan Türkiye’nin bu sözleşmeyi imzalamamış olması  onu uluslararası deniz  hukukunu , dolayısıyla  uluslararası hukuku tanımıyor konumuna düşürmesidir. Bu, Yunanistan’ın  Türkiye’ye karşı sürekli kullandığı bir koz olmaktadır.[17] Ancak Türkiye tarafından yapılan,  sorunlara ikili görüşmelerle uzlaşma yoluyla barışçıl  çözümler  bulmaya yönelik   önerilerin de, en az Uluslararası Adalet Divanı’na başvuru kadar “uluslararası hukuka” uygun olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Egemenliği Tartışmalı Ada, Adacık  ve Kayalıklar Sorunun Ortaya Çıkması 

a. Yunanistan’ın İskan uygulamaları

Yunanistan Ege  Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı’nın işbirliği ile Ege’deki bazı Küçük adacıkların iskana açılacağına ilişkin haberler  Kasım 1995’ten itibaren Yunan basınında yer almıştır. Yunanistan’da çıkan çeşitli basın haberlerinde ismi sayılan; üçü Doğu Akdeniz’de olmak üzere toplam 11 adacığın iskana açılacağına ilişkin bilgiler değişik kaynaklardan teyit edilmiştir. İskana açılması planlanan adacıklar şunlardır: Tokmakia – Midilli Adasının doğusunda, Paşa- Sakız Adasının Doğusundaki Koyun Adaları grubunun doğusunda, Vatos- Paşa Adasının güneyinde, Bulamaç- Güllük Körfezi Karşısında (Tekağaç Burnu Güneybetısında), Kalolimnoz (Kilimli adasının doğusunda), Nimos –Sömbeki Adasının KuzeyindeKüçük Kerpe- Kerpe Adasının Kuzeyinde, Sıkliye –Çuha Adası ile Girit arasında, İpsili-Meis Adasınıjn doğusunda, Karaada- Meis  adasının batısında, Gavdapulo- Girit’in 19 mil güneyindeki Gavdos’un Kuzeybatısında[18].Dikkat edildiğinde iskan açılması planlanan adacıkların çoğu Anadolu sahillerine yakın mevkidedir. Bu durum Yunanistan’ın bazı Adalar üzerinde  kendi egemenliği hakkında kuşkusu olduğu, dolayısıyla bugün fiili bir durum yaratarak ileride ortaya çıkabilecek bazı tartışmaları şimdiden bertaraf etme çabası olarak değerlendirilmiştir.

b. Yunanistan’ın İskan uygulamalarından kazanımları

İskan uygulamalarının birinci hedefinin deniz yetki alanları üzerinde yeni kazanımlar elde etmek olduğu söylenebilir. Ancak bugünkü pozitif hukuk belgeleri iskan uygulamasının gerçek hedefinin bu olamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku  Sözleşmesi'nin adaların rejimini düzenleyen 121. maddesi, bir adanın karasularının, bitişik bölgesinin, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesinin sınırlandırılmasını diğer kara parçalarına uygulanabilir hükümlere tabi tutmaktadır. Aynı maddede “ ada” , 1958‘de olduğu gibi “... suların en  çok yükseldiği zaman su üstünde kalan, etrafı sularla çevrili ve doğal olarak oluşmuş kara parçasıdır” şeklinde tanımlamakta ve ada , adacık ve kayalık arasında herhangi bir ayrım yapılmamaktadır. Aynı sözleşme madde 121/3 de “insanların barınmasına elverişli olmayan veya kendilerine özgü ekonomik bir yaşamı bulunmayan kayalıkların münhasır ekonomik bölgeleri veya kıta sahanlıkları olmayacaktır” hükmü mevcuttur. Yapılan harita incelemesinde iskana açılması planlanan adaların aynı statüte kayalık olmadıkları, müstakil ada veya adalara bağlı adacıklar oldukları tespit edilmektedir. İskan uygulaması kapsamına insanların yaşamasına elverişli olmayan veya kendilerine özgü ekonomik bir yaşamı olmayan kayalıkları sokulmak istense bile  bunların kıta sahanlığı ve münhasır bölgelere sahip olacaklarını söylemek oldukça güçtür.[19] Sonuçta bu girişimlerin Ege’de karasularının statüsü ile kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlandırmasında bir etkisi olmayacaktır. Bu girişimlerinde Yunanistan’ın nihai hedefinin , antlaşmalarla kendisine devredilmemiş ada ve  adacıklar üzerindeki egemenliğini tescil ettirmeye yönelik ekonomik ve sosyal alanlarda egemenlik gösterisi olarak değerlendirilebilir[20]

c. Kardak Krizi ve sonrasındaki gelişmeler

Yunanistan’ın iskan uygulama çabalarının sürdüğü bu dönemde  bir Türk Ticaret gemisinin Kardak Kayalıkları'nda karaya oturmasıyla ciddi bir kriz yaşanmış, Türkiye ve Yunanistan arasında Egemenliği tartışmalı adalar sorunu resmiyet kazanmıştır. 25 Aralık 1995 günü Figen Akat isimli Türk ticaret gemisi Kardak Kayalıkları'nda karaya oturmuş, kaza mahalline tesadüfen ilk gelen  Yunan sahil güvenlik botu bir yandan gemiye yardım teklif ederken diğer yandan geminin yunan karasuları içinde olduğunu belirtmiştir. Ancak ticaret gemisi kaptanı yardım teklifini geri çevirerek Türk karasularında olduğunu ve Türk Sahil Güvenlik Komutanlığı’ndan yardım talebinde bulunduğunu belirtmiştir. Türk Dışişleri Bakanlığı ve Yunanistan Ankara Büyükelçiliği yetkilileri arasında yapılan bir dizi görüşme sonrası Figen Akad gemisi bir Türk kurtarma şirketi tarafından kurtarılmıştır. Kurtarma işleminde Türk bayrağı çeken bir Yunan gemisinin yardımlarından yararlanılmış ve gemi 26 Aralık 1995 günü Güllük Limanı'na çekilmiştir. Kazanın ardından yaşanan gelişmelerle iki ülke arasındaki gerginlik bir ay içinde ciddi bir krize dönüşmüştür. Önce 26 Ocak günü Yunanistan’ın Kilimli Adası Belediye Başkanı  bir grup sivil ile birlikte Kardak Kayalıkları'ndan birine Yunan Bayrağı dikmiş, hemen ardından 27 Ocak 1996 günü Hürriyet gazetesi muhabirleri Yunan bayrağını indirerek Kayalıklara Türk bayrağını dikmişlerdir. Türkiye'nin  soruna diplomatik ve barışçı yollardan çözüm arayışı sonuç vermemiş, gerginlik tırmanarak “sivil” boyuttan çıkmış ve 29 Ocak 1996 günü 12 Yunan askerinin doğu Kardak adasına çıkarılması ve Yunan Deniz Kuvvetleri unsurlarının bölgeye sevk edilmeleriyle  askeri bir boyut kazanmıştır. Bu olay karşısında 29 Ocak 1996 ‘da Yunan Büyükelçisine iletilen notada özetle 4 ocak 1932 tarihli Sözleşmenin Kardak Kayalıkları’yla ilgili bulunmadığı , 28 Aralık 1932 tarihli toplantı tutanağının ise hukuki açıdan tamamlanmadığı belirtildikten sonra anılan belgelerin Türkiye ve Yunanistan arasında geçerli olması için Atina tarafından 1950 ve 1953'de Ankara nezdinde girişim yapılmasının, bu belgelerin geçerliliği hususunda Yunanistan’ın da duraksamaları olduğunu gösterdiği belirtilmiştir. Bu arada tarafların durumu gerginleştirecek herhangi tek taraflı bir davranıştan kaçınması gerektiği görüşü dile getirilmiş ve Kardak Kayalıkları’na konuşlandırılan Yunan birliklerinin gecikmeksizin geri çekilmesi ve kayalıklar üzerinde Yunan egemenliği bulunduğunu ispata çalışan tüm işaretlerin aynı şekilde ortadan kaldırılması istenmiştir. Yunanistan Uluslararası hukuka aykırı olarak gerçekleştirdiği işgal eylemini sona erdirmediği gibi, Yunanistan Dışişleri Bakanı 30 Ocak 1996 da Yunan Parlamentosunda yaptığı konuşmada Kardak Kayalıkları’ndaki Yunan bayrağını indirmeyeceklerini ve Kayalıkları Türkiye ile asla müzakere yapmayacaklarını ifade etmiştir. Yunanistan’ın devam eden olumsuz tutumu ve bölgeden asker ve gemilerini çekmemesi nedeniyle 30-31 Ocak 1996 gece yarısı başlayan operasyonla Türk Deniz Kuvvetlerine bağlı SAT (Sualtı Taarruz) ve SAS (Sualtı Savunma) timleri katılmış, SAT timleri Yunan askeri bulunmayan Batı Kardak’a çıkmış, kayalıktaki Yunan bayrağı indirilmiş ve Türk bayrağı dikilmiştir. Kaylıklara Türk bayrağı dikilmesinden sonra ABD’nin de girişimiyle NATO üyesi iki devlet olan taraflar arasında mutabakat sağlanmış ve her iki taraf kendi kuvvetlerini geri çekmeyi ve tartışmalı kayalıklar üzerinde herhangi askeri bir faaliyet yapmamayı kabul etmişlerdir. Böylece Yunanistan geri adım atmak zorunda kalmıştır. Nitekim 31 ocak 1996 günü 08:30 ‘da her iki kaylıktaki bayraklar indirilmiş, personel tahliye edilmiş ve gemiler bölgeyi terk etmiştir[21]. Avrupa Parlamentosu, 15 Şubat 1996 tarihinde almış olduğu karar ile “1923, 1932 ve 1947 antlaşmalarına uygun olarak Kardak / İmia adacıklarının Oniki Adalar grubuna dahil olduğunu” belirtmiş, “Türkiye’nin Yunanistan’ın egemenlik haklarına yönelik tehlikeli tehditlerini”  kınamış ve Türkiye’yi uluslararası antlaşmalara saygı göstermeye çağırmıştır. Gerçekte Avrupa Parlamentosu’nun almış olduğu bu karar Kardak bunalımına bir anda Yunanistan-Türkiye arasında bir sorun olmaktan çıkarıp Türkiye ile Avrupa Birliği  arasında bir sorun haline getirebilecek bir nitelik kazandırmıştır. Alınan kararda Yunanistan’ın Avrupa Birliği üyesi olduğu, Ege Denizi’nde askeri gerilimin Türkiye tarafından tırmandırıldığı  ve Yunanistan’ın sınırlarının AB’nin dış sınırları olduğu vurgulandıktan sonra, AB üyelerinin, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerin düzeltilmesinde etkin rol oynamaları, Türkiye’nin AGİT çerçevesindeki yükümlülüklerine sadık olması çağrısında bulunulmuştur.  Türkiye ise, Avrupa Parlamentosu’nun  almış olduğu bu kararı Yunanistan yanlısı bir karar olarak değerlendirmiştir.[22]Kardak krizinin ardından 1996 yazında Gavdos Adası ile ilgili ikinci bir ada krizi ortaya çıkmıştır. Yunanistan’ın Gavdos Adası’nın bir NATO tatbikatına dahil edilmesi yolundaki “sıradan” teklifi tatbikatın hazırlık toplantısı sırasında NATO’da görevli bir Türk subayının itirazına neden olmuş, Yunanistan Türkiye ile hiç ilgisi bulunmayan, Girit’in güneyindeki bu ada hakkındaki itirazı “Türkiye’nin yeni bir tehdidi" olarak dünya kamuoyuna duyurmuştur. Gavdos bir doğu Ege adası değildir. Türkiye’nin bu uzak Ege adası üzerinde yayılmacı emelleri de yoktur. Ancak Gavdos Kardak krizi sonrasında Ege’de kime ait olduğu açıkça belli bazı ada ve adacıklar dışında kalan tüm coğrafi formasyonların statüsünü sorgulamaya başlayan Türkiye’nin her vesileyle bunu kayda geçirmek istemesinin iyi bir örneğidir. Bugün Türkiye sadece Kardak ya da Gavdos değil Ege’deki benzer durumdaki yüzlerce ada, adacık ve kayalığın  egemenliğinin tartışmalı olduğunu iddia etmektedir. Böylelikle Türkiye  hukuki temelde ama siyasal olarak Yunanistan’ı ciddi biçimde rahatsız ederken, Yunanistan da bunu “Türkiye’nin  yayılmacı emelleri” nin son kanıtı olarak göstermektedir. Türkiye, ilk kez Kardak krizi ile Ege’de gri bölgeler tezini ortaya atmıştır. Daha sonra da Gavdos Krizinde de bu “egemenliği tartışmalı adalar" sorununu yeniden gündeme getirmiştir. Sonuç itibarıyla, bazı Ege ada ve adacık ve kayalıklarının aidiyeti sorunu, 1996 yılından bu yana Türkiye için Yunanistan’la arasındaki Ege sorunun başlıca boyutlarından biri haline gelmiştir.[23] 

Konuya İlişkin Tarafların Tezleri

Bilindiği gibi Ege adalarının tamamı çok uzun bir süre Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. Bu hakimiyet , kurulduğu dönemin hukuk kurallarına tamamen uygun ve tartışmasızdır. Bugün Yunanistan’a ait olan adalar ancak Osmanlı İmparatorluğu/ Türkiye Cumhuriyeti hakimiyetinden uluslararası hukuk a uygun olarak Yunan hakimiyetine geçen adalardır.   Balkan harbi öncesinde Yunanistan ülkesine dahil olan Kiklat ve Kuzey Sporat adaları üzerindeki Yunan egemenliği tartışma dışındadır. Buna karşılık bahse konu ada grupları dışında kalan adalardan sadece antlaşmalarla  verilenlerin Yunanistan’a ait olduğunu da hiç unutmamak gerekir.Uluslararası hukuk terimleri ile ifade etmek gerekirse , Ege’de bir devlet ülkesinden (Osmanlı İmparatorluğu/ Türkiye Cumhuriyeti ülkesinden), başka bir devletin ( Yunanistan’ın) kendi lehine ülke kazanması söz konusudur[24]. Bu tespitten sonra, bu şekilde ülke kazanılmasını düzenleyen uluslararası hukuk kurallarını da hatırlatmak gerekir. Klasik doktrinde  "Ülke Kazanma Biçimleri" beş şekilde oluşmaktadır. Bunlar, devir, işgal, kazandırıcı zaman aşımı, katılma, fetih olarak sıralanabilir. Buna karşın, “Ülke Kaybı” biçimleri altı şekilde gerçekleşmektedir. Bunlar da; devir, terk, kazandırıcı zaman aşımı, doğal olaylar nedeniyle ülke yitirilmesi, fetih ve isyan olarak sıralanabilir[25]. Ege’de söz konusu olan ülke devridir. Ülke devri, bir devletin ‘mahdut bir ülke alanı’ üzerinde haiz olduğu egemenlik haklarını, diğer bir devlete antlaşma ile nakletmesi işlemidir.Devir, ‘ ilgili iki tarafın bu yoldaki iradelerini açıkça saptayan’ ve’devredilen toprağı tayin, tarif tavsif eden’ ve kuşkuya yer vermeyen bir antlaşma ile olmalıdır. Bu gereklilik bir ülke üzerindeki egemenliğin kime ait olduğunun tereddüde tahammülü olmamasından kaynaklanmaktadır. Devir işleminin devir anlaşmasından başka bir unsuru da , işlemin tamamlanmasının gerçekleştirilmiş bulunmasına bağlı olup olmadığı  tartışmalı olmasına karşın , devralan  devletin devredilen ülke üzerinde fiilen egemenliğini kurmasıdır. Ege’de  hangi adaların Yunanistan’a ait olduğunu tespit edebilmek için öncelikle yukarıda ortaya konan kurallar dairesinde hangi adaların Osmanlı /Türkiye  Cumhuriyeti hakimiyetinden Yunanistan’a nakledildiğini belirlemek gerekir[26]Türkiye ile Yunanistan’ın, Ocak 1996’da Kardak Kayalıkları yüzünden bir savaşın eşiğine kadar gelmesini diğer devletler anlamakta güçlük çekmiş, hatta uluslararası kamuoyunda bu gerginliği “tuhaf ve gülünç” olarak yorumlayanlar da olmuştur. İki devlet arasında bir krize neden olan Kardak Kayalıkları, ekonomik ve jeopolitik yönden çok önemli görülmeyebilir. Ancak, kayalıkların egemenliğinin kime ait olduğunun tescil edilmesi ile iki devletin elde edeceği hukuki ve siyasi avantajlar çok önemlidir. Kardak Kayalıkları bu nedenle bir semboldür.Kardak kayalıklarına yönelik olarak tarafların tezlerini incelemek benzer diğer durumlara da örnek teşkil edebileceğinden tarafların bu özel duruma ilişkin tezlerine bakmak faydalı olacaktır.

Yunan tezleri(1)

Yunanistan, 28 Aralık 1932 tarihli toplantı tutanağının (Procès Verbal) Lozan Barış Antlaşması ile 4 Ocak 1932 tarihli Türk-İtalyan Sözleşmesi'nin (Ankara Sözleşmesi)  tamamlayıcı eki niteliğinde ve antlaşma kuvvetinde geçerli bir belge (Supplementary Protocol) olduğu görüşünü ileri sürmektedir. Yunanistan, 1947 Paris Barış Antlaşması ile Oniki Adalar'ın kendisine devredildiğini, böylece İtalya’nın Aralık 1932 Toplantı Tutanağı ile elde etmiş olduğu hakların da halefiyet  yoluyla kendisine geçtiğini iddia etmektedir.  Yunanistan, 4 Ocak 1932 Sözleşmesi'nin imzalandığı gün Türkiye Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü İtalya’nın Ankara Büyükelçisi Aloisi arasında teati edilen mektuplardan kaynaklanan yetkiye dayanılarak 28 Aralık 1932 tarihli toplantı Tutanağının hazırlandığını, bu nedenle söz konusu mektupların Aralık 1932 Toplantı Tutanağı ile Ocak 1932 Sözleşmesi arasında hukuki bir bağ tesis ettiğini ve değinilen Toplantı Tutanağının, Sözleşmenin devamı niteliğindeki bir mütemmim cüzünü oluşturduğunu ileri sürmektedir.(2) Yunanistan ayrıca, “Lozan Barış Antlaşmasına göre, Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları haricinde yalnızca Anadolu kıyılarına 3 mil uzaklıktaki adalar Türkiye’ye bırakılmıştır. Kardak Kayalıkları’nın Anadolu’ya mesafesi ise 3 milden daha fazladır”  tezini savunmaktadır. Diğer bir Yunan iddiası ise, “Lozan Barış Antlaşmasının 16’ncı maddesiyle Türkiye’nin, kıyıdan 3 milden daha uzaktaki adalar üzerindeki tüm hak ve yetkilerinden feragat etmiş” olduğu şeklindedir.Yunanistan ayrıca, şu hususları da ileri sürmektedir. “Lozan ve Paris Antlaşmaları ile On İki Ada bölgesinin egemenliği, bir bütün olarak, Yunanistan’a devredilmiştir. Kardak Kayalıkları, Oniki Adalar zincirinin bir halkası olarak, 1947 yılından beri Yunanistan’a ait bulunmaktadır. Türkiye, Kardak Kayalıkları'nın Oniki Adalar bölgesinin dışında kabul ederek, (Kalimnos Adasının bağlı olmadığını iddia ederek) anılan kayalıklar üzerinde hak iddia edemez.Yunanistan’a göre, Kardak Kayalıkları 1948 yılından beri kendi yönetsel yapısı içinde yer almaktadır.  (Yunanistan’ın 1948 yılında kabul ettiği 547 sayılı kanun) Anılan kayalıkların Yunanistan’a ait olduğu uluslararası platformlarda genel kabul görmüş olup, bu husus gerek Türkiye gerek diğer devletlerce hazırlanan çeşitli haritalarda da teyid edilmiştir. İhtilaf konusu kayalıklar, pek çok haritada, Yunanca adlarıyla (Limnia/İmia) belirtilmekte ve bu durum kayalıkların Yunanistan’a ait olduğu göstermektedir. Ayrıca Türkiye, 1995 yılına kadar bu adaların, adacıkların ve kayalıkların ülkesel statüsünü tartışma konusu yapmamıştır.

Türk tezi

Türkiye yukarıda ifade edilen ancak hukuki dayanaktan yoksun ve kabul edilemez nitelikteki Yunan iddialarına, ana hatlarıyla aşağıda değinilen görüşler ile karşı çıkmaktadır.Yunan iddialarının temel dayanağı olan 28 Aralık 1932 tarihli Toplantı Tutanağı, ulusal ve uluslararası hukuk bakımından geçerli bir antlaşma niteliğini kazanabilmesi için zorunlu olan hukuki süreci gerçekleştirememiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayından da geçmemiş, Milletler Cemiyetine tescil ettirilmemiş ve bu nedenlerle hiçbir zaman da yürürlüğe girmemiş ve girememiştir. Oysa ki Meis bölgesinin hukuksal statüsünü düzenleyen 4 Ocak 1932 tarihli sözleşmenin Türk ve İtalyan devletlerinin yetkili temsilcileri tarafından imzalanmasından önce de, her iki devletin teknisyenleri tarafından, 18 Haziran 1931 tarihinde aynı nitelikte bir Toplantı Tutanağı (Process Verbal) hazırlanmış ve daha sonra bu belgenin hukuken geçerlilik kazanması için gerekli olan süreç de tamamlanmıştır. 28 Aralık  1932 tarihli Toplantı Tutanağı incelendiğinde, bunun 4 Ocak 1932 tarihli Sözleşmeyi tamamlayan bir belge olduğuna dair hiçbir veri yoktur. Eğer böyle olsaydı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 4 Ocak 1932 Sözleşmesini 2106 sayılı kanunla 14 Ocak 1933’te onaylarken, 28 Aralık 1932 tarihli belgeyi de onaylardı. Toplantı Tutanağı’na hukuken geçerli bir antlaşma hüviyeti kazandırılması amacıyla, 4 Ocak 1933 ve 8 Ocak 1937 tarihleri arasında Türk Dışişleri Bakanlığı ile İtalya’nın Ankara Büyükelçiliği arasında karşılıklı yazışmalar yapılmış, ancak toplam dokuz mektuptan oluşan bu yazışmalardan da bir netice alınamamıştır. Bu nedenlerle, 28 Aralık 1932 tarihli Toplantı Tutanağı, uluslararası bir antlaşma niteliği kazanamamış ve hukuken geçersiz olan bir belgedir. Dolayısıyla  Yunanistan, bu belgeye dayanarak, Kardak Kayalıkları üzerinde herhangi bir şekilde hak iddia edemez. Ülke devri, bir devletin, belirli bir ülke parçası üzerinde haiz olduğu egemenlik hakkından, diğer bir devlet lehine olmak üzere, bir antlaşma ile vazgeçmesi işlemidir. Ayrıca uluslararası hukukun genel ilkeleri uyarınca, hiçbir devlet, hukuken sahip olduğu haktan fazlasını bir başkasına devredemez (Nemo plus juris transferre potest quam ipse habet). Bu nedenlerle, İtalya ile Yunanistan arasındaki halefiyet, sadece 1923 Lozan Antlaşmasında Türkiye tarafından İtalya’ya, 1947 Paris Antlaşması ile de İtalya tarafından Yunanistan’a devredilen ismen sayılmış 14 ada ve bunlara bitişik adacıklar için söz konusu olabilir. Anılan antlaşmalar ile Türkiye tarafından devredilmemiş adaların hukuki statülerin de bir değişiklik olmamıştır ve olması da hukuken beklenemez. Lozan Barış Antlaşması'nın 12’nci maddesi, Ege Denizindeki Onikiada bölgesi dışında kala kesimde, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ülkesel statüyü düzenlemektedir. Anılan Antlaşmanın 15’nci maddesi ise Türkiye ile İtalya arasında On iki Ada bölgesindeki adaların statüsünü düzenlemektedir. Lozan Antlaşmasının12’nci maddesinin son cümlesinde yer alan ve Yunanistan’ın haksız iddialarını dayandırmak istediği üç mil kriteri, Antlaşmanın lafzı ve ruhuyla bağdaşmayacak şekilde dar yorumlanmamalı ve12’nci madde bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Bu madde ile Yunanistan’a bırakılan adalar, yalnızca ismen sayılarak ve 13 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük Devlet Kararı'na yollama yapılarak açıkça belirtilenlerdir. Uluslararası hukuka göre, egemenlik  devrinin açıkça olması gereklidir. Aynı maddede, Tavşan Adaları ve Yunan işgali altında bulunan Gökçeada ve Bozcaada ismen belirtilmiş ve açıkça Türkiye’ye bırakılmıştır. Ayrıca Anadolu kıyılarına 3 mil mesafe içinde olan adalardan ismen sayılarak Yunanistan’a devredilmeyenler, Yunan işgali altında olmuş olsalar dahi, kesin bir biçimde Türkiye’nin egemenliğine bırakılmıştır. Lozan Antlaşması'nın 12’nci maddesinin son cümlesinde yer alan 3 mil esasından çıkan açık netice budur. Ayrıca, 3 mil esası, 12’nci maddenin kapsamına giren Boğazönü ve Saruhan Adaları (Doğu Sporat adaları) ile ilgili olup, hukuki statüleri 15’nci madde ile düzenlenen Onikiadalar bölgesi ile ilgili değildir. Bu nedenle, 3 mil kriteri, 15’nci maddedeki hukuki düzenlemeye uygulanamaz. “Ülkeye ilişkin hükümler” Lozan Antlaşması’nın “Siyasal hükümler”başlığını taşıyan birinci bölümünün (Madde 1-45) birinci kesiminde yer almaktadır (Madde 2-22) . Bu nedenle, adaların aidiyetlerine ilişkin düzenlemeler 6,12 ve 15’nci maddelerde yer almaktadır. 16’ncı madde ise, önceki ilk 15 maddede statüleri kara ve deniz ülkesine ilişkin düzenlemeleri tamamlar nitelikte hükümler içermektedir. Lozan Antlaşmasını  16’ncı maddesinde “Türkiye, ...egemenliği işbu Antlaşmada tanınmış adalardan başka bütün öteki adalar üzerindeki her türlü haklarından ve sıfatlarından vazgeçmiş olduğunu bildirir-ki ...bu adaların geleceği ilgililerce düzenlenmiştir veya düzenlenecektir...” hükmü mevcuttur. Maddede yer alan “düzenlenmiştir” ifadesi. Lozan öncesinde İtalyan işgali altında olan ve On İki Ada bölgesinde bulunan bazı adaların, ki bunlara Rodos dahil değildir, İtalya’dan ve Yunanistan’a devredilmesini öngören Titoni-Venizelos ve 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Bonin-Venizelos mutabakatlarına gönderme yapmak için ilave edilmiştir. Ancak bu mutabakatlar hiçbir zaman yürürlüğe girmemiştir. Kısacası “düzenlenmiştir” ifadesinin kapsamına giren ve bugün de geçerliliği olan bir belge mevcut değildir. Madde yer alan ve mukadderatlarının ilgililerce “düzenleneceği” öngörülen alanlarla ilgili olarak, bugüne kadar, Türkiye’yi bağlayıcı bir işlem yapılmamıştır.16’ncı maddede açıkça “ada”lardaki haklardan ve sıfatlardan feragatten bahsedilmektedir. Oysa Antlaşmanın 6’ncı ve 15’nci maddelerinde “adacık” kavramı da yer almaktadır. Bütün bunlara rağmen 16’ncı maddesi toptan feragat neticesini doğuracak şekilde yorumlamak, özellikle karmaşık ve de kapsamlı bir düzenlemeye yer veren 12’nci madde ile 15’nci maddenin yok sayılması anlamına da gelecektir.1947 tarihli Paris Antlaşmasının 114’üncü maddesi ile İtalya, Lozan Antlaşması'nın 15’nci maddesinde olduğu gibi, Meis dışında kalan Onikiadalar bölgesinde ismen belirtilen 13 ada ile bunların bitişik adacıkları üzerindeki tüm egemenliğini  Yunanistan’a devretmiştir.  Lozan Antlaşması'nın 15’nci maddesiyle İtalya’ya devredilen adalar da esasen yalnızca budur. Paris Antlaşması'nın 14’üncü maddesinde ismen sayılarak Yunanistan’a devredilen söz konusu 13 ada ve bitişik adacıklar dışında Onikiada bölgesinde çok sayıda müstakil ada, adacık ve kayalık bulunmaktadır. Bu müstakil ada ve kayalıkların Yunanistan’a devrini öngören bir uluslararası düzenleme mevcut değildir. Ayrıca bir devletin herhangi bir ülke kesimini kendi hazırladığı dokümanlar da, bastırdığı haritalarda ve kabul ettiği iç hukuk düzenlemelerinde kendi egemenlik alanı gibi göstermesi, o ülke kesimi üzerinde tartışmasız bir egemenlik tesis etmesi için yeterli değildir.Yunanistan, bu kayalıkların haritalarda Limnia/İmia ismi ile anılmasına gönderme yaparak, Kardak Kayalıklarının kendisine ait olduğunu iddia etmektedir. Bu son zamanlarda, bazı Yunanlılarca yayınlanan 3-4 broşürde de temel bir tez olarak gösterilmekte ve kullanıla gelmektedir. Ancak, harita söz konusu olduğunda, sadece kendi iddialarına yardımcı olacak haritaları kullandıkları dikkat çekmektedir. Bu durum, Yunanistan’ın haklılığından şüphe duyduğu sorunlarda, hukuksal çerçevenin dışına taşarak propaganda zemini aramasının bir sonucudur[27].

Sonuç

Ege’de   Deniz Sınırları çizilmemiş olduğundan belli adaların dışında çok sayıda ada, adacık veya kaya parçasının kime ait olduğu “hukuken” belli değildir. Kardak Krizinden sonra Yunanistan bu “Yunan” kayalıklarının aidiyetini sorgulayan Türkiye’nin kayalıkların kime ait olduğunu öğrenmek için Uluslararası Adalet Divanı’na gitmesini önermektedir.Türkiye Kardak ve statüsü belirsiz tüm diğer adalar da dahil tüm Ege sorunlarını bir paket halinde ikili görüşmelerde ele alınmasında ısrarlıdır. 23 Mart 1996’da Mesut Yılmaz’ın “Ege Barış süreci” girişimi çerçevesinde yaptığı “üçüncü taraflı çözüm ihtimalini dışlamadan masaya oturma” önerisi  Atina tarafından olumsuz yanıt almıştır. Çünkü Türkiye yine tüm Ege sorunlarını bir paket halinde ele almayı önermiştir.Gerçekten de,  Ege’deki her bir sorun birbiriyle yakından ilgili olduğu için, aralarından birini ayıklayıp üçüncü tarafın takdirine, diğerlerini zamana bırakmakla Türkiye’nin kazanacağı bir şey yoktur. Ama sonuç olarak , Kardak olayının asıl önemi, zaten Kardak’ın kime ait olduğundan çok, Türkiye’nin ilk kez krizden sonra Ege’deki statükoyu açıkça sorgulamaya başlamış olmasından kaynaklanmaktadır.[28]Gayri meskun adaların iskana açılması, Yunanistan’a Deniz hukuku çerçevesinde herhangi bir ilave menfaat sağlamaktadır. 1982 BMDHS’ye göre bütün ada, adacık ve kayalıkların karasuları zaten mevcuttur. Ayrıca insanların yaşamasına elverişli olmayan ve veya kendine özgü ekonomik bir yaşamı bulunmayan adaların kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgelerinin de bulunması söz konusu değildir. Demek ki iskan uygulaması  yeni deniz yetki alanları yaratmamaktadır. Egemenliği antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkların karasularının Ege’deki karasuları alan dağılımlarını önemli ölçüde değiştirebilmesi, ayrıca her bir kara parçası ile karasuları üzerindeki ulusal hava sahasının varlığı ve Ege’deki hava sahası sorunlarına etkisi; Ege Denizi'nde bulunan çok sayıdaki coğrafi formasyon (ada, adacık ve kayalık) üzerindeki hakimiyet haklarının açıklığa kavuşturulmasının önemini ve belirleyici fonksiyonunu açıkça göstermektedir. Bu nedenle öncelikle Ege’de ihtilaflı kara parçalarının ülkesel statülerinin tayin edilmesi zorunludur, zira deniz yetki alanları ve hava sahasına ilişkin sorunlar ancak  bu ülkesel statü doğru biçimde ortaya konduktan sonra çözümlenebilir.  Ege’de antlaşmalarla devredilmeyen ada, adacık ve kayalıklar üzerinde Yunanistan’a egemenlik hakkı verecek siyasal bir  deniz sınır çizgisi yoktur. Yunanistan tarafından bu amaçla ileri sürülen 28 Aralık 1932 tarihli metin bir uluslararası antlaşma değildir.Bu metnin uluslararası antlaşma olabilmesi için gerekli işlemler yapılmamıştır; imza, onay ve tescil işlemlerinden geçmemiştir. Bu metin 4 ocak 1932 Sözleşmesi'nin eki de değildir; üstelik bir uluslararası anlaşma metni olmadığını Yunanistan ve üçüncü devletler de zımnen kabul etmişlerdir. 1950 ve 1953 yıllarında Türkiye ile Yunanistan arasındaki deniz sınırını belirlemek için girişimde bulunulmuş olması da  28 Aralık 1932 belgesinin geçersizliğinin bir kanıtıdır. Yunanistan’ın 1950’lerdeki girişimleri böyle bir sınır olmadığını Yunanistan’ında kabul ettiği anlamına gelmektedir. Yunanistan böyle bir metne dayanarak Kardak   Kayalıkları ve benzer statüde bulunan diğer formasyonlar üzerinde egemenlik iddiasında bulunamaz[29]. Ege’nin neredeyse tamamı üzerinde egemenlik hakkı olduğunu iddia eden Yunanistan’ın müzakere masasına oturtulmasının, Ege Denizi’ndeki haksız jeopolitik statünün tartışmaya açılmasını sağlayabileceği ve Türkiye’nin unutulmuş haklarının gündeme getirilebileceği  değerlendirilmelidir. Türkiye, antlaşmalardan ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını korumakta tereddüt etmemek ve “Lozan ile Kurulan dengeyi yeniden tesis etmek” üzere aktif politika uygulamak durumundadır. Aksi taktirde ortaya çıkacak boşluk, yakın tarihimizde sık sık görüldüğü üzere Yunanistan tarafından istismara açık olacaktır.


[1] Bkz. T.C. Dz. K.K. Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı’nın 20-A Numaralı Seyir Haritası 2000 , ölçek 1:750 000[

2] Bkz. Ek 1 (Harita 1)

[3] Bkz. Ek 2 ( harita 2)

[4] Bkz. Ek 3  (harita 3)

[5] Kurumahmut  Ali, Ege’de Temel Sorun Egemenliği Tartışmalı Adalar, Ankara: TTK 1998 , s.2-3

[6] Ali Kurumahmut, Ege’de Temel Sorun..., s.4.

[7] Bkz  Ek 4 (Harita 4)

[8] Yunanistan Ege’deki adaların “Yunan Adaları” olarak çağrılmasını istemekte , Türk tarafının bunları “ Ege Adaları “ olarak çağırmasından rahatsızlık duymaktadır. Bkz. Faruk Sönmezoğlu , Türkiye –Yunanistan İlişkileri, İstanbul: Der Yayınları, 2000, s.340.

[9] Doğu Ege Adalarına dahil olmayan bu adalar hem Ege Denizi’nin   sınırlarının belirlenmesinde hem de tartışmalı ada durumundaki Gavdos’u içermesi açısından listelenmiştir. [10] 24 Temmuz 1923 tarihli (Lozan) Barış antlaşması metni için , bkz İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Anlaşmaları, I.cilt Ankara : TTK Yayınları ,1983, ss.85-139.

[11] On İki Adalar Anlaşma metninde şunlardır: Stampalia (Astropalia),Rodos( Rhodes, rhodos), Kalki (calki, Khalki), Skarpanto(Scarpanto), Kazos (Casos,Caso),Piskopis (Piscopis,Tilos).Miziros (Misiros,Nisıros) , Kalimnos (Calimnos, Kalymnos), Leros, Patmos, Lipsos(Lipso), Simi (Symi) ve İstanköy (Cos,Kos).

[12] Şule Kut, “Türk dış Politikasında Ege Sorunu”, Türk Dış Politikasının Analizi , Der. Faruk Sönmezoğlu, İstanbul: Der Yayınları,  1998, ss 254-255.

[13] 20 Temmuz 1936 tarihli (Montreux ) Boğazlar Rejimine İlişkin Sözleşme  metni için , bkz İsmail Soysal , Türkiye’nin Siyasal Anlaşmaları, I.cilt,  Ankara: TTK.Yayınları,1983, ss 501-518.

[14] 10 Şubat 1947 tarihli Paris Barış Anlaşması’nın ilgili maddeleri için bkz. Ali Kurumahmut (yay. haz.), Ege’de Temel Sorun: Egemenliği Tartışmalı Adalar, Ankara: TTK Yayınları, 1998, Ek: 17.

[15] Ali Kurumahmut, Ege’de Temel Sorun..., ss. 7-8.

[16] Şule Kut, “Türk Dış Politikasında Ege Sorunu”, Türk Dış Politikasının Analizi, Der. Faruk Sönmezoğlu, İstanbul: Der Yayınları,  1998, s 256.

[17] A.g.m. s 258.

[18] Ali Kurumahmut, Ege’de Temel Sorun... , s.10 , 38 numaralı dipnot.

[19] Türk tezine göre Ege Denizi Kıta sahanlığı bir bütün olarak ele alınmalıdır. Türkiye’nin batı sahillerini kuzeyden güneye bir dizi halinde kapatan adaların kendilerine özgü kıta sahaları olmayacaktır. Coğrafi konumları nedeniyle bu  adalar Anadolu’nun doğal uzantısının  deniz üzerinde kalan çıkıntıları olup, Anadolu’nun coğrafi anlamda kıta sahanlığı üzerindedir.

[20] Ali Kurumahmut, Ege’de Temel Sorun : Egemenliği... , s.12.

[21] Ali Kurumahmut, Ege’de Temel Sorun : Egemenliği... , ss.14-16.

[22] Fuat Aksu, Egemenliği Anlaşmalarla Belirlenmemiş Adalar, http://www.oocities.com/turkishgreek/trkgr.htm

[23] Şule Kut, “Türk dış Politikasında Ege Sorunu”, Türk Dış Politikasının Analizi, der. Faruk Sönmezoğlu, İstanbul: Der Yayınları,  1998, ss. 259-260

[24] Sertaç Hami Başeren, “Ege Adalarının Hukuki Statüsü”  Ege’de Temel Sorun : Egemenliği Tartışmalı Adalar , (Y. Haz.) Ali Kurumahmut , Ankara: TTK Yayınları , 1998, s. 82 

[25]Sevin Toluner, Milletlerarası Hukuk Ders Notları, İstanbul: Beta Yayınları., 1989, ss.6-30.

[26] Sertaç Hami Başeren, “Ege Adalarının...” , s. 82.

[27] Türk ve Yunan tezlerine yönelik bölüm Yüksek İnan ve Sertaç Başeren  Tarafından hazırlanan Status of Kardak Rocks /Kardak Kayalıklarının Statüsü (Ankara, 1997) isimli çalışmadan derlenmiştir.  

[28] Şule Kut, “Türk Dış Politikasında Ege...”, s. 261.

[29] Sertaç Hami Başeren, “Ege Adalarının...” , s. 123.

 

Okunma 447 kez Son Düzenlenme Pazar, 21 Ekim 2018 14:53
Yorum yapmak için oturum açın

Kitap İçindekiler

GİRİŞ

KAYNAKLAR

I. BÖLÜM İKİLİ İLİŞKİLER

İKİLİ İLİŞKİLERİN GENEL GÖRÜNÜMÜ (devam)

İKİLİ İLİŞKİLERİN GENEL GÖRÜNÜMÜ

İKİ ÜLKE ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ ETKİLEYEN TEMEL FAKTÖRLER

İKİ ÜLKE ARASINDAKİ TEMEL SORUNLAR VE TARAFLARIN YAKLAŞIMLARI

ÖNERİLER

SONUÇ

16 Şubat 1996 Tarihli Yunan Notası

ABD'deki Rum Federasyon ve Dernekleri

29 Ocak 1996 Tarihli Türk Notası

Üye Giriş

üyelik